Saidi Nursi'nin İngiliz İstihbaratıyla ilk bağlantısı Sir Herbert Charles Chermside'dır.
Ruslara karşı birlikte çalışması yolunda ikna edilmiş ancak,Sir Chermside'ın "bölgede el-Ehzere benzeyen bir medrese kurulması" önerisini benimseyerek, yeni bir dini bakış açısı getirmiştir
Büyük paraları yönetme becerisi Kızılay gibi güçlü muhasebe ve finans birimlerine sahip kurumlarda var. Oralarda bir kötülüğün olabilmesi için birçok insanın organize edilmesi gerekir ve bu da çok zor.
Ama millet büyük para yönetme becerisiyle birlikte finans ve muhasebe biriminin olup olmamasına bakmaksızın milyarlarca parayı bir adama teslim etti.
Mehmet Bey çok haklı, devletin kurumlar��nda her şey kayıtlıdır, oradan şaşmamak lazım.
Özellikle sosyal bilimler okuyan/mezun arkadaşlar ile Türkiye'nin gerçekçi ve derin konularının meraklılarına..
Türkiye'de istihbaratla ilgili çok tezvirat var. Ayrıca, istihbarat konularına çalışanların bir topluluğu da yok. Ben bu topluluğu kurdum. Zaman zaman Kadıköy'de toplanalım. Buluşmalara katılmak için lütfen şu adrese yazınız: [email protected]
📄Etkin Pişman FETÖ üyesi Ali Bal:
"Orduda (FETÖ tarafından) dinleme cihazı yerleştirilen makam odalarını denetleyip, cihaz araması yapan ve temizleyen bir ekip vardır.
Hava Kuvvetleri'nde bu ekibin adı Yağmurcular'dır ve ekibinin tamamı maalesef örgüttendir."
Yapım: Mahrem/TRT
Rahmetli babam 8 yıl milis başıydı. Sonra kaleşkofunu derketti. NATO'da işe alınacaktı, reddetti. Asker lojmanlarından emekli oldu. Bir şeylerin güvenliğini sağlama konusunda bugünkü NATO'dan daha etkili görev yılları oldu. ;) Babamın reddettiği o göreve yakın akrabam alındı ve oradan emekli oldu.
Biz ise NATO'cu bir aile olmaktan son anda kurtulduk.
Akademisyenleri ilgilendiren önemli düzenleme TBMM'de!
TBMM'ye sunulan kanun teklifiyle;
📌 Üniversitelerde görev yapacak öğretim elemanları da güvenlik soruşturması kapsamına alınıyor.
Düzenleme yasalaşırsa;
✔️ Profesör
✔️ Doçent
✔️ Doktor Öğretim Üyesi
✔️ Öğretim Görevlisi
✔️ Araştırma Görevlisi
atamalarında arşiv araştırmasına ek olarak güvenlik soruşturması da yapılacak.
Muhafazakarlardan kastınız islamcılar ise onlar sadece NATO konusunda değil, Türkiye'de saçaklanan kötülüklerin karşısında da edilgen ve sessiz kalmaları için bürokrasiyle ve sermayeyle ödüllendirildiler.
Türkiye'nin milli güvenlik siyaseti konjonktürel olarak Abdullah Öcalan'a özgürlük mitingine izin verirken, Vezneciler'de yemekhane zamlarını protesto eden gençlerin üstüne 1 tabur polis yığıyor.
Türkiye bir konjonktür ülkesidir. Gazetecisinden, akademisyenine toplum karşısında görünürlük elde etmiş birçok kişi buna göre pozisyonunu koruyor.
Her ne kadar dünya vukuatları karşısında sesleri gittikçe azalsa da kötülüğün bu kadar saçaklandığı bir dönemde şairler, yazarlar ve sanatçılar gerçekliğini korumaya devam ediyor. Fakat bunlara da toplumsal rağbet kalmadı. Yazarı yazar, şairi şair, sanatçıyı sanatçı okuyor, izliyor ve takip ediyor. Toplumsal öncelikler kadükleşti, bireysel menfaatler ise daha öncelikli hale geldi. Kur'an "bir toplum kendinde olanı değiştirmedikçe, Allah'ta onların durumunu değiştirmez (rad11)" diyor.
İslamcı STK'lardaki arkadaşlar o, bu, şu istihbaratçı diye birbirinizi fişliyor, kul hakkına giriyorsunuz. Halbuki başta İçişleri Bakanlığı olmak üzere birçok devlet kurumundan teşvik ve hibe alıyorsunuz ve bu kurumların şartları dolayısıyla tüm katılımcılara ait kimlik bilgilerini ve çalışmalarınızın fotoğraflarını kendi ellerinizle devlete gönderiyorsunuz.
O yüzden 2-3 kişi bir yere oturmak istesek hemen fotoğraf çekme hastalığınız var.
Çoğunuza devlet Türkiye'nin en iyi lokasyonlarında bina tahsis etti ve bürokratik kontenjanlar da çabası.. Siz genç nesil yetiştirme vaadiyle bunlara sahip oluyorsunuz ama devlet hiçbir şey yetiştirmediğinizi de biliyor. Devlet için sadece muhalif olmamanız yeterli olduğu için bu imkanlara sahipsiniz.
Devletin parası ve sunduğu imkanlar sizi cezbediyor.
Bir iş yaparken bürokratik hassasiyet göz etmek benim meselem değil. Türkiye'de istihbarat kapasitesinin gelişimine takoz olan kimi istihbaratçıların kendisi ve dolayısıyla da en ufak taviz bile vermedikleri primitif bakış açıları. Bu, Milli İstihbarat Teşkilatı'nın küresel bir gizli servis olmasının önündeki engellerden biri.
Teknolojiye, argeye ve nitelikli insan istihdamına direniyorlar ama dünyada gerçekleşen vukuatların hızlanması karşısında da edilgen kalıyorlar.
Daraltılmış, diğer bir ifadeyle filtrelenmiş istihdam alanı çözüm getirmiyor. Iddialarınız varsa personel rejiminde çeşitlilik ve eleştirel düşünceye alan açmanız şart.
Ha ben yine gider Bilkent'te Boğaziçi'nde stand açar, sunum yaparım, diyorsan, kolay gelsin..
Ben de 25 yıllık bir siyaset bilimci olarak devlet aklı diye bir şey olmadığını, devlet aklı diye mistifiye edilen şeyin devlet bürokrasisi, özellikle de güvenlik bürokrasisinden ibaret olduğunu ve bu bürokrasinin uzun zamandır Erdoğan tarafından yönetildiğini söyleyebilirim.
İstihbaratla ilgili olan her gelişme benim muhatabımdır. Bunu ilgilileri bilir.
Benim Türkiye için gördüğüm en tehlikeli şeylerin başında istihbarat vesayeti geliyor. Çünkü birilerini bir yerde default olarak konumlandırma konusunda en mahir yapı bu.
Bugün, Türkiye'de görünüm elde etmiş herkes ister doğrudan ister dolaylı olarak bu yapının milli güvenlik siyasetine uygun olarak yerini koruyor.
Mesela televizyonlara bakınız.. İsmet Özel, Hilmi Yavuz, Bülent Somay çıkıp Naipul'u tartışıyorlardı 10 yıl kadar önce. Şu an dünya ve Türkiye vukuatlarını Kemal Öztürk'ten dinliyoruz.
Evet, herhalde Âkif Emre Ağabey’in en baskın yönlerinden biriydi bu: Gençleri teşvik etmek, onlara yol ve kanal açmak, yeni isimlerin ve imzaların görünür duruma gelmesini sağlamak… Dünya Bülteni’nde içerik yayınlatmak üzere etrafımdaki gençlerden kimi kendisine yönlendirsem, o metinler en hızlı şekilde ve en güzel biçimde yer bulurdu.
Keşfettiğim yeni bir fotoğraf, bir video, bir bilgi detayı, Âkif Emre Ağabey tarafından coşkuyla hüsnükabul görürdü. Merhum Muhammed Esed’le vefatından hemen önce yapılan iki bölümlük uzun röportajı kendisine ulaştırdığımda, Dünya Bülteni’nde yer vermiş, kendisini de şahsen paylaşmıştı. Bu yüzden, Muhammed Esed bana bugün hep Âkif Emre Ağabey’i hatırlatır. Esed de muhtemelen Âkif Ağabey için, Arabistan’dan Pakistan’a, oradan da Endülüs’e uzanan bir meşale anlamına geliyordu.
Âkif Emre Ağabey benim için, İslâm coğrafyasına dair bazı bilgilerimin ilk ve birincil kaynağıydı: Aliya’yı gerçek anlamda onunla tanıdım mesela. Endülüs Müslümanlarının ve Moriskoların öyküsünü ondan öğrendim. Şehirlerimizin ruhunu, takip etmemiz gereken İzler’in neler olduğunu, sokakları adımlarken nereye odaklanacağımızı, baktığımız yerde neyi göreceğimizi hep onun ilhamları hatırlattı bana.
Taha Kılınç yazdı... Âkif Emre Ağabey’e rahmetle…
https://t.co/oiobe64f9r
Hilmi Bey haklı.
Zaman zaman bana da aralarında ülkelerinde çok önemli konumlarda insanlar olduğu gibi normal insanların da olduğu isim listeleri geldi. STK'daki arkadaşlar salt müslüman olmasından ötürü bürokrasiye rica ve talepte bulunmaya çalışıyorlar. İşin bir teknik tarafı var ve orası ihmal ediliyor.
Göç İdaresi gündeme gelmişken bir gerçeği de ifade etmek lazım. Bugün Türkiye'de İç İşleri Bakanlığının açıkladığı verilere göre 25 binden fazla hakkında işlen yapılmış DEAŞ'li var. Bunun neredeyse yarısı (en iyi tahminle) yabancı uyruklu. Bunların çoğu göç ile ülkemize girmiş durumda.
Ayrıca 2014'den 2026 yılına kadar DEAŞ saldırılarında yerel hücrelerden daha fazla yabancı uyruklu tutuklandı. Suriye'den getirilen son 10 Deaşlinin de basına sızan ifadelerinden yabancı uyruklularla işbirliği açıkça yer almaktadır.
Bu nedenle @Gocidaresi yabancı uyruklularla ilgili işlemlerde kılı kırk yarması gayet yerinde bir işlemdir. Tabi bazen masumlar da arada haksız biçimde geri gönderilebilmektedir. Ancak STK'lar din kardeşimiz diye herkese kucak açabilirler fakat içeride yardım ve lojistik alan her yabancı uyruklu DEAŞ'linin hesabını bürokratlar öder.
STK'lar biz bilmiyorduk diye işin içinden neden sıyrılırlar bu da ayrı bir sorun. Göç başkanlığı ve TEM STK'ları karşısına alıp aslında kim içeri nasıl girdi, kim hangi STK'ların ismini verdi diye şeffaf olsa ve onları da sorumlu tutsa keşke. Belki o zaman kendilerine yöneltilen bir takım haksız muameleleri de kolayca bertaraf etmiş olurlar.