@aybaltaci böyle bir insan tanımadım. Tanıyan varsa çıkıp ismini söylesin, merak ettik.
Galatasaray ne sadece mekteptir, ne de “kapıyı sonuna kadar açalım” sloganıdır.
İkisini de aynı anda reddedebilmek lazım.
@aybaltaci , propaganda başlıyor.
Bunların hiçbiri liseli değildi. Yine de kulübe çığır açtılar.
Genel kurul zaten yıllardır liselilerin aleyhine dönüyor. Bunu “muhafazakâr yapı korunsun” diye yüceltmek, batan gemide “en azından su girmedi” demeye benziyor.
Öte yandan “halka açalım”
@aybaltaci diyenlerin de aklındaki model belli: Yönetime gelenin torba torba üye yazdığı, paranın konuştuğu, diğer büyüklerin yıllardır yaşadığı o güzel kaos. Onu da sağlıklı bulmuyorum.
Bir de şu efsane var: “Parası var, liseli olmadığı için giremiyor, yönetici olamıyor.”
Bugüne kadar
✍️Galatasaray Liseli bir akademisyenin yazısı:
“APO 2.0’IN VEDASI
Yavru Aslanın Hikâyesi
Bazı hikâyeler içeriden çözülür, bazıları dışarıdan düzeltilir. Bu hikâye ikincisiydi.
O yazı konuşuldu, paylaşıldı; ilgisi boldu. Bu satırlar ise o ilginin alkışını değil, ardından gelen sessizliği not düşüyor.
Başından beri bir kavga figürü değildi; hızla merkeze yerleşme telaşıydı. Yaptıklarını anlatma, verdiklerini sayma, durduğu yeri işaret etme ihtiyacı… Parayla yukarı çıkıp, eğitimle ve kültürle oraya yerleşememiş tiplerin tanıdık refleksi: sessizliği taşıyamazlar. Galatasaray’da sessizlik ayrıcalıktır.
Bu kulüp aceleyi sevmez. Kendini anlatanlar olur; burada kalanlar kendini tutanlardır.
Sosyal medya bu boşluğu kapatmaya çalıştı. Her çıkış “dik duruş”, her polemik “cesaret” diye parlatıldı. Olmadı. Çünkü bazı boşluklar vardır; algıyla dolmaz.
Bir noktadan sonra, Galatasaray’a çok büyük hizmetler yapmış devlet görevlileri hakkında kurulan fütursuz cümlelerle mesele başka bir yere geçti. Orası polemik alanı değil, ölçü alanıdır. O kefeye kendini koymaya kalkarsan, terazi seni tartmaz; mancınık gibi fırlatır.
Kırılma camianın içinden gelmedi. Dışarıdan geldi; üstelik en güvendiği yerden. “Abi” dediği, “çok güveniyorum” diye işaret ettiği federasyon başkanından düştü o kelime. Kamuoyunun önünde, tek hamlelik bir not: yavru aslan.
Ne şakaydı ne mecaz. Söylenenin tartışması olmadı; kaydı tutuldu.
O andan sonra konu değişti. Hakem de değildi mesele, polemik de. İlkokul müsameresi ciddiyetiyle kurgulanmış bir metni bu kadar rahat dolaşıma sokarsan, yalnızca kendini değil, Galatasaray’ın temsilini de o seviyeye indirirsin. Temsil düştüğü yerde kalmaz.
Cevap bağırarak verilmez. Galatasaray’da cevap kadrajla verilir. Şehir dışı ve yurt dışı ziyaretlerde yan yana durulan isimler değişti; kareler kuruldu, sonra kurulmadı. Kurum konuşmadı; yanında gezdirdikleriyle anlattı.
Bu bir tasfiye değildir. Gürültü azalır, alan daralır ve bir noktada fark edilir: tutunacak dal kalmamıştır.
APO 2.0’ın vedası bu yüzden gürültüsüzdür. Yavru aslan hâlâ sahnededir ama sahne artık onun etrafında dönmez.
Galatasaray kalır. Terbiye kalır. Müktesebat kalır.
İsimler arşive kalkar.”
🔴 Hollanda'da Maccabi Tel Aviv taraftarları bir binada asılı olan Filistin bayrağını indirdi.
Bölgedeki Müslümanlar, bayrağı indiren İsrailli taraftarları önce dövdü sonra da nehire atarak "Özgür Filistin" dedirtti.
Yakup Çınar: "Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin ardından protokol tribününde tansiyon yükseldi. İddiaya göre, Fenerbahçeli yönetici Hakan Safi, Galatasaraylı yöneticilere su fırlattı ve su Galatasaray yöneticisi Ece Bora’ya isabet etti. Bunun üzerine Bora, öfkeyle “O. Ç.” şeklinde küfür ederek tepki gösterdi ve arbede çıktı. Galatasaray yönetimi, Hakan Safi’nin tespit edilmesi için kamera kayıtlarını talep etti, ancak Fenerbahçe bu talebe henüz olumlu yanıt vermedi."