Augustine: All of this is what I called 'accidia.' You hate everything about yourself.
Petrarch: I hate everything about other people just as much.
as always, credit to @sentantiq for this beautiful piece.
istanbula şu kötülüğü yapan amerikan yavşağını, sırf araba kullanımını artırmak için şehrin her yerindeki tramvayları yok edip asfalt döktüren iti, asıldı diye kahraman zannediyorlar. Memleketin başına gelmiş en kötü şeylerde top 3’tür belki de birincidir.
Brilliant idea! Next up: Apple randomly reboots your Mac if you're building competing tech, Gmail silently edits your email if you mention rival platforms, and Tesla Autopilot swerves if it detects you're working on self-driving cars.
All in the name of safety, of course. Because malicious actors controlling the world’s operating systems, inboxes and cars would be extremely dangerous!
katar 22’den önce toni kroos falan çıkıp “kupanın burada ne işi var” falan demişti. iran ve ırak milli takımlarının, bugün de somalili hakemin yaşadıkları daha beter bir politik rezaletken konuşması gerekenler pek oralı değil.
Vize tekeli VFS’nin ve onun iş ortağı Gateway’in faaliyetlerini konu alan yazı dizisi bugün sonlanıyor. Bundan önceki dört bölümü sansürlenen serinin son gününde taraflara cevap hakkını kullandırdık.
VFS Global Türkiye ve Azerbaycan Bölge Başkanı Sertan Aslantürk ve Gateway’in sahibi Halis Ali Çakmak’ın açıklamaları birbiriyle tamamen çelişiyor.
Sertan Aslantürk, "Gateway ortak değil, sadece bir taşeron firmadır" derken, Halis Ali Çakmak, "VFS'nin Türkiye'ye giriş sebebi benim, onu burada biz var ettik" yanıtını veriyor. Çakmak, vize aracılık hizmeti fikrini de kendisinin geliştirdiğini söylüyor.
Aslantürk randevu kriziyle ilgili “VFS Global, vize başvuru merkezlerindeki randevuları satmaz” derken, Halis Ali Çakmak, randevu sistemini 2022 yılının sonlarından itibaren VFS’nin işlettiğini, hatta bazı VFS çalışanlarının randevu slotunu geçmişte dışarı sızdırdığının tespit edildiğini, bu kişilerin işlerine son verildiğini savunuyor.
Ayrıntılar için ⤵️
modern zaman ermişi misin be hocam herkes ve her şey hakkında on yıl öncesinden uyarmış bizi.. deli olmadan veli olunmaz demişler. yalçın hoca da başkalarının kurallarıyla bilge olmaktansa kendi kurallarıyla deli olmuştur. delilere ihtiyacımız var, hepimiz çok usluyuz.
Ben şu soruyu sormak istiyorum, cidden samimi bir şekilde soruyorum, herhangi bir eleştiri veya sorgulama derdim yok.
Bu dava yıllardır sürüyor, istediği an bu davayı bitirebilirdi, ben mağdur görülüyorum davada, ben mağdur değilim, Özgür Özel meşru genel başkandır deyip çekilebilirdi.
Dava düşerdi doğrudan. Bunu yapmamış bir insan, mutlak butlan çıkana kadar sabretmiş, artık makara konusu olmuş, sabretmiş, çıkacağını biliyor çünkü.
Sonunda bu karar çıkıyor ve gelip diyor ki "hadi en UYGUN zamanda kurultaya gidelim."
Sizin bunun samimi olduğuna inanmanızdaki motivasyon nedir?
Kurultay yapıldı, kazanıldı diyelim, varsayalım, bu sürecin amacı neydi karşı taraf için? Ortada bir kazanım olması lazım ki sürdürsün değil mi?
Bu soruların cevabını çok merak ediyorum.
Düşüncelerinizi lütfen paylaşın.
CHP yönetimi birkaç hafta öncesine kadar Erdoğan’ı ara seçime zorlamaya çalışırken, Özel’in bu akşam “kurultay” kelimesini kullanmasıyla birlikte butlan karşısında kurultay talep eden bir pozisyona gerilemiş oldu. Bu aynı zamanda alınan butlan kararının meşruiyetini sorgulama imkanını da zayıflatıyor.
Konuşmadaki belirsizlikler ve düşen ton açıkçası umut kırıcı. Umarım siyasetçiler alınan riskin ve bunun yaratacağı uzun vadeli sonuçların farkındadır. @herkesicinCHP
Mahkeme aracılığıyla YSK’nın 2,5 yıl önce tasdiklediği kongrenin iptal edilmesi ve ana muhalefet partisine karşı mutlak butlan ataması yapılması, idari hukukumuzda ve siyasi tarihimizde emsali olmayan bir gelişmedir. Bu karar geçerli olursa artık her partinin yönetimini mahkemeler belirleyebilir. 1946’dan beri kör topal devam eden seçimli sistemimizde bunun bir örneği yok.
Karardan bu yana bazı gazeteci, yorumcu ve siyasetçilerin CHP’nin meşru genel başkanı Özgür Özel’e iki yanlış öneri sunduğunu görüyorum:
1) CHP’den ayrılıp yeni parti kurarak İYİP gibi mücadele edin.
2) Kılıçdaroğlu ile uzlaşıp ya da imza toplayıp olağanüstü kurultaya gidin.
Bu iki yoldan hangisi seçilirse seçilsin CHP, muhalefet ve ülkedeki seçimli sistem kaybeder. Mevziyi kaybeden bu demokratik mücadeleyi de kaybeder.
Kılıçdaroğlu, kongrede kaybettiği ve ardından yeniden aday olamadığı genel başkanlık makamına, iktidar yargısına sırtını dayayarak ulaşmak istiyor. Bu anti-demokratik tavrın mazur görülecek hiçbir tarafı olamaz.
Tabanda hiçbir desteği olmadığı için “uzlaşı” çağrılarıyla tepkileri soğutmaya çalışacak. Oysa iktidar mahkemelerinin genel başkanı belirlediği bir parti, ancak kontrollü bir muhalefet partisi olur.
Kılıçdaroğlu ile uzlaşı, rejimle uzlaşıdır. Yaşanan hukuksuzluğun temize çekilmesidir. Hiçbir demokratik parti bu çağrıya olumlu yanıt veremez.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Düşünce tarihini ne kadar iyi bilirlerse bilsinler, İslamcıların bir türlü anlamadıkları sosyolojik gerçek şudur: Milli Mücadele başlarken Türkiye’de batılı hayat, bütün icaplarıyla en az iki kuşaktır yerleşmiş bir realiteydi. Bu öyle zannedildiği gibi Avrupa’ya giden ve orada
Saygıyla alakası yok, bal gibi otosansür. Sansürden beter bir şey bu üstelik. Fotoğraf çektirirken masa üzerindeki rakıyı saklamak gibi, ikiyüzlülük. Rakı içmek ayıp ya da yasak değil. TRT de kutsal bir yer değil. Hayata dair bir şeyi söyleyemeyecekse ne anlamı var bunun?