Biz ne yaşıyoruz Allahaşkına! Ülkenin yarısından çoğunun tüm vatandaşlık hakları askıya alındı. Sadece vergi vermekle yükümlü kılındık. Söz hakkımız yok, oy hakkımız yok, seçeneğimiz yok, adalet talep etme hakkımız yok, çocuklarımızın geleceği yok, anayasanın tanıdığı tüm haklarımız gasp edildi…Sahi biz ne yaşıyoruz böyle!
Türkiye, kendi kendine sürekli sorunlar yaratan sonra da o sorunları çözmeye çalışmak yerine unutturmak için yeni ve daha büyük sorunlar yaratan bir ülkedir.
Ülkeler 4'e ayrılır: Gelişmiş ülkeler, Gelişmekte olan ülkeler, Arjantin ve Türkiye.
TİP'li Sera Kadıgil: "İşte sizin suçunuz bu ülkeyi emperyalizmin sömürgesi ve çocuklarını da bu kara düzenin gözden çıkarılabilir köleleri haline getirmek.
Sizin suçunuz bu cumhuriyeti alıp tam da o sömürge valisi Tom Barrackların istediği gibi her köşesini rahat rahat talan edebilecekleri bir monarşi haline getirmek.
Bu ultra zenginlerin iktidarının dünyadaki bu kara düzenin Türkiye'deki şubesi de ayağı da sizsiniz.
Ve işte sizin asli ve en affedilmez suçunuz bu. Ve bilin ki bu büyük ihanetten her birinizin yargılandığını görmeden bu verdiğimiz kavga bitmeyecek."
⚠️Sera Kadıgil:
“Hiç lafı evirip çevirmeye gerek yok... Bizim artık bir devletimiz yok.
Devlet artık şirketlere, sermayeye, patronlara ait, bakanlar da onları temsil ediyor. Batan geminin malları şeklinde bir yağmaya dönüştü iş.”
Akp’li Faruk Gökkuş: “Bakanın istifası çözüm mü ?”
CHP'li Ülkü İnanlı: “Öğrencilerini korumak için kendisi ölen Ayla Öğretmenden utanın
Ne demek bakan istifa etmesin.?
İktidar öyle olmuyor, iktidar sorumluluk işi arkadaşlar. Beceremiyorsanız hepiniz istifa edeceksiniz”
“DOLCE FAR NIENTE” :
Yaşam Ağının (Hiç Onu Değiştirme Düşüncesi Olmadan) Farkındalığı
Modern insan, varoluşunu giderek daralan bir ölçütle değerlendiriyor: üretim. Ne kadar çok yaparsak, o kadar var olduğumuzu düşünüyoruz. Gün, yapılacaklar listeleriyle başlıyor; zihnimiz, tamamlanmamış görevlerin yankısıyla dolu. Oysa yaşamın daha derin bir matematiği var. Bu matematik, yalnızca yapılanlarla değil, yapılmayanların açtığı boşluklarla da çalışır. İtalyanların “dolce far niente” dediği — hiçbir şey yapmamanın tatlılığı — işte bu boşlukların değerini hatırlatan bir varoluş hâlidir.
İlk bakışta bu ifade tembelliği çağrıştırır. Oysa burada söz konusu olan edilgen bir durgunluk değil; aksine, bağlantıların zorlanmadan sürdüğü bir bilinç hâlidir. Bağlantısallık bilimi bize şunu öğretir: Hiçbir varlık tek başına anlam taşımaz. Her şey, içinde bulunduğu ağ ile vardır ve o ağ içinde oluşur. İnsan da bu açıdan bir nesne değil; sürekli güncellenen bir ilişkiler örüntüsüdür. Beyindeki nöral bağlantılar, sosyal ilişkiler, kültürel etkileşimler ve enformasyon akışı birlikte “benlik” dediğimiz dinamik yapıyı kurar.
Ancak modern yaşam bu ağı sürekli zorlar. Sürekli uyarı, sürekli veri, sürekli eylem… Bu durum, bağlantıların derinleşmesine değil, yüzeyselleşmesine yol açar. Tıpkı aşırı yüklenmiş bir ağın verimli çalışamaması gibi, zihnimiz de sürekli aktivite altında anlam üretme kapasitesini yitirir. İşte “dolce far niente” bu noktada devreye girer. Bu hâl, bağlantıları koparmak değil; onları yeniden düzenlemek için gerekli olan boşluğu yaratır.
Nörobilim bu durumu destekler. Zihin dış uyaranlardan çekildiğinde, “default mode network” olarak adlandırılan içsel ağlar aktifleşir. Bu ağlar, geçmiş deneyimleri yeniden işler, geleceğe dair olasılıkları kurar ve en önemlisi, dağınık enformasyonu anlamlı bir bütün hâline getirir. Yani insan hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünürken, aslında zihinsel düzeyde yoğun bir bağlantı mimarisi inşa edilir. Bu, üretimin askıya alınması değil; üretimin daha derin bir katmana taşınmasıdır.
Yaşamdaşlık kültürü açısından bakıldığında, bu durum daha da anlam kazanır. Yaşamdaşlık, zihnin merkezine “ben”i değil, yaşamın kendisini yerleştirmeyi önerir. “Ben ne yapmalıyım?” sorusu yerini “yaşam şu anda nasıl akıyor?” sorusuna bırakır. Bu geçiş, bireyi bir üretim makinesinden çıkarıp yaşamın bütünlüğü içinde bir bağlantı düğümü hâline getirir. “Dolce far niente” bu dönüşümün gündelik pratiğidir. İnsan, bu hâlde üretmez; ama yaşamın akışına katılır. Ve çoğu zaman, en derin anlamlar tam da bu katılım anlarında ortaya çıkar.
#Penceremdenİstanbul
Tam 165 adet Belgrad Ormanı yani Türkiye Cumhuriyeti'nin %1’i büyüklüğünde 50 milli park artık 99 yıllığına tesise çevrilebilir, şirketlere kiralanabilir...
Dünyada örneği yok!
Derhal kararı iptal edin! #MilliParklaraDokunma