Batılı-laşmak ve batılı-laşamamak üzerine…
Oğuz Atay’a göre, “Amerikalı, Avrupalı kendi dışındaki kültürleri inceler”, biz ise duyguyla yaklaşırız onlara. Edebiyata bakışımız da öyle. “Biz Steinbeck’in pamuk ve şeftali toplayan işçileriyle birlikte acı çekeriz, Hamlet’in meselesine katılırız; Palto bizi derinden sarar. Batılı değerlendirir, biz severiz.” Bunları yazdıktan sonra “Batı karşıtlığımızı”onaylamadığını söyler Atay. Barbar ve geri kalmış olmadığımızı ispat etmek için yapıyoruz bu düşmanlığı Batıya. “Biz Doğuya da Batıya da sahip çıkabiliriz oysa. Kültürümüzü zenginleştirecek bu evrensel özelliğimizi belki bilmeden baltalıyoruz. Çocukça samimiyetimizi gizlemeye kalkışarak Batılı çürümüş diplomatları taklit etmeye çalışıyoruz. Her şeye sirayet eden bu “taklittir” ki bizi çocuk olmaya daha da yaklaştırıyor. ”
"Boğazıma yılan akmış döv beni"
Boğazıma yılan akmış döv beni; ısırıklarımdan koptu kopacak dilim
uyar beni ağız ağıza çiftleşen bu yılanlardan, kerem eyle vur!..
perçemimden çek götür, çürük elmalar yedir de kustur
derim incecik ve kemikli de değilim, kanım akacak
canım acıdıkça daha bir gürleşecek sesim
duydukların bir şey değil
gülüp geçtiklerim.
Boğazıma yılan akmış döv beni; annem kadar çocuk ol tez elden
içi oyuk kara bir ceviz gibi uyusun tırpan yorgunu bedenim
denkleri dağılsın, destelerini yağmur ıslatsın da
doldurmasın testisini
üç damla.
Boğazıma yılan akmış döv beni; elimde yılanımla
dolaşıyorsam da
boğazına dili akanların yamacında
zaman benim için yazgıya tebdil olmuyor.
Boğazıma yılan akmış döv beni; en geniş halini alacak
yekindiğimde gövdem
al o zaman ölçüsünü boyumun
bir kamışa binip geleyim peşinden
yok hiçbir şey gelmeyecekse elinden
birkaç dakika çocuk ol
ağzımı dikip göğe
senin yerine de
uluyacağım
yoksa ben.
1930’lu yıllarda Kemal Tahir’in başta Nazım Hikmet olmak üzere sol çevre ile kurduğu ilişkiyi incelediğimiz yazımız @Kemal_Tahir_ Kemal Tahir Çalışmaları dergisinde yayımlandı. İlgilenenler için dergi linki aşağıda
https://t.co/fPUMvVp2VE
Kanye West’in İstanbul’daki rekor konseri, postmodern bireyin ontolojik belirsizliğini yansıtır. Özgürlük ile bağımlılık, eleştiri ile uyum arasında salınan bir konumdur.
Israel & Saudi Arabia pushed the U.S. to attack Iran.
Netanyahu killed 72,000 people in Gaza, mostly women & children.
Saudi Arabia is a brutal dictatorship that allows no opposition.
These are the leaders who want to bring “freedom” to Iran?
Does anyone really believe that?
Orhan Pamuk, İslami düşünmediği için milli değil ama yerlidir…
Masumiyet Müzesi ve Pamuk, Tanzimat’ın ürettiği, “yerli seküler-laik kültür”ün ürünü ve taşıyıcısıdır.
Orhan Pamuk 1. sınıf bir romancı, metin mühendisi, edebiyatçıdır.
~•~
Kurgu, ülkenin eko-kültür-politiğini anlatma, birey-toplum-aile münasebetleri konusunda çok iyi bir gözlemci-anlatıcıdır.
~•~
Türkçe bilmiyor, dil bilmiyor gibi ifadeler gülünç… muhafazakar kompleksin ithamı.
~•~
Edebiyat için, kitap, metin, Nobel için kalite yeterli değil…
Pamuk bunu bildiğinden zaten ailesinden, köklerinden gelen sağlam netwörkü çok iyi kullanmış…
Türkiye’nin fay hatlarını dünyaya şikayet ederek Nobel’i garantilemiş, dünya çapında tanınırlık kazanmıştır.
~•~
Yazmak, kalite tek başına yeterli değil yazar siyaseti de gerekli.
~•~
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, Türkiye’nin yerli laik-seküler yaşam tarzı ve kültürünün önemli bir toplamı ve hafızasıdır.
~•~
Keşke milli unsurlar, sağ, miliyetçi-muhafazakar-İslamcılar da, Türkiye’nin dini-İslami kültürünü böyle bir roman, müze vs ile anlatabilse, aktarabilse!
Masumiyet Müzesi dizisi Tanzimat-Cumhuriyet ile zenginleşen Batı özentisi bir kesimin, kompradorların kültürüne sert eleştiri de getirir.
~•~
Kemal’in içinde bulunduğu kompradorlar taşra kökenlerine rağmen kendini toplumun ve milletin üstünde, Avrupai olan herşeyin altında görür... bu topraklara dair olanı ezmeye yeltenirken, Batı karşısında hep eziktirler.
Paris bunların Vatikanı’dır.
Füsun için Paris, hayallerinin zirvesiyken Kemal’in annesinin dile getirdiği gibi artık Paris’te olan herşeyin bulunduğu Nişantaşı, Cumhuriyetle zenginleşen Batıcıların merkezidir.
Birbirlerinin eşlerine baktıkları, giyim kuşamlarını avami tarzda tarttıkları, yedikleri haltların dedikodularını yaptıkları balolar bu kompradorların en büyük eğlencesi ve aslında vitrinleridir.
~•~
Romanın kahramanı Kemal, yazarı Orhan Pamuk gibi bu sınıfın heretiğidir.
İçlerinde olmasına rağmen ailesine, iş çevresine, sosyetesine elbette toplumun tamamına yabancı Kemal, siyasi-ideolojik bir tezi, anlam dünyası olmayan tam bir Batılı “birey”dir.
Kazancını, yaşamını bütünüyle kendi fetişist ve fantezist dünyasına aktaran, ailenin eziği, yaramazı Kemal, kendi içinde tutarlı, kendi ahlakında dürüst bir tipoloji.
~•~
Füsun’a olan ilgisi aşk mı takıntı mı?
Nişanlısından ayrılmadan Füsunla birlikte olmaya başlayan Kemal için her şey en başta oyun aslında… erkenden amacına ulaşmanın verdiği rahatlıkla, tatminin hazzıyla başkasını, Füsun’u düşünmez.
Ama Füsun kendisini terk edince bu sefer ona ilgisi fiziki cinselliğin ötesine geçerek “sahip olma” takıntısına evrilir.
Kemal nişanlısından ayrıldıktan sonra hayatına hiçbir kadın girmez dolayısıyla amacı salt “gönül eğlendirmek”, haz değildir.
Füsun’a sonraları hem fiziken hem ruhen de sahip olmaya çalışır.
Bu manada dizi tam bir Yeşilçam klasiğine dönüşür.
~•~
Füsun ise bir Yeşilçam karakteri gibi içinde bulunduğu alt sınıftan çıkmaya çalışan özentili kızdır.
Yeşilçam’ın çok kullandığı, zengin bir kompradoru ayartarak evlenme, güzellik yarışmalarına katılma, artist olma yollarını Füsun da dener; kolayına yırtabileceği, Yeşilçam’ın sevdiği zenginleşip lüks içinde yaşamak isteyen kız tipolojisi Füsun’da fazlasıyla yer bulur.
Füsun’un arkadaşı yoktur; içki ve sigaraya bir de hayallerine tutunur.
Füsun pasaport sahnesindeki gibi şımarık, kaprisli avami bir yapıdadır.
Füsun’un fantezisi ün, nam, zenginlik, kendi kompradorların içinde asil gösterebilmektir; sosyeteye “kendini kabul ettirmek”tir.
Bu anlamda Füsun fantezisini gerçekleştiremez.
Belki Kemal ile evlenerek bu tatmini sağlayabilecekken kişiliğinden, onurundan ve ruhundan ödün vermeyerek, “bir küpe için” tüm hayatını yakmayı göze alabilmiş, sağlam karakter ortaya koyabilmiştir.
~•~
Füsun’un ölümüyle Kemal fantezisini bütünüyle ondan kalan nesnelere yöneltir.
#Masumiyetmüzesi onun fantezisinin karşılık bulduğu yerdir. Füsun’a kavuşamasa da nesnelerle arzuyu tatmin edebilmiştir.
Füsun’un temas ettiği her “şey”e sahip olması arzuyu karşıladığını gösterir.
12 Eylül darbecilerinin yol çevirmesinde el koydukları “rende”yi askerlerin elinden kurtarınca sergilediği sevinç gösterisi, onun “fetişi fantezi”ye çevirmesinin sonucudur.
~•~
Müzeye masumiyet deme nedeni de kimseye ilişmeden arzu nesneleri ile kurduğu dolaysız ilişki ve platoniğe varan aşkını göstermesindendir.
Masum olan onun takıntılarındaki, fetişizmindeki, fantezilerindeki samimiyettir aslında.
~•~
Masumiyet Müzesi Batıcı komprador-zenginlerin, gündelik hayatından eğlencelerine, ilgilerinden ve suni ahlaklarından tüketim nesnelerine kadar geniş bir kültürel birikimi ortaya koyar.
~•~
Orhan Pamuk için gazozdan kağıt mendile her nesnenin bir “seküler kutsallığı” var.
Nesneleri sadece Masumiyet Müzesinde değil tüm romanlarında insan varoluşunun bir uzvu gibi görür.
~•~
Orhan Pamuk ile Kemal aynı kişidir; her ikisi de toplumdan kaçıp fetişe-fanteziye-nesnelere sığınırlar… tüm haksız kazanç sahipleri gibi.
3) Çok temiz bir öfkesi vardı Nihat abinin. Hatalı olduğunda bile berraktı kavgası. Kim olursanız olun, sizin için kalbi dilinde, kırılgan ve çatık kaşlı bir aile ferdiydi. Gergin ve telâşlıydı. Türkiye’yi bir yere yetiştirmesi gerekiyordu.
A century ago, the West imposed maps, mandates, penciled borders, and foreign rule. Sykes-Picot divided Syria and the broader region for imperial gain—not peace. That mistake cost generations. We will not make it again.
The era of Western interference is over. The future belongs to regional solutions, but partnerships, and a diplomacy grounded in respect. As President Trump emphasized in his May 13th address in Riyadh, ”Gone are the days when Western interventionalists would fly to the Middle East to give lectures on how to live, and how to govern your own affairs."
Syria’s tragedy was born in division. Its rebirth must come through dignity, unity, and investment in its people. That starts with truth, accountability—and working with the region, not around it.
We are standing with Türkiye, the Gulf, and Europe—this time not with troops and lectures, or imaginary boundaries, but shoulder-to-shoulder with the Syrian people themselves. With the fall of the Assad regime the door is open to peace—by eliminating sanctions we are enabling the Syrian people to finally open that door and discover a path to renewed prosperity and security.
Belirli bir düzeyin üstündeki insanların en temel ve çözümü zor problemi, fikrine aşık olmak.
Her konuda pragmatik olunmasını beklemek değil ama netice vermeyen bir şeyi farklı adamlarla denemek de safdillik. Farklı bir şey denediğini sanarak kendini kandırma durumu.
Şu ortaların bir hedefi yoktu mesela bas bas bağırdı bu.
İnsan değişebildiği kadar gelişir...
Mehmet Güven Avcı ile Kemal Tahir’in farklı yönlerine odaklanan metinleri bir araya getirdiği çalışması Kemal Tahir’i Okuma Kılavuzu üzerine konuştuk. https://t.co/23tlRuXmSp
Nasihatimdir, vasiyetimdir
Güneş her gün daha mütekâmil bir dünyaya doğmaz. Tarih ezelden ebede dümdüz uzanan doğrusal bir hat değil, devirli bir oluşumdur. Gün olur, en gerideki en öndekinden ileride olur. Aristarkus, Kopernik’e “zıpçıktı astrolog” diyen devrimci Martin Luter’den daha ilericidir. Ahmet Yesevi, Kadızade Mehmet’in çok ötesinde. Siz istihkâmlarınızı güçlendirin, zor zamanları fırsata çevirin. Benim yaşıma geldiğinizde, benim hiç olamadığım kadar hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn ve metîn olun.
Aziz ülkemize gelince, ille de bir şeye benzetecekseniz, her budağından sürgün atan salkım saçak bir böğürtlen çalısına benzeteceksiniz Türkiye’yi. Bir sürgünü çiçeğe dururken, diğerinin kurumakta, ötekinin meyve vermekte olduğunu görün. Tek bir sürgüne takılıp kalmayın, bütüne bakmayı adet edinin. Unutmayın ki düz akılla anlaşılmaz, pergele, cetvele gelmez, kendisine has bir kimliği vardır, Türkiye’nin. Batmaz. Batarsa, okyanuslar taşar. Mademki son temsilcileriyiz Gezegen’in iyiliği için yaşatılması elzem bir medeniyetin, bizi durduracak tek “gerçek”, soğuyan Güneş’in dünyamızı yarı yolda bırakması ihtimali olmalı.
ALEV ALATLI
1942 - 2024