Haluk Levent hakkındaki iddiaların doğru olup olmadığına yargı karar verecek. Mesele yalnızca Haluk Levent de değil zaten. Asıl mesele, deprem günlerinde “yardım ettim” diyen herkesin otomatik olarak sorgulanamaz bir azize dönüştürülmesi.
Çünkü o günlerde yardım ettiğini söylemek yetiyordu. Yardımın nereye gittiği, gerçekten gidip gitmediği, gittiyse kime verildiği gibi ayrıntılar biraz tatsız bulunuyordu.
Sonuçta insan iyilik yapmıştı.
Bir de üstüne hesap mı verecekti?
Ben afet koordinasyonunun içindeydim. Tam dolu denilen tırların yarı dolu döndüğünü, yardım amacıyla teslim alınan malzemelerin bölgeye hiç getirilmediğini, getirilenlerin ise vatandaşa ulaştırılmadan depolarda tutulduğunu duyduk, gördük, takip ettik.
Depremzede dışarıda battaniye arıyordu, battaniye içeride istifleniyordu.
Çünkü dağıtılırsa stok azalacaktı.
Stok azalırsa ihtiyaç da azalabilirdi.
İhtiyacın azalması ise bazı organizasyonların çalışma prensibine aykırıydı.
Bütün bunlar yaşanırken bir taraftan da “AFAD yardım tırlarına el koydu” haberleri dolaştırılıyordu.
AFAD neydi peki?
Kimdi?
Kimin kurumuydu?
Müsaadesi olanlar için açıklayayım:
AFAD; açılımı “Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı” olan, Türkiye’de afet ve acil durumlara ilişkin çalışmaları koordine etmek ve yürütmekle görevli resmî devlet kurumudur.
On bir ilin etkilendiği böylesine büyük bir afette süreci devlet yönetmeyecekti de kim yönetecekti?
Tırı ilk gören mi?
Takipçisi fazla olan mı?
Kameraya en üzgün bakabilen mi?
Afet bölgesine ulaşan herkes bir anda afet kahramanı ilan edilmişti. Bir tırın yanında fotoğraf çektiren lojistik uzmanı, iki koli taşıyan kriz koordinatörü, evde oturacağına bir şeyler yapmış olan da tarihi şahsiyet oluyordu.
Elbette gerçekten yardım eden, ismini dahi söylemeden çalışan, elindekini paylaşan binlerce insan vardı. Allah hepsinden razı olsun. Onların emeği hiçbir tartışmanın konusu değildir.
Fakat bir de yardımı ulaştırmaktan çok 'tanınmaya çalışan' bir güruh vardı.
Enkazların önünde poz verenler…
Hastane koridorlarında poz kesenler…
Acının ortasında kendisine görünürlük alanı açmaya çalışanlar…
Bir de afeti idrak edemeden sıcak yuvasında oturan, afet bölgesinde bir tanıdığı dahi bulunmayan ama her konuda derin memnuniyetsizlik üretmeyi başaranlar vardı. Devletin yaptığı her şeyi “zaten görevi” diyerek küçümsüyorlardı.
Evet, devletin göreviydi.
Ama bu basit cümle yolların açılmasını, güvenliğin sağlanmasını, milyonlarca insanın barınma ve iaşesinin organize edilmesini, hastanelerin kurulmasını, enkazların kaldırılmasını ve şehirlerin yeniden inşa edilmesini küçük bir iş hâline getirmiyor.
Göreviydi diye kolay değildi.
Göreviydi diye değersiz hiç değildi.
Bir şahıs birkaç gün bölgede göründüğünde hakkında destanlar yazıldı. Devlet yıllarca orada kaldığında ise “zaten görevi” denildi.
İyi de devlet dediğin budur zaten.
Alkışlar azaldığında geri çekilmeyen,
gündem değiştiğinde sorumluluğunu terk etmeyen,
yalnızca afet anında değil, ertesi gün ve ertesi yıl da sahada kalan,
üstelik yalnızca bugünün yaralarını sarmakla yetinmeyip, şehrin geleceğini sosyal, ekonomik ve fiziki bütünlüğü içinde yeniden inşa edebilendir.
Afetin en sıcak günlerinde Azerbaycan’dan battaniyelerle yola çıkan o kırmızı araba, ceplerine dayanışma notları bırakılmış montlar, harçlıklarını depremzedelerle paylaşan evlatlar hafızamıza kazınan çok kıymetli iyi niyet örnekleriydi.
Afet anında yönetimi yalnızca iyi niyetle olmaz. Kayıt ister, denetim ister, koordinasyon ister, süreklilik ister, yetki ister, güç ister.
Yani biraz tatsız olacak, bazılarının romantizmi bozulacak ama devlet ister.
Konuyu Haluk Levent ile sınırlı tutmuyorum, isimlerin sayısını hızlıca artırabiliriz. Biraz hafızayı yoklasak, çok yakın çevremizden bile kalabalık bir “itibar istismarı kadrosu” çıkarabiliriz.
Böyle zamanlarda
Şahıs gelir; görüntüsünü verir, itibarını alır, gider.
Devlet ertesi sabah da oradadır.
Ertesi yıl da.
Yardım eden herkes kıymetlidir. Fakat hiç kimse hesap vermeyecek kadar kıymetli değildir.
Bağış, yalnızca iyi niyet göstergesi değil; emanettir. Emanetin de teslim alındığına değil, gerçekten yerine ulaştırıldığına bakılır.
Devleti yok sayıp bir siyasetçiyi, sanatçıyı, derneği ya da sosyal medya figürünü devletleştiren bu romantizme razı değilim.
Ne Antakya ne de afet bölgesinin tek bir metrekaresi, herhangi birinin iyilik kariyerinin dekoru değildir.
🗳️ Sayın Aziz Yıldırım, Olağanüstü Seçimli Genel Kurul Toplantımızda aldığı 17.245 oyla Kulübümüzün Başkanı seçilmiştir.
🟡 Aziz Yıldırım: 17.245
⚪️ Hakan Safi: 9.927
Yalova’da, terör örgütü DEAŞ’a yönelik yapılan operasyonda şehit düşen
Kahraman polislerimize Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum.
Yaralı polislerimize ve bekçimize acil şifalar diliyorum.
Başımız sağ olsun.🇹🇷🇹🇷🇹🇷
📍Antakya / Hatay
Merhaba neredeyse her ay Hatay’a gelen biriyim. Sizden ricam Hatay’a gelmeyen hiç buraların nabzını tutmayan sokaklarını bilmeyen gazetecilerin söylediklerine itibar etmeyin…Zira onları hiç burada görmedik…
📍Antakya / Hatay
Merhaba neredeyse her ay Hatay’a gelen biriyim. Sizden ricam Hatay’a gelmeyen hiç buraların nabzını tutmayan sokaklarını bilmeyen gazetecilerin söylediklerine itibar etmeyin…Zira onları hiç burada görmedik…
Beraberlik Sana Yazar Domenico Tedesco…
Harika bir koreografi ve görsel şölene yanlış kadro tercihi gölge düşürdü.
En-Nesyri ilk 11 için yanlış tercihti. Kondisyon, hırs ve mücadele yoktur.
Jhon Duran ve Talisca bu maçta banko ilk 11 başlamalıydı.
@Fenerbahce
Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde meydana gelen depremden etkilenen vatandaşlarımıza geçmiş olsun diler, her hangi bir olumsuz durumun olmamasını temenni ederim.
#Balıkesirdeprem
Görev süreniz içerisinde mesai mefhumu gözetmeksizin Fenerbahçe’mize göstermiş olduğunuz liyakatınızdan dolayı teşekkür ederiz. Yolunuz açık olsun başkanım. 💛💙
@ErolBilecik
Büyük Fenerbahçe Camiasına,
Son dönemde şahsım ve ailem üzerinden kulübümüzü hedef alan karalama kampanyaları nedeniyle, eylül ayındaki olağanüstü kongrede Yönetim Kurulu üyeliğine aday olmayacağım yönündeki kararımı kamuoyuna duyurmuştum. Bu kararım, Fenerbahçe’mizin kurumsallaşması ve sürdürülebilir büyüme hedefi doğrultusunda, taşıdığım sorumluluklara odaklanma amacı taşıyordu.
Ne yazık ki bu süreçte şahsıma yöneltilen saldırıların kulübümüzün gündemini meşgul etmeyi sürdürdüğünü gözlemliyorum. Yeni sezon öncesinde Fenerbahçe’mizin yalnızca birlik ve başarı hedeflerine odaklanması gerektiğine yürekten inanıyorum.
Bu nedenle, bugün itibarıyla Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu Üyeliği görevimden istifa etme kararı aldığımı kamuoyunun bilgisine saygıyla sunuyorum.
Kıymetli Fenerbahçeliler,
Geride bıraktığımız görev yılları boyunca, kulübümüzün borç yükününün azaltılması ve mali yapısının yeniden ayağa kaldırılması başta olmak üzere; yönetim politikamızda şeffaflık, denetim ve kurumsallaşmayı tesis etmek için ve kararlılıkla kulübümüzü sağlam bir yapıya kavuşturmak için çalıştık.
Ve bugün, büyük bir iç huzurla ifade ediyorum ki; kulübümüzün finansal borç yükü artık sürdürülebilir bir düzeye ulaşmıştır. Çok yakın bir gelecekte, mali bağımsızlığımızı kazanacağımız günlerin müjdesini Sayın Başkanımız Ali Koç camiamıza verecektir. Emin olun, bu sadece bir mali başarı değil; kulübümüz adına bir yeniden doğuş hamlesidir.
Gönül isterdi ki herkes için verilen emekler her anlamda taçlansın. Ama biliyoruz ki, bazı mücadeleler zamanını bekler; bazı hizmetler ise sessizce büyür.
Hayatım boyunca taşıdığım en büyük onurlardan biri de,Fenerbahçe’mize hizmet edebilmekti. Bizlere güvenen, destek olan, her daim iyi niyetini hissettiren ve eleştirilerini samimiyetle ileten herkese yürekten teşekkür ediyorum. Yedi yıllık süreçte bilmeden, istemeden kalbini kırdığım herkesin anlayışına sığınıyorum.
Bu vesileyle, birlikte görev yapmaktan büyük bir gurur duyduğum başta Sayın Başkanımız Ali Koç olmak üzere tüm Yönetim Kurulu Üyelerine, kulüp çalışanlarımıza ve büyük Fenerbahçe Camiasına gönülden teşekkür ediyorum.
Sonsuza dek Fenerbahçe.
Saygılarımla.