2. "#Felsefe yapmak için en büyük özgürlüğe sahip olacaksınız ve Prens' in, bu özgürlüğü resmi dini rahatsız etmek üzere istismar etmeyeceğinize inancı tamdır."
Fakat Spinoza teklifi reddeder.
4. "...değiştirilmesi, eleştirilmesi, ıslah edilmesi, tekâmül ettirilmesi başka bir şeydir. Felsefe olmadığı zaman Mezopotamya’dan AKP’ye geçersiniz. Felsefe olduğu zaman Sparta’dan Atina’ya, Atina’dan modern çağa geçersiniz."
Prof. Dr. Ahmet Arslan
DİN BİR EFSANE MİDİR?
1."... Din çok ciddi bir şeydir. Yani dinsiz uygarlık olmamıştır şimdiye kadar. 'E bu nasıl olur mu?' e bilmiyorum. Ha, ben dinsizim de ama benimki uygarlık değil.
3."Ama din son tahlilde efsanedir. Nasıl bir efsane?Toplumun var olabilmesi için,kurulabilmesi için, yaşayabilmesi için bir efsanedir.
E felsefe hani iyi bir şeydi?Yahu, toplumun var olması başka bir şeydir;toplumun zaman içerisinde sözünü ettiğim yönde olumlu yönde değişmesi,"
Dünyada iki tür insan vardır;
biri dünyayı siyah-beyaz gören ve ara renklere hiç mi hiç tahammül etmeyen, diğeri ise hayatın asıl renginin tonlarda saklı olduğunu bilen...
#2NBülteni 📌 #Dijital_Vicdan
📰 NE OLDU?
Türk Dil Kurumu (TDK), 2025 yılının kelimesi/kavramı olarak “Dijital Vicdan”ı seçti. Seçim süreci, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi iş birliğiyle yürütüldü. Halktan gelen öneriler arasından belirlenen beş kavram, uzman değerlendirmesi ve halk oylamasıyla elendi ve sonuçta “dijital vicdan” öne çıktı. #TDK’nın açıklamasına göre dijital vicdan, bireylerin sosyal medya ortamlarında yaşanan insani, ahlaki ve toplumsal sorunlara beğeni, paylaşım, yorum gibi düşük maliyetli dijital tepkilerle katılım göstermesini; bu sembolik etkileşimlerin ise kişide “vicdani sorumluluğunu yerine getirmiş olma” hissi oluşturmasını ifade ediyor. Açıklamada özellikle küresel ölçekte yaşanan ağır insanlık dramları karşısında, dijital duyarlılığın gerçek eylemin ve somut sorumluluğun yerine geçebilme riskine dikkat çekiliyor. TDK, bu kavramla dijital çağda vicdanın görünür hâle geldiğini, ancak bu görünürlüğün her zaman gerçek bir ahlaki tutum ve davranışa dönüşmediğini vurguluyor.
🧠 NE ANLAMAGELİYOR?
Bu tercih, TDK’nin yalnızca dilde olup biteni kayda geçmediğini, aynı zamanda çağın ahlaki kırılmalarını isimlendirme iddiası taşıdığını gösteriyor. “Dijital vicdan” kavramı, sosyal medyada artan duyarlılığın neden çoğu zaman eylemsiz kaldığı sorusunu doğrudan önümüze koyuyor: Beğenmek, paylaşmak ve gündem etmek gerçekten sorumluluk almak mı, yoksa vicdanı geçici olarak rahatlatan bir dijital ritüel mi? Kavram, dijital görünürlük ile gerçek ahlaki yükümlülük arasındaki mesafenin açıldığına işaret ediyor. Bu yönüyle bir teşhis koyuyor ama kesin bir hüküm vermiyor; topluma şu soruyu bırakıyor: Dijital alanda “iyi hissetmek” mi istiyoruz, yoksa bedeli olan bir sorumluluğu üstlenmek mi? TDK’nin 2025 kelimesi tercihi, tam olarak bu gerilimi görünür kılıyor.
🏷️ Etiketler
#DijitalVicdan #TDK2025 #YılınKelimesi #DilVeToplum #SosyalMedya #Vicdan #DijitalÇağ #ToplumsalSorumluluk #KavramAnalizi #ZamanınRuhu @acepfikir@usvadisi@TDK_govtr@ankarailahiyat
BİR DOZ BİLGİ
Cambridge Üniversitesi araştırmasına göre kritik dönüm noktaları 9, 32, 66 ve 83 yaşlarında. Ergenlik döneminin beyin yapısı 9-32 yaş arasında sürüyor, bölünmeler en verimli hale geliyor. 32'den sonra yetişkinlik sürüyoruz; en uzun ve stabil bir dönem!
#pazartesi
@TIME dergisi, geleneksel "Yılın Kişisi" seçiminde bu yıl farklı bir karar alarak yapay zeka sektörünün öncü isimlerini kapağına taşıdı.
Dergi, iki farklı kapak tasarımıyla yayınlanan özel sayısında yapay zekanın dünya üzerindeki artan etkisine dikkat çekti. Kapaklardan birinde AI yazısının bir gökdelen gibi inşa edildiği görülürken, diğerinde ise 1932 yılında çekilen ikonik "Lunch Atop a Skyscraper" fotoğrafına gönderme yapılıyor.
İkonik Fotoğrafa Modern Yorum
1932 yılında Rockefeller Center'ın inşaatı sırasında çekilen ünlü fotoğraf, 11 demir işçisinin 260 metre yükseklikte, herhangi bir güvenlik ekipmanı olmadan oturup öğle yemeği yediği anı ölümlüleştirmişti. TIME'ın yeni kapağında ise 8 yapay zeka lideri, benzer şekilde bir AI gökdeleninin zirvesinde yan yana oturmuş, birbirleriyle sohbet eder vaziyette görülüyor.
TIME dergisinin konuya ilişkin yayınladığı yazıda, dünyadaki güç dengesinin değiştiği vurgulanıyor. Yazıda, "İnsanlık bir sabah uyandı ve direksiyonda artık sadece siyasetçilerin olmadığını gördü. Çip üretenler, model eğitenler ve veri merkezi kuranlar da orada" ifadeleri kullanıldı.
Dergi, 2025 yılını yapay zekanın basit bir araç olmaktan çıkıp dünya ekonomisini, savaş stratejilerini, çocukların zihinsel gelişimini, işin tanımını ve tüm dünyayı yeniden şekillendirdiği bir dönüm noktası olarak nitelendiriyor.
Yazıda özellikle @NVIDIA CEO'su #Jensen_Huang'ın deri ceketiyle birlikte dev veri merkezlerinin simgesi haline geldiği belirtiliyor. TIME'a göre Beyaz Saray'dan Çin'e, Teksas çöllerindeki veri merkezlerinden telefonlardaki ekranlara kadar her şey artık aynı teknolojik ekosistemin parçası.
Dergi, Huang'ın ürettiği çiplerin "dünyanın yeni elektriği" haline geldiğini, bunların şehirleri değil ama kararları aydınlatan ışıklar olduğunu vurguluyor.
TIME dergisi önceki yıllarda 2023'te Taylor Swift'i, 2024'te ise Donald Trump'ı "Yılın Kişisi" olarak seçmişti. Bu yılki tercih, teknoloji sektörünün artan etkisinin bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
________
#cumartesi
(AA) @anadoluajansi Teyit Hattı’nda yer alan bilgilere göre, 25 Aralık 2025 tarihinde #Resmi_Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye’nin kamu teknoloji yönetim yapısında önemli bir kurumsal dönüşüm gerçekleştirilmiştir. Bu düzenleme kapsamında, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren “Milli Teknoloji Genel Müdürlüğü”nün görev alanı genişletilmiş ve birimin adı "Milli Teknoloji ve Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü” olarak değiştirilmiştir.
Bununla eş zamanlı olarak, yapay zekâ teknolojilerinin doğrudan kamu politikaları, kamu hizmetleri ve devlet kurumları ölçeğinde planlanması ve yönetilmesi amacıyla “Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü” adıyla yeni ve müstakil bir genel müdürlük kurulmuştur. Bu adım, yapay zekânın yalnızca özel sektör, Ar-Ge veya sanayi eksenli bir teknoloji alanı olmaktan çıkarılarak, devletin merkezî idari yapısı içinde kurumsal ve sürekli bir politika alanı hâline getirildiğini göstermektedir.
AA’nın aktardığına göre Kamu Yapay Zekâ Genel Müdürlüğü; Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi doğrultusunda kamu kurumları arasında koordinasyon sağlamak, yapay zekâ uygulamalarına ilişkin hukuki ve etik çerçeveyi oluşturmak ve bu çerçevenin uygulanmasını denetlemek, kamuya ait veri merkezleri ile bulut bilişim altyapılarının kurulması ve standartlarının belirlenmesini yönetmek ve bu alanda nitelikli insan kaynağı yetiştirilmesini desteklemekle görevlendirilmiştir.
___
#YapayZekâ #KamuYapayZekâ #DijitalDönüşüm #MilliTeknolojiHamlesi #YapayZekâPolitikası #TeknolojiYönetimi #KamuTeknolojileri #AIRegülasyonu #TürkiyeAI #TeknolojiDevleti #cumartesi
#Georgia_State_Üniversitesi’nden yardımcı doçent #Andrew_Heiss, ödev değerlendirme sürecinde yapay zekâ tarafından uydurulan ve yaşayan akademisyenlerin isimlerini taklit eden sahte kaynakların profesyonel akademik literatüre sızdığını keşfetti. Tıpkı sahte hukuki emsaller kullanan avukat vakalarında olduğu gibi, öğrencilerin de var olmayan dergilere ve çalışmalara işaret eden ikna edici dipnotlara başvurduğunu fark eden Heiss, #Google_Akademik’te yer alan sahte atıfların, başka gerçek akademik makaleler tarafından kaynak gösterilerek adeta “aklandığını” ve bu yolla meşruiyet illüzyonunun güçlendiğini saptadı.
Bu sürecin, kütüphanecilerin mesailerinin yaklaşık %15’ini, gerçekte var olmayan akademik kayıtları araştırmakla geçirmelerine yol açtığı belirtiliyor. Psikolog ve bilişsel bilimci #Iris_van_Rooij, bu durumu “bilginin yok edilişi” olarak tanımlarken; yazılım mühendisi ve teknoloji uzmanı #Anthony_Moser, büyük dil modellerinin yapısal olarak gerçeğe kayıtsız olduğunu ve 2023 yılında öngördüğü risklerin artık somut biçimde gerçeğe dönüştüğünü vurguluyor. Bilimsel yayıncılıktaki bu “bataklığın” giderek büyüdüğüne dikkat çeken #California_Üniversitesi San Diego’dan felsefe profesörü ve Bilim Felsefesi Derneği Başkanı #Craig_Callender ise, yapay zekâ destekli arama ve özetleme araçlarının sahte yayınlara farkında olmadan meşruiyet kazandırarak akademik dezenformasyonu pekiştirdiğini ve araştırmacıların atıf zincirini geriye doğru izleme ve doğrulama kapasitesini ciddi biçimde zorladığını ifade ediyor.
🏷️ Etiketler
#YapayZeka #AkademikEtik #BilimselYayıncılık #AkademikDezenformasyon #AIveBilim #BilgiGüvenliği #BilimEtiği #YapayZekaRiskleri #AkademikDürüstlük #DijitalDezenformasyon
1 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere #net asgari ücret 28 bin 75 lira, #brüt asgari ücret tutarı ise 33 bin 30 lira olarak belirlenmiştir. Yapılan bu artışla asgari ücret geçtiğimiz yıla göre yüzde 27 oranında artırmış görünüyor.
#asgariücret#çarșamba
#Erich_Fromm’a göre insanın yüzleşmekten en çok kaçındığı gerçek, yaptığı hatayı bilmeden değil, çoğu zaman bilerek tekrar ettiğidir. Bu tekrar, sıradan bir dalgınlıkla ya da talihsizlikle açıklanamaz. Burada söz konusu olan, insanın tanıdığı acıyı, henüz deneyimlemediği bir mutluluğa tercih etmesidir. Fromm, insanın güvenlik ihtiyacının çoğu zaman mutluluk arzusunun önüne geçtiğini söyler. Güvenlik, bilineni; mutluluk ise belirsizi çağırır. Ve belirsizlik, insan zihni için yalnızca bir risk değil, varoluşsal bir tehdittir.
Bu noktada Fromm’un analizi, modern psikolojinin bugün #konfor_alanı diye adlandırdığı olguyu çok daha derin bir zeminde açıklar. İnsan, kendisini inciten ilişki biçimlerine, tüketen iş düzenlerine ya da değersizleştirildiği sosyal rollere tekrar tekrar döner. Aynı tür insanlara bağlanan birey bunun çarpıcı bir örneğidir. Kişi, hayal kırıklığı yaşayacağını neredeyse baştan bilmesine rağmen benzer karakter yapılarına çekilir. Çünkü o ilişki biçimi, acı üretse bile zihnin tanıdığı bir düzen sunar. Bilinen acı, bilinmeyen ihtimale tercih edilir.
#Fromm’a göre mesele yapılan hatanın kendisi değildir. Asıl mesele, değişmenin beraberinde getirdiği sorumluluktur. Değişmek, “bunu artık ben seçiyorum” demektir. Ve seçim, insanı özgürleştirirken aynı anda korumasız bırakır. Bu noktada Fromm’un düşüncesi, ’ın “kaygı” kavramıyla kesişir. Kierkegaard’a göre kaygı, insanın özgürlüğüyle yüzleştiği anda ortaya çıkar. Çünkü özgürlük, aynı zamanda yanlış yapabilme ihtimalidir. İnsan bu yüzden özgürlükten kaçar; sorumluluğu kadere, karaktere ya da geçmişe devreder.
Benzer bir gerilim, ’ta da karşımıza çıkar. #Sartre’ın “kötü niyet” (mauvaise foi) dediği şey, bireyin kendi seçimlerinin yükünden kaçmak için kendini sabit bir kimliğe hapsetmesidir. #Ben_böyleyim demek, çoğu zaman bir tespit değil, bir kaçış cümlesidir. Fromm’un #özgürlükten_kaçış dediği olgu tam olarak burada kristalleşir: İnsan özgürlüğü ister, fakat özgürlüğün bedelini ödemek istemez.
Bu durum günümüz dünyasında daha görünür hâle gelmiştir. Dijital platformlarda aynı tür içeriklere maruz kalmak, algoritmaların sunduğu tanıdık düşünce balonlarının içinde kalmak, hatta toksik iş ortamlarında yıllarca kalmayı #istikrar diye adlandırmak bu psikolojinin çağdaş biçimleridir. İnsan, rahatsız olduğu düzeni eleştirir; ama onu terk etmenin yaratacağı belirsizlikten daha çok korkar. Böylece kader diye adlandırılan şey, yavaş yavaş tekrarların ürünü hâline gelir.
Fromm’un en sert tespiti tam da burada anlam kazanır: İnsan, kader dediği şeyin büyük bir bölümünü kendi tekrarlarıyla inşa eder. Kader, çoğu zaman dışsal bir yazgı değil; içselleştirilmiş alışkanlıkların sürekliliğidir. Bu nedenle gerçek dönüşüm, büyük ve dramatik kararlarla değil, küçük ama bilinçli bir duraksamayla başlar. Aynı hatayı bir kez daha yapmak üzereyken durup şu soruyu sorabilmekle: “Ben bunu gerçekten istiyor muyum, yoksa sadece bunu tanıyor muyum?”
Bu noktada özgürlük, hatasızlık anlamına gelmez. Özgürlük, otomatikliğin kırılmasıdır. İnsan, alışkanlıklarını fark ettiği anda, onlara bütünüyle hâkim olmasa bile artık onlarla özdeşleşmek zorunda değildir. Fromm’un düşüncesinde özgürlük, mükemmellik değil; bilinçtir. Ve bilinç, insanın kendi hayatını ilk kez gerçekten sahiplenmeye başladığı eşiktir.
___
#ErichFromm #ÖzgürlüktenKaçış #TekrarlarınKaderi #VaroluşsalCesaret #BilinçVeÖzgürlük #DeğişimSorumluluktur #KonforAlanı #İnsanPsikolojisi #FelsefiDerinlik #Modernİnsan #pazar
🧠 TÜBİTAK 2204-A Araştırma Projesi | Eğitimde Yapay Zekâ
“Lise Ekosisteminde Üretken Yapay Zekâ ve Antropomorfik Güven” başlıklı araştırmamızda, lise öğrencileri ve öğretmenlerin üretken yapay zekâ araçlarına yönelik algılarını; bu araçlara atfedilen insan benzeri güven, rehberlik ve otorite beklileri bağlamında incelemekteyiz.
Bu çalışma, yapay zekânın yalnızca bir “araç” olarak mı yoksa bir “özne” gibi mi algılandığı sorusuna, saha verileri üzerinden cevap aramaktadır.
📌 Anketlerde hiçbir kişisel bilgi talep edilmemektedir.
📌 Tüm veriler tamamen anonim ve yalnızca bilimsel amaçlarla kullanılacaktır.
📌 Katılım gönüllülük esasına dayanmaktadır.
⏱️ Anketlerin doldurulması yaklaşık 1–2 dakika sürmektedir.
Araştırmanın sağlıklı ve anlamlı sonuçlara ulaşabilmesi için hem öğretmenlerin katılımı hem de öğrenci anketinin sınıflarla paylaşılması büyük önem taşımaktadır.
🔗 Öğrenci Anketi:
https://t.co/OTq7pR5Wh7
🔗 Öğretmen Anketi:
https://t.co/LKdM4b87sS
Katkı sunan tüm meslektaşlarıma ve eğitim paydaşlarına teşekkür ederim.
#YapayZekâ #ÜretkenYapayZekâ #EğitimdeYapayZekâ #TÜBİTAK #AIveEğitim #DijitalEtik
Büyükanne ve büyükbabalarıyla düzenli ve anlamlı ilişkiler sürdüren çocukların, duygusal sağlık ve psikolojik dayanıklılık açısından daha güçlü bir gelişim gösterdiği giderek daha net biçimde ortaya konmaktadır. Bu bağ, yalnızca aile içi bir yakınlık değil; çocuğun dünyayı güvenli ve öngörülebilir bir yer olarak algılamasını sağlayan temel bir duygusal zemin işlevi görmektedir.
Harvard Üniversitesi Çocuk Gelişimi Merkezi tarafından vurgulanan araştırmalar, çocukluk döneminde kurulan destekleyici ve istikrarlı ilişkilerin, erken yaşta maruz kalınan stres faktörlerine karşı güçlü bir tampon mekanizması oluşturduğunu göstermektedir. Özellikle süreklilik taşıyan şefkatli bağlar, çocuğun stres düzenleme sistemlerini dengelerken, sinir sisteminin sağlıklı biçimde olgunlaşmasına da katkı sunmaktadır. Bu noktada büyükanne ve büyükbabalar, çoğu zaman ebeveynliğin gündelik baskılarından bağımsız, daha sakin, daha sabırlı ve koşulsuz bir duygusal varlık sunabilen eşsiz figürler olarak öne çıkmaktadır.
Nörogelişimsel açıdan bakıldığında, bu tür ilişkiler çocuğun otonom sinir sistemi üzerinde düzenleyici bir etki yaratır. Güvende olma hissi, kortizol gibi stres hormonlarının daha dengeli salınmasını sağlarken, duygusal tepkilerin daha sakin ve kontrollü biçimde ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Bu da yalnızca anlık bir rahatlama değil, uzun vadeli bir duygusal esneklik ve içsel dayanıklılık inşası anlamına gelir.
Araştırmalar, büyükanne ve büyükbabalarıyla düzenli temas hâlinde olan çocuklarda depresif belirtilerin daha düşük düzeylerde seyrettiğini, stres karşısında verilen tepkilerin daha ölçülü olduğunu ve empati becerilerinin daha gelişmiş olduğunu göstermektedir. Bu çocuklar, başkalarının duygularını anlamaya daha açık, ilişkilerinde daha güvenli ve duygusal zorluklar karşısında daha dirençli bireyler olma eğilimi taşımaktadır.
Sonuç olarak, kuşaklar arası bağ yalnızca geçmişle kurulan bir hatıra köprüsü değil; çocuğun ruhsal geleceğini şekillendiren sessiz ama derin bir destektir. Büyükanne ve büyükbabaların sunduğu bu istikrarlı sevgi, çocuğun iç dünyasında kalıcı bir güven duygusu inşa eder ve hayatın kaçınılmaz dalgalanmaları karşısında tutunabileceği sağlam bir iç dayanak oluşturur.
#AileBağları #ÇocukGelişimi #DuygusalDayanıklılık #RuhSağlığı #KuşaklararasıBağ #Empati #GüvenliBağlanma #Psikoloji #Ebeveynlik #İnsanGelişimi #Güllü #cumartesi
#Tuğyan kelimesi Arapça kökenli olup anlam alanı, sıradan bir sertlikten çok daha fazlasıdır: "Sınırı geçmek, ölçüyü paramparça etmek, kendini durduracak hiçbir eşiğin kalmamasıdır." Görüldüğü gibi insanın içini ürperten bu anlam içerikleri; kontrolsüz bir nehir gibi akmaya başlayan benliğin, nihayetinde kendi yatağını da yıkıp geçeceğinin bilgisini taşımaktadır.
Kur'an'da tuğyan; basit bir taşkınlık değil, kökü içeride olan bir çürümedir. #Firavun örneği, onun yalnızca siyasi bir zorba değil, kendi benliğini ilahlaştıran, hakikati kendi aynasında gören bir varlık olduğunu gösterir. #Nemrut da benzer şekilde, tuğyanın yalnızca güce değil, hakikati tanımama, sınır tanımazlıkta ısrar etme halinin sembolüdür. Bu, tarihe gömülmüş birkaç figürün değil, her çağda, her ilişkide, hatta insanın kendi içinde filizlenebilen zihniyetin patolojisidir.
Ancak bir kelimenin anlamı ile bir ismin hikâyesi birebir örtüşmek zorunda değildir. İsimler çoğu zaman sesle, aile geleneğiyle veya masum bir temenniyle konur. Hiçbir isim kader değildir; ama her isim, taşıyana sorulmuş sessiz bir sorudur. İnsan, bu soruya cevabını eylemleriyle yazar. Tuğyan ismini taşıyan biri, o kelimenin çağrıştırdığı uçurumdan uzak, sakin bir limanda da yaşayabilir; ya da bambaşka bir isim taşıyan biri, tuğyanın karanlık sularında boğulabilir.
#Güllü etiketiyle konuşulan hadise, işte tam da bu yüzden bir isim tartışmasının çok ötesindedir. Burada mesele, dildeki bir kelimenin kötü bir rastlantıyla gerçek hayata denk düşmesi değildir. Mesele, insanın "durmak" bilmeyişinin, "yeter" diyemeyişinin, en temel bağı olan "merhamet" olgusunu nasıl kaybettiğinin trajik bir dışavurumudur. Bu, bir annenin, bir sanatçının hayatının sönüşüdür ve hukukun ötesinde, insan olma halimize dair temel bir sarsıntıdır.
Peki, tuğyan bize ne söyler? Tuğyan belki de bir cevap değil, üç katmanlı bir soru bırakır:
Bireysel Katman:
İnsan, içindeki "ben" ne zaman "biz"in, "sen"in, "o"nun önüne geçer? Vicdanın sesi, nefis tarafından ne zaman tamamen susturulur?
İlişkisel Katman:
Sevgi, saygı, emanet bilinci gibi bağlar nasıl olur da bir anda kırılgan bir ipliğe dönüşür? Karşımızdakini "kişi" olarak görmekten, "nesne" olarak görmeye ne zaman geçeriz?
Toplumsal Katman:
Bir toplum, bireylerinin içindeki "tuğyan" potansiyelini dizginleyecek, "ölçü"yü ve "sınır"ı hatırlatacak neyi, ne kadar besliyor? Kolektif vicdanımız nerede uyanık, nerede uykuya dalmış?
Ayrıca Tuğyan, bugün bize şunu da fısıldıyor olabilir:
Sınırı kaybetmek, yalnızca coğrafi veya yasal bir ihlal değil, insanın kendi içindeki insanlık coğrafyasının haritasını yırtmasıdır. Ve orada yitip giden, yalnızca bir hayat değil, hepimizin paylaştığı o kırılgan "güven" ve "emanet" duygusunun ta kendisidir.
İsimler kader değil, belki aynadır.
Asıl mesele, o aynada kendimizi değil, karşımızdakini ne kadar görebildiğimizdir. #Güllü hadisesi, hepimizi bu aynanın önüne davet ediyor...
#Güllü #Hikmet #İnsanlık #Vicdan #Merhamet #Sınır #Ahlak #Düşünmek #ToplumsalYara #Felsefe #Psikoloji #KolektifSorumluluk
#Otomatik_Portakal, yani orijinal adı ile #A_Clockwork_Orange... İngiliz argosunda “doğasına aykırı, ters işleyen ama yine de var olan” anlamına gelen o tuhaf kullanımlardan biridir. #Anthony_Burgess’ın romanı bu tuhaflığın edebî suretidir fakat asıl ilginç olan romanın ardındaki biyografik gerilimdir.
Burgess’a bir gün doktorlar bir yıl ömrü kaldığını söyler. Ölüm cümlesi çoğu insanı dondurur. Onu dondurmadı. Bir yıl içinde beş kitap yazdı. Ölüm fikri onda üretimi frenlemedi, aksine hızlandırdı. Çünkü bazen sona inanan insan, başlangıca en çok yaklaşandır.
Burada akla, Kemal Sunal’ın #Korkusuz_Korkak filminde canlandırdığı #Mülayim_Ters karakteri gelmektedir.
#Mülayim_Sert yanlış teşhisle “yakında ölecek” sanılınca tedbirli, çekingen ve temkinli yaşamaya geçer. Kendini korumaya çalışır. Hayatını sakinleştirir, küçültür. Ölüm algısı onda güven ihtiyacını büyütür. #Burgess ise aynı uyaranı tersine çevirir. Ölüm beklentisi onda üretme zorunluluğu doğurur. Zaman azalınca kelimeler hızlanır. Bir hikâye kapanırken ötekiler açılır.
Ne biri iyi ne biri kötü. İki refleks de insanî, iki sonuç da anlaşılır. Biri ölüm korkusuyla kendi varlığını daha yumuşak ve güvenli bir kabuğa çeker. Diğeri aynı korkuyla sınırlarını riske atar ve genişletir. Korkusuz Korkak trajikomik bir savunma mekanizmasını gösterir. Burgess vakası ise üretimin panik hâlinde nasıl çoğalabileceğini. İkisi ahlâk ölçüsü değil. Ölümün ruhta açtığı iki farklı kapı.
Asıl mesele tam burada berraklaşır. Aynı tehdit iki insanda iki zıt istikamet yaratabilir. Mülahim geri çekilir, Burgess ileri atılır. Korku kimini içeri doğru katlar, kimini dışarı doğru patlatır. Bu karşılaştırma birini yüceltmek, diğerini küçültmek değildir. Sadece ölüm bilincinin davranışı nasıl biçimlendirdiğini gösteren iki canlı örnek.
Sonuç olarak; ölüm bazısını sessizleştirir, bazısını yazmaya zorlar. Kimi ihtiyatla nefes alır. Kimi zamana meydan okur. Burgess ölümü beklerken yazdı. Mülahim ölümü beklerken sakındı. İnsan dediğimiz şey tam bu iki uç arasında gidip gelen kırılgan bir varlıktır. Bu nedenle Otomatik Portakal yalnızca bir roman değil, yaşama reflekslerinin uç sınırlarını da hatırlatan bir aynadır.
▪︎▪︎▪︎
#OtomatikPortakal #AClockworkOrange #AnthonyBurgess #Distopya #EdebiyatUyarlaması #KorkusuzKorkak #KemalSunal #Yeşilçam #TürkSineması #FilmKültürü #film #cumartesi
GRACIÁN DEFTERLERİ ▌AKILLI YAŞAMA SANATI
✦︎ 1. AFORİZMA: “Doruk Noktası Kuralı”
“İnsanın kendine yön verme sanatı ancak hayatın her katmanında doruğu hedeflediğinde anlam kazanır. Zaman değiştikçe çıta yükseldi. Artık tek bir bilge yetiştirmek için eskiden yedi bilgeyi büyütmeye yeten emeğin bile fazlası gerekir. Bugün tek bir insanı olgunlaştırmak, dün bir milleti adam etmekten daha çetin bir iştir. Dünya genişledikçe insan küçülmüyor. Sorumluluk ağırlaştıkça ruhun taşıdığı yük derinleşiyor.”
━━━━━━━ ✦ ━━━━━━━━
SATIR ARASI:
Bu çağda karakter, özenle taşınması gereken bir yapı haline geldi. İnsan büyüdükçe yükü de biçim değiştiriyor. Her adım yeni bir dikkat, her yükseliş yeni bir sorumluluk istiyor. Doruğa yaklaşmak bir üstünlük değil. Daha çok, insanın kendi derinliğini sınadığı sessiz bir yolculuk.
#GraciánDefterleri #AkıllıYaşamaSanatı #AklınTörpüsü #AforizmaSerisi #KarakterMimarisi