Genel Başkanımız Seyit Aslan, Diyarbakır’da düzenlediği basın toplantısında çerçeve yasaya evet oyu vermemizin gerekçesini açıkladı.
📌Biz bu yasanın antidemokratik olduğunu dün de söyledik, yarın da söyleyeceğiz. Ancak Kürt halkının barış umudu büyüyecekse, cezaevindeki tutsaklar dışarı çıkacaksa, gerillalar ailelerine kavuşacaksa, kayyım politikaları son bulup seçilmişler görevine dönecekse ve eşit haklar temelinde bir tartışma zemini doğacaksa biz bu yasaya “evet deriz” dedik ve evet oyu kullandık.
MİLYONLAR BİZİZ: ÇALIŞIYORUZ AMA GEÇİNEMİYORUZ!
Sermayenin kârı için ucuz emek rejimine razı olmayacağız.
📌Ücretlere derhal ek zam!
https://t.co/n9X4OdzJ2N
2026’ya %11 zamla başlayan kamu emekçisinin maaşı, TÜİK verilerine göre bile ilk 5 ayda eridi. Ortalama maaşta kayıp 11.295 TL, en düşük maaşta 10.273 TL. Yoksulluk sınırı ise 117 bin TL’yi aştı. %35 ek zam lütuf değil, kaybın telafisidir. #EkZam
Marx haklı çıktı: Dünyada kâr oranları 50 yılda yarıya geriledi
🔴 Kapitalist ekonomilerde krizlerin arkasındaki ana motor “talep yetersizliği” veya “finansal açgözlülük” değil, sermayenin organik bileşiminin artması sonucu kâr oranlarının sistematik olarak düşmesidir.
🔴 2008 krizinden bugüne süren günümüz “Uzun Depresyonun”, ABD ve Avrupa’nın NATO 3.0 konsepti çerçevesinde geliştirdiği yeni silahlanma stratejisi ve küresel askeri fabrika inşasıyla yoluna devam ettiği görülebilir.
✒️ Kansu Yıldırım (@KansuYildirim) yazdı
https://t.co/dJ6rH2Mt73
🏘️Kentlerin ölümü ise çoğu zaman doğal bir son değildir. Bir deprem ya da sel felaketi kentleri yıkabilir; ancak savaşlar, işgaller, darbeler ve sermaye eliyle gerçekleştirilen büyük dönüşümler kentleri yalnızca fiziksel olarak değil, toplumsal hafızalarıyla birlikte öldürebilir
🏘️Asıl soru hangi hayatların geri dönebildiği, hangi hafızaların korunabildiği ve hangi toplumsal ilişkilerin yeniden kurulabildiğidir
✒️Metin Berk Süer yazdı
https://t.co/EAdY4pRM15
📌P&G grevi kazanımla sonuçlandı!
Patronun sefalet dayatmasına karşı greve çıkan P&G işçilerinin mücadelesi 52. gününde kazanımla sonuçlandı. Fabrika önünde kazanımlarını kutlayan işçileri tebrik ediyoruz.
P&G işçileri, Türkiye işçi sınıfı ve emekçilere haklarımızı ancak birliğimizi, örgütlülüğümüzü koruyarak mücadele ettiğimizde, bu mücadeleden geri adım atmadığımızda kazanabileceğimizi göstermiştir.
Bu grev sadece ABD’li bir sermaye grubuna boyun eğdirmemiş aynı zamanda hükümetin OVP ile bütün ücretleri baskılama politikaları karşısında güçlü bir direnç olmuştur.
P&G işçilerinin artık fabrikada sürdürecekleri insanca yaşam ve demokratik Türkiye mücadelesiyle yan yana olmaya devam edeceğiz.
Stand-up gösterisi "Ölü Deniz" ile gündeme gelen komedyen Deniz Göktaş'ın, yurt dışından dönüşünde havalimanında pasaport kontrolü sırasında gözaltına alındı
https://t.co/y0pAudICII
Kazım Koyuncu yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda hırçın Karadeniz’in devrimci çocuğuydu.
“Devrimi düşlüyorsan ona göre yaşarsın. Yürüyüşün farklı olur” sözleriyle hayattaki duruşunu ifade etmişti.
Onu aramızdan ayrılışının 21. yıl dönümünde sevgiyle anıyoruz.
10 Ekim, Suruç, Diyarbakır…
7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 tarihleri arasında art arda yaşanan katliamlara tanık olduk.
IŞİD tarafından gerçekleştirilen tüm bu katliamlar emek, barış ve demokrasi için mücadele veren güçleri hedef almıştı.
Geçen 11 yılda ne AKP’ye yeniden tek başına iktidar olmanın yolunu açan bu katliamlar aydınlatıldı ne de katliamlara yol veren dönemin siyasi yetkilileri ve bürokratları hesap verdi.
30 Haziran’da bir kez daha Ankara Adliyesi’nde ailelerle adalet için bir araya geleceğiz.
Tüm failler ve kamu sorumluları hesap verene kadar mücadeleden ve hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.
İstanbul Üniversitesinde Hukuk ve İktisat fakültelerinde tadilat yapılacağı iddiaları üzerine öğrenciler dekanlıkla görüştü.
Öğrenciler, sürece ilişkin kararların şeffaf biçimde paylaşılmasını ve kendilerinin de sürece dahil edilmesini talep etti
https://t.co/3UQwcOyiSt
‘Fıkra’ ile açılan hastane arazisinin 57 yıllık rant öyküsü: Koç-kondu
Koç Holdingin İzmir Balçova’da açılışını yaptığı Amerikan Hastanesinin temelinde yarım asırlık bir rant ve sermaye birikim öyküsü var.
🔴 1969: Balçova’da hazineye ait arazi, gecekondulaşmayı önlemek için yurttaşlara satılmaya başlandı. Ancak toplanan bu paralar altyapı projeleri ve lüks otel inşaatlarına aktarıldı.
🔴1980: 12 Eylül darbesi ile arsa dağıtım süreci tamamen yarıda kaldı. İlerleyen dönemde Balçova Belediyesinin kapatılmasıyla binlerce yurttaş tapu haklarından mahrum bırakıldı.
🔴 1984: İzmir’in ANAP’lı Belediye Başkanı Burhan Özfatura, körfez sermayesi ile belediyenin ortak olduğu ARİZKO adında bir şirket kurdu; araziye otel ve kumarhane açıldı.
🔴 1999: Türkiye genelindeki tüm kumarhanelerin kapatılması, anlaşmazlıklar ve değişen belediye yönetimleri nedeniyle Grand Plaza Oteli eski cazibesini yitirdi. Tesis, atıl kaldı.
🔴 2001: Yıllardır boş duran otel binası, 18 milyon dolar karşılığında İzmir Ticaret Odasına satıldı. Bu devir işleminin ardından aynı bina üzerinde İzmir’in ilk özel üniversitesi kuruldu.
🔴 2017: İzmir Ekonomi Üniversitesi, tıp fakültesi kurma kararı alarak yeni bir yatırım sürecine girdi. Bu amaçla 19 milyon lira ödenerek 21 bin metrekarelik yeni bir arsa satın alındı.
🔴 2018: Alınan arsa üzerinde 30 bin metrekarelik kapalı alana sahip hastanenin kaba inşaatı tamamlandı. Değişen üniversite mütevelli heyeti inşaatı durdurdu, yapıyı çürümeye terk etti.
🔴 2020: YÖK, özel üniversitelerin tıp fakülteleri için en az 200 yataklı kendi hastanelerini açma zorunluluğu getirdi. Aynı yıl mahkeme, 1969 mağdurlarına gülünç ödemelere hükmetti.
🔴 2021: YÖK’ün kararı ile üniversite yönetimi harekete geçme kararı aldı. Fakat bu adım hastaneyi tamamlamak için değil, kaba inşaatı sermayeye satmak amacıyla atıldı.
🔴 2022: Düzenlenen şaibeli ihalede tek rakibi çekilen Rahmi Koç, inşaatı 260 milyon TL’ye satın aldı. İtirazlar sonucu fiyatı artırılan bu ihale, yargı sürecine rağmen hızla sonuçlandırıldı.
🔴 2023: Koç Holding, satın aldığı bu hastane projesi için genel seçim öncesinde devasa bir devlet teşviki aldı.
🔴 2026: Yarım asırda tapularını alamayan arsa mağdurlarının mücadelesi sürerken, rant zincirinin son halkası Amerikan Hastanesi adıyla kapılarını açtı.
Emirhan Durmaz (@emrhndrmz) yazdı
Eskişehir Cezaevindeki üç mahkumdan mektup geldi. Hepsinin sonu şöyle bitiyor:
“Ölmek istemiyoruz.”
LGBTİ mahpuslar darp edildiklerini, işkence gördüklerini, ölümle tehdit edildiklerini, intihara sürüklendiklerini anlatıyor.
“Sizi burada öldürürüz.”
“Sincan’dakiler gibi olursunuz.”
“Ya kendinizi öldürürsünüz ya da biz sizi her gün ölmekten beter ederiz.”
Bu videoyu lütfen sonuna kadar izleyin, paylaşın.
Anlatılanlar, cezasızlıkla büyüyen bir nefret düzeninin hikâyesi.
Sessizlik, zor bela ulaştırdıkları sesin duyulmaması da bu cezasızlığı, bu faşist uygulamaları derinleştiriyor.
Soruyoruz:
Cezaevlerinde insanlar varoluşları nedeniyle işkence görüyor, intihara sürükleniyor ve yardım çığlıkları zor bela "ölmek istemiyoruz" diye dışarı ulaşıyorsa, Adalet Bakanlığı ne işe yarıyor?
0551 354 82 83
İçişleri Bakanı @mustafaciftcitr cevap ver.
"Ankara Emniyetinden arıyoruz" diyerek gençlerin ailelerini taciz eden, korkutmaya çalışan, gözaltı ve tutuklamalarla tehdit eden, tam bir NATO gladyosu gibi hukuksuz, gayrimeşru işler yapan bu telefon numarası kime ait?
Siz kimsiniz!
Biz biliyoruz siz kimsiniz. Saraya da hatırlatıyoruz, gözdağı vermeye yeltendiğiniz gençler kim ve sözleri ne...
'Zenginlere Özel Vergi Rejimi'
🔴 Türkiye’de son 4.5 yılda en zengin 15 kişinin kişisel serveti dolar bazında yüzde 54.4 arttı ve 32.5 milyar dolardan 50.2 milyar dolara çıktı.
🔴 Sadece 15 kişinin serveti, bugünün Türkiye’sinde 6.7 milyon asgari ücretlinin yıllık gelirine denk.
🔴 İktidarın 'zenginlere yönelik vergi indirimi' her ne kadar sadece ‘yurt dışından gelen yabancı sermayedarı’ hedefliyormuş gibi sunulsa da, bu labirentlerde yolunu bulmakta ustalaşmış olan ‘yerli zenginlerimiz’ de aynı mekanizmayı kullanarak gelir vergilerini tamamen sıfırlamanın yollarını hızla keşfedecektir.
✒️ Uğur Zengin (@uczengin) yazdı
https://t.co/MqPb8T7Eub
Anayasa Mahkemesi, HDP’nin 5 Haziran 2015’teki seçim mitingine dönük saldırı sonrası yargılanan 14 polis hakkında verilen beraat kararına ilişkin yapılan itirazı 'kabul edilemez' buldu. AKP’nin tek başına iktidar olma yeterliğini kaybettiği seçimlerden sadece 2 gün önce yapılan bombalı saldırının üzerinden tam 11 yıl geçti. AYM’nin kamu görevlilerini aklayan kararını, saldırının yıl dönümünde açıklaması dikkat çekici.
IŞİD tarafından gerçekleştirilen saldırıda 5 kişi hayatını kaybetmiş, 400’den fazla kişi yaralanmıştı. Saldırının faillerinden olan Orhan Gönder ifadesinde, kendisini IŞİD'e örgütleyen ve Suriye'ye geçişini organize eden kişinin Ömer Deniz Dündar olduğunu belirtmişti. 10 Ekim Ankara Katliamı’nın firari sanığı da olan Ömer Deniz Dündar, katliamdan tam 11 yıl sonra geçtiğimiz ay Suriye'den Türkiye’ye getirilebildi.
HDP mitingine dönük saldırı hem o dönem yürütülen çözüm süreci masasının devrilmesi hem de sonrasında yaşanan Suruç ve 10 Ekim katliamlarıyla Türkiye’nin en karanlık dönemlerinden birinin işaret fişeğidir.
Kamu görevlilerinin yol verdiği bu katliamların ardından 1 Kasım 2015’teki seçimlerle AKP yeniden tek başına iktidar olmuş ve tek adam rejiminin yolunu açan Cumhur İttifakı’nın temeli de o günlerde atılmıştı. Bu anlamıyla HDP’nin mitingine dönük saldırı bugün eşiğinde olduğumuz faşist rejimin ilk dönemeçlerinden biridir.
Tek adam rejimine giden bu sürecin ilk taşlarından olan katliamlara ilişkin davalarda açığa çıkan somut belge ve bilgilere karşın katliama yol veren dönemin devlet ve hükümet yetkilileri yargılanmamıştır. IŞİD katliamlarında hâlâ daha tespit edilmeyen tüm faillerin ortaya çıkarılması, katliamlara yol veren kamu görevlilerinin yargılanması, birkaç ay arayla gerçekleştirilebilen bu katliamların ve katliamlarla yaratılan karanlık dönemin aydınlatılması için mücadelemize devam edeceğiz.
Diyarbakır’daki katliamda hayatlarını kaybeden tüm mücadele arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz.
Ve TKP, CHP’nin NATO’culuğunu keşfediyor!
"Okuyan ve TKP, “Biz Kılıçdaroğlu’na kefil olmadık” diye savunma yapıyor şimdi, peki EMEP’in Saray rejiminin saldırıları karşısında demokratik talepler için halkın kitlesel mücadelesine katılırken CHP’nin programına kefil olduğunu nerede gördünüz ya da duydunuz!
Gerçek şu ki; TKP ve Okuyan, ülke böylesine kritik bir kavşaktan geçerken Özel’in NATO’culuğunu öne çıkararak bu durumu halk kitlelerinin demokrasi mücadelesinden uzak durmanın ve bazı ulusalcı güçlerle kendi ittifak politikasının dayanağı haline getirmek istiyor. Sosyalizmi savunma adına demokrasi mücadelesini reddeden bu “sol” sekterliğin arkasında yatan gerçek budur!
Kuşkusuz TKP’nin bu konudaki tutumu, bir diğer demokrasi sorunu olan Kürt sorunu ve Kürt halkının ulusal-demokratik talepleri karşısındaki tutumunun bir devamı olarak karşımıza çıkıyor"
✒️ Yusuf Karadaş yazdı
https://t.co/RC4Ls4SKiP