15 yaşında akran zorbalığına dayanamayıp intihar girişiminde bulunan bir hastam vardı. Akran zorbalığı gençlerin hayatını, ruh sağlığını ve geleceğini elinden alan devasa bir şiddet biçimi. Güvenlik tedbirleri kadar güçlü psikolojik destek ve önleyici rehberlik şart.
OKUL SALDIRISINDA KAN DONDURAN DETAYLAR!
Başakşehir’de okuluna girerek öğrencilere bıçakla saldıran lise öğrencisi F.M. hakkında yeni iddialar ortaya çıktı.
İddiaya göre F.M. yaklaşık 2 haftadır okul saldırılarının konuşulduğu Telegram gruplarını takip ediyordu.
Akran zorbalığına maruz kaldığını düşündüğü, dış görünüşü nedeniyle kendisini çirkin bulduğunu ve “Türkiye’nin ve dünyanın kendisinden haberdar olacağı” bir şey yapmak istediğini annesine anlattığı öne sürüldü.
Fen lisesini kazanmasına rağmen uzaklık nedeniyle Anadolu lisesine giden F.M.’nin ders ortalamasının 96 olduğu belirtildi. Saldırıda kullandığı bıçağı evden aldığı ve çantasına sakladığı, saldırdığı okulda daha önce tanıdığı kimsenin bulunmadığı iddia edildi.
Müvekkilimiz Rojin Kabaiş’in 11 Eylül 2024 tarihindeki ameliyat kayıtları ile otopsi ATK raporlarının adli-tıbbi incelemesi, ölümün arkasındaki felaket gerçeği şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymuştur.
Müvekkilimizin 15 Ekim’de cansız bedeninin bulunmasının ardından yapılan otopside, midesinde ve iç organlarında Rocuronium, midesinde ise Ornidazole tespit edilmiştir.
Normal şartlarda vücutta parazit veya anaerob bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde ve cerrahi müdahaleler sonrası enfeksiyonu önlemek (profilaksi) amacıyla kullanılan bir antibiyotik olan Ornidazole’in ve ameliyathane dışında temini imkânsız, solunum kaslarını saniyeler içinde felç eden ölümcül kas gevşetici Rocuronium’un midede bulunması olayın seyrini netleştirmiştir.
Yarılanma ömrü sadece 30 ila 90 dakika olan Rocuronium’un 11 Eylül’deki ameliyattan haftalar sonra yapılan otopside taze halde çıkması biyokimyasal olarak imkânsızdır.
Bu adli veriler; müvekkilimizin 15 Ekim’de bulunmasından hemen önce, bu kimyasallara erişim yetkisi olan kişilerce mide yoluyla Ornidazole ve özellikle Rocuronium verilerek bayıltıldığını ve solunumu felç edilerek katledildiğini kanıtlamaktadır.
Hamile olmayı hasta olmak sanıyorlar. Hamile olan iş arkadaşınız sizinle aynı işyükü altında çalışmaya devam ettiğinde gıkınız çıkmaz ama. Kadınlar çalışsın ama sadece göz önünde olmayan işlerde... Ne o öyle kocaman karınla sahneye çıkmak falan...
kendi gelen adama ters kelepçe takıp görüntü servis etmişler yine. tipik akp mizanseni. çekim açısını beğenmezlerse sahneyi birkaç kez tekrar çekiyorlar. amaç kişiyi ve ilgili eylemi kriminalize etmek, kamuoyuna korku yaymak.
📍Sivas Katliamı’nın üzerinden 33 yıl geçti: Cezasızlık hâlâ sürüyor
Anayasa Mahkemesi’nin Sivas Katliamı davası başvurusunu 12 yıldır sonuçlandırmaması üzerine dosya AİHM'e taşındı
🔍Eylem Nazlıer (@eylemnazlier) haberi
🔗https://t.co/JO7UCS0PvR
Fotoğraftaki çocuk benim. Hasret Gültekin Resitalinde çekildi (1 Temmuz 1993). Yedi yaşındayım. Sivas Atatürk Kültür Merkezinin içindeyim. Bir uğultunun içinden bir ses yükseliyor: “Yakın!”
Yedi yaşındaki bir çocuk için korku, zamanı da mesafeyi de uzatıyor...
🖋️Eylem Lodos yazdı
https://t.co/yMMehWdc6P
🔴57 gün tutuklu kalan Mehmet Türkmen beraat etti
🗣️Anne Ayşe Türkmen:
“Oğlumla gurur duyuyorum. O, fakir fukaranın ve işçinin hakkını savunduğu için tutuklandı”
https://t.co/mIIXee7dYX
“Dersim’in Kayıp Kızları”…
Kayıp bu yüzyılda Gülistan Doku’dur. Gülistan’a ne olduğunu artık biliyoruz, ama hala bedeninin nerede olduğunu bilmiyoruz, kayıp!
Esma Kılıçaslan’ın ölü bedeni bulundu, ama kimin öldürdüğü, başına ne geldiği gerçeği hala kayıp. O yüzden Esma Kılıçaslan Dersim’in kayıp kızıdır.
Dersim’in kayıp kızları deyince sadece 38 değil, artık Gülistan ve Esma hatta Rojwelat gelir akla.
Onların başına ne geldiği gerçeği hep “resmi mercilerce” kaybettirilmek istenmiştir, örtbas edilerek. Devlet gücüne güvenip; Aklayarak, saklayarak, koruyarak, kayırarak…
38’den kalma bir devlet politikasıdır Dersim’de kendini güncelleyen…
5 aydır madene hiç para almadan inmişler. O zorlu ortama. O tehlikeleri her gün sırtlanıp 5 aydır hiç hak alamamışlar. İnsaf. İNSAF. Madenciyi 5 aydır parasız nasıl indirdiniz madene utanmazlar, ahlaksızlar.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?