Geçen sene bir karar paylaşılmıştı. Makul onarım süresini aşan kısımdan kaynaklanan araç mahrumiyet tazminatının ZMSS sigortacısından haksız fiil hükümlerince tahsili talebinde dava kabul edilmişti. O kararın akıbetini sorgularken BAM kararına rastladım. BAM, sigorta şirketinin bir sorumluluğu olmadığını ifade edip davayı reddetmiş.
Şimdi burada 2 sorumuz var:
1) ZMSS kapsamında tamiri yapılan aracın makul tamir süresini aşan kısımdan kaynaklanan zarar kimden talep edilecek?
2) Kasko poliçesi kapsamında tamiri yapılan aracın makul tamir süresini aşan kısımdan kaynaklanan zarar kimden talep edilecek?
Temeldeki sorular bunlar olsa da uygulanacak hükümler, husumet, görevli mahkeme gibi pek çok daha soru peşinden gelecek. Ancak şimdilik bu hususu açıklığa kavuştursak yeter :)
Olabilir değil, aşağıdaki şartları taşımayan ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Borçlar Kanunu 420;
“İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin
- yazılı olması,
- ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması,
- ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi,
- ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır.
Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür”
Aile konutuna haciz konulması halinde, malik olmayan diğer eş buna karşı şikayet hakkını kullanabilir mi?
Yargıtay sadece haciz konulan taşınmaz malikinin şikayet hakkını kullanabileceğine karar vermiştir. .
Anayasa Mahkemesi malik olmayan diğer eşin de şikayet hakkını kullanabileceğine karar vermiştir.
davacı vekilinin rapora sessiz kalması raporu kabul ettiği anlamına gelmeyeceği
HGK 2026/10-129 E 2026/299 K 06.05.2026 (12 sayfa)
Aynı konuda 2 adet AYM kararı:
2021/20057 Başvuru No: https://t.co/cxYNHaSJKT
2020/21347 Başvuru No:
https://t.co/7KggcEtndP
BU KARAR YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNUN BU YÖNDE VERDİĞİ İLK KARAR DEĞİL
30.12.2025 TARİHİNDE PAYLAŞTIĞIM AŞAĞIDAKİ KARARI DA BENZER YÖNDE VERİLMİŞ BİR KARARDIR.
İTİRAZ EDİLMEYEN BİLİRKİŞİ RAPORU HER ZAMAN USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞURMAZ Yrg HGK, E. 2022-3-508, K. 2023-226, T. 15.03.2023 Rapor hatalı veya eksik ise, Bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, rapora itiraz eden taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurmaz.
Yine bugün tam metni paylaşılan HGK nun güncel kararı 07.05.2026 tarihinde Yargıtay 4. HD Üyesi Hüseyin Tuztaş özet olarak paylaşmıştı.
Ben de kararın çok yerinde olduğunu ayrıntılı olarak değerlendirmiştim.
Okumayanlar için o gün paylaştığım değerlendirmelerimi tekrar paylaşıyorum:
PMF hayat tablosuna göre alınan hesap raporuna sessiz kalınması (itiraz edilmemesi) karşı taraf yararına usuli müktesep hak oluşturmaz. BAM göndermesi sonrası TRH-2010 hayat tablosuna göre yapılan hesabın karara esas alınması doğrudur. (HGK. 06.05.2026 T. 2025/180 E. 2026/294 K.)
TBK 51. maddesi tazminatın kapsamını belirleme görevini hakime vermiştir. Hakimin yanlış hayat tablosuna göre yaptırdığı hesap raporuna itiraz edilmemesi usuli müktesep hak oluşturmayacağının kabul edilmesi son derce yerinde olmuş.
Anayasa Mahkemesinin 21/12/2023 Tarihli ve 2020/21347 Başvuru Numaralı Kararı
“Hâkimin taraflardan birinin talebi ya da resen gördüğü lüzum üzerine aldığı bir bilirkişi raporunu, daha önceki bilirkişi raporuyla ilgili olarak karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle hükme esas alamayacağını kabul etmek hâkimin uyuşmazlığın çözümü için gerekli delilleri değerlendirmesi hususundaki takdirinin ortadan kaldırılması ve onun aslında bu deliller sayesinde tespit ettiği maddi bir gerçeği ve buna bağlı olarak oluşması gereken hukuksal durumu hüküm altına almasının engellenmesi sonucunu doğurur. Başka bir anlatımla böyle bir durumda bireyin hakkının varlığı dava sürecinde olgusal bir gerçeklik olarak da tespit edilmesine rağmen bu gerçeklik bizzat o hakkın teslimi amacıyla başvurulan yargı mercii tarafından yok sayılmış, görmezden gelinmiş olur. Kişinin maddi hukuka göre sahip olduğu bir hakkın dava vasıtasıyla elde edilmesi bir yana salt usuli gerekçelerle yargı kararıyla ortadan kaldırılması ise dava açma kavramının temel mantığıyla bağdaşmadığı gibi dava açılmasını anlamsız hâle getirir ve karşı tarafın gerçekte sahibi olmadığı bir hakkı usuli uygulamalar sayesinde elde etmesi gibi hakkaniyetsiz bir sonuca yol açar.”
Kararın tam metni için bkz
https://t.co/uqjGSeK4yP
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi, o rapora itiraz eden taraf lehine "usuli kazanılmış hak" oluştur. Rapor teknik değil hesap raporu olsa dahi bu usul kuralı uygulanmaktadır.
Daireler arasında farklı görüşlerin olduğu bu usul hukuku kuralının artık Anayasa Mahkemesi’nin güncel kararları doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerekir. Tarafların tam olarak anlamadığı hatalı olduğunu tespit etmekte zorlandıkları bir rapora itiraz edilmemesi hak kaybına neden olmamalı.
Anayasa'nın 36. maddesi "Hak Arama Hürriyeti"ni güvence altına alır. Söz konusu hükme göre, Devlet, yargı mekanizmasını kurarken ve işletirken, bireylerin haklarına kavuşmasını imkansızlaştıracak veya aşırı zorlaştıracak engelleri kaldırmakla yükümlüdür. Bu nedenle mahkemeler usul hukuku kurallarını katı ve aşırı şekilci uygulamak yerine Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ve ilkeleri dikkate alarak "hakkaniyet" lehine esneterek uygulamalıdır
Konu ile ilgili yazdığım makale için bkz
https://t.co/7rbjfuOT42
Bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi, raporun kabul edildiği anlamına gelmez. Rapora karşı sessiz kalınması karşı taraf için usuli kazanılmış hak oluşturmaz.
Yargıtay HGK 2026/10-129 E, 2026/299 K, 06.05.2026 T.
Kıymetli Meslektaşlarım
biraz önce yanlışlıkla silinen Pert Araçlar ilgili Yargıtay 4. Hukuk Dairesi kararı tekrar yüklüyorum
PERT ARAÇLARDA İKAME ARAÇ BEDELİ İLE İLGİLİ ÇOK ÖNEMLİ BİR KARAR
4. HD, T. 18/04/2022, E. 2021/24654, K. 2022/7340
Tamiri mümkün araçlarda ikame araç bedeli ile ilgili paylaştığım kararlardan sonra bazı meslektaşlarımız pert araçlarda 15 günden fazla ikame araç bedeline hükmeden Yargıtay kararı var mı diye sordular
İŞTE İLGİLİ KARAR
4. Hukuk Dairesi 2021/24654 E. , 2022/7340 K. MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tazminat davasının reddine dair verilen kararın davacı ile davalı ... mirasçıları vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. K A R A R Dava, trafik kazası sonucu oluşan araç hasarı ve bedensel zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece hükmüne uyulan Dairemizin 29/04/2019 tarih, 2016/12588 Esas ve 2019/5195 Karar sayılı ilamında özetle; davacı aracının pert olduğunun daha önce eksper tarafından tespit edildiği ve tarafların kabulünde olduğu, davacının araç sovtajını 3.750,00 TL'ye satıp sovtajı değerlendirdiği hususları da dikkate alınmak suretiyle; aracın kaza tarihindeki hasarsız rayiç bedeli ile sovtaj bedelinin ne kadar olacağı belirlenip zararın tespitiyle araç hasar bedeli hesabının yapılması; davacının araç mahrumiyet bedeli istemi yönünden de, pert olan davacı aracı ile aynı nitelikteki bir aracın yeniden satın alınması için gerekli olan makul sürenin ne olduğu belirlenip, bu sürede emsal nitelikteki bir aracın (davacı tarafından kaza olmasaydı dahi yapılması gereken yakıt vs. gibi zorunlu giderler indirildikten sonra) kiralama ücretinin miktarına göre araç mahrumiyet bedelinin hesaplanması hususlarında makine mühendisi bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gereğine değinilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; davaya konu edilen manevi tazminata ilişkin hüküm kesinleştiğinden, bu hususta yeniden karar verilmesine yer olmadığına; davacıya davalı ... tarafından yapılan 2.030,00 TL'lik ödemeyle zararın karşılandığı ve davacının karşılanmamış zararı kalmadığı anlaşıldığından, davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ... ile davalı ... mirasçıları vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına; daha önce temyize konu edilip bozma kapsamı dışında bırakıldığı için kesinleşen yönlerin (kusur-manevi tazminat) yeniden incelenmesinin mümkün olmamasına; mahkeme ilk hükmünde belirlenen manevi tazminat ve fer'ilerine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, kararın anılan bölümünün kesinleştiği dikkate alındığında, manevi tazminat ve fer'ileri için yeniden hüküm tesis
edilmeyişinin yerinde görülmesine; davacının talep edebileceği maddi tazminatı usulünce hesap eden uzman bilirkişi raporlarının hükme esas alınmış olmasına göre, davacı ...'ın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazları ile davalı ... mirasçıları vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak toplam 7.880,00 TL maddi tazminat isteminde bulunmuş olup, bu talebinin reddine ilişkin mahkeme ilk hükmü maddi tazminata ilişkin alınan raporun yetersizliği gerekçesiyle bozulmuş; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda maddi tazminat yine reddedilmiştir. Maddi tazminat yönünden tahkikata devam edilip yeniden hüküm tesis edildiğinden, reddolunan maddi tazminat miktarına göre (7.880,00 TL) karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT hükümleri gereği davalı taraf yararına vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken, maktu ücretin de altında kalacak biçimde (eksik) vekalet ücretine karar verilmesi doğru değildir
Ne var ki belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3/2. maddesi yollamasıyla HUMK'un 438/7. maddesi uyarınca düzeltilerek onanması uygun görülmüştür. SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı ...'ın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazları ile davalı ... mirasçıları vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... mirasçıları vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 5. bendinde yer alan "AAÜT 3/2 maddesine göre 2.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılar ..., ..., ..., ...,....Sigorta'ya verilmesine" ibaresi hükümden çıkartılarak yerine "AAÜT hükümleri gereği 4.080,00 TL vekalet ücretinin (2.000,00 TL'lik bölümü tüm davalılara ve 2.080,00 TL'lik bölümü davalı ... mirasçılarına ait olmak üzere) davacıdan alınıp davalı ... mirasçıları ..., ..., ... ile diğer davalılar ... ve .... Sigorta'ya verilmesine" ibaresinin yazılmasına ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ... mirasçıları'na geri verilmesine 18/04/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
KİŞİSEL DEĞERLENDİRMELERİM
Pert araçlarda, davacı aracı ile aynı nitelikteki bir aracın yeniden satın alınması için gerekli olan makul sürenin belirlenip belirlenen süre için ikame araç bedeli ödenmelidir. Dolayıyla somut olayın özellikleri, aracın markası piyasada bulunabilirliği vb. huşular birlikte değerlendirilerek bu süre 15 gün de olabilir 1 ay da olabilir. Bilirkişi tarafından tespit edilmesi gerekir kanaatindeyim.
Kira tespit davasını kazanan kiraya veren, yeni belirlenen bedel ile eski kira arasındaki farkı hemen isteyebilir mi? Karar elde edildikten sonra ihtar çekip icra takibi başlatmak, çoğu zaman düşünüldüğü kadar basit değildir; temyiz süreci aylarca sürebilir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 12.11.1979 tarih ve E.1979/1, K.1979/3 sayılı kararı bu soruya kesin yanıt verir: kira farkı alacağının muaccel sayılması için mahkeme kararının kesinleşmesi şarttır. Kesinleşme şerhi olmadan başlatılan takip, kiracının itirazıyla geri döner.
İBGK kararının pratik sonuçları ve tarafların stratejisi:
https://t.co/XfI2bkCG5l
Av. Oğuzhan Aslan’ın Avukatın Vergilendirilmesi konulu eğitiminden notlar - 1
Hepimizin diline pelesenk olmuş bir "makbuz 7 gün içinde kesilir" ya da "ay sonuna kadar vaktimiz var nasılsa" efsanesi var. Eğitimci meslektaşımız üzerine basa basa söyledi: Lütfen bu konuyu kapatalım. SMM, yapısı gereği bir "tahsilat" makbuzudur. Bu yüzden kural çok net; tahsilat yapıldığı anda, aynı gün ve aynı saatte düzenlenmesi gerekiyor.
İçimizden eminim çoğumuz, "Aynı ay içinde kesiyorum nasılsa, zaten KDV'si bir sonraki ay beyan ediliyor, devleti zarara uğratmıyorum ki" diye düşünüyordur. Teknik olarak çok haklıyız, vergilendirme açısından gerçekten bir problem olmuyor. Ama Maliye sahada çok can sıkıcı bir uygulama yapıyor: Paranın yattığı gün makbuzu kesmediyseniz, aynı ay içinde kesmiş olsanız dahi Vergi Usul Kanunu 353. maddeye dayanarak anında özel usulsüzlük cezasını kesiyorlar.
Aslında eğitimde bunun hukuki boyutu da konuşuldu; Maliye'nin kestiği bu ceza tamamen kanunsuz. Vergi hukukunda kanunilik ilkesi vardır ve bir belgenin "süresinde düzenlenmediği için hiç düzenlenmemiş sayılması" yaptırımı kanunda sadece fatura ve gider pusulası için öngörülmüştür (onların 7 günlük yasal süresi var). Kanunda SMM için böyle bir hüküm yok. Yani sırf makbuzu 3 gün sonra kestik diye bizi yasal olarak "hiç makbuz kesmemiş" sayamazlar.
"E o zaman dava açar iptal ettiririz" dediğinizi duyar gibiyim. Ben de öyle düşündüm ama eğitimci bunun neden pratik olmadığını şöyle açıkladı: Kesilen ceza miktarı genellikle tek hakim sınırında kalıyor. Mahkemeye gitsek, bir de üzerine aleyhimize karşı vekalet ücreti çıkma riski var. Yani iptal ettirmeye çalıştığımız cezadan çok daha fazlasını mahkeme masrafı ve karşı vekalet olarak ödemek zorunda kalabiliriz. Hocanın deyimiyle: "Korkulu rüya görmektense uyanık olmak evladır." Riske girmeyip makbuzu mutlaka tahsilat günü kesiyoruz.
Eğitimdeki en aydınlatıcı kısımlardan biri de, para henüz cebimize girmese dahi makbuz kesmek zorunda olduğumuz istisnai durumlardı. Gelir Vergisi Kanunu 67. maddesinde çok eski bir tabir geçiyor: "Ittıla hasıl etmesi". Yani öğrenmek, haberdar olmak. Eğer adınıza bir icra dairesine, kamu kurumuna, bankaya veya notere para yatırılmışsa, parayı almamışsanız bile durumu öğrendiğiniz an itibarıyla tahsil etmiş sayılıyorsunuz. Bunun 3 önemli örneği var:
1. UYAP ve İcra Dosyaları:
Diyelim ki icra dosyasına vekalet ücretimiz yattı. UYAP'ı açtık ve dosyada parayı gördük. İşte o an (ıttıla ettiğimiz an) parayı cebimize koymuş gibi vergi doğuyor. "Dur hemen bir reddiyat isteyeyim, para hesabıma geçsin öyle makbuzu keserim" yapmamamız gerekiyormuş. Eğitimci hoca özellikle uyardı: Reddiyat istemek için acele etmeyin. Parayı görünce reddiyat yollayıp, para hesaba 3 gün sonra düşünce makbuz keserseniz, Maliye'nin radarına girdiğinizde "Sen parayı 3 gün önce öğrenmişsin, makbuzda gecikmişsin" diyerek ceza kesebiliyorlar. Gördüğümüz gün makbuzu keseceğiz.
2. Banka Hesabı ve Tatil Durumu:
Müvekkil parayı hesabımıza atmış ama biz o sıra yurt dışındayız veya tatildeyiz, bankaya hiç bakmamışız. Bir hafta sonra dönüp hesabı görünce panik yapmamıza gerek yok. GVK 67'ye göre parayı öğrendiğimiz gün makbuz kesebiliyoruz. Ama çok kritik bir detay var: Parayı hesapta görüp hemen oradan kredi kartı borcunu ödediyseniz veya sağa sola EFT yaptıysanız, artık "Benim sonradan haberim oldu" savunması yapamıyorsunuz. Parayı harcadığınız/işlem yaptığınız o gün, haberdar olduğunuz gün sayılıyor.
3. Alacağın Temliki ve Takas (Mahsuplaşma):
Eğer vekalet ücreti alacağımızı bir başkasına temlik edersek, yasa bunu tahsilat sayıyor. Tam temlik ettiğimiz gün SMM kesmemiz şart. Aynı kural müvekkille takas yaptığımızda da geçerli. Örneğin, müvekkiliniz bir araç kiralama şirketi. Onlara bir kiralama borcunuz var, onların da size vekalet ücreti borcu var. "Biz aramızda mahsuplaştık, hesap kapandı" deyip makbuz kesmemezlik edemiyoruz. Şirket bize faturasını kesecek, biz de mahsuplaşma tarihinde avukatlık ücretimiz için makbuzumuzu düzenleyeceğiz.
Davacı (kiracı), yasal %25 kira artış tavanını aşan fazla kira ödediği gerekçesiyle kiraya verenden alacağını tahsil için icra takibi başlatmış, itiraz üzerine itirazın iptali davası açmış.
Mahkeme, 7409 ve 7456 sayılı Kanunlarla getirilen %25 tavanı aşan ödemelerin TBK'nın emredici hükümlerine aykırı olduğunu, baskı veya tehdit olmasa dahi fazla ödenen bedellerin sebepsiz zenginleşme oluşturduğunu ve iadesinin zorunlu olduğunu kabul etmiş.
Davayı kısmen kabul ederek itirazı bu miktar üzerinden iptal etmiş ve icra takibinin devamına hükmetmiş. İcra inkar tazminatı talebini ise alacağın yargılama gerektirmesi nedeniyle reddetmiş.
Bursa Sulh Hukuk Mahkemesi (İlk Derece Mahkemesi)
BAM'ın aksi görüşte olduğu iddia ediliyor.
Sahte fatura düzenleme sebebiyle ceza verilebilmesi için şirketin yetkilisi olmak tek başına yeterli değildir;
“B- Sanıkların savunmalarında suçlamaları kabul etmediklerini, kısa bir süre şirkette yetkili kaldıklarını, bu dönemlerde sahte fatura düzenlemediklerini beyan etmeleri ve sahte fatura düzenleme suçunun failinin herkes olabileceği, şirket yetkilisi sıfatına sahip olunmasının zorunlu olmaması karşısında; maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımından;
1) Suça konu faturalar temin edilip sanıklara gösterilerek yazı ve imzaların kendilerine ait olup olmadığının sorulması, kendilerine ait olmadığını söylemeleri halinde sanıklardan temin edilecek yazı ve imza örnekleri ile faturalardaki yazı ve imzaların kime ait olduğu hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması,
2) Faturalardaki yazı ve imzaların sanıklara ait olmadığının anlaşılması halinde;
a) Faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişilerin tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılarak CMK'nin 48. maddesi uyarınca çekinme hakları hatırlatıldıktan sonra sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak kimden aldıkları, sanıkları tanıyıp tanımadıkları ve faturaların düzenlenmesi konusunda sanıkların bir iştiraki bulunup bulunmadığının sorulması,
b) Faaliyeti bulunup bulunmadığı ve şirketi kimin işlettiği konusunda şirket muhasebecisinin çekinme hakları hatırlatılarak tanık sıfatıyla beyanının alınması;
Sonucuna göre tüm deliller birlikte tartışılarak sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile beraat ve mahkumiyet hükümleri kurulması yasaya aykırı….” (Yargıtay 11. CD 2021/1418 E. 27.12.2022)
İstinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşen bir ceza hükmünde ağır bir hukuka aykırılık fark edildiğinde ne olur? CMK 309 ve 310 burada devreye girer; Adalet Bakanlığı'nın bildirimiyle başlayan kanun yararına bozma yolu, kapanmış sanılan dosyaları yeniden açabilmektedir.
Yargıtay'ın yerleşik tutumu nettir: KYB, adi temyizin yedeği değildir. Hâkimin takdir hakkına ilişkin değerlendirmeler bu denetimin dışında tutulurken; tekerrürün hatalı uygulanması, çifte mahkûmiyet yasağının ihlali ve kovuşturma şartlarındaki usul aykırılıkları yolun doğal alanını oluşturur. Sınırı çizen, kabul kararları kadar ret kararlarıdır.
Kabul ve ret kararları ışığında KYB'nin gerçek kapsamı:
https://t.co/2TUO4S2FDx
Bir adet "sözleşmesel artıştan fazla ödenen kiranın istirdatı" ilk derece kararı. Kiracı uzun süre ve düzenli sözleşme üzeri ödeme yapmış, taraflar zıtlaşınca "fazla ödemişim eskiye dönüyorum" demiş ve olaylar gelişmiş. E bir de Ankara BAM baksın
AVUKATLARA HAP BİLGİLER v2
Hazırlamış olduğum hap bilgileri içeren "AVUKATLARA HAP BİLGİLER" derlemesinin 2. sürümünü paylaşıyorum.
İçerik oldukça genişletildi. Kira hukuku, miras hukuku, kamulaştırma, tapu iptal tescil davaları, ticaret hukuku kısımlarına eklemeler yapıldı.
Çalışmada sözleşme hazırlama ya da dava süreçlerine ilişkin hap bilgiler yer almakta.
İçindekiler kısmında yer alan başlıklara tıklayarak konuya doğrudan gidebiliyorsunuz.
Link: https://t.co/9mR096MwCb