NEYİN MÜCADELESİNİ VERDİĞİMİZİ HALA ANLATAMADIK MI BAZILARINA?!
ÜLKEMİZ KÜRESEL ŞİRKETLER ÜZERİNDEN TALAN EDİLİYOR! YERALTI KAYNAKLARIMIZIN %90'INDAN FAZLASI SÖMÜRGECİ ÜLKELERİN KASASINA GİDİYOR!
BİZ NE MADENE NE MADENİN ÇIKARILMASINA KARŞIYIZ, BİZ MADENLERİN ÇIKARILIŞ ŞEKLİNİ YANİ DOĞA TALANINA KARŞIYIZ. DÜNYADA BİRÇOK ÖRNEĞİ OLAN EKOLOJİK MADENCİLİK YAPILABİLİR ÜLKEMİZİN DOĞAL ZENGİNLİKLERİ ÖRNEĞİN AKBELEN'DE OLDUĞU GİBİ 20 YILLIK KÖMÜR İÇİN BİN YILLIK ORMANLARIMIZ KUŞAKTAN KUŞAĞA GEÇEN ZEYTİN TARIMIMIZ SULARIMIZ HAVAMIZ KİRLETİLMEMELİ BUNUN GERİ DÖNÜŞÜ YOK!
VATAN DİYE BİR DERDİ OLANLAR BU YIKIMLARA, TALANLARA, TELAFİSİ MÜMKÜN OLMYAN EKOLOJİK TAHRİBATA KARŞI EL-DİL BAĞLAYIP SUSABİLİR Mİ?!
Gecenin Sorusu
'' Atalık Tohum Üretmek Serbest Satışı Yasak ''
Bu Yüzdende
Diyarbakır Karbuzu Teksas'tan
Çengelköy Hıyarını Abd den
Beypazarı Havucu İsrail den
Urfa Biberi Meksika dan
Ayaş Domatesini Fransa dan
Lahana ve Kabağı Almanyadan Alıyoruz
Bunun Nedeni Nedir ?
Nutuk’tan/
4 Mart 1922’de, cepheyi teftiş etmek üzere, Ankara’dan ayrılmaya karar vermiştim.
Dolayısıyla, o gün, bazı açıklamalarda bulundum.
Kendilerine anlattım ki, ordumuzun kararı taarruzdur.
Ama bu taarruzu erteliyoruz.
Sebebi ise, hazırlığımızı iyice tamamlamak için biraz daha zaman gerekmesidir.
Bekleyişimizi, taarruz kararından vazgeçtiğimiz veya bunu başarmaktan ümidimizi kestiğimiz şeklinde yorumlamak yersizdir.
Osmanlılar, yapacakları askerî harekâtın genişliği ölçüsünde hazırlıklı davranmadıkları ve daha çok hırslarının etkisi altında hareket ettikleri için, Viyana’ya kadar gittikleri halde, geri çekilmeye mecbur olmuşlardır.
Ondan sonra Budapeşte’de de duramadılar.
Belgrat’ta da yenilerek geri çekilmeye mecbur edildiler.
Balkanları terk ettiler.
Rumeli’den çıkarıldılar.
BİZE, İÇİNDE DAHA DÜŞMAN BULUNAN BU VATANI MİRAS BIRAKTILAR.
Sinir gevşetici telkinlere önem verilmemelidir.
«Ordu ile, savaşla, inatla bu işin içinden çıkılmaz» şeklindeki dış kaynaklı öğütlere uymakla, bir vatan kurtulamaz.
Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.
Efendiler, bilirsiniz ki, Meclis’te bu anlattığım dönemde en çok olumsuz rol oynayanlar, vaktiyle, Türk milletinin kendi kendine bağımsızlığını elde edemeyeceği görüşünü ileri sürmüş olan kimselerdi.
Onun için görüşlerime şunları da ekledim ve dedim ki:
«EFENDİLER, MADDÎ VE ÖZELLİKLE MANEVÎ ÇÖKÜŞ KORKUYLA VE GÜÇSÜZLÜKLE BAŞLAR.
GÜÇSÜZ VE KORKAK İNSANLAR, HERHANGİ BİR FELÂKET KARŞISINDA, MİLLETİN DE UYUŞUKLUĞA DÜŞMESİNE YOL AÇARLAR.
GÜÇSÜZLÜK VE KARARSIZLIKTA O KADAR İLERİ GİDERLER Kİ, ÂDETA KENDİ KENDİLERİNE HAKARET EDERLER. DERLER Kİ, ‘BİZ ADAM DEĞİLİZ VE OLAMAYIZ! BİZ, KAYITSIZ VE ŞARTSIZ OLARAK VARLIĞIMIZI BİR YABANCIYA TESLİM EDELİM.’
Türkiye’yi, böyle yok olma uçurumuna sürükleyenlerin elinden kurtarmak lâzımdır.
Bunun için bulunmuş bir gerçek vardır.
O gerçek şudur:
TÜRKİYE’NİN DÜŞÜNEN KAFALARINI YEPYENİ BİR İMANLA DONATMAK…
BÜTÜN MİLLETE TAPTAZE BİR MANEVÎ GÜÇ VERMEK.
İşte biz buna uyacağız.
Salonda Mustafa Kemal Atatürk'ün ismini haykırarak söyleyen, Dünya Artistik Buz Pateni Şampiyonası'nda 7. kez Dünya şampiyonu olan Milli sporcumuz @naz_arici_
Kendisi aslında elektirik ve elektronik mühendisi, bir şirkette çalışırken, Çok sevdiği arkadaşı ölünce depresyona giriyor .
Unutmak için 29 yaşında buz patenine başlıyor.
Hızla yükseliyor, 32 yaşında ilk Dünya şampiyonu olup, devamı 2023 Dünya şampiyonluğu. Şu an 41 yaşında.
Mustafa Kemal'in kızları her spor dalında harika ve azimli ..
Seni canı gönülden kutluyor ve başarılarının devamını diliyoruz tüm alkışlar ve kalpler sana gelsin ...
🇹🇷🇹🇷❣️❣️👏👏👏🙏
Köy enstitülerinin duvarında “Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz” yazıyordu.
Peki neden böyle yazıyordu?
..Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kadın müfettiş bir okulu teftiş etmek için görevlendirilir…
Müfettiş okula gitmek için yola koyulur, ancak yolda arabası hararet yapar ve aracı çalışmaz.
Oradan geçen bir çocuk araca doğru yanaşarak yardıma ihtiyacının olup olmadığını sorar.
Müfettiş: Araçlardan anlar mısın?
Çocuk: Babam tamircidir, ben de bazen ona yardım ederim.
Arabanın motoruna bir bakış attıktan sonra alet – edevat çantasını ister.
Çocuk birkaç dakika uğraştıktan sonra müfettişten arabayı çalıştırmasını rica eder.
Bu arada müfettiş bütün bu olanları dehşet içerisinde izliyordu.
Araç tekrardan hareket etmeye başladı.
Çocuğa teşekkür etti ve bu saatte neden okulda olmadığını sordu.
Çocuk: Bugün okulumuza müfettiş gelecekmiş ve öğretmenin dediğine göre benim sınıfın en tembel öğrencisi olmamdan dolayı evde kalmam gerekiyormuş.
Fikir: Yetenekler böyle bitirilir.
Zeka ve üreticilik sadece dersi anlamak ile alakalı bir şey değildir.
Her şahsı; yeteneklerini ortaya çıkarabilmek için uygun ortama koymak gerekir.
Köy enstitülerinde her çocuk ilgi alanı ve yeteneğine göre değerlendirilip, ona göre eğitiliyordu.
Bütün öğrencilere standart dersler verilmiyordu.
Köy enstitülerinin duvarında ise şöyle yazıyordu:
“Burada hiçbir balık uçmaya, hiçbir kuş yüzmeye zorlanmaz.”
Alıntıdır
Fotoğraf: Köy Enstitüsü Mezunları 1950
Via Erol Ak
Şiddet Bir Halk Sağlığı Sorunudur! Çözümün Yolu Güçlü, Kapsayıcı ve Bütünlüklü Politikalardan Geçmektedir!
Sağlık alanında uzun yıllardır yaşanan ve meslektaşlarımızın ölümüne neden olan şiddet olaylarının eğitim alanına yayılıyor olmasını büyük bir endişe ve üzüntüyle gözlemliyoruz.
Dün (14 Nisan 2026) Şanlıurfa Siverek’teki Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 19 yaşındaki bir saldırganın öğrenci ve öğretmen 16 kişiyi yaralayıp kendi yaşamına son vermesinin ardından; bugün de Kahramanmaraş Onikişubat’taki Ayser Çalık Ortaokulu’nda sekizinci sınıf öğrencisi bir çocuk, okul çantasında getirdiği silahlarla üçü öğrenci biri öğretmen dört kişiyi öldürmüş, yine öğrenci ve öğretmenlerden oluşan 20 kişiyi yaralamış ve kendi yaşamına son vermiştir.
Derin üzüntü duyduğumuz saldırılarda hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralananlara acil şifalar; saldırılardan etkilenen tüm öğrencilere, eğitim emekçilerine ve ailelerine geçmiş olsun diliyoruz.
Şiddet bir halk sağlığı sorunudur! Yalnızca bireylerin ruhsal sorunları ile açıklanamaz; aksine politik, ekonomik, sosyal koşullar ile şekillenen toplumsal sağlık sorunları ile birlikte ele alınmalıdır.
Bu bağlamda çözümün yolu da yalnızca bireye odaklanan yaptırım temelli uygulamalardan değil; güçlü, kapsayıcı ve bütünlüklü politik, ekonomik, sosyal politikalardan geçmektedir.
Toplumda gerilimi tırmandırıp şiddet eğilimini besleyen politikalara derhal son verilmelidir. Şiddeti öven ve özendiren söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal yaşamın hemen her alanında destekleyici uygulamalar yaygınlaştırılmalıdır. Eğitim kurumları güvenli, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin güvenliği öncelikli hale getirilmelidir.
Eğitim emekçilerinin şiddet sorununun çözülmesi talebiyle yaptıkları Türkiye genelindeki iş bırakma ve Ankara’da Millî Eğitim Bakanlığı önündeki yaşam nöbeti eylemlerini destekliyor ve yineliyoruz:
Şiddetsiz bir ülke mümkün ve zorunludur!
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
👇
https://t.co/Gpr80QlwO5
ALNIM AÇIK, BAŞIM DİK!
Bugün Esra'mızı avukatları, baro yönetimleri ve annesi Nejla ziyaret etti. Morali çok yüksek. Aklı Akbelen'de, köyünde, mücadelede ve dostlarında. Herkese çok selamı var.
Mektubunda da söylediği gibi:
VAZGEÇMEYECEĞİZ!
Milas 1 şirketten büyüktür!
Dünyaca ünlü nörobiyolog Robert Sapolsky, beynimizin en güçlü “fren” mekanizması olan prefrontal korteksi (ön beyin kabuğu) tam bir kas gibi tanımlıyor. Nasıl mı?
Her gün karşılaştığınız o küçük baştan çıkarıcılarla yüzleşin: o ekstra dilim pasta, o “sadece 5 dakika daha” diye uzayan telefon ekranı, o ani öfke patlaması…
İşte o anda “hayır” demek için prefrontal korteksiniz devreye girer. İlk başta zor gelir, adeta ağırlık kaldırmak gibi yorar. Ama işte sihir burada başlıyor:
Tekrar tekrar direnin.
Her başarılı “hayır”da, bu bölgeyi çalıştırıyorsunuz. Sinir yolları güçleniyor, bağlantılar kalınlaşıyor, karar verme mekanizmanız daha verimli hale geliyor. Tıpkı düzenli spor yapan birinin kaslarının zamanla daha kolay çalışması gibi…
Başlangıçta irade göstermek için çaba harcarken, bir süre sonra o “doğru olanı yapmak” neredeyse otomatikleşiyor. Artık baştan çıkarıcılar sizi eskisi kadar sarsmıyor. İrade, zor bir savaş olmaktan çıkıp, sakin ve doğal bir alışkanlığa dönüşüyor.
Sapolsky’nin çarpıcı mesajı şu:
Kendini disipline etmek, karakter meselesi değil; beyin mimarisi meselesidir. Ve bu mimariyi siz yeniden şekillendirebilirsiniz. Küçük, tutarlı direnişlerle.
Bugün bir kez daha “hayır” deyin.
Yarın biraz daha kolay gelecek.
Bir hafta sonra ise… farkı hissetmeye başlayacaksınız.
Beyniniz sizi izliyor.
Ve her direnişinizle, daha güçlü, daha özgür bir versiyonunuza doğru evriliyor.
Şimdi sıra sizde.
O ilk adımı atın. Kaslarınız sizi bekliyor. 💪🧠
Bu video tam da bu yüzden ilham verici: irade bir lütuf değil, eğitilebilir bir beceri.
Ve eğitimine bugün başlayabilirsiniz.
Uludağ; Bursa’nın suyudur.
Ormanıdır. Geleceğidir.
Bugün kuraklık tehdidi altındaki bir kentte, su daha doğduğu yerde kirletiliyor.
Oteller,madenler,plansız yapılaşma ve rant politikaları Uludağ’ı tüketiyor.
Uludağ korunursa Bursa yaşar.
#DünyaSuGünü#UludağMilliParktır#SuHaktır
Yaşamın genetik şifresini yazan (DNA ve RNA) beş ana nükleobazın (adenin, guanin, sitozin, timin ve urasil) tamamı, ilk kez bir asteroit örneğinde (Ryugu) bir arada tespit edildi. Bu, yaşamın alfabesinin tam set olarak uzayda mevcut olduğunu gösteriyor.
https://t.co/Xp5YneTiPr
Halkların Yaşam ve Sağlık Hakkının, Savaşa Karşı Yaşamın ve Barışın Savunucusuyuz
Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in İran’a yönelik askeri saldırıları ve bölgesel gerilimi artıran politikaları, Ortadoğu’yu ağır bir yıkım ve insani kriz tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştır. Bu saldırıları nefretle karşılıyor ve kınıyoruz.
Savaş, yalnızca sınırları veya devletleri değil, doğrudan halkların yaşamını hedef alır. Ölüm, yaralanma, sakatlık, zorunlu göç, yoksulluk, açlık, salgın hastalık riski ve derin ruhsal travmalar savaşın kaçınılmaz sonuçlarıdır. Sağlık altyapısının zarar görmesi veya hedef alınması ise etkileri kuşaklar boyunca sürecek bir halk sağlığı krizine yol açar.
Bugün yaşananlar, kapitalist-emperyalist sistemin kriz dönemlerinde savaşın yeniden paylaşım ve güç tahkim aracı olarak devreye sokulmasının bir sonucudur. Bu süreçlerin bedelini en çok; işçiler, yoksullar, göçmenler, kadınlar, çocuklar, ezilen halklar ve sağlık emekçileri ödemektedir.
İran halkı bir yandan ülkelerindeki baskıcı ve otoriter uygulamalar altında yaşam mücadelesi verirken, diğer yandan dış askeri müdahalelerin tehdidiyle karşı karşıyadır. Emperyalist saldırılar hiçbir halkı özgürleştirmez; tersine bağımlılık ilişkilerini derinleştirir, eşitsizlikleri büyütür ve bölgesel istikrarsızlığı kalıcı hâle getirir.
Ortadoğu halklarının kaderi bombardımanlarla, vekâlet savaşlarıyla veya güç mücadeleleriyle belirlenemez. Bölgenin ihtiyacı, yeni çatışmalar değil; demokratikleşme, eşitlik, laiklik ve barış içinde bir arada yaşamı güçlendirecek politikalardır.
Türk Tabipleri Birliği olarak:
· Halkların yaşam ve sağlık hakkının
· Savaşa karşı yaşamın ve barışın savunucusuyuz.
Uluslararası toplumu, saldırıları derhal durdurmaya ve diplomatik çözüm yollarını işletmeye; bölge ülkelerini ise gerilimi artıracak adımlardan kaçınmaya çağırıyoruz.
Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
🚨 TBMM’de kabul edilen düzenleme ile milli parklar 99 yıla kadar şirket kullanımına açılıyor.
Adı koruma, özü tahsis.
Milli parklar satılık değil.
Halkındır, doğanındır.
#MilliParklar#DoğaRantDeğil
Türk Doktorlar Bilgi Yarışmasında Dünya Birincisi!
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden iki Türk araştırmacı ‘tıp’ tarihine adını yazdırdı. Dr. Nazlı Melis Coşkun ve Dr. Atilay Koltuk, ABD’de Göğüs Cerrahları Derneği tarafından düzenlenen bilgi yarışmasında Yale Üniversitesi’ni geride bırakarak dünya birincisi oldu.
ATATÜRK ROZETİYLE
Yanlarında Türk bayrağı ile Atatürk ve Türk bayraklı rozetlerinin olduğunu dile getiren araştırma görevlisi Dr. Atilay Koltuk, yarışma öncesindeki duygularını da şöyle ifade etti:
“Yarışma başlamadan önce kendi aramızda Atatürk ve Türk bayraklı rozeti takacaksak, bu yarışmayı kazanmak zorundayız diye konuşmuştuk. Bu rozetlerle ülkemizi temsil ettiğimizi daha güçlü bir şekilde hissettik. Bu yüzden de yarışma sürecinde bir hayli heyecanlıydık.”
***
...
Onlar ki; Osmanlı’ya Meşrutiyet’i getiren, Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de (Askeri Tıbbiye) 1889’da İttihat – Terakki‘yi kuran 3 Tıp öğrencisi Jön Türk idi..
İshak Sükûti, Abdullah Cevdet, İbrahim Temo..
Onlar ki; 14 Mart 1919’da İstanbul Askeri Tıbbiyesine Türk Bayrağı astılar ve
işgalci İngiliz emperyalizmini kınadılar (protesto ettiler)..
Onlar ki; Eylül 1919’da Sivas Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa‘ya
“tam bağımsızlık!” diye haykıran Tıbbiye 3. sınıf öğrencisi Tıbbiyeli Hikmet (Boran) idiler..
Onlar ki: ülkemizin şanlı Tıbbiye Geleneğinin Cumhuriyetçi = Atatürkçü kuşaklarıdır
ve hep Kemalist Devrimci, öncü kalacaklardır.
...
......
Yazının tümünü okumak için lütfen tıklayınız..
https://t.co/9mMXgLLwtE
Bazen ne olacağımızı anlamak için nasıl “olduğumuzu” bilmektenfayfa var! (İştentürkçesi):
ANNE SÜTÜ
Sütü incelediğini sanıyordu.
Ama ortaya çıkardığı şey bir konuşmaydı.
2008 yılında, evrimsel antropolog Katie Hinde, Kaliforniya'daki bir primat araştırma laboratuvarında, rhesus makak annelerinin anne sütünü analiz ediyordu. Yüzlerce numune ve binlerce veri noktası vardı. Her şey normal görünüyordu, ta ki bir örüntü ortadan kalkmayana kadar.
Oğul yetiştiren anneler, yağ ve protein açısından daha zengin süt üretiyordu.
Kızları yetiştiren anneler ise farklı besin dengelerine sahip daha fazla miktarda süt üretiyordu.
Bu durum tutarlıydı. Tekrarlanabilirdi. Ve bilimsel konsensüs için son derece rahatsız ediciydi.
Meslektaşları hata, gürültü veya istatistiksel tesadüf olduğunu öne sürdüler.
Ancak Katie verilere güveniyordu.
Ve veriler radikal bir fikre işaret ediyordu.
Süt sadece besin değildir.
Aynı zamanda bilgidir.
On yıllardır biyoloji, anne sütünü basit bir yakıt olarak ele almıştır. Kalori al, büyü. Ama süt sadece kalori olsaydı, neden bebeğin cinsiyetine göre değişirdi?
Katie araştırmaya devam etti.
250'den fazla anne ve 700'den fazla örnekleme olayında, hikaye daha da karmaşık hale geldi. Daha genç, ilk kez anne olanlar, daha az kalori ama önemli ölçüde daha yüksek kortizol (stres hormonu) seviyeleri içeren süt ürettiler.
Bu sütü içen bebekler daha hızlı büyüdü.
Ayrıca daha uyanık, daha temkinli ve daha endişeliydiler.
Süt sadece vücutları oluşturmuyordu.
Davranışları da şekillendiriyordu.
Sonra her şeyi değiştiren bir keşif yapıldı.
Bebek emzirildiğinde, mikroskobik miktarda tükürük göğse geri akıyor. Bu tükürük, bebeğin bağışıklık sistemi hakkında biyolojik sinyaller taşıyor. Bebek hastalanırsa, annenin vücudu bunu algılıyor.
Birkaç saat içinde süt değişiyor.
Beyaz kan hücreleri artıyor.
Makrofajlar çoğalıyor.
Hedef antikorlar ortaya çıkar.
Bebek iyileştiğinde, süt normal haline döner.
Bu bir tesadüf değildi.
Bu bir çağrı ve yanıt idi.
Milyonlarca yıl boyunca gelişen biyolojik bir diyalog. Görünmezdi — ta ki biri dinlemeyi akıl edene kadar.
Katie mevcut araştırmaları incelerken, rahatsız edici bir şey fark etti. Erektil disfonksiyonla ilgili bilimsel çalışmalar, anne sütünün bileşimi ile ilgili çalışmaların iki katıydı.
Her insanın tükettiği ilk besin.
Türümüzü şekillendiren madde.
Büyük ölçüde göz ardı edildi.
Bu yüzden cesur bir adım attı.
Kasıtlı olarak kışkırtıcı bir isimle bir blog başlattı: Mammals Suck Milk (Memeliler Süt Emir).
Blog patlama yaşadı. İlk yılında bir milyondan fazla okuyucuya ulaştı. Ebeveynler. Doktorlar. Bilim adamları. Araştırmaların atladığı soruları soran insanlar.
Keşifler devam etti.
Süt günün saatine göre değişir.
Ön süt, arka sütten farklıdır.
İnsan sütü, bebeklerin sindiremediği 200'den fazla oligosakkarit içerir, çünkü bunlar yararlı bağırsak bakterilerini beslemek için vardır.
Her annenin sütü biyolojik olarak benzersizdir.
2017'de Katie bu çalışmasını TED sahnesine taşıdı. 2020'de Netflix'in Babies filmiyle küresel bir izleyici kitlesine ulaştı. Bugün, Arizona State Üniversitesi'nin Karşılaştırmalı Emzirme Laboratuvarı'nda, tıbbın bebek gelişimi, yenidoğan bakımı, mama tasarımı ve halk sağlığı konusundaki anlayışını yeniden şekillendirmeye devam ediyor.
Bunun etkileri şaşırtıcıdır.
Süt, 200 milyon yıldan fazla bir süredir evrimleşmektedir; bu, dinozorların Dünya'da yaşadığı süreden daha uzundur. Bir zamanlar basit bir besin olarak gördüğümüz şey, biyolojinin bugüne kadar ürettiği en sofistike iletişim sistemlerinden biridir.
Katie Hinde sadece sütü incelemekle kalmadı.
Beslenmenin zeka olduğunu ortaya çıkardı.
Konuşmaya başlamadan önce kim olacağımızı şekillendiren, canlı ve duyarlı bir sistem.
Bütün bunlar, bir bilim insanının hikayenin yarısının "ölçüm hatası" olduğunu kabul etmeyi reddetmesi sayesinde oldu.
Bazen en büyük devrimler, herkesin görmezden geldiği şeylere kulak vermekle başlar.
BİZİ YURTSUZ KOYMAYIN!
Ömrümüz bu toprağın taşını taşımakla, çift sürmekle, zeytin dikmekle, keçiler koyunlar gütmekle geçti. Binlerce köylüyü bu topraktan sürüp derde tutturmayın. Geçmişimizden geleceğimizden elinizi çekin.
Dayanacağız, direneceğiz, vermeyeceğiz!
Zeynep Gülkala, Atatürk’e “Put” diyenleri gömmüş
“Ben Anıtkabir’e gidip bez bağlayıp ev, araba, koca isteyen görmedim.
O yüzden put değil, anıttır. Bilimdir, ışıktır, ileri görüştür, dehadır. Biz tapmayız, anarız.”
Aziz Sancar ve ekibi, hızlı büyüyen ve ölümcül bir beyin kanseri türü olan glioblastoma tedavisinde devrim yaratabilecek bir araştırmaya imza attı.
Yaygın bir kemoterapi ilacının EdU adı verilen maddeyle birleştirilmesi, benzeri görülmemiş bir iyileşme sağladı (hayvan deneyi).