Atatürk, NUTUK’u 6 günde okur. Sesi hiç titremez. Son sayfaya geldiğinde bu sözde sesi titrer, duygulanır:
“Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir.
Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
-Evet, bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedeli…
Ve bu vatanın sınırları cetvelle çizilmemiştir.
#atatürk #mustafakemalatatürk #nutuk
Gerçek ses, gerçek görüntüler.
Atatürk, Türk milletine sesleniyor. Halk, genci yaşlısı toplanmış Atatürk'ü dinliyor.
Aralarında çarşaflı teyzeler, başörtülü hanımlar da var.
20 sene kadar önce Çin Devlet Radyosunun sitesinde Çin'deki yerel kültürlerden örnekler bölümü vardı. Orada bir Kazak Türkü çobanın söylediği ''Memlekete Sevgi'' adında bir ''bozlak'' dinlemiştim. Arıyorum bulamadım.
Bu çobanla 5.000 km ötedeki çobanın kültürü ve acısı aynı.
Kapıyı kapattı; bir koltuğa yığılır gibi oturdu; eliyle işaret ederek beni de oturttu. Çok yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu; bir sigara yaktı:
"Bunalıyorum çocuk, büyük bir ıstırap içinde bunalıyorum!” dedi.
“Görüyorsun ya, her gittiğimiz yerde mütemadiyen dert, şikâyet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi bir perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz; maateessüf memleketin hakiki durumu bu işte! Bunda bizim günahımız yoktur; uzun yıllar hatta asırlarca dünyanın gidişinden gafil, birtakım şuursuz idarecilerin elinde kalan bu cennet memleket; düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara mâlik olan zavallı halkımız ise, kendisine mukaddes akideler şeklinde telkin edilen bir sürü batıl görüş ve inanışların tesiri altında uyuşmuş, kalmış.
Bu arada beni en çok üzen şey nedir bilir misin? Halkımızın zihninde kökleştirilmiş olan, her şeyi başta bulunandan beklemek itiyadı. İşte bu zihniyetle; herkes büyük bir tevekkül ve rehavet içinde, bütün iyilikleri bir şahıstan, yani şimdi benden istiyor, benden bekliyor; fakat nihayet ben de bir insanım be birader, kutsi bir kuvvetim yoktur ki.
Münasebet düştükçe daima tekrar ediyorum; bütün bu dertlerin, bütün bu ihtiyaçların giderilmesi, her şeyden evvel, pek başka şartlar altında yetişmiş; bilgili, geniş düşünceli, azim, feragat ve ihtisas sahibi adam meselesidir, sonra da zaman ve imkân meselesi. Bu itibarla evvela kafaları ve vicdanları köhne, geri, uyuşturucu fikir ve inançlardan temizleyeceksin. İşlerinin ehli, idealist ve enerjik insanlardan mürekkep, muntazam, her parçası yerli yerinde, modern bir devlet makinesi kuracaksın; sonra bu makine halkın başında ve halkla beraber durmadan çalışacak, maddi ve manevi her türlü istidat ve kaynaklarımızı faaliyete getirecek, işletecek, böylece memleket ileriye, refaha doğru yol alacak. Başka çaremiz yoktur, ileri milletler seviyesine erişmek işini; bir yılda, beş yılda, hatta bir nesilde tamamlamak da imkânsızdır. Biz şimdi o yol üzerindeyiz; kafileyi hedefe doğru yürütmek için, beşer takatinin üstünde gayret sarf ediyoruz; başka ne yapabiliriz ki?
Biraz durdu, gözleri dolmuştu; elleri hafifçe titriyordu, “Kalk, bana bir kahve getirmelerini söyle de, gel!” dedi.
Anlamıştım; aşikâr bir hal alan heyecanını yenmek için yalnız kalmak, vakit kazanmak istiyordu. Kendisini ilk defa böyle bir halde görüyordum. Demek ki teşhisim doğru idi. Dışarıda birkaç dakika oyalandım; odaya döndüğüm zaman, epeyce sakinleşmişti, susuyordu. Getirilen kahveyi yavaş yavaş içti, sonra gözlerimin içine bakarak, her zamanki metin sesiyle konuştu:
“Her ne hal ise! Yeise değil, hatta ufak bir tereddüde dahi düşmeye mahal yoktur; halimizi bilmekle beraber cesaretimizi kaybetmemeli, ümit ve şevk içinde yolumuza devam etmeliyiz; er geç, fakat muhakkak gayemize varacağız. Hadi artık seni bırakayım; ben de hazırlanıp sofraya ineceğim.”
Salondan nasıl çıktığımı bilmiyorum; Çelik İradeli Adamın, velev beş, on dakikalık olsun, böyle bir sinir buhranı geçirmiş olması, beni çok sarsmıştı; günlerce bunun tesiri altında kalmıştım.
Hasan Rıza Soyak - Atatürk'ten Hatıralar, 389-390...
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
"Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş... Ondan sonra, içeride ve dışarıda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete (toplum), yeni devlet ve bunları başarmak için arasız, devrimler... İşte Türk Genel Devriminin bir kısa diyemi." (9 Mayıs 1935)
Mustafa Kemal Atatürk ; cılız nehirlerin karşısında, bir deniz gibidir. Fırtınalı havalarda bu deniz , kabarmış ve coşmuştur...
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun!
Cumhuriyet’in 102. yılı için sözleştik şimdi yola çıkıyoruz
Kendi kanalımda ilk video yayında:
Mavi Vatan ve Cumhuriyet!
Tamamını izlemek için:
https://t.co/G64k0SG1UJ
Ernest Shackleton’ın Kuzey Kutbu keşif gezisi için donattığı "Endurance" gemisi üzerine yapılan anlatılar, 1915'te batan gemiyi Antarktika’nın Titanik’i olarak efsaneleştirilmişti.
Ancak Aalto Üniversitesi’nden Prof. Jukka Tuhkuri’nin tarafından “Arktik ve Antartika Araştırmaları Dergisi – Polar Record”da 06 Ekim 2025 tarihinde yayımlanan “Endurance Neden Battı?” (Why did Endurance Sink?) başlıklı makale, gemi hakkında bugüne kadar bilinenleri yeniden sorgulamaya yol açacak savlara yer veriyor.
https://t.co/K2vJie95vy
Bir Kağıt Parçasına Yazılan Milyon Dolarlık Bilgelik
Albert Einstein, Japonya’ya gitmişti. Tokyo’daki ünlü Imperial Oteli’nde kalıyordu. Bir gün, odasına hizmet eden görevliye bahşiş vermek istedi. Ancak Japonya’da bahşiş kültürü yoktu; hatta kimi zaman bahşiş teklif etmek bir hakaret olarak görülürdü.
Otel çalışanı, kibarca gülümsedi ve “Bu işimin bir parçası, ben maaşımı alıyorum” dedi. Bahşişi kabul etmedi.
Einstein ise bu geleneği bilmiyordu. O gün, Nobel Ödülü’nü kazandığını öğrenmişti. Sevinci büyüktü ve bu mutluluğu paylaşmak istiyordu. Görevliye döndü:
“Bahşişi kabul etmiyorsunuz ama, müsaade ederseniz size bir hatıra bırakayım,” dedi.
Otel odasındaki bir kâğıt ve kalemi eline aldı. Kısa bir not yazdı, altına da imzasını attı: Albert Einstein.
Japon emekçi, o kâğıdı ömrü boyunca sakladı. Yıllar sonra, ölümünden sonra torunu o notu açık artırmaya çıkardı. 2017 yılında, bu mütevazı kâğıt tam 1 milyon 600 bin dolara satıldı.
Peki o kâğıtta ne yazıyordu?
Einstein şöyle demişti:
“Mütevazı bir hayat, şuursuzca başarı peşinde koşulan huzursuz bir hayata göre daha çok mutluluk verir.”
Bu cümlenin gerçek değerini anlamak, o milyon dolarlardan çok daha kıymetlidir.
Çünkü mutluluk, pazarda satılmaz.
İyi bir yatak satın alabilirsiniz ama huzurlu bir uykuyu satın alamazsınız.
En güzel evi alabilirsiniz ama mutlu bir yuvayı satın alamazsınız.
Mark Twain’in dediği gibi:
“İyi arkadaşlar, iyi kitaplar ve başını yastığa koyduğunda rahat uyuyabileceğin bir vicdan… İşte ideal hayat budur.”