@noiaalafinestra Tavsiyelerini dikkate aldığım biri önerince popüler olmasına rağmen okudum. Sonuç; benim kurumsal mail kutum derlense daha iyi kitap çıkardı. Yazında başarı ölçütü nedir sorusunu evirip çeviriyorum ama yok yine de güzelleyecek bir not çıkaramadım.
@hilossss3 Olmadıklarına nasıl bu kadar eminsin cenazeye gidip yoklama mı aldın. Başka insanların hayatına burnunuzu sokmadığınızda yargılamadığınızda dindarlığınız mı düşüyor? İticiliğinizin farkında değil misiniz, eşiniz dostunuz da mı sizinle aynı kötülükte ki uyarananız yok?
Üsküdar'ın Ak Parti'ye geri dönmesi biz millî Müslümanları feraha ğarketti. Allâh-u Teâlâ İstanbul'umuzun iâdesiyle sürûrumuzu itmâm eylesin. İstanbul'un kaybedilmesine sebep olanlara da müstehaklarını i'tâ eylesin. Âmîn!
Ruhi Çenet’in Yahudiler ile ilgili Videosun’da ilginç bir şey farkettim.
Şabat lambasıyla yasağı ekarte etme düşüncesi.
Bu tür bir hile Kuran’da da geçiyor.
Ayet Ne diyor?
Bakara 65-66: “İçinizden Cumartesi günüyle ilgili avlanma yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. Bu yüzden onlara: “Aşağılık maymunlar olun” demiştik. Bu cezayı, hem o devirde yaşayanlara hem de gelecek nesillere uyarıcı bir ibret, kötülükten sakınanlara da tesirli bir öğüt kıldık.”
Peki Cumartesi yasağı ne?
Yahudiler Cumartesi yasağına “Şabat” derler. Kuran’da “Sebt” olarak geçer. Bu yasağa göre cuma günü güneş batımından cumartesi günü güneş batımına kadar avlanma, hayvan kesme, tarla sürme gibi pek çok işi yapamazlar.
İbn Abbas Rivayeti Şöyle: “Cumartesi günü balık avlamaları yasaklanan bu halk (Eyle kasabası sakinleri), nehirlerden veya denizden karaya doğru kanallar/arklar ve havuzlar kazdılar. Cumartesi günü balıklar suyun yükselmesiyle veya akın akın gelerek bu kanallardan geçip havuzlara doluyordu. Akşam olunca kanalların ağzını kapatıp balıkları hapsettiler. Cumartesi günü avlanmadıklarını öne sürerek, hileyle hapsettikleri bu balıkları Pazar günü sudan çıkarıp topladılar.”
Ruhi Çenet Videosundaki durumla olan benzerliği görüyor musunuz? Balık tutmak Cumartesi günü yasak diye, Cumartesi günü balıklara tuzak kurup oluşturdukları kanala dolmasını sağlıyorlar yani avlamamış oluyorlar. Pazar günü yasak geçtiğinde, hapsettikleri balıkları rahat bir şekilde bu havuzdan avlıyorlar...
A’râf 163 ’de de şöyle geçiyor: “Onlara, deniz kıyısında bulunan kent halkının durumunu sor. Hani onlar Cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşıyorlardı. Zira tatil yaptıkları Cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.”
Bakın, Allah’da imtihan için bilhassa Cumartesi günü akın akın balık gönderiyormuş. Günümüzde de aslında İslam ile çeliştiği halde, sanki Allah’ı kandırıyormuş gibi yapılan bir çok olayı biliyorsunuz öyle değil mi? Bakın Nisa 47’de hem o halkın hem de belki de bizim ders alabileceğimiz ne demiş?
Nisa 47: “Ey kendilerine kitap verilenler! Birtakım yüzleri silip de tersine çevirmeden, yahut cumartesi halkını lânetlediğimiz gibi onları lânetlemeden, yanınızda bulunanı (Tevrat’ı) doğrulayıcı olarak indirdiğimiz bu kitaba (Kur’an’a) iman edin. Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.”
@haskologlu Bir cemaat AKP'ye yaslanıp keyif sürmek varken yıllardır operasyonlarla boğuşuyorsa helal olsun demek düşer. Ilık götlü solculardan daha karakterliler. Sekülerler alkol alıp deniz tatili yapabildikleri müddetçe Akp rejimine gayet ok lar
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Sevgili Komşularım,
Bir süredir sizlere anlatmaya çalıştığım gibi, 50 bin Tuzlalının evlerinin yıkılması riskiyle karşı karşıyayız. İki yıldır mesele bu noktaya gelmesin diye büyük bir çaba harcadık ama maalesef sorunun çözümünde hiç mesafe alamadık.
Tüm Tuzlalıların ilçemizin geleceğini tehdit eden bu sorun hakkında her şeyi bilmeye hakkı var! Bundan sonra susmayacağım ve bütün gerçeği olduğu gibi sizlere anlatacağım.
Benim öncelikli görevim ve sorumluluğum Tuzlalının hakkını ve hukukunu korumaktır. Sorun çözümsüz değildir; çözülmesini istemeyenlerin dayatmalarına da boyun eğmeyeceğim.
Tuzlalılar müsterih olsunlar, 50 bin insanı evsiz bırakmanın vebalini asla boynuma almayacağım… #TuzlalınınHakkı
@hayvanism@cemilebayraktr Soruşturma izni ile tutuklanmak aynı şey mi gerizekalı. Hangi AKP'li Belediye başkanı kelepçe ile sabah evinden alındı ve hapishanede? Sıradan bir valinin bile 52 taşınmazı çıkıyor, soygun yapanlar max görevden affını isteyip büyükelçi yapılıyor AKP'li olunca.
Bizde ev değişmiyor bir de. Neler oluyor neler bir gidiyorsun eve her şey aynı. Bu aynılık kendindeki değişimi olduğundan daha büyük gösteriyor, ürküyorsun. Ama biliyorsun kendini bulmak için terk ettiğin ev, seni asla terk etmeyecek tek yerdir.
Odyssey'i izledim az evvel. Eve dönme hikayeleri batılı bilinci hala eğlendiriyor. Batı insanının müthiş bir saplantısı var eve. Ev vardır. Bunu inkar edemeyiz. Diğer yandan biz doğulular ise evden ayrılmaya bayılırız. Evden ayrılıp gerçeği bulmaya yönelimimiz var. Musa peşine bir sürü insan takıp evden ayrılıyor. Gılgamış, ölümsüzlük iksirine çıkıyor. Dedem mantar aramaya gidiyor dağa. Ben İstanbul’a kaçıyorum köyümden. İlginçtir. Homeros’un derlediği Odisyus efsanesi eve dönmenin zorluğunu anlatır. Eve dönmek, Kahramanın Sonsuz Yolculuğu adlı kuramsal drama kitaba da ilham vermiştir. Gerçi o kitapta, doğudan örnekler de verilmiyor değildi. Neyse. Nolan’ın eve dönme hikayelerini sevdiğini biliyoruz. Daha doğrusu, Nolan, bunun satacağını çok iyi bilir. Nobelli çok satan bir romancı, yıllar önce verdiği söyleşide, kitabın satması için üç temadan birinin seçilmesi gereğini belirtmişti. Savsaş, göç, aşk. Eve dönme temacığı, bu üç temadan göç temasının bir dalı gibi duruyor. Nolan eve dönmeyi Interstellar’da çok iyi işledi. Aynı şekilde Inception da aslında bir eve dönme hikayesidir. Memento bir nevi öyle. Tenet öyle. Dunkrik savaşını ele aldığı film de eve dönme hikayesidir. Nolan eve dönmeyi, sinemanın çeşitli türlerinde işliyor. Düşmüş diyebiliriz. Takılmış. Otistik biridir. Tutturmuş, feci tutturmuş. Hiçbir Nolan filminde aşk yoktur ve Nolan aşk çekemez. Cinsel aşkı bilmez. Nolan filminde kadın karakter olmaz. Daha doğrusu, sıradan bir erkek yönetmenin kadın karakter gramaj ortalamasının yarısına bile yaklaşamaz. Nolan bir sanatçı değil, bir zanaatkar. Kuyumcu esnafı. Bence son yüzyılda kahraman olgusu ve kahramanın eve dönme çabası oldukça fıs bir tema. Kahraman mortgate ödüyor. Kahramanın evi kredili. Kahraman ancak ve ancak işten eve dönüyor. Asgari ücrete çalışan kahraman mı olur? Kahraman, ev, yurt, taşra kibri, onur... Bu gerici fikirlerin sinema ve tiyatrodan silinme ihtimali çok zayıf. Bu sanatlar şiir, roman, öykü, resim gibi tek bir kişi tarafından ortaya konan özerk sanat dalları değil. Biz yine kontemporariden devamke.