Bir yemek davetine giderken tatlıda ne olduğuna kadar menüyü sayabilmişti eşim. Sonraları da tahminini aldım ve tutturdu genelde. Seyahatteydik canı keşkek isteyiverdi. Vakit dardı, Çorum'dan geçerken arabayı çekip rastgele girdiğimiz lokantada ikram olarak masaya keşkek koydular. Ne alaka yani?
Düşününce şuna ulaştım, burada aslında canının istediği yiyeceği karşında bulma olayından ziyade, karşılaşacağın şeyin bilgisine durugörü ile önceden ulaşman ve gördüğün için canının istemesi gibi bir durum söz konusu olmalıydı. Hiç aklımızda olmayan bir yiyeceği reklamlarda gördükten sonra gidip almak istememiz gibi.
Konuyu dallandırayım. İtikâf, Efendimizin Ramazanın son 10 gününü insanlardan, dünya kelamından uzak, az yiyerek, az uyuyarak sadece ibadetle, tefekkürle meşgul olacağı bir yere kapanarak geçirdiği sünneti.
2015 Ramazanında usulünce bir itikâfımız olmuştu ve çok da güzel olaylar, duygular yaşadık. Usulden kasıt nedir; mesela yağsız, tuzsuz ve bazen sulandırılmış çorba, zeytin, hurma, kuru üzüm ve çaydan ibaretti sahur da iftar da. Bizimle birlikte kalarak cami hocası olmanın hakkını veren hocamız ve her yıl itikâfı aksatmamaya çalışan onun sağ kolu dostumuz katiydi. Sonraki yıllar sistem aynı devam etse de aynı kıvamı tutturamamıştık. Biz bozulduk belli ki..
Hele başka camilerden itikâf fotoğrafları düştü bu Ramazan. Böyle anlık fotoğraf paylaşılması zaten başlı başına olayın ruhuna ters de, paketli bir yığın gıda ve zengin menüler vardı sofrada. Her neyse. Bizdeki menü her gün aynı mütevazılıkta olunca arkadaşlarımızdan biri iftara yakın canının et istediğinden bahsetmişti muzip şekilde.
Sadece çorbamız çeşitlenebiliyordu bazen, hocanın hanımı yapardı genelde. Hayvanın kendisi bir yana, herhangi bir hayvansal ürün tüketmemiz ihtimal dahilinde değildi. Ama biraz sonra o arkadaş, çorbaya kaşığı daldırdığında köfte çıktı çorbadan. Bir karışıklık eseri çorbamız o gün misket köfteliydi.
Kadir gecesi kabul ettiğimiz 27. günün gündüzünde arkadaşımızın bu defa canı börek ve baklava istedi. Akşamına cami dolup taşmaya başladı tabii. İtikâftakileri düşünerek civardan kapımıza birkaç paket bir şey getirenler oldu. Ve gelenler su böreğiyle baklavaydı. Hocamız kızdı, yemeyelim istedi. Fakat, "İsraf mı olsun hocam, Allah'ın lütfudur mübarek günde. Bu çocuğun kalbinin temizliği.." sesleri yükselince yememize göz yumdu.
O güne kadar itikâf ehlini oruç hiç vurmuyordu. "Pek bir şey yediğimiz yok, nasıl bu kadar bedenen ve ruhen enerjik hissedebiliyoruz?" diye şaşkınlıkla birbirimize soruyorduk. Tam da pek bir şey yemediğimizden öyleymiş, anladık. Su böreklerini, baklavaları gömdüğümüz günün ertesinde henüz öğlen saatleri hepimiz acıkmaya ve susamaya başlamıştık. O arkadaşa da bir daha ağzını açmamasını tembihledik. :)
Bizim daha az ve doğal olanla beslenmeye ihtiyacımız var. Bünyem istiyor, kan olsun, can olsun, uykumu açsın diyerek kendimizi kandırırız aslında. Nefsimizi besliyoruz sadece ve yediğimiz içtiğimiz de büyük oranda zehir. Ajlıkla tokluk arası bir kuru ekmek. Ekmeğimiz de tandır ekmeği veya ekşi mayalı tam buğday olmalı tabi. Beyazlar sıkıntı.
Açlık, Allah'a yaklaştırır sahiden. Kalp gözünü açar. Belki de durugörü tek başına hikâye, o an aç olmanın kerametiydi tüm bu örnekler. Ve sanmıyorum ki hükümet, halkın aç kalma deneyimi yaşayarak gözünü açsın da yanlışlarının daha berrak görülmesini istesin? 🦞
#fahisyemeğeBOYKOT
"Ve her şey bittiğinde hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır." Aliya İzzetbegoviç
#GazaStarving#GazaStarving
Size ne oluyor da, Allah yolunda ve, “Ey Rabbimiz! Bizleri halkı zalim olan şu memleketten çıkar, katından bize bir dost ver, bize katından bir yardımcı ver” diye yalvarıp duran zayıf ve zavallı erkekler, kadınlar ve çocukların uğrunda savaşa çıkmıyorsunuz? Nisa 75 #GazaStarving
Akıllı olan cihazlar suan da hayatımızı kolaylaştırken gelecekte daha çok zorlaştıracak. Beynimizi kullanmadigimiz için köreltiyoruz. Bunu kolaylıkla düğmelere basarak yapıyoruz.