Bazen insanların içindeki “iyiyi” büyüteçle arayıp bulmaya, cımbızla çekip çıkarmaya çalışmak yerine; olanı olduğu gibi görmek ve öylece bırakmak daha ferah bir his verir.
Neyse o.
Ne gördüysen o, ne hissettiysen o, ne yaşadıysan o.
O, o kadar.
Ben artık şunu öğrendim: İnsan sevdiği kişiyi değiştiremiyor. Sadece onun gerçek yüzünü görmek için zaman kaybediyor.
Bazı insanları kaybetmek kayıp değil, kurtuluş. Bunu anlamam biraz uzun sürdü.
Yas doğrusal değildir.
İnsan bir gün geçmiştedir, ertesi gün gelecekte; bir şarkı duyunca yeniden kaybettiği kişinin yanına döner. Ya da kitaplıktan önüne düşen bir fotoğrafta ya da bir fulârda.
Gördüğüm kadarıyla insanlar birçok şeyi affediyor. Hatalar, eksiklikler, cehalet ya da anlık gerilimler. Ancak “aptal yerine konulmak” işi başka. Bir insanı kandırdığınız, onun size olan iyi niyet, açıklık ve temiz duygularını istismar ettiğiniz an, tüm kredinizi kaybediyorsunuz.
Zaman “kullanılacak” bir kaynak değil, bizzat hayatın kendisidir. Zamanın içinde yaşarız. Hayatımız, dikkat ettiğimiz şeylerin toplamıdır. Ivır zıvırın onu çalmasına izin vermeyelim.
Vakit dar.