Mezar taşlarına kazınan tarih kayıt altına alınıyor
📜 Geçmişin sosyal, kültürel ve sanatsal hayatına ilişkin önemli bilgiler taşıyan İstanbul'daki tarihi mezar taşları, envanter çalışmasıyla gelecek kuşaklara aktarılıyor
🗣️ İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kadir Pektaş:
❝Mezar taşlarının GPS ile koordinatını alarak aslında yerini netleştirmiş oluyoruz. Bulunduğu yerde kayıt altına almış oluyoruz. Aslında tapusunu alıyoruz o eserin❞
https://t.co/6ed8PTEveU
IMU Sanat Tarihi Bolumu, Islami Kitabeler ve Mezar Taslari Envanter Projesi kapsaminda Uskudardaki tarihi cami mezarliklarinin kayitlarini tamamladi. Detaylar: https://t.co/LPVjyR2XYl
❝İslam’ı, Müslümanları ve camileri oldukları gibi gösteren bir tablo ortaya koyuyoruz❞
İngiltere’de İslam karşıtlığına tepki olarak camilerde kek dağıtan 12 yaşındaki otizmli Joshie, dayanışma mesajını İstanbul’a taşıdı
→ Joshie Man olarak tanınan Joshua Harris ile babası Dan Harris, İstanbul’daki camileri ziyaret ederek kampanyalarını sürdürdü
→ Baba ve oğul, camilerde dağıttıkları keklerle önyargılara karşı dayanışma, hoşgörü ve birlikte yaşama mesajı veriyor
🎙️ AA Muhabiri Halime Berra Ona, iyilik yolculuğunun hikayesini Sultanahmet Camisi'nden aktardı
Tamamı YouTube'da 👉🏼 https://t.co/IwoKdSlzMS
DOĞU TÜRKİSTAN GERÇEKLERİ
* Camiler kapalı, cemaatle namaz yasak
* Kadim İslâm şehirlerinde ezan suskun
* Göstermelik açık tutulan az sayıda camide bir avuç ihtiyar dışında cemaat yok
* Dinî kıyafet ve kisveler tamamen yasak
* Uygur Türkleri hayatın her alanında gözetim ve takip altında
* Teknolojinin bütün imkânları asimilasyon için seferber edilmiş durumda
* Şehirler arasında ulaşımda ve harekette kısıtlama var
* Erkek nüfus zorla ve karın tokluğuna çalıştırılıyor
* Uygur Türkleri, Çinlilerle evlenmeye zorlanıyor
* Tarihî şehirlere Çinli yerleşimciler iskan ediliyor
* Kaşgar ve diğer şehirlerin otantik dokusu bozuluyor...
Çin'in propaganda gezilerine katılan sözde gazetecilerin aksine, Doğu Türkistan'a kendi imkânlarıyla seyahat eden Taha Kılınç'ın saha izlenimleri...
Vakit ayırarak izleyiniz ve vicdanınızla karar veriniz:
https://t.co/fXVoxfrrzD
https://t.co/JY5sNpexuf
https://t.co/sGZkhO5HKw
https://t.co/ekqsKbR65J
https://t.co/8h8QgHPXlg
"...
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?".
Münacaat
SOLGUNLUK ÇAĞINDA CANLILIK
Bu solgunluk, bitkinlik çağında yeniden canlanabilmenin yolu beş kadim sığınaktan geçiyor: Sevmek, öğrenmek, çalışmak, inanmak ve oynamak. Bunlar tesadüfen seçilmiş kelimeler değil; insanı insan kılan, onu bir anlam ufkuna bağlayan o eski şifa kaynaklarıdır.
Sevmek, kendinden çıkıp bir başkasına uzanmaktır. Bitikliğin ilk ilacı başka bir kalbe değmektir. Bir ihtiyarın elini tutmak, bir çocuğun gözünün içine bakmak, kapı komşusunun halini hatırını sormak gibi küçük ama hakiki temaslar. Sevgi, verdikçe çoğalan tek hazinedir; insan başkasına su taşırken kendi içindeki kuyunun yeniden dolduğunu fark eder.
Öğrenmek, dünyayı bir çocuğun merakıyla yeniden keşfetmeye niyet etmektir. Solmak, çoğu zaman hayatın bizi şaşırtmayı bırakmasıdır; her şeyi bildiğimizi sandığımız anda renkler kaçar. Yeni bir dilin ilk kelimeleri, bir çiçeğin adı, gökyüzündeki bir yıldızın hikâyesi yani zihne açılan her küçük pencere, ruha taze bir hava üfler. Merak, içimizdeki çocuğu uyandıran o nazik dürtmedir, uyanan çocuk, yeniden oynamayı hatırlar.
Çalışmak, ellerimizin ürettiği şeyde kendimizi bulmaktır. Ama buradaki çalışma, bizi tüketen o aç gözlü tempo değil; emeğin kendisinden zevk alınan, sonunda bir eser bırakan, insanı dünyaya bağlayan anlamlı bir uğraştır. Bir bahçeyi sulamak, bir yemek pişirmek, bir şeyi tamir etmek : Niceliğe değil, niteliğe ve mânaya bağlanan iş, yorgunluğun değil, doygunluğun kaynağı olur. İnsan, faydalı olduğunu hissettiğinde dirilir.
İnanmak, kendimizden daha büyük, daha ulvi bir hakikate başımızı dayamaktır. Bitiklik, bir bakıma anlamın çekilip gittiği bir gelgittir; ruh, kendinden büyük bir gayeye bağlanmadığında soluverir. İnanç bize kendi küçük tasalarımızdan daha geniş bir ufuk açar. Secde eden, eğilen, şükreden insan, omuzlarındaki yükün bir kısmını kendinden büyük ellere bırakmanın hafifliğini tadar.
Ve oynamak, hayatı bir muvaffakiyet sınavı olmaktan çıkarıp yeniden bir armağan gibi karşılamaktır. Yetişkinlik, çoğu zaman oyunu küçümsemeyi öğrenmektir; oysa amaçsızca gülmek, anlamsızca koşmak, sırf zevk için bir şey yapmak ruhun en saf gıdasıdır. Oyun, sonucu önemsemeyen tek faaliyettir; tam da bu yüzden, her şeyi sonuca bağlayan bir çağda kıymetli bir isyandır.
Olayların Allah’ın ezelî ilmi ve takdiriyle vuku bulduğunu idrak ettiğinde, kalbindeki yük hafifler;bu, teslimiyetin kapısıdır.Kaygıyı bırakıp tevekkül ve rızaya yöneldiğinde, kul olarak duruşun da teslimiyetinle şekillenir.Nasibin, kısmetin ve rızkın Allah’ın izniyle seni bulur.
Sevmek yarın bizi incitebilecek bir şeye karşı kendimizi açık ve savunmasız bırakmaktır. Aldığın her yaraya rağmen cesareti elden bırakmadan devam edebilmek. O yüzden cesaret ve sevgi hep yürekle ilişkilendirilmiştir.
Seven insan yüreklidir.