İsmail Saymaz,
Vatandaşlara “CHP’liler hırsızdır, yolsuzdur, haramzadedir” dedirtmek istiyorlar.
‘Arınma’ diye diye CHP’yi seçmenden arındıracak, Türkiye’nin birinci partisini barajın altına indirecekler.
Bu yıkım ekibi AK Parti’ye 2028’i armağan edene kadar durmayacak"
Hidayet Vahapoğlu’nun bu paylaşımını dikkatle okuyun ve okutun. PKK ve bölücü terör meselesini ülkemizde en iyi bilenlerden birisidir. @zaferpartisi@zpgencresmi
Erdoğan’a öğrenmesi için söylüyorum:
Frankenstein canavar değildir; canavarı yaratan kişidir.
Peki asıl Frankenstein kimdir?
Hangi canavarı yaratmıştır?
Buyurun…
Tek başına ne İyi Partinin, ne CHP’nin ne de bir başka partinin gücü yetmez buna. Bütün partiler bu konuda anlaşıp, birleşip bütün milleti arkalarına alarak mücadele etmelidir.
Daha bunlar buz dağının görülen tarafı …
Türk askeri, polisi, güvenlik korucusu, istihbaratçısı, savcısı-hakimi yeminlerine sadık kalarak üzerlerine düşen görevi insan üstü bir gayret ve fedakarlıkla yerine getirdiler.
İsimsiz kahramanların fedakârlıkları sonucunda Devlet ve Millet ile Cumhuriyet düşmanı örgüt silahlı mücadeleyi kaybetti. Ancak ne yazık ki siyasi mücadelede iş bilmeyenler, romantik çözüm üretenler, hayalperestler, el akıllılar ile efendilerince kulaklarına fısıldananı yapmayı marifet sayanlar silahla yazılan destanı bugünkü vahim duruma dönüştürdüler.
Sonuçlarını telafi etmenin imkansız olduğu bu gidişe Anayasa değişikliği çalışmaları moral destek oluyorsa, yeni Anayasa ile getirilecekler özerklik içeriyorsa ve daha taslağı bile kamuoyunca bilinmeyen Anayasa değişikliği ile resmi dil değişecek ve kurmanç ağzı Kürtçe adıyla ikinci resmi dil olarak kabul edilecek havası estiriliyorsa bu vahim durumun müsebbipleri tarih ve milletin önünde sorumlu olacaklardır.
Diyarbakır’da Kürt Dil Konferansı yapıldı.
Diyarbakır Belediyesi yöneticilerinin yönettiği konferansta alınan kararlar:
• Kürtçe bilmeyen personel için zorunlu dil atölyeleri düzenlenmesi
• Kurum, kuruluş, sokak, cadde ve park adlarının Kürtçeleştirilmesi
• Kürtçenin kurum içi yazışmalarda esas dil olması
• Kurum ve kuruluşların dil çalışmaları için bütçelerinden özel pay ayırması
• Kurumların resmi internet siteleri, sosyal medya hesapları ve basın açıklamalarında Kürtçenin birinci dil olarak kullanılması; diğer dillerin çeviri olarak yer alması benimsendi.
• Kreşler, çocuk merkezleri, oyun odaları ve anaokulları gibi alanlarda Kürtçe çalışmaların yaygınlaştırılması
İSTER İNANIN, İSTER İNANMAYIN AMA BU OLAY TÜRKİYE'DE YAŞANDI!
Yıl 1974...
Bülent Ecevit CHP Genel Başkanı ve yüzde 42 oy ile Başbakan. (Koalisyonun diğer ortağı da Prof. Necmettin Erbakan'ın Milli Selamet Partisi.)
O tarihte İsmail Cem, TRT'nin başarılı Genel Müdürü.
Ben de Ankara Televizyonu'nda yapımcı-yönetmen ve sunucu olarak görev yapıyorum.
Günün birinde Cem Bey arayıp; Rahşan Ecevit'in Kurucu Başkanı olduğu Köylü Derneği'nin düzenlediği bir etkinlikte sunuculuk yapmamı rica ettiğini söyledi.
Kendisine bu görevi kabul etmem halinde TRT'nin kamu kuruluşu olması nedeniyle hem Kurumun, hem de bizlerin yıpranabileceğimizi belirterek olumsuz cevap verdim.
Genel Müdür anlayışla karşıladı ve bunu Rahşan Hanıma bizzat benim anlatmamın doğru olacağını ifade etti.
Verdiği adres, ünlü keman sanatçısı Suna Kan ve eşi Faruk Güvenç'in evleriydi.
Çünkü Ecevit çifti, o akşam, onların misafiriydi.
Ben gittiğimde yemekten henüz kalkıyorlardı.
Hiç unutmuyorum masada kuru fasulye, pilav ve salata vardı.
Bana da ikram etmek istediler.
Tabii ki kabul edemedim.
Rahşan Hanıma kısaca mazeretimi belirterek etkinlikte görev alamayacağını söyledim.
Hiç ısrar etmediler ve anlayışla karşıladılar.
Gitmek için izin isteyince de Başbakan Bülent Bey; kendilerinin de kalkacaklarını ve beni evime bırakmaktan memnuniyet duyacaklarını belirtti.
"Olur mu Sayın Başbakan, ben bir taksiye biner giderim,"
dediysem de ısrarcı oldular.
Neyse aşağıya indik.
Kapıda siyah renkli Renault Station makam aracı duruyordu.
O tarihlerde Başbakan Ecevit'i koruma ordusu değil, sadece Mümtaz Karaduman adlı iri yarı bir Emniyet Amiri koruyordu.
Aracın arkasında da 2 koltuk vardı. Birinde Başbakan, diğerinde Rahşan Hanım oturacaktı. Ön koltukta da Koruma Amiri Karaduman...
Yani bana yer yoktu.
Bunu söyleyince Bülent Bey;
"Mümtaz Beyden rica ederiz. o bagaja geçer, siz de öndeki koltuğa oturursunuz," dedi.
Taksiye binme isteğimi yineledim ama yine olumsuz cevap verdi.
Uzatmayayım, Bestekar Sokak'taki adrese geldik.
Renault arabaların ön kapıları zor açılır. O nedenle daha sokağa girdiğimizde kapı tokmağını sıkı sıkıya kavrayıp, açmak için hazırlandım.
Ama o da ne!
Araç durur durmaz kapı açılıverdi!
Meğer Başbakan hızlı davranıp inmiş ve kapımı da benden önce açıvermişti.
Bu eşşsiz nezaket ve zerafet örneğini anlatırken gözlerim buğulandı.
Hepsinin mekânı cennet olsun. Allah rahmet eylesin.
Türkiye böyle Başbakanlar da gördü...