Mevzu ne sosyofobi ne de dünyadan kopuş. Mesele tamamen zihinsel bir karantina ve lüks. Schopenhauer abimizin zamanında belirttiği gibi, insan ya yalnızlığı seçer ya da kalabalıkların vasatlığına teslim olur. Evde oturup kimsenin kapını çalmadığı o saatler, dışarıdaki piyasa pazarlamasına, şu etkinliği kaçırma terörüne ve herkesin her şeyi bildiği o yorucu dijital panayıra çekilmiş en zarif orta parmaktır.🖕
Sistem senden sürekli bir performans, bir görünürlük, sürekli 'hadi dışarı çıkalım' diyen bir tüketim çarkı talep ediyor.
Sen evde koltuğuna kurulup kahveni yudumlarken, aslında Kafka’nın odasına kapanıp dış dünyanın absürtlüklerine kapıyı kapatması gibi sessiz bir direniş sergiliyorsun.
Dışarıdaki o gürültülü, yapay ve sürekli onay bekleyen simülasyona kıyasla, evin içi insanı sağ tutan tek sığınak. O yüzden bırakın 'Nasıl sıkılmıyorsun ya?' diye hayret etsinler. Çünkü bazıları için yalnızlık bir mahrumiyet değil, zihnin hak ettiği başköşedir.
Je sais pas si t'as déjà fait gaffe mais quand tu ne regardes ni les réseaux sociaux, ni les journaux, ni la télévision et qu'en plus tu ne parles à personne, tout va plutôt bien en fait.