🔴🔴 Yıl 2005 Türkiye ile bir alakası olmayan John Perkins kitabında anlatıyor;
"Kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç verip otobanlar yaptırırız.
Sonra onlara arabalarımızı satarız. Sonra bankalarını satın alırız.
O bankalardan halka ucuz krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız.
Böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle.
O ülkeye dünya bankası ya da kardeş kurumlardan kredi ayarlarız.
Ayarlanan kredi "ASLA" o ülkenin hazinesine gitmez.
O ülkede 'proje' yapan bizim şirketlerimizin kasasına girer.
Enerji santralleri, sanayi alanları, limanlar, dev havayolları yapılır. Aslında insanların işine yaramayan bir yığın beton.
Bizim şirketlerimiz kazanır o ülkedeki birileri de nemalandırılır.
Toplum bu düzenekten hiç birşey kazanmaz. Ama ülke büyük bir borcun altına sokulmuş olur.
Bu o kadar büyük bir borçtur ki ödenmesi imkansızdır.
Plan böyle işler...
Sonunda ekonomik danışmanlar/tetikçiler olarak gider onlara deriz ki;
"Bize büyük borcunuz var ödeyemiyorsunuz.
O zaman petrolünüzü satın, doğal gazınızı bize verin, askeri üslerimize yer gösterin, askerlerinizi birliklerimize destek olmaları için savaştığımız bölgelere gönderin, Birleşmiş Millletler de bizim için oy verin!
Elektrik su kanalizasyon sistemlerinizi özelleştirin!
Onları Amerikan şirketlerine ya da diğer çok uluslu şirketlere satın..."
Sosyal hizmetleri, teknik sistemleri, eğitim kurumlarını, sağlık kurumlarını hatta adli sistemleri ele geçiririz.
Bu, ikili, üçlü, dörtlü bir darbeler serisidir..."
Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları
John Perkins
İlteriş Vakfı’nı biliyorsunuz. Hani şu “çocuklarına Öz Türkçe adlar koyan” ailelere verdiği çeyrek altınlarla adından sıkça söz ettiren Türkçü, Turancı vakıf.
İşte o vakfın genel başkanı Kaptan Mustafa Can, uzun yıllardır tarikatların, dergahların, istismarcıların güdümünde olan İstanbul Ticaret Odası’na başkan adayı oldu.
Tek amacı da bastırdıkları ajandaya bile Atatürk fotoğrafı koymayan, not defterini bile işlerine gelecek “hadislerle” süsleyip yandaşlarına bastıran bu tezgaha çomak sokmak, yeniden Türk’e hizmet için temizlemek.
Bunu ancak Türkçü, Atatürkçü bir iş insanı yapabilir. O da Mustafa Can olarak görünüyor.
Türkçüler olarak desteğimizi esirgemeyelim. Kendisine elimizden ne geliyorsa yardımcı olalım.
Tanıştırayım;
Öğretmenlerin yerlerde sürüklendiği gün pişkin pişkin babalar günü kutlayan, profiline utanmadan Atatürk koyan bu kurum Türkiye’deki özel okul patronlarının derneği.
Bir de ÖZDER var.
Özel okullardan, kurslardan her yıl milyonlarca lira para kazanan ama üç beş istisna dışında öğretmenlerin emeğini üç kuruşa sömürerek semiren sonra da tenezzül edip öğretmenlerin sendikasıyla masaya bile oturmayan, Çalışma Bakanının da Milli Eğitim Bakanının da ağzının içine baktığı patronların dernekleri.
Bu iki kurumun ortak özelliği ne biliyor musunuz?
İkisinin de başkanı Cumhurbaşkanlığı Eğitim Politikaları Kurulu Üyesi!
Buradan ilan ediyoruz;
Haklarını gasp ettiği öğretmenlerin 7 gündür açlık grevinde olmasının, dün işkenceye maruz kalmalarının başlıca müsebbipleri duysun.
Ya siz derhal Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının yerden göğe haklı taleplerini duyacaksınız
Ya da bilin ki biz öğretmenleri sömüren özel okulları, kursları yani pek kıymetli(!) üyelerinizi ifşa ve boykot çağrısıyla geçireceğiz önümüzdeki “altın” aylarınızı.
Temmuzda ağustosta iyice alevlenen o yeni müşteri telaşenizi kursağınıza tıkacağız.
Patronlar bu sesi ya duyacak ya duyacak.
👇🏽
#ÖğretmenlerHakkınıAlacak
@Toder2002@ahmetakca55
9 yıl önce kaçırıldı Necmettin öğretmen. İşkence edilip Munzur'a atılarak katledildi!
O, sizin oģlunuz olsaydı, onun katillerinin liderine, "kurucu önder" der, "statü" arayışında olur muydunuz?
Sizi toprak kusacak, toprak!
Rahmet ve dua ile evlat!
Otobüs kaldıracak imkanımız yok.
Sosyal medya hesapları kapatıldı.
SMS atmak için dahi daha sistem kuramadık.
Tek güvencemiz halk…
Cumartesi
14.00
Güvenpark
Lafın bittiği yerdeyiz 😡
CHP tarihin de
böyle bir şey hiç olmadı..
CHP böyle bir utancı hiç yaşamadı .
göz göre göre
Ve bile bile
CHP bunun yüzünden kaybedilmesi imkansız bir seçimi kaybetti….
Sırf senin bencilliğin yüzünden …
Sadece CHP yi değil
Laik Atatürk Cumhuriyetini yaktı…
Üstelik böyle olacağı
belli olmasına rağmen …
Bakın CHP li dostlarım
gerçekten sözün bittiği yerdeyiz .
Artık karnımızdan konuşmayı bırakalım..
Utanmaz
Sıkılmaz
Arlanmaz
pişkin bir hainle
karşı karşıyayız
Bu adam bir hain
Evet yanlış okumadınız
HAİN “
Çünkü
bu kadar pişkinlik
Ancak hain olmakla açıklanabilir..
Artık bu adamın
Erdoğan’ın seçim kazanması için
oraya yerleştirildiği kesinleşti.
Bunu görmeyenlere
yapılabilecek tek şey
oturup vahi inmesini beklemek
Demekki o denli kör ve sağır
Türkiye yansa da olur demekten başka
bunun anlamı yok…
Ya eski bir genel başkanımıza
bu lafları etmeyin gibi
anlamsız sözleri bırakın ..
Biz oraları çoktan geçtik
Bir kriptodan söz ediyoruz
Saraya çalışan bir casus var karşımızda
Daha ne olacakki uyanacaksınız
Yahu
ne
Ne
Ne
Ne olacak
Vahi mi inecek
Tek tek noterden
tastikli
mektup mu bekliyorsunuz
Yada başınıza
göktaşı mı düşsün…
Adama bir zaman gazeteciler sordu
hayır laiklik tehlike de değil dedi….
Referandumda
Mühürsüz oyları
Anayasa mahkemesine götürmek isteyen
Milletvekillerini partiden atmakla tehdit etti.
Saray casusu
bir sıkma başlı gazeteciyi
partiden izinsiz maaşa bağlamış yahu .
Öyleki işi mitinglerde
Ülkücü işaretleri yaparak
kürsüye çıkmaya kadar götürdü .
Erdoğan’la işbirliği yapan
38 aşırı sağcı insanları
CHP nin oylarıyla meclise soktu…
Daha ne olsun “NE”
Yine kendi adaylığını
desteklemesi karşılığında
Ümit Özdağ’a kıritik üç bakanlığı vermek
İçin gizli protokol yapmış
Yok böyle bir şey dedi
Sonra ümit Özdağ
İmzalı kağıdı televizyon da
bütün Türkiye’ye gösterdi ….
Adam yine utanmadı yahu ..
Hele neydi O Ekmelettin faciası
O gün Türkiye’nin kaderi değişti ..
Laik Türkiye Cumhuriyeti
başka bir yere doğru savruldu ..
Adam yine utanmadı..
Sanırım
ERDOGAN’a karşı görevini
kaldığı yerden devam etmesi için
Pentogon dan emir aldı .
Bunun başka açıklaması yok dostlar ..
Ancak bir casus
bu kadar ileri gidebilir .
Korkarım yapabileceğimiz
bir tek şey kaldı
Yüzüne tükürmek..
Muazzez İlmiye Çığ: “Adem’in çamurdan yaratılması, Havva’nın kaburgadan gelmesi, Habil ile Kabil’in kavgası… Hepsi Sümer efsanelerinde vardı. Tevrat’a, oradan da Kur’an’a geçti.”
M.Ö. 4000’den kalan tabletler, dinlerin kökenini açıkça belgeliyor.
AÇ VE SUSUZ KALMIŞ TÜRK ASKERLERİ, SOPALAR EŞLİĞİNDE FIRAT NEHRİNDEN SU İÇİYOR / DİN KARDEŞLERİMİZ İSE ELİ SOPALI İNGİLİZİN YANINDA!
İzleyeceğiniz görüntüler yabancı arşivlerden alınmıştır ve tamamen gerçektir.
1. Dünya savaşında Arap yarımadasında/güney cephelerde yokluk içinde cansiper savaşmış, sırtından hançerlenircesine gördüğü ihanetler yüzünden İngilizlere ve onların kışkırttığı Araplara esir düşmüş Türk Askerlerini göstermektedir.
Günlerce aç, susuz, yaralı ve hasta yürütülen Türk Askerleri uzak ülkelerdeki ölüm kamplarına götürülmektedir.
Tarih konusunda uzman ve akademik kariyere sahip değerli hocalarımızın hoşgörüsüne sığınarak yerli ve yabancı kaynak kitaplardan edindiğim bazı bilgileri siz dostlar ile paylaşmak istedim.
1. Dünya savaşı başladığı günde (Cihad-ı Mukaddes ilanı 14 Kasım 1914) Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı güne kadar 2.850.000 asker mevcudunun 941.480 ölü, 990.000 yaralı ve hasta, 358.520 esir ve kayıp olmak üzere 2.290.000 kişi savaş dışı kalmıştı.
Tarihçilerin ortak fikir ve tespitine göre, kayıt ve arşiv yetersizliğinden dolayı esirlerin net sayısı bilinmemekle beraber, kayıplar dikkate alınmadığında, sadece esir kamplarında fiilen yaşayan/bulunan Türk Askerlerinin sayısı kesinlikle 200.000 üzerindedir.
Türk Askerleri en çok güney cephesinde (Arap yarımadasında) İngilizlere ve onların işbirlikçilerine (Avustralya, Hindistan ve Araplar vs.) esir düşmüşlerdir. Belgelere gore, Osmanlı devletinin elinde, itilaf devletlerinden toplam 21.506 asker esir bulunmaktaydı.
Güney Cephelerde (Irak, Sina, Filistin, Hicaz, Yemen vs.) Esir düşen Türk Askerleri, çok farklı sayıda kamplara götürülmüştür. Bunlar, Hindistan Kampları (Superpur Kampı, Ahmet Nagar Kampı, Belgaum Kampı, Bellary Kampı, Kalküta İstasyon kampı, Kataphar Kampı, Tongnung Kampı, Thatmyo Kampı, Schwebo Nekahet Kampı, Meiktila Kampı, Rangoon Karantina Kampı) Mısır Esir Kampları (Heliopolis Kampı, Abbassiah Hastanesi/Kampı, Maadi Kampı, Mısır Hilal-i Ahmer Hastanesi/Kampı, Kahire Kalesi Kampı, Ras-el-tin Kampı, Seydibeşir Kampı, Bilbeis Kampı, Kasrı Nil Kışlası/Kampı), Kıbrıs Adası Esir Kampları, Malta Adası Esir Kampı, Man Adası Esir Kampı, Yunanistan Esir Kampları, Irak Esir Kampları (Basra, Bağdat-Geçici Toplanma Kampları) ve Burma Esir Kamplarıdır. (Kızılhaç Arşivleri)
(Doğu Cephesinde esir olan Türk Askerleri ise Rusların denetiminde olan Erzurum, Kars gibi toplanma yerlerinden sonra, Tiflis Esir Kampları, Bakü/Nargin Adası Esir Kampları, Moskova Esir Kampları ve Sibirya Esir Kamplarına gönderiliyordu.)
Esir Türk Askerlerinin büyük çoğunluğu bu esir kamplarında planlı şekilde imha edilmiş ve malaria (sıtma), diarrhoea (ishal), trohom, yaralanma, zehirlenme başta olmak üzere, zihinsel ve sinirsel(dikenli tel hastalığı) rahatsızlıklar gibi çeşitli hastlalıklar da vesile kılınarak katliama maruz kalmıştır. Hayatta kalabilen çok az sayıdaki Türk Askerleri ancak 1924 yılından sonra Anadolu’ya dönebilmişlerdir.
Bunların arasında, en acımasız ve en insafsız zulüm, işkence ve vahşetler Mısır Esir Kamplarında yaşanmıştır. Bu kampta, esir Türk Askerlerine zorunlu yemek olarak ölmüş ve kokmuş beygir ve katır etleri yedirilmiştir. Türk Askerlerinin çoğunluğu bu sebeple dizanteriye ve "pellagra" denilen uyuzdan daha beter illet bir hastalığa tutulmuş ve acılar içinde şehit düşmüşlerdir.
Güneş altında perişan olan, kavurucu kumlardan kan çanağına dönen Esir Türk Askerlerinin gözleri, hususi götürüldükleri Abbassiah hastanesinde, bu sefer cellat doktorlar tarafından (Arap ve Ermeni oldukları belirtiliyor) bağırta bağırta oyulmuşlardır. Yıkanma bahanesiyle asitli havuzlara süngü ve dipçik zoruyla sokulan Türk Askerleri kör edilmiştir. Kamplarda ve hastanelerde kör edilmiş Türk Askerleri, ancak birbirlerinin ceketlerinden tutunup sürüne sürüne tuvaletlere gidebilmiş ve normal ihtiyaçlarını giderebilmişlerdir. Mısır Kamplarından çok azı hayatta kalabilen esir Türk Askerleri Anadolu’ya gözleri kör ve yardıma muhtaç olarak geri gelebilmiştir😪
Klasik “Türkler bozkırda at sırtında doğmuş göçebe kavim” masalı da bitti diyor hocamız.
Türkler maden çıkarıp, tarım ve hayvancılık yapıyordu. Hatta tıbbi ameliyat yapıyordu.
DNA testlerine göre yüzde 100 Türk olan 3 bin 800 yaşındaki Türklerin büyükannesi Lolan Güzelinin mezarı ve çevresinde yapılan incelemelerde;
✅Mezarında ameliyat aletleri bulunmuş. Amerikalı doktorların tespitine göre dünyada ilk ameliyat veya operasyonlardan olarak kabul ediliyor.
✅Mumya tekniği ise antik Mısırdan daha ileri zira iç organları alınmamış. 3 bin 800 yıllık mumya çok iyi durumda.
✅Mumya mezar alanlarında bulunanlar arasında beyaz buğday taneleri, hint keneviri dahil olmak üzere tedavi amaçlı kullanılan bitkiler, tılsımlar ve ayinlerde kullanıldığı düşünülen kırmızı bağcıklarla bağlanmış çubuk demetleri, tekerlekli ahşap arabalar, sığır-koyun-keçi boynuzları,kuş kemiklerinden yapılmış kolyeler, hasır işleri, nefrit boncuklar, tahta taraklar, maskeler var.
✅Erkek mumyalara pantolon ve dize kadar boğazlı botlar giydirilmiş.
✅En önemlisi, mezarların yanlarında bulunan at kemikleri ve kavak ağacından yapılmış altı açık tabutların üzerini örten at derileri. Yani, Türklerin binlerce yıllık olmazsa olmazı, at kültürü burada da kendini gösteriyor. Bir mumyanın üzerinde ameliyat izi var, at kılıyla dikilmiş.
✅Bulgulara göre Tarım havzasındaki bu kadim topluluk buğday ekmiş, hayvancılık yapmış, tekerlekli araçlar kullanmış, maden işlemiş.
✅Erkek ve kadın mumyalarda, şaman olduklarını kanısını güçlendiren kimi aşırı sivri uçlu, kimi tepesi uzun keçe kaşmir şapkalar bulunmuştur.
🚀Türk yoktur, ya da barbar bozkır kavimidir diyenlere kapak olsun. Avrupalılar, Hırtlar , Araplar mağarada çölde yaşarken bizim atalarımız ameliyat yapıyordu...
Yunan Ord. Prof. Dr. Dimitri Kitsikis:
"Batılılar bizi kışkırtana kadar Osmanlıyı biz ve diğer devşirmeleri yönetiyordu.
Osmanlı idaresindeki Yunan halkı askerlikten muaf özgür ve zengin yaşıyorlardı. İstanbul ,Ege gibi İzmir gibi Muğla gibi güzel yerlerde çoğunluk onlardaydı.
1922'de Kemal Paşa (Atatürk) Ege, İstanbul ve Karadeniz'deki 3000 yıllık Yunan varlığını bitirmiştir. Lozan'da azınlıkların tüm hakları elinden alınmıştı.
✅Atatürk ;
"Zenginliği ülkemdeki "gayriTürk" unsurlardan alıp Türklere verdiğim için malum azınlıkların bana hıncı bitmez! Gayri Türk unsurlar yine yönetime seçilip, Türkler yeniden sefalete düşürüldüğünde, Türk genci o zaman beni ve yaptıklarımı daha iyi anlayacaktır..."demişti.
Atatürk, Cumhuriyet ve Lozan'a yıllarca saldırıp, Atatürk'e Türk değildir, din düşmanıdır diyenlerin ,Fener Rum Papazlığına verilecek ekümeniklik ile ilgili gıkı çıkmıyor... Şimdi meseleyi anlamıştırsınız...
Videonun tamamı :
https://t.co/54m0OXZk34