ÇEKİLİŞ !
50 kişiye, kişi başı 1.000 TL kitap hediye çeki vereceğim. Toplam da 50.000 TL !
Bu içeriği beğen, RT yap ve beni takip et.
Bilindik bir kitap sitesinden hesabınıza hediye çekini tanımlayacağım. Reklam olmasın diye sitenin ismini yazmıyorum.
Not: Çekiliş sayfa 50 bin kişi olduktan sonra yapılacaktır.
Babür Türk İmparatorluğunda bir garip cezalandırma yöntemleri;
Adalet eksikliğiyle ilgili şikâyetler Babür imparatorlarına kadar ulaşıyordu. İmparatorlar ceplerini fazla dolduranları kimi zaman cezalandırıyordu: Anlaşıldığı kadarıyla, tarafsız olmamakla suçlanan bir yargıç, hükümdarın önüne getirilmiş ve bir kobraya ısıtılmıştı; bir diğer vakada, bir müzisyen saraydan çıkarken imparatorun kendisine verdiği maaşın bir kısmını vermek zorunda kaldığından şikayet edince bekçiler kırbaçlanmıştı.
Kaynakça; İpek Yolu, Peter Frankopan
Genotip olarak Türk/Moğol oldukları kesindir. Fakat Afganistana yerleşmeleri Moğollar zamanında olmuştur. Anadilleri birçok Moğolca kelimenin yanında Türkçe kelimede bulundurur. Fakat Farsça bilen biri rahatlıkla anlayabilir. Şuan bunları yazarken farkettim ki, ne asıllı olduklarından ziyade bugünkü halleri daha makbuldür. Şia inancını benimsemiş Farsça konuşan bir topluluğa ne Moğol ne de Türk diyebiliriz.
17. Yüzyılda Hindistan’da esrar deneyimi;
Tüccar denizci Thomas Bowrey ve arkadaşlarının, 17. yüzyılın sonlarında Hindistan'da altı peni ödeyerek bir bardak "Bangha" (Cannabis [esrar] içeren bir içecek) içtiklerinde anladıkları üzere, deneyimler travmatik olabiliyordu: Aralarından biri "yere oturup tüm öğleden sonra acı acı ağlamıştı"; diğeri "korkuyla dehşete düşmüş... kafasını büyük bir kavanoza sokup, dört saat kadar bu pozisyonda kalmıştı"; "dört beş kişi halılara yatıp, sürekli olarak birbirlerine büyük sözlerle iltifat etmişti", bir diğeri ise "kavgacı hale gelmiş, verandanın ahşap direkleriyle parmak eklemlerinde neredeyse deri kalmayıncaya kadar kavga etmişti." Dünyanın farklı bölgelerine alışmak zaman alıyordu.
Kaynakça; İpek Yolu, Peter Frankofan
İngilizler Rusya’yı parçalayıp, Kafkasları ve Kırım’ı Osmanlı’ya vermek istiyordu;
19. yüzyılın ortalarında Ingiliz Dışişleri Bakanı'nın kendisi, hükümetteki meslektaşlarına Rusya'nın parçalanması için resmî bir plan sunmuştu: Rusya'yı kontrol etmenin ve dolayısıya Hindistan'daki İngiliz çıkarlarını korumanın yöntemi, Kırımın ve tüm Kafkas bölgesinin kontrolünü Osmanlılara vermekti. Bu abartılı plan yürürlüğe girmese de, Rusya'nın genişlemesinin Ingiliz yetkililerin zihninde ne kadar büyük bir sorun haline geldiğinin güçlü bir göstergesiydi.
Kaynakça; İpek Yolu, Peter Frankopan
Crime: The Last Crusade, O. Figes
Ekber, Şah Cihan ve Evrengzib gibi Babür imparatorları doğum günlerinde tartının bir kefesine oturup, kendilerini diğer kefeyi Avrupalı Tüccarlar tarafından doldurulan mücevherler değerli metaller ile tartıyorlardı; bu da ince bir vücut yapısına sahip olmak için doğru teşvik değil gibi.
Kaynakça; Indian Travels of Thevenot and Careri, S. Sen
Shah Jahan Nama
Büyük Selçuklu döneminde İtaat altına almakta zorlanılan Türkmen gruplan hızlı bir şekilde Anadolu'ya transfer edilirken, uyumlu ve sakin grupların İran'da devlet idaresinde görev almaktan başka yerleşik hayata da geçtiğini, özellikle Horasan ve Azerbaycan'da yeni yerleşim alanları oluşturduğunu ifade etmek gerekmektedir.
Kaynakça; Tufan Gündüz
Türkmen ve Türk kelimesinin arasındaki fark;
Büyük Selçuklu döneminde konargöçer hayatı devam ettiren, savaşçı, akıncı, dinamik unsurlara Türkmen; yerleşik, ziraatçi, devleti ve otoriteyi temsil eden sakin gruplara ise Türk denilmeye başlanmıştır. Bu ayrımın yüzyıllar boyu devam ettiğini, XVII. yüzyılda Anadolu'da Türkmen adının konargöçerliği, Türk kavramının ise yerleşikliği ve otoriteyi tanımlamak için kullanıldığına şahit olmaktayız. İlginçtir ki Türk adı, Göktürkler devrindeki ilk anlamına doğru bir dönüş kazanmıştır ve bu husus Oğuzlar kanalı ile olmuştur.
Kaynakça; Tufan Gündüz, Kızılbaşlar Osmanlılar Safeviler
Türkmen ve Türk kelimesinin arasındaki fark;
Büyük Selçuklu döneminde konargöçer hayatı devam ettiren, savaşçı, akıncı, dinamik unsurlara Türkmen; yerleşik, ziraatçi, devleti ve otoriteyi temsil eden sakin gruplara ise Türk denilmeye başlanmıştır. Bu ayrımın yüzyıllar boyu devam ettiğini, XVII. yüzyılda Anadolu'da Türkmen adının konargöçerliği, Türk kavramının ise yerleşikliği ve otoriteyi tanımlamak için kullanıldığına şahit olmaktayız. İlginçtir ki Türk adı, Göktürkler devrindeki ilk anlamına doğru bir dönüş kazanmıştır ve bu husus Oğuzlar kanalı ile olmuştur.
Kaynakça; Tufan Gündüz, Kızılbaşlar Osmanlılar Safeviler
Selimiye Cami; Mimar Sinan’ın Ayasofya’ya Karşı Zaferi
Edirne'de 1564 ile 1575 arasında inşa ettiği Selimiye Cami, mimari cesaretin ve mühendislik dehasının bir şaheseriydi, öyle ki o dönemde yazılmış bir anlatıya göre, "insanlığın hayralığına layık" bir eserdi. Ancak aynı zamanda dinî hırsların da bir ifadesiydi: "Dünya halkları" İslam dünyasında Konstantinopolisteki Ayasofya'nın kubbesi kadar büyük bir kubbe yapılmasının mümkün olmadığını söylüyordu. Edirne'deki cami, hatalı olduklarını göstermiştir.
Kaynakça; İpek Yolu, Peter Frankopan
@e_fragkos@velopky Eğer biz Türkler olmasaydık Latinler (Katolikler) tarafından kuşbaşı doğranacaktınız. Yatın kalkın bize dua edin. Ayrıca biraz tarih okuyun. Haçlı seferlerini okusanız zaten en büyük düşmanınız Katolikler olur.
Hindistan’ı yağmalamak 1.000 yıllık Türk geleneği idi;
Hindistan halkı asker değildi: Fillerine rağmen kuzeyden gelen atlı birliklerin saldırılarına dayanamamışlardı. Dağlık bölgelerin aksine bu bölgeye kışın da saldırılabilirdi. Üstelik bu ülkeyi yağmalamak neredeyse bin yıllık bir Türk geleneğiydi; buraya tam on yedi sefer düzenleyen Gazneli Mahmud'dan itibaren sistemli bir hale gelmişti bu durum. Timur da bu geleneği takip etmişti. Bu geleneği sonradan fark eden Babur da hakkını verecekti.
Kaynakça; Jean-Paul Roux
Mısır'ın kontrolünü ele geçiren Osmanlılar, Doğu Akdeniz'in hâkim gücü -ve Avrupa'ya büyük bir tehdit- olarak ortaya çıkmışlardı. Papa X. Leo, "En zalim Türk, Mısır ve İskenderiye'yi ve tüm Doğu Roma İmparatorluğu'nu ele geçirdiğine göre," diye yazıyordu, "sadece Sicilya ve İtalya'ya değil, tüm dünyaya göz dikecektir."
Kaynakça; Alberto da Carpi’nin Mektubu, K. Setton
Latinlerin Konstantinopolis’teki Vahşeti;
Önde gelen Yunan din adamlarından biri üzüntüyle, insan gibi görünseler de, Batılılar hayvan gibi davranıyordu, diye yazmıştı.
Bizanslılara vahşice muamele edildiğini, bakirelere tecavüz edilip masum kurbanların kazığa oturtulduğunu eklemişti. Şehrin yağmalanması o kadar vahşice olmuştu ki modern âlimlerden biri, IV. Haçı Seferinin sonucunda Bizans İmparatorluğunda kayıp bir nesilin olduğunu söyler.
Kaynakça; Peter Frankopan, İpek Yolu
Altın Orda Devleti’nin Biyolojik Savaş Başlatması; Kara Veba
14. yy’da İtalyan bir yazar, Karadenizdeki Altın Orda devletinin "aniden ölüme yol açan gizemli bir hastalık" yüzünden telef olduğunu yazdığı sıralarda veba iyice ivme kazanmıştı. Ticaret şartlarıyla ilgili bir tartışma sonrasında Kefe Ceneviz ticaret merkezini kuşatan Moğol ordusu, "her gün binlerce insanı öldüren" hastalık yüzünden yok olmuştu. Bununla birlikte geri çekilmeden önce "cesetlerin mancınıklara yerleştirilerek şehre fırlatılmasını emretmiş, dayanılmaz kokunun şehirdeki herkesi öldürmesini ummuşlardı." Kokudan ziyade asıl sorun, son derece bulaşıcı olan hastalık olmuştu. Moğollar düşmanlarını yenmek için bilmeden biyolojik savaş başlatmıştı.
Kaynakça; İpek Yolu, Peter Frankopan
Şebeş muharebesi :) avusturya’nın son zamanlarda aldığı en büyük yenilgidir. Aynı avusturya ordusu bu muharebeden önce Muhadiye Muharebesinde bozguna uğramıştır. Bu savaş aslında Muhadiye Muharebesinin bir sonucudur. Savaş sonucunda Belgrad yeniden Osmanlı’ya geçmiş ve bugünkü Romanya’nın neredeyse tamamında egemenlik sağlanmıştır.
Bu yazdığım isimlerin hangisi Farsçaymış? Sadece şah eki. Kürtçe bildiğine dair bir tane kronik göster bana? Salahaddin’in amcası Şirkuh Türk devleti olan Zengilerin hükümdarı Mesut Zengi’nin emri ile Türk ordusu ile Mısır’a girmiştir. Salahattin’den sonra iktidarı kim ele geçirdi? Memlük Türkleri, bunlar kimin ordusunda savaşıyordu, Zengilerin, Eyyubilerin en son olarak Memluk Türkiyye’sinin. Çağdaşı olanı hiçbir yazar Salahaddin Eyyubiye Kürt demez, 13. Yy’da İbnül Esir Kürt olduğundan bahseder. İbnül esir bunu büyük ihtimal Eyyubiyi yakından tanıyan çağdaş tarihçi İbn Şeddat’ın yazısından etkilenerek yazdı, Dvin ve Tikrit kökenlerinden bahsettiği için bu şekilde yorumlaması muhtemeldir. Ayrıca Selahaddin bir cihad adamıdır, benim için Kürt, Arap veya Türk olmasının önemi yoktur. Kronikler Kürt olduğunu Kürtçe bildiğini söylemez, Doğru bilgi en önemlisidir. Son olarak O bahsettiğin dünya, Orhun yazıtlarına da Rus diyordu.
Bu başlık altında ‘FRANSA’NIN YAPTIĞI KATLİAMLARI’ anlatacağım.
1- Cezayir 🇩🇿
8 mayıs 1945 tarihinde ikinci dünya savaşının bitmesiyle cezayir'de büyük bir coşku vardı, bunun sebebi yapılan anlaşmaya göre Fransız sömürgesi olan Cezayir, ikinci dünya savaşında Fransa’ya askeri yardımda bulunacak ve karşılığında bağımsızlığını kazanacaktı. Cezayir halkı hem savaşın bitişini hem de bir nevi bağımsızlıklarını büyük bir kalabalık ile kutluyorlardı. bir grubun Cezayir bayrağını açması ile Fransız askerleri silahlarını ateşleyerek 45 Cezayirli’nin canını kanlı bir şekilde aldı. devamında katliam günlerce sürdü 8 bin tane köy yok edildi, 2 buçuk milyona yakın cezayirli tehcire tabi tutuldu, insanları kurşuna dizip topluca gömdüler aynı zamanda hitler'in fırınlarına benzeyen kireç fırınlarından insanları canlı canlı katlettiler.
Fransa’nın Cezayir’de 1830 yılından itibaren yaptığı birçok katliam vardır fakat en bilineni 8 mayıs 1945 tarihinden itibaren yaşananlardır.
Tarihe "8 Mayıs 1945 Setif ve Guelma" katliamı olarak geçen olaylardan Cezayir'in bağımsızlığını kazandığı 1962'ye kadar şiddet olayları sistematik şekilde devam etti.
Cezayir Bağımsızlık Savaşı'nda 1 milyon kişi Fransızlar yüzünden hayatını kaybetti.
Cezayir hükümeti birçok kere Fransa’nın katliamı kabul edip özür dilemesini istedi fakat Fransız hükümetinden bir karşılık gelmedi.