📌AP Raportörü Amor'dan Gürlek'e 'İmamoğlu' yanıtı!
Ekrem İmamoğlu'nun aynı gün üç ayrı davada hakim karşısına çıkmasını eleştirdiği için Bakan Akın Gürlek'in hedef aldığı AP Türkiye Raportörü Sánchez Amor, ABD Başkanı Trump'ın 'Rahip Brunson' davasına ilişkin sözlerini hatırlattı.
Amor, "Bakan Gürlek'e verilebilecek en iyi ve en aydınlatıcı yanıt bu" ifadesini kullandı.
https://t.co/1BHYqGKfYO
AB Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor, kendisinin İmamoğlu davası ile ilgili açıklamalarına tepki gösteren Adalet Bakanı Akın Gürlek'e cevap verdi:
"Bence Gürlek’e en iyi cevabı bizzat Trump verdi."
Saadet Partisi Başkanı Mahmut Arıkan:
Çin’deki 42,5 kilometrelik dünyanın en uzun deniz köprüsü Jiaozhou’dan geçiş ücreti: 210 TL.
Türkiye’deki 3 kilometrelik Osmangazi Köprüsü’nde geçiş 1.170 TL; araç başına şirkete ödenen toplam para: 2.700 TL.
Hayatını kaybeden usta tiyatro sanatçısı Zihni Göktay'ın yıllar önce sahnede söylediği sözler yeniden gündem oldu.
"Bu memlekette olacaksan, büyük hırsız ol. Bir koyun çalarsan tam 30 yıl yersin. Sürüyü götüreceksin ki seninle ticaret yapsınlar."
Göktay'ın bu repliği, vefatının ardından sosyal medyada yeniden paylaşılmaya başlandı.
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
Suudi Arabistan şirketlerine;
Bedelsiz arazi tahsisli,
KDV - ÖTV vesaire vergi muafiyetli,
30 yıl dolar bazlı enerji alım garantili,
Uluslararası tahkim imtiyazıyla,
Yerli firmaların rekabetine kapalı,
Kapitülasyon anlaşması..
Üstelik te pusula sahtekarlığıyla!
Buyrun izleyin 👇🏽
Bu ülkede yaşayan her bir yurttaş Pelin kardeşimize destek olmak mecburiyetindedir! Çünkü o, bizlerin hakkını ve hukukunu savunduğu için mağdur oldu!
— Pelin Gümüşdağ. Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 18.’si olarak girdi. Tarih bölümünü yüksek onur derecesiyle, bölüm BİRİNCİSİ olarak bitirdi.
— Hocaları tarafından yüksek lisansa kabul edilen Gümüşdağ’ın kaydı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart sürecinde anayasal hakkını kullanarak eylemlere katıldığı bahane edilerek üniversite tarafından kabul listesinden ÇIKARTILDI!
— Gümüşdağ bu süreçte yalnız değil. Aynı şekilde 5 muhalif öğrenci de mağdur edildi! Haklarının ihlal edildiğini belirten öğrenciler konuyla ilgili dava açtılar.
— Mahkeme, 4 öğrenci hakkında üniversitenin işlemini “hakkaniyete aykırı” buldu ancak kayyum yönetimi mahkeme kararını UYGULAMADI; öğrencileri yeniden kabul listesine almadığı gibi kampüse girişlerine de İZİN VERMİYOR!
Üniversiteler iktidarın arka bahçesi değildir. Kayyum rektörler, iktidara yaranmak için keyfi kararlar alamaz; öğrencilerin emekleriyle kazandığı haklara el uzatamaz! Okulları kendi siyasi ajandalarına göre yönetemezler!
Özellikle öğrencilerinin çoğu muhalif olan üniversitelerde öğrencileri cezalandırmak oldukça sıradan bir rutin haline geldi. Yurttan atmalar, kredi bursunu kesmeler, kazandığı programı iptal etmeler gibi birçok hukuksuz karar normalleştiriliyor.
Anayasa, her yurttaşa protesto hakkı vermiştir. Hal böyleyken bir öğrenciyi sırf muhalif diye cezalandıramaz okul yönetimi. Bu eğitim hakkının gaspıdır, kabul edilemez!
Pelin ve arkadaşlarının sesini duyuralım! @YuksekogretimK
“Bu memleket sana mecbur değil!”
Müsavat Dervişoğlu, partisinin grup toplantısında Erdoğan’a sert sözlerle yüklendi:
• Ey Erdoğan zaman hükmünü veriyor.
• Bugün yaptığın operasyonlar ve trollerle algı operasyonları yapıyorsan sebep budur.
• Taşıma suyla değirmen dönmez Erdoğan.
• Bak arkadaş, füze yapmak için anayasayı çiğnemek zorunda değilsin.
• Enerji üretmek için dereleri kurutmak değilsin.
• Barış için teröristle kucaklaşmak zorunda değilsin.
• Bu millet senin iktidarını taşımak için çile çekmek zorunda değil.
• Sen bu memlekete mecbursun ama bu memleket sana mecbur değil!
Müsavat Dervişoğlu:
"Hükümet, emekli ikramiyesini artırmama kararı almış; sebebi de memleket zor durumdaymış. Erdoğan’a sesleniyorum: Sana var da emekliye mi yok bu memleketin imkanı? Senin sarayında günde 58 milyon harcanıyor!"
Ekonomist Ozan Bingöl, Dünya ekonomi sıralamasında “Türkiye’nin 16.sırada” olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’a cevap verdi:
“Türkiye milli gelirin nominal büyüklüğü açısından 16. sırada olsa da kişi başına gelir sıralamasında ise 65. sırada yer almaktadır.
Sayın Yılmaz dünyanın 16. büyük ekonomisiyiz diye övünürken kişi başına gelirde 65. Sırada yer aldığımızdan hiç bahsetmemesi verilerin cımbızlayarak seçilmesi yönteminin bir göstergesi.
Gelir dağılımı bozukluğu, hukukun üstünlüğü, yolsuzluk gibi alanlardaki sıramızdan bahsetmesini zaten hiç beklemiyoruz.”
Eski Anayasa Mahkemesi Üyesi Haşim Kılıç Adalet Hemen Şimdi panelinde önemli bir tespit yaptı.
"Hakimlerimiz korkutuldu, işadamı korkutuldu, üniversite hocası korkutuldu, korkutulmayan alan kalmadı.
Maliye Bakanımız körfezde para gezerken biz TÜSİAD başkanını gözaltına aldık"
Sanırım bugün Saray/Cumhur çevrelerinin en azından bir kısmında belirginleşen hava şu:
Bir rejim değişimi yaşanıyor. Bu, onların gözünde jeopolitik bir zorunluluk. Ortaya çıkmakta olan yapı Erdoğan’ın etrafında örülüyor; fakat mesele yalnızca Erdoğan’ın kişisel iktidarı değil. Onun ötesine uzanan, daha kalıcı, daha kapsamlı bir siyasal düzen ve güvenlik mimarisi tasarlanıyor.
Bu tasarımda demokrasi bütünüyle ortadan kalkmıyor; ancak giderek daha fazla tiyatral bir niteliğe bürünüyor. Seçimler, partiler ve muhalefet varlığını sürdürüyor; fakat bunların işlevi iktidarın gerçekten el değiştirmesini sağlamak değil, rejimin meşruiyetini ve sürekliliğini üretmek haline geliyor. En azından geçiş dönemi için öngörülen model bu.
Devlet siyasetin, “devlet aklı” siyasetçinin önüne geçiriliyor. Siyasal aktörler kendilerine uygun görülen yerlere yerleştiriliyor.
Erdoğan’ın liderliğini yaptığı, Saray’ın merkeze oturduğu, AKP’nin becerebildiği ölçüde siyasal meşruiyet sağladığı bu kompozisyonda MHP ve Bahçeli, yeni mimarinin fikrî kurucuları olarak görülüyor. Öcalan’a ve Kürt siyasetine ayrı bir rol biçiliyor; “bin yıllık kardeşlik”, “önderlik” ve yeni bir mutabakat dili etrafında konumlandırılıyorlar.
CHP içindeki Kılıçdaroğlu ve Butlan girişimine de bir işlev yükleniyor. Kurucu CHP tasfiye edilmiyor; aksine rejimin butik ortaklarından birine dönüştürülmek isteniyor. Bir tür müze, anıt ya da tarihî referans noktası gibi. Kılıçdaroğlu’na da kaybettiği itibarın bu yeni tasarım içinde iade edileceği ima ediliyor.
Herkes için bir yer var; yeter ki oyunun kurallarını kabul etsin ve kendisine verilen rolü oynasın.
Fakat bu tasarımın ciddi çelişkileri ve kırılganlıkları var. Rejim içindeki herkes aynı pozisyonda değil. İktidar alanının kendi içinde farklı beklentiler, fanteziler ve tahayyüller mevcut.
Ama en önemlisi, siyasal aktörlüğünü ve iradesini terk etmesi beklenen toplumun büyük çoğunluğunun buna gönüllü olmaması. Ekonomik çöküntünün yükünü taşıyan geniş toplumsal kesimler değişim istiyor. Geleceksizlik duygusuyla kuşatılmış genç kuşakların önemli bir bölümü ise bu siyasal düzene karşı derin bir hoşnutsuzluk duyuyor.
Bu nedenle asıl mesele, halkın siyasal iradesinin nasıl yönetileceği, denetleneceği ve gerektiğinde nasıl etkisizleştirileceği.
Bu çevrelerde hâkim görünen düşünce şu sanki: Seçimlere kadar olağanüstü yöntemlere ihtiyaç duyulacak. Yargı müdahaleleri, siyasi operasyonlar ve yoğunlaşmış istisna hâlleri bu dönemin araçları olacak. Çünkü bu bir inşa süreci. Acılar yaşanacak, bedeller ödenecek, tatsızlıklar olacak; fakat bunlar daha büyük bir dönüşümün kaçınılmaz maliyetleri olarak sunulacak.
Amaç, seçimlerde bir “kaza” ihtimalini ortadan kaldırmak.
Bu perspektiften bakıldığında bugünkü sert müdahaleler kalıcı değil; yeni düzenin kuruluş sürecinin zorunlu araçları olarak görülüyor. Tasarım, seçimlerden sonra siyasetin yeni bir normale kavuşacağı, toplumun zamanla bu yeni durumu kanıksayacağı ve bugünün çalkantılarının unutulacağı varsayımına dayanıyor.
Ama asıl mesele burada başlıyor: Halkın iradesini askıya alarak kurulan bir düzen, zorla istikrar kurabilir mi? Yoksa “geçici” diye sunulan olağanüstü yöntemler, yeni rejimin kaçınılmaz olarak ve kalıcı (hatta artarak devam eden) işleyiş biçimine mi dönüşür? Ya da çok daha kötü ihtimallere mi gebe bu yorgun ülke.
Özgür Özel’in demokrasi ve güvenlik ilişkisinin altını çizdiği Newsweek’teki yazısındaki ifade bence önemli bir uyarı niteliğinde. Öyle bitirelim:
“Demokrasi, vatandaşların iktidarı barışçıl yollarla değiştirebileceği güvenilir kanalları korumak demektir. Bu kanallar ortadan kalktığında, siyasal hoşnutsuzluk da ortadan kalkmaz. Yüzeyin altında birikir ve sonunda infilak eder.”