İsrail işgal güçleri Cenin’de bulundukları depodan dışarı çıkmaları için iş makinesiyle kepenklerini kırdıkları dükkandan çıkardıkları iki Filistinli genci katletti!
The Times of Israel haberi👇
İtalya’nın Ascoli Piceno kasabasında 1529'da yazılmış, İtalyanca bir duvar yazısı.
• Yapabilen istemiyor,
• İsteyen yapamıyor,
• Bilen yapmıyor,
• Yapan bilmiyor ve
• Dünya böyle kötüye gidiyor.
Gazze ve Kerbela
Kerbela Vakası, insanlık tarihinin en sarsıcı trajedisidir. Bilenler, hissedenler bunun bir abartı olmadığını da bilir. Bu anın hesabı verilmedikçe üstümüzdeki lanet asla kalkmayacaktır. Gazze’nin kaderi de Hüseyin’in kaderi gibidir. Bu bizde hiç değişmez. Bu topraklar sürekli yeni Kerbelalar üretir. Bu coğrafyaya Kerbela’dan bu yana hainliğin, alçaklığın ve zilletin damgası vurulmuştur. Bu topraklar Yezid’in saltanatıyla kirlenmiştir. Öyle bir kir ki, Hz. Zeyneb’in söylediği gibi hiçbir suyla temizlenmez.
Hüseyin, neyi var neyi yok hepsini alıp Kerbela’ya doğru yola çıktığında başına ne geleceğini bilmektedir.
Sa’lebbiye'ye geldiğinde çevresinde toplananlara şunları söyler:
“Ben batıp yok olmak üzere, belâ diyarına girdim. Canını seven kişi, girdaba benzeyen çevremde dolaşmasın. Sonsuzluk âlemini yurt edindim ben. Mülkünü, köşkünü, eyvanını seven yanımda durmasın.”
Çoğunluk ayrılır. Kim onlar?
Kerbela’ya geldiğinde yanında 72 kişiden başka kimse yoktur. Karşısında binlerce kişilik ordu. Başlarında Ömer b. Sad: Kadisiye fatihi Sad b. Ebi Vakkas’ın oğlu. Neden oradadır? Hüseyin’in kanına karşılık Yezid’den Rey Valiliğini almıştır. Ya Hz. Hüseyin’in başını kesen Şimr bin zi’l Cevşen? O kimdir? Hz. Ali’nin yarenlerinden biri. Sıffin’de Hz. Ali’nin yanında kılıç sallamış, sonra bu kılıcıyla Hüseyin’in başını kesmiştir.
Referansları görüyor musunuz? Biri Sad’ın oğlu diğeri Ali’nin komutanı. Bu toprakların bir kaderi de budur: “Allah” adıyla kandırmak bir kuraldır bu coğrafyada. Kerbela’da döktükleri kanı Allah’ın diniyle örttüler. Her ne zaman büyük zulümler işleseler bilin ki büyük camiler yapacaklardır, büyük fetihler yapacaklardır; Kur’an’ı daha yüksek okuyacaklar, daha uzun sakal bırakıp, daha uzun sarık saracaklardır.
Hüseyin bunu bilir. O hiçbir şeye şaşırmaz. Sa’lebiyye'de olanı da olacağı da söylemiştir. Biz de işler böyle ilerler. Saltanat her şeyden önemlidir bizde. İktidar için her şeye kıyılır bizde. Bazıları sanır ki, kardeş katlinin mucidi bizim padişahlarımızdır. Hayır, bunun cevazı Kerbela’da verilmiştir. Hüseyin’e kıyan kime kıymaz ki? Zeyneb’i zincirleyen kimi hapsetmez ki?
Zulmün çitası Kerbela’da öyle bir yere konulmuştur ki, hiçbir zulüm artık ona erişemez. Kerbela’da öyle bir kişinin başı kesilmiştir ki, ihanet kılıcının kesmeyeceği bir şey bulunamaz. Yezid’in sarayında öyle bir zulme fetva verilmiştir ki, meşrulaştırılmayacak hiçbir zulüm bulunamaz.
Bizde her facianın “bayram” gibi kutlanmasının tarihi de Kerbela’da yazılmıştır. O yüzden Hüseyin’in başının kesildiği gün tatlılar dağıtılır. Zilletin “izzet” gibi, hezimetin “zafer” gibi sunulması o günlerden kalmadır. O yüzden Gazze’yi ABD’ye teslim edenler, bunu bir “zafer” gibi anlatır.
*
Hz. Zeyneb’in Kufe’deki feryadı bizim kaderimizi çizmiştir. Kufe bir şehir değildir; onursuzluğun, alçaklığın ve hainliğin simgesidir. Ne demişti İmam Zeynelabidin: "Kufe bir şehir adı değil, sessizliktir! Nerede bir zulüm var ve ahali sessiz ise, orası Kufe'dir."
Eğer “çağlar üstü” bir şey aranıyorsa bu, Zeyneb’in konuşmasından başka bir şey değildir:
“Küfe halkı! Ey hileci ve hiyanetkâr halk! Sizi gidi günahkârlar... Şimdi ağlıyorsunuz ha? Allah gözyaşlarınızı asla dindirmesin! Gözlerinizden yaş hiç eksik olmasın! Hiçbir zaman sinelerinizin feryatları dinmesin! Kalpleriniz acı ve keder içinde yansın.
Ne sizin anlaşmanıza bir değer verilir ve ne de sözünüze itibar edilir. Laftan, öğünmekten, gösterişten, cariyeler gibi dalkavukluk yapmaktan ve düşmanla gizli işbirliği yapmaktan başka neyiniz var sizin. Bilin ki siz şirretsiniz...
Şimdi kardeşim ve bizler için mi ağlıyorsunuz? Onun için mi hazin ve acıklı çığlıklarınız göğe yükseliyor... Evet vallahi ağlayın da ağlayın! Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız!”
*
Hüseyin’in suçu Yezid’e biat etmemesidir. Yezid her şeyi yapmış ama Hüseyin’in biatını alamamıştır. Hz. Hüseyin “Heyhat Minnez Zille!” şiarını bütün bir insanlığa miras bırakmıştır. Zaten bu mirası bırakmak için Kerbela’ya gelmiştir. Yezid’in ordusunun karşısına çıktığı gün de insanı hayretler için de bırakan bir konuşma yapar:
“Eğer sizi bugün yenersek bilin ki, siz önceden yeniksiniz. Eğer yenilir isek bilin ki, biz yenilmiş değiliz. Eğer ölürsek zafer bizimdir, öldürülürsek de yine bizimdir.”
Yezid’in ordusu Kerbela’dan önce de yeniktir sonra da. Kerbela bize yenilmemenin denklemini vermiştir. İnsanlık bu çizgiden asla mahrum kalmayacaktır. Hüseyin’in mirası Ebu Ubeyde’nin dilindedir. Gazze’yi ABD’ye teslim edenler yeniktir. Onların kaderinde ağlamaktan başka bir şey yoktur. Bugün gülseler de bu böyledir. Hz. Zeyneb son sözü söylemiştir:
“Çünkü siz ancak ağlamaya layıksınız!”
Adı: Habib
Soyadı: Aksoy
Yaşı: 19
Şanlıurfa’da 15 yaşındaki Muhammet Kendirci’yi canice katletti, Muhammet yoğun bakımda olmasına rağmen Habib serbest bırakıldı! Bu caninin tutuklanması için Muhammed’in ölmesi mi gerekiyordu?
Herkes katili tanısın! Mağduru değil, faili paylaşın
Yemen şimdi Sudan 'a yoğunlaştı.
Uluslararası üne sahip Yemenli sanatçı El-Adimi, "Sudan hakkında konuş" sloganıyla başlattığı kampanyayla gerçekten muazzam bir girişimde bulundu.
Kullandığı antidepresan ilacın dozunu 30 mg da 15 mg a düşürdükten sonra hastam bana tam olarak şunu söyledi; farkında olmadan insanlara kin tutmaya ve kendimi hep haklı görmeye başlamıştım ve ciddi bir gerginlik hissediyordum. Bunlar düzeldi, insanlara eskisi gibi olumlu ve dostane bakabiliyorum ve çok daha rahatım şimdi.
Hastayı ayrıntılı değerlendirmek çok önemli. Psikiyatri polikliniğinde bir hastaya yarım saatten az zaman ayırmak, ilacın etkisiyle oluşan bu tür sinsi duygu değişimlerinin (dolayısıyla kişilik değişimlerinin) gözden kaçmasına neden olur. Sağlık bakanlığı bu konuda önlem almalı.
İtalya'da cesur bir savcı "İnsan safarisi" ile Müslümanları avlayan katillere dava açtı.
Saraybosna'yı kuşatan Sırplara binlerce dolar para ödeyerek "eğlenmek için" masum insanlara ateş eden "hafta sonu keskin nişancıları" şimdi adaletin hedefinde.
Exactly two years ago, the University of Ottawa suspended me from my medical residency training in public health because of social media posts in support of Palestinian human rights. They framed my social media posts as “unprofessional”. The irony being that I studied the impacts of settler colonialism on health in Palestine during my public health training. They messed with the wrong person.
They later reinstated me, without any apology, so I left their racist institution to put my time and energy to places and people who actually deserve it. It’s been a year since I filed a human rights complaint against the university, and they continue to try to dismiss the case with frivolous motions with factual inaccuracies, but the court seems to acknowledge the value in hearing the case. It is blatant discrimination on basis of anti-Palestinian racism. I’m taking them (and the faculty member who doxxed me) to a provincial human rights tribunal to seek accountability and justice.
To anyone else who is facing similar forms of repression for solidarity with Palestine - remember you are on the right side of history. To stand against genocide is the most decent and moral position to take. To oppose genocide as a healthcare worker is the most professional position to take. Keep your head held high. The institutions will come around when there is no political or economic cost to oppose genocide. Until then, we will keep persisting and pushing back against bullies and racist institutions. Free Palestine, from the river to the sea.