Muhatap olma seçiciliği diye bir şey var, gerçekten muazzam bir olay. Sana iyi gelmeyen hiç kimseyle muhabbet etmemek, yoran şeyleri sürdürmemek ve iyi gelmeyen yerleri anında terk etmek insanı inanılmaz özgürleştiriyor. Hayat zaten yeterince karmaşıkken bir de ruhunu emen insanlarla ve sana yük olan ortamlarla uğraşmak tam anlamıyla zaman kaybı. Enerjini sadece seni gerçekten duyanlara, girdiğinde içini ferahlatan mekanlara ve sana değer katan ilişkilere sakladığında hayatın nasıl bir anda hafiflediğine inanamayacaksın. Kısacası kapını herkese açık tutmak zorunda değilsin zihinsel sınırlarını korumak seni bencil değil, sadece kendine saygı duyan biri yapar ve günün sonunda seni kurtaracak olan da tam olarak bu tavırdır.
Eğer biri bana nasıl sevilmek istersin diye sorsaydı önce uzun sarılmalar, güzel sözler ya da beklenmedik sürprizler derdim. Ama daha derine inecek olursak aslında sessizce anlaşılma haliyle sevilmek isterim. Ben dile getirmeden neye ihtiyacım olduğunu sezen biri. Bunu senin seveceğini biliyordum diyerek elinde incecik bir detayla çıkıp gelen biri. Gözlerimin dalıp gittiği anları, keyifsizken içime kapanmamı ya da heyecanlanınca hızlanan kelimelerimi ezbere bilen biri. Sırf o anı ölümsüzleştirmek için bana en doğal halimle şefkatle bakan biri. Beni durdurup bunca inceliği nasıl akıl ettin dedirten ve sadece seni izliyorum diye cevap veren biri.
Benim öyle herkese şirin görüneyim, girdiğim her ortama uyum sağlayayım gibi bir derdim hiç olmadı. Aklıma yatmayan, yanlış bulduğum bir şey gördüm mü hiç lafı dolandırmam; doğrudan insanın yüzüne söyler, arkama bile bakmadan çekip giderim. Sırf birilerinin gözüne girmek ya da arayı iyi tutmak için yalandan tatlı dilli olmaya çalışmak bana göre değil. Birileriyle iyi geçineceğim diye kendi doğrularımdan ödün vereceğime, tek başıma kalmayı tercih ederim. Çünkü benim için asıl mesele, gece başımı yastığa koyduğumda içimin rahat olmasıdır. Tabii dürüst olmakla kaba olmak arasındaki o ince çizgiyi de çok iyi bilirim. Aklıma her geleni ulu ortada söyleyip Ben böyleyimin arkasına sığınmam nerede, ne zaman ve nasıl konuşacağımı ayarlarım. Amacım kırmak değil, net olmak. Sözün özü; dobrayım ama üslubumu bilirim, patavatsız değilim.
Sevmek kırmamaktır. Kıyamamaktır. Onsuz bir saniye bile geçirememektir. Sevmek küs uyumamaktır. Her şeye herkese rağmen sarılmaktır. Siz egolarınızın çatlaklarından sızan sevgi kırıntılarıyla korkunç ilişkiler yaşayıp bunu aşk zannediyorsunuz.
Adın gibi eminsindir ama ispat edemezsin. Yüzde yüz kesin ve eminsin ama, ispat edebileceğin hiçbir şey yok. Çok net eminsin. Bazı insanlar bir şeyleri en baştan bilir ama susarlar. Ta ki gerçeği görene kadar. Bu his o kadar kötüdür ki… Zaten biliyordum hissi. Ne demek istediğimi umarım anlamazsınız.
Ben bir insanda konuşmaya, karaktere, üsluba, merhamete, adalete ve saygıya bakarım. Çünkü makam, mevki, mal mülk dünyevi ve tamamen geçici şeylerdir. İnsanı gerçekten insan yapan, sırtına giydiği unvan ya da kurulduğu koltuk değil, kötü anlarda bile bozmadığı omurgalı duruşu, karşısındakini incitmekten sakınan nezaketi ve vicdanının sesini dinleme cesaretidir. Dünya malı el değiştirir, makamlar bir gün elbet son bulur ama bir insanın ardında bıraktığı samimi bir tebessüm, adil bir kelam ve ruhundaki o temiz zarafet asla silinmez. Günün sonunda asıl mesele hayatta ne kadar yükseldiğimiz değil, alçalmadan ne kadar insanca yaşayabildiğimiz ve dokunduğumuz yüreklere nasıl bir iz bıraktığımızdır.
Geçiyor arkadaşlar. Hep geçti. Sabahına uyanmak istemiyorum dediğin geceler de geçiyor. Bir daha nefes alamam dediğin anlar da geçiyor. Hiç geçmeyecekmiş gibi gelen şeyler de… Geçiyor. İçinde kopan fırtınalar hiç dinmeyecek, göğsüne oturan o ağır taş hiç kalkmayacak sanıyorsun. Ama vakti gelince o da geçiyor. Zaman belki her şeyi unutturmuyor, izlerini tamamen silmiyor ama sana o yükle yürümeyi, kalbindeki ağırlığa rağmen yeniden ayağa kalkmayı öğretiyor. Çünkü hayat, sen durup karanlığa baksan bile akmaya ve o en uzun gecelerin ardından ısrarla yeni bir sabahı doğurmaya devam ediyor.