Garip Ay’ın muhteşem ebru performansı ve Ali Saran’ın eşsiz müziğiyle “Suyun Ruhu”na doğru büyüleyici bir yolculuk yaptık. Bu özel etkinliğimizi katılımıyla onurlandıran Kraliçe Tunku Azizah’a ve tüm misafirlerimize gönülden teşekkür ediyoruz.🇹🇷🤝🇲🇾
@yeeorgtr@TCKualaLumpurBE
GÜNÜN SÖZÜ
"Bugün üzerinde çok düşündüğüm bir konuydu bu. Tam da Yom Kippur'un başladığı saatlerde İsrail silahsız, şiddet kullanmayan, uluslararası sularda sivil insanî bir yardım misyonu düzenleyen teknelere baskın düzenledi. Uluslararası insan haklarına, insaniyet hukukuna ve deniz hukukuna açıkça aykırı bu müdahale İsrail'in benim sesimi temsil etmediğini en acil şekilde ortaya koyuyor işte."
Gazze kuşatmasını kırmak için Küresel Sumud Filosu'nun ikinci dalgasında Gazze'ye doğru ilerleyen Conscience (Vicdan) adlı teknede yer alan gazeteci (Yahudi Akımları/Jewish Currents adlı yayının serbest muhabiri) ve aktivist Emily Wilder, Yahudilerin en önemli Bayramı Yom Kippur'da bu eylemde yer alma amacının 'bir gazeteci olarak tanıklık görevini yerine getirmek ve kendi sesini İsrail'in temsil etmediğini dünyaya açıkça göstermek' olduğunu belirtiyorlar. (Democracy Now!)
EMERGENCY: ISRAEL ATTACKS GSF Israel has attacked the Global Sumud Flotilla in international waters. People of conscience have been abducted. The flotilla broke no laws. What is illegal is Israel’s genocide, Israel’s illegal blockade of Gaza, and the Israel’s use of starvation as a weapon. ACT NOW Share this and tag your officials and embassies Tag media outlets in the comments Join the RiseFor campaign. Link in bio Demand your government cut ties with Israel ALL EYES ON GAZA
İsrail Savunma Kuvvetleri (IOF), ablukayı delme girişimlerinin uluslararası hukukun ihlali anlamına geldiğini ve yardımları yerleşik kanallar aracılığıyla ulaştırmamız gerektiğini belirterek 16. kanaldan yanıt verdi. Devam edersek durdurulacağız ve gemilerimize el konulacak, yasal işlemler başlatılacak. 7 Ekim hakkında propaganda mesajları verdiler. Thiago şu anda misyonumuzu desteklemek için yanıt veriyor.
#AllEyesOnGaza #AllEyesOnSumud
Batı ülkelerindeki başlıca klasik müzik kurumları o derece İsrail yanlısı ki, bu benim için utanılacak bir durumdur. Çok yalnız hissettiğim bir ortamdayım, müzik taparken, duyguları paylaşırken bile...
Öylesine ki, öyle manipüle ki, Filistin destekçelerini “antisemitizm” ile suçlayan, çirkinleşmiş bir haldeler. Utanç duyacaklar. Huzurla uyuyamayacaklar.
Gazze’de yapılan bir SOYKIRIMDIR. NOKTA!
Biz bu cinayete sessiz kalmamalıyız , meslektaşlarım! Kendinize gelin müzik dünyası! İnsan olun!!!lütfen.. lütfen..
Bu çaresizliğe, haksızlığın bu kadarına sessiz kalmayın!
Şimdi istediğinşz kadar konserimi iptal edebilirsiniz. Ben onurumla yaşamak istiyorum kalan ömrümü, siz istediğiniz konseri çalın , içinize siniyorsa!
10 yıl. "Kurumsal"laşmadan, bağış hesabı paylaşmadan, bire bin katıp maliyetleri artırıp pay çıkarmadan, ideolojik şov peşinde koşmadan 10 yıl. Kendi içimizdeki 3 5 yol arkadaşımizla İstanbul'da özellikle Fatih ve Üsküdar'da (degişmeyen iki durağımız) evsiz insanların yanındayız.
FOR IMMEDIATE RELEASE via @GazaFFlotilla
CONTACT:
Hay Sha Wiya, FFC Press Officer
[email protected]
Handala Alters Course Amid Israeli Naval Threat
At 08:46 local time, human rights defender Huwaida Arraf aboard the Handala issued an urgent update:
Two vessels believed to be an Israeli military craft is currently very close to the Handala. Repeated attempts were made to contact the Israeli Navy via VHF channel 16, but no response has been received. The identity of the nearby vessel has not been confirmed, but its proximity has raised serious concerns for the safety of the civilians onboard.
As a precaution, the Handala has altered its course due south, toward the Egyptian coast and contiguous zone. The crew has sounded the onboard alarm and is preparing for potential escalation.
At this time, the Handala does not intend to enter Egyptian waters but plans to sail parallel to the coastline. Should the threat from Israeli authorities escalate, the crew will attempt to contact the Egyptian Coast Guard to request emergency entry based on the threat to their lives.
We will provide updates as the situation develops.
I think this needs more spotlight. Amazing work by @alisaran_
Top level game ost: TFM: The First Men - Videogame Soundtrack [Full] - Ali Saran https://t.co/vJMzxIICZI
#indiegame#indiemusic#game#OST
Bütün Türkiye neredeyse bir aydır 8 yaşındaki Narin Güran'ın cinayet haberiyle yatıp kalkıyor. Muhalif-hükümet yanlısı kanal fark etmez televizyonları açtığınızda kalburüstü izlenen her kanalda son bir aydır sadece Narin cinayetini görüyorsunuz.
Manipülatif haberlerle, ipe sapa gelmez iddialarla, nereden kimin sızdırdığını bilmediğimiz ama an be an önümüze düşen soruşturma ayrıntılarıyla, milyonların önünde yorumcuların ve gazetecilerin fikir yürütme kılıfında adeta kahvehanedeymişçesine rahat rahat uydurduğu "cinayet" veya "sosyolojik" analizleriyle programlar dolup taşıyor.
Bu durum artık toplum vicdanını yaralayan ve vahşi bir şekilde öldürülen bir çocuğun ölümünü araştıran ve suçluları adaletin önüne koymak isteyen bir medya ve kamuoyu zihniyetini yansıtmıyor. Tam tersine topluma ve izleyicilere korku ve endişe pompalayan, doğruluğuna bakılmaksızın dakika dakika yeni iddiaları ve söylentileri paylaşarak adeta bir cinayet filmini takip ediyor süsünü veren, böylece reytinglerin dibini sıyırmaya çalışan bir medya taktiğini gösteriyor.
Toplum ise her gün karşılaştığı ama içine gömerek görmezden geldiği problemlerle dramatik bir şekilde karşılaşmanın travmatik tepkisini veriyor. Tıpkı depremde olduğu gibi. Son yüz yılın en büyük felaketini yaşadık. Çok ağladık, üzüldük, duygusal olarak altüst olduk. Bu felakete dair duygularımızı sonuna kadar tüketince sıradaki travmamıza, aynı döngüyü yaşamak üzere geçtik. Çok üzülen ve çok duygusal olan ama kalıcı adımları atmakta zorlanan bir toplumuz.
Bütün bu kakafoni, soruşturmanın kendisine faydadan çok artık zarar getiriyor. Adalet televize ediliyor ve medyatikleştiriliyor. Cinayetin kendisi magazinleştikçe bütün bu süreç niyetinin tam tersine bu küçük kızın ölümünü maalesef ki istismar ediyor.
Zülfiyare de dokunmak lazım.
Bütün bu cinayet hikayesi üzerinden yapılan “sosyolojik analizlerin” abartılı, aşağılayıcı ve haysiyet kırıcı bir yönden “Kürt” ve “dindar” birlikteliğine yönelmesi var. Tarikatlar, feodal yapılar, ensest sakat aile analizleri havada uçuşuyor. “Doğudaki Kürt taşrasında bulunan habisin ancak modernizmin ve Cumhutiyet’in neşterli vuruşuyla ve hastalıkları tamamen ortaya çıkaran nüfuzuyla çıkartılıp alacağı” zihniyeti bütün bu tartışmaların yoğunluğunun alt metninden fışkırıyor.
Okuduğunu anlamayacak olanlar veya gördüğü her farklı fikre daha ikinci cümleden filtre koyanlar taşrada sorun yok mu diyorsun, kadınların doğuda ezildiğini kabullenemiyor musun, feodalite çok mu iyi bir şey gibi anlamsız ve alakasız ithamlarla geleceklerdir. Söylediklerimin bu sorularla hiçbir alakası yok.
Asıl mesele bütün bu bir aylık süreçte ithamların ve üslubun haddi aşan seviyesi. Bütün bir köyü ensest partisi yapmakla itham medenler, belgesel arşivlerinden alakasız bir şekilde köyü Hizbullahçı cephaneliği olarak işaretleyenler, utanmasalar Diyarbakır’ı taş devriyle özdeşleştirecek olanlar var. İkincisi, şu gerçek ki bu olay İzmir’de olsa bu kadar konuşulmazdı. Bu kadar emin konuşuyorum çünkü zaten her sene böyle yüzlerce vaka yaşanıyor. Köy, Kürt ve dindarlık üçgeni; köpürtülmesi müthiş keyif veren bir alaşım sunuyor birçoklarına.
Bir adım daha öteye gidelim. Bence de hiçbir olay toplumsallıktan azade değildir. Bazen cinayetler ve insanın kanına dokunan gelişmeler kabul etmesi zor olsa da sadece psikopatolojinin konusu olabilir. Ama her olayın hala kaçınılmaz bir şekilde toplumsal dinamiklerin dolaylı veya doğrudan parçası olduğuna inanıyorum.
Hal böyleyken “bölge analizine” “feodal yapıların teşhisine” başlayanlar tutturdukları sakil üslubun yanında gerçek dinamikleri ortaya koyacak cesarete de sahip olsalar keşke. Cumhuriyet’in erken döneminden itibaren politik iktisadi yapının bütün bir Doğu’yu nasıl geride bıraktığını, aşiretlerin ve tarikatların gayet devletin bölgedeki kullanışlı aparatları olduğunu, Kürt siyasi hareketinin baskılanmasının sekülerleşmeyi gerileten bir etki ürettiğini, yıllardır süren çatışma dinamiklerinin oradaki siyasi ve toplumsal yapıyı darmaduman ettiğini zikretseler de gerçek mekanizmalar konuşulur olsa.
Bütün bu makro mekanizmaların bu cinayetle bağlantısı tam olarak nasıl kurulur bilmiyorum. Ama toplumsal analiz yapacak olanlar en azından “kırmızı sınırların” içinde kalarak tatlı ve hoşa gidecek teşhislerin ötesine geçseler iyi olur. Aksi halde bir 100 yıl daha Yakup Kadri’nin Yaban’ının şehir çevrelerinde yarattığına benzer naif çarpıntıyı her “taşra hadisenin ardından” konuşur konuşur durur, bunun da ötesine geçemeyiz.
Enes Özel'in 3. kitabı çıktı ve şu an indirimde.
Okumadım ama dinledim. Pek bir beğendim. Enes'in yazdığı ve rahatlıkla anlayabildiğim bir şiir kitabı olması ayrıca hoşuma gitti.
Çocuğu olanlara özellikle tavsiyedir ;
https://t.co/aVcFBohoUm
GÜNÜN SÖZÜ
"Bunu yapan asker kasıtlı bir ölüm atışı yaptı. Bu ölüm atışı, münferit bir olay değil. Bu, İsrail'in Batı Şeria'da arttırdığı gerilim ve şiddetin bir örneği. Ayşenur'u öldüren mermi Nur Şems, Tulkerim ve Cenin'de insanları öldüren mermiyle aynı. Ayşenur ile aynı gün buradan birkaç kilometre ötede 13 yaşında Filistinli bir kız çocuğunu öldüren mermi aynı. Bu ABD'nin finanse ettiği ve İsrail'in Gazze'de cezasız biçimde işlediği soykırımda kullanılan mermilerle aynı."
İsrail ordusunun işgal altındaki Batı Şeria'nın Nablus kenti yakınında düzenlenen protesto sırasında başından vurarak öldürdüğü Türkiye-ABD çifte vatandaşı Ayşenur Ezgi Eygi'nin eylem arkadaşı İsrailli Siyonizm karşıtı aktivist Jonathan Pollak, "Bu oluyor, çünkü olabiliyor. Çünkü dünya hesap sormuyor," diyor ve ekliyor: "Daha fenası, dünya utanç içinde İsrail'i destekliyor." (Artı Gerçek/AA)
Ayşenur Ezgi Eygi’yi bütün Türkiye olarak tetiği çekenden emri verene her bir faşistin hesap vermesini sağlayana kadar unutmamalıyız.
İnsanlığa dair borcumuz bu. Sanatçılardan hukukçulara, gazetecilerden diplomatlara elimizde ne kadar imkan varsa kullanmalıyız.
Bu cinayeti normalleştirmemeliyiz.
Ayşenur’un kendini feda ettiği bu mücadelesine ne kadar sahip çıkacağımız ‘bizden ne olur?’ sorusunun da cevabı olacak.
Ayşenur Ezgi Eygi.
Rachel Corrie.
Şirin Ebu Akile.
‘Öldürülmediler’ İsrail tarafından Filistin’i destekleyen Amerikalılara gözdağı vermek adına soğukkanlılıkla katledildiler. Soykırımın bilinçli bir stratejisi bu. Filistin’e gidip destek veren aktivistlerden, gazetecilerden nefret ediyorlar. Çünkü meseleyi uluslararası zemine taşıyorlar. İsrail’in ‘medeniyet savaşı’ savsatasını varlıklarıyla çürütüyorlar.