Bir halkın çoluk çocuğuna varana kadar kurşuna dizilmesini akıldan geçirmek dahi insanlık suçudur. Kemal Öztürk, net bir şekilde nefret suçu işlemiştir. NTV gerekeni yapmalıdır aksi taktirde sürekli bir boykot uygulanmalıdır.
#NTVBoykot@ntv
Bir felaketin görüntüsüne ulaşmak, onu olduğu gibi yayımlama hakkı vermez
Girne açıklarında yaşanan deniz faciasından hemen önce geminin içinde kaydedilen; insanların çığlıklarını, paniğini, çaresizliğini ve ölüm korkusunu bütün çıplaklığıyla gösteren görüntülerin birçok medya kuruluşu ve sosyal medya hesabı tarafından filtresiz biçimde yayımlandığını üzülerek izliyoruz.
Bu görüntülerin kazanın nasıl meydana geldiğinin, yolcuların tahliye sürecinde yaşadıklarının ve olası güvenlik ihmallerinin ortaya çıkarılması bakımından haber değeri taşıdığı açıktır. Ancak haber değeri, insanların yaşamlarının en savunmasız ve en korkunç anlarının sınırsız biçimde teşhir edilmesini meşru kılmaz.
Bir insanın ölüm korkusuyla attığı çığlık “etkileşim” malzemesi değildir. Ne yapacağını bilemeden kaçışan insanların çaresizliği izlenme sayılarını artıracak bir görüntüye dönüştürülemez. Kazazedelerin ve yaşamını yitirenlerin insanlık onuru, yakınlarının acısı ve toplumda yaratılabilecek ikincil travma, yayın kararının merkezinde bulunmalıdır.
Medya kuruluşlarını;
Görüntülerin filtresiz ve kesintisiz yayımlanmasına son vermeye,
Çığlık ve panik seslerini kullanmamaya ya da kısmaya,
Kişilerin tanınmasını engelleyecek önlemleri almaya,
Görüntülerden yalnızca olayın anlaşılması için zorunlu olan bölümleri kullanmaya,
Yayından önce açık bir içerik uyarısı koymaya,
Görüntüleri otomatik oynatmamaya ve tekrar tekrar dolaşıma sokmamaya,
Facianın nedenlerine ve olası ihmallere odaklanmaya çağırıyoruz.
Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği
Yönetim Kurulu
Bugün sizlerle bir arada olamasam da, yüreğim sizinle.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu büyük zaferi bizlere armağan eden tüm kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷
Sizleri sevgiyle, hasretle ve büyük bir inançla kucaklıyorum.
#SinemDedetaşYalnızDeğildir
133 ülkede 105 milyondan fazla işçiyi temsil eden ve üyesi olduğumuz Dünya Sendikalar Federasyonu, tutuklanan Genel Başkanımız Gökay Çakır ve Başaran Aksu için dayanışma mesajı yayınladı.
Yaşasın enternasyonalist dayanışma!
"133 ülkede 105 milyondan fazla işçiyi temsil eden Dünya Sendikalar Federasyonu (DSF), sendikal faaliyetleri nedeniyle gözaltına alınan Bağımsız Maden İşçileri Sendikası (Bağımsız Maden-İş) ve kadrolarıyla enternasyonalist dayanışmasını ifade etmektedir.
Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ile sendikanın Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu’nun, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlaması kapsamında yürütülen bir soruşturma çerçevesinde tutuklanmalarını kınıyoruz. DSF, üye sendikasının yanında kararlılıkla yer almakta ve en temel sendikal ve demokratik hakları dahi ihlal eden sendika kadrolarına yönelik bu baskı ve kovuşturmayı kınamaktadır.
DSF, iki sendikacının serbest bırakılmasını; örgütlenme ve protesto özgürlüğü de dahil olmak üzere demokratik özgürlüklerin kesintisiz biçimde hayata geçirilmesini ve örgütlenme hakkı ile tüm sendikal haklara eksiksiz saygı gösterilmesini talep etmektedir."
Ben üç çocuk sahibi bir anneyim.
35 yıllık avukatım,
1 yıl belediye başkanlığı yaptım, 1,5 yıldır hapis yatıyorum.
Suçum yok, delil yok, suç iddiası olan kişilerle temasım yok.
Buna rağmen tutukluluğum devam ediyor. İddiaların hepsinden suçlu bulunsaydım bile yattığım süre göz önünde bulundurulup salınmam gerekirdi.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu tip bir mağduriyet yaşatılan ilk kişiyim.
Benden ne isteniyor?
Çocuklarıma ve memleketime kavuşmak için ne yapmalıyım?
Bunu da gördük❗️
Giresun Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ömer Tekin, sosyal medyada çevre mücadelesi yürüten yurttaşı tehdit etti:
“O at kuyruğu saçın ile dilini bağlarım. Soyundan girer sopundan çıkarım. Seni son kez uyarıyorum”
Yurttaş suç duyurusunda bulundu👇
Basılmış eserle ilgili olarak “toplatma”, daha genel bir ifadeyle basım ve yayının durdurulması sonucunu doğuran el koyma kararı, içeriğinin,
a) Suç işlemeye alenen tahrik,
b) Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik,
c) Hayat, sağlık veya mal bakımından halk arasında endişe, korku, panik yaratmak amacıyla tehdit,
ç) Anayasayı ihlal suçuna tahrik,
d) Güvenlik kuvvetlerini kanunlara, görevlerinin gereği (hukuka uygun) olarak verilmiş emirlere uymamaya tahrik,
e) Halkı kanunlara uymamaya teşvik,
ç) Terörizmin ve terör örgütünün propagandası,
suçlarından birini oluşturması halinde verilebilir.
Bu yönde verilen kararda, toplatılan, basım ve yayını durdurulan kitap içeriğinde bu suçlardan hangisinin işlenmekte olduğunun, somut dayanak noktalarına yani kullanılan ifadelere işaret edilerek, açıkça gösterilmesi gerekir.
İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği’nin bir kitapla ilgili olarak 27.8.2026 tarih ve 2026/8776 D.iş sayı ile verdiği el koyma, dağıtımının ve satışa sunulmasının yasaklanmasına dair kararda bu somut belirlemeler yapılmamıştır.
Migros grevinde ve tüm direnişlerde aktif sorumluluk alan sendikamızın örgütlenme uzmanı Feyza Kayaaltı yaklaşık yarım saat önce evinden gözaltına alındı. Gözaltı gerekçesi maden işçileriyle dayanışmak için duvara yazı yazmak.
Bir bomba patladığında ya da doğal afette herkes kaçarken olay yerine koşandır gazeteciler. Sadece yoğun stres değil siyasi baskılar, patron baskısı, sansür, soruştırmalar, tutuklamalar, tehditler, iş güvencesizliği, güvenlikten yoksun çalışma koşulları erken yaşta öldürüyor gazetecileri. Mesleğin emektarlarından @ozer_sultan ‘ın haberini lütfen okuyun. Zamansız kaybettiğimiz tüm gazetecilerin anısına saygıyla…
AİHM, bugün açıkladığı kararıyla Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılmasına hükmetti. 111 sayfalık kararın sonucu bu. Kararda çok önemli tespitler var. AİHM, mevcut davanın; kapsamı çoğu zaman geniş yorumlanan veya yapay bir şekilde genişletilen suçlamalara dayalı olarak muhaliflerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin tutuklanması ve haklarında kovuşturma yürütülmesiyle karakterize edilen daha geniş bir bağlamın parçası olan ve niteliği itibarıyla sistemik bir sorunun bilhassa önemli bir örneğini teşkil ettiği kanaatindedir.
Bir gün Türkiye yeniden demokratikleşecekse, bunun yolu farklı görüşlerin özgürce ifade edilebildiği bir kamusal alan yaratmaktan geçiyor. Bir akademisyen olarak çeşitli risklere rağmen katıldığım mecralarda görüşlerimi ve eleştirilerimi uygun bir üslupla dile getiriyorum. Söylediklerimin de arkasındayım.
Bu ülkeye barışın gelmesini çok isterim. Bunu hiçbir grubu dışlamadan, farklı düşünenlere hakaret etmeden ve eleştiriyi düşmanlaştırmadan yapabileceğimizi umuyorum. İsteyen görüşlerime katılır, isteyen eleştirir. Ama kimsenin hakaret etme veya hedef gösterme hakkı yok.
Farklı düşünenleri linç ederek barışçı ve demokratik bir toplum kurulamaz. Bu tür hedef gösterme kampanyaları, bugün neden birçok entelektüelin susmayı tercih ettiğini de açıklıyor. Arayan, soran, mesaj atan ve destek veren herkese canı gönülden teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız!
Bu da geçer ya hû!
Örgütle suçladılar, çöktü. Örgüt olmadığını 2 yıl sonra ikrar ettiler.
İddianameyi hazırlayan savcı, önce hakkımda 415 yıl ceza istedi.
Mahkemeye gelince, istenen ceza 234 yıla kadar düştü.
Bugün ise hakkımda 23 yıl cezaya karar verdiler.
Ya kendi çıkarı için iftiracı olmuş ya da baskı gördüğü için iftiraya zorlanmış kimi insanların ifadeleriyle bize bu cezaları vermeyi tercih ettiler.
Güzel ülkemde cana kast edene, kadın cinayetine, çocuklarımıza el uzatana bile reva görülmeyen ceza, sırf siyasi kimliklerimiz ve görüşlerimiz nedeniyle bize reva görüldü.
Neredeyse 2 yıldır tutsağım…
İlk günden beri dediğim gibi, çocuklarımın, ailemin, yol arkadaşlarımın ve 6 yıl hizmet ettiğim Beşiktaşlı komşularımın yüzünü öne eğecek tek bir suçum olmadı. Benim alnım ak, başım dik.
Her zamankinden daha kararlıyım: “İftira at beraat et” düzenini yol arkadaşlarımızla birlikte ülkemizden söküp atacağız.
Bedeli ne olursa olsun, hep birlikte halkın ve hakkın yolunda yürümeye devam edeceğiz.
Er ya da geç, gücü yetenler değil hakkı yetenler kazanacak!
Rıza Akpolat
Silivri Zindanı
DİSK Genel Sekreteri Fehmi Işıklar soruşturma aşamasında işkence gördüğü ve idamla yargılandığı 12 Eylül darbecileri tarafından tezgahlanan DİSK Davası'nda 1986'da yaptığı savunmasına sıkıyönetim mahkemesi heyetinin yüzüne karşı
"Mahkemenizden adalet beklemiyorum!"
diyerek başlamıştı!
Işıklar haklı çıkmış ve sıkıyönetim mahkemesi adalet dağıtmamıştı.
Çok sayıda DİSK yöneticisi gibi Fehmi Işıklar da sıkıyönetim mahkemesinde ağır cezalar almış ancak daha sonra Askeri Yargıtay aşamasında beraat etmişti.
Aradan 40 yıl geçti. Sıkıyönetim mahkemeleri artık yok.
Durum değişti mi? Yoksa sıkıyönetimsiz sıkıyönetim yargılamaları mı söz konusu?
...
Kamuoyunda "Beşiktaş Belediyesi" veya "Aziz İhsan Aktaş Suç Örgütü" Davası adlarıyla bilinen İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki yargılamada bugün Karar celsesi.
200 sanıklı davada duruşma günü neredeyse bir ay önce ilan edilmesine karşın, gel(e)meyen 7 meslektaşlarımız sebebiyle duruşma henüz başlayamadı. Bu sebeple, yüzlerce sanık ve avukatın, 2 saati aşkın süredir bekleyişi devam ediyor.
Mansur Yavaş beyi temsilen belediye yöneticileri arkadaşlarımızı aradılar. Bir iletişimsizlik olduğunu, Mansur beyin çok üzüldüğünü, madencilerin yanlarında olduklarını, bugünden itibaren kalacak yer tahsisi ve diğer ihtiyaçları sağlayacaklarını paylaşmışlar. Sağolsunlar.
Barış savunucusu Oyuncu Jülide Kural, ANF'ye konuştu:
"Reddetmek yerine bu süreci demokrasiden yana, barıştan yana ya da özgürlükten yana bir alan olarak yeniden inşa etmenin bir başlangıcı, bir küçük ilk adımı, ilk sayfası, ilk repliği olarak... O replik daha güzel kurulabilirdi tabii. Ben olsam daha güzel yazardım!"
“Bence gerek Türkiye Cumhuriyeti devleti açısından gerekse bunca yıldır mücadele eden Kürt hareketi, Kürt Özgürlük Hareketi açısından tabii çok önemli bir kırılma noktası oluştu, özellikle Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla. Yani bunca güçlü ve uzun süreli mücadele yürüten bir örgütün kendini feshetmesi, silahları artık bırakıyor olması, benim gibi barışı savunan bir insan açısından meraklı ama çok da dikkatli olunması gereken bir sürecin içinde olduğumuz anlamına denk geliyor.
Bu süreci elbette bir barış olasılığına, uzun vadede halklar arasında bir barış olasılığına yer açması, bir ışık vermesi açısından çok kıymetli buluyorum. Ama soru işaretlerim var elbette, çok fazla dikkatli olunması gerektiğine dair düşüncelerim var. Özellikle ortaya çıkan Çerçeve Yasa… Mesela burada da yine diyalektik bir şey var; hep düşünme biçiminin oluşması gerekiyor.
Bunda zamandır görünmeyen, duyulmayan Kürt halkının kendi eşit vatandaşlık, eşit yurttaşlık, özgürlük için verdiği bu mücadelede devletin ilk defa Meclisinde bunu bir yasa maddesi olarak ele alıyor olması kuşkusuz çok önemli. Yasanın kendisine baktığımda çok fazla sorun görüyorum doğrusu. Bu meseleye dair konuşuyorsak neden bir Kürt sözcüğü bile geçmiyor? Ya da güvenlikçi bir dilin olması da yine benim için soru işareti olan bir yer.
Ancak tabii barış o kadar zor inşa edilebilecek, özgürlük o kadar zorlukla ele geçirilebilecek bir tarihsel mücadeleler bütünü ki bu olasılığa çok önem verdiğim için dikkatli olmak gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de reddetmek yerine bu süreci demokrasiden yana, barıştan yana ya da özgürlükten yana bir alan olarak yeniden inşa etmenin bir başlangıcı, bir küçük ilk adımı, ilk sayfası, ilk repliği olarak... O replik daha güzel kurulabilirdi tabii. Ben olsam daha güzel yazardım! Ama böyle yazıldı. Daha sonra gelen replikleri daha istediğimiz, daha insana yakışır, daha toplumlara yakışır, barışa yakışır, özgürlüğe yakışır bir çizgide yeniden kurmak için ele ele vermek, birlikte bunu başarmak zorundayız. Bu gerçeğin de bir sanatçı olarak farkındayım doğrusu.
Üç gün önce atlattığım dolandırıcılık vakasını burada paylaşmamın ardından yüzlerce benzer hikayesi olan insandan mesaj aldım. @GarantiBBVA bana ulaşarak gereken incelemeyi başlattı ve sonucunda da detaylı olarak bilgilendirdiler.
Ortada şöyle bir tablo var;
Daha önce bildiğiniz ve bazı devlet yetkilileri tarafından teyit edilen veri sızıntısı nedeniyle TC kimlik numaralarımız, gsm numaralarımız zaten ortalıkta.
Dolandırıcıların son dönemde çok yaygın kullandığı yöntemlerden biri banka, sigorta şirketi vb. kurumlardan aradıklarını söyleyerek geçmiş dönem sigorta ödemelerine ilişkin iade yapacakları yalanıyla manipülasyon.
Bu yöntemde dolandırıcılar, aradıkları kişileri sahte bir sesli yanıt/tuşlama sistemine aktararak banka sistemine yönlendirildikleri izlenimi yaratmaya ve bu şekilde inandırıcılıklarını artırmaya çalışıyor.
Siz sesli yanıt sistemi vasıtasıyla bankacılık sistemine kendiniz giriyorsunuz. Peki onlar şifrenizi nasıl görebiliyor?
Bu kritik sorunun yanıtını Garanti IT ekibi bana şu şekilde izah etti:
“Tuşlama yapıldığında dolandırıcılar, DTMF (Çift Tonlu Çoklu Frekans) teknolojisi üzerinden tuşlanan numaraları tespit edebiliyor. DTMF, telefon tuşlarına basıldığında duyulan farklı seslerin arkasındaki sinyal teknolojisi. Bir tuşa basıldığında sistem aynı anda iki farklı ses frekansı gönderir ve bu sayede hangi tuşa basıldığı anlaşılabilir. Dolandırıcılar da bu teknolojiden yararlanarak sahte tuşlama sistemi üzerinden girilen parola gibi bilgileri ele geçirebiliyor.”
Zaten sonra hesabınızın içindeler. Sizi telefonda oyalarken onlar hızlıca mevcut araçlarla ne yapacaklarına karar verip, siz yapıyormuşcasına kredi alabilir, dolar bozdurabilir, kendi hesaplarına aktarım yapabilir ya da işte siz tahmin edin…
Bu arada @EmniyetAnkara dolandırıcılık büro da kendileri bana ulaşarak hem bilgi aldılar, hem bilgi verdiler. Onlara da @GarantiBBVA ye de ilgileri için teşekkür ediyorum. Anladığım kadarıyla bu şekilde hedef alınanlar sadece tek bir bankada hesabı olanlar değil. Pek çok bankanın müşterileri aynı yöntemle oltalandıklarını zaten bana da iletti.
Kendimizi korumak için yapacağımız tek şey var; telefonu kapatıyoruz ve kendimiz bankamızı resmi numarasından arıyoruz. Bir de tabii bankalar bunu söylemiyor ama bir şeyden şüphelendiyseniz mutlaka şubeye gidin.
Sağlıcakla🌿