Hayatta emin olduğum üç gerçek var: bir, gerçek özgüvenliler, kibir ve insanları aşağılama eğilimi göstermezler. İki, gerçek zenginler, servetlerini sergilemezler. Üç, gerçekten mutlu ilişkileri olanlar, bunu kanıtlama ihtiyacı hissetmezler. Aşırı sunum, yokluğun dışa vurumudur.
güçlü bir kadınla ancak güçlü bir erkek başa çıkabilir. zayıf bir erkek, kadının sınırlarını, netliğini ve özgüvenini zor, fazla, problemli ya da kötü tavır olarak tanımlar. çünkü bazı insanlar güçlü bir kadını sevmek ister ama onu taşıyabilecek duygusal olgunluğa sahip değildir
Bir erkekte bakmanız gereken en önemli özellik en çok da size karşı merhametli olması,kıyamaması, ağladığınızda dayanamaması, haklı olsa da siz ağlarken içinin titremesi.Sizi ağlatan o sırada acımasızca davranmaya devam edenleri bal olsa unutun
Erkekler zeki ve güçlü kadınları sevdiklerini söylerler ama günün sonunda her zaman söz dinleyen, onları sorgulamayan ve sadece egolarını okşayan kadınları tercih ederler.
Devletin Bekası ve Tarihin Tekerrürü: 300 Yıl Arayla Aynı Son! 🇹🇷
Aralarında yaklaşık 300 yıl olan iki farklı Türk devleti lideri, aynı ailenin isyankar liderlerine karşı devleti korumak adına aynı refleksi gösterdi.
📜 Yıl 1639 | IV. Murad Dönemi: Osmanlı Padişahı IV. Murad, meşhur Bağdat Seferi sırasında ordusuyla Diyarbakır'da konaklamaktaydı. Bu süreçte devletin seferine destek vermeyen, merkezi otoriteyi tanımayarak itaatsizlik eden bölgenin nüfuzlu isimlerinden Seyyid Haşim, IV. Murad'ın emriyle idam edildi. Bu olaydan geriye sadece küçük oğlu Hüseyin sağ kalmıştı ve aile soyu onun üzerinden devam etti.
📜 Yıl 1925 | Mustafa Kemal Atatürk Dönemi: Seyyid Haşim'in 6. göbekten torunu olan Şeyh Said, Cumhuriyet'in ilanından kısa süre sonra devlete karşı geniş çaplı ve silahlı bir isyan başlattı. Tıpkı 300 yıl önceki gibi devletin tepkisi sert oldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün kararlı duruşuyla isyan bastırıldı ve Şeyh Said, vatana ihanet suçundan Şark İstiklal Mahkemesi kararıyla idam edildi.
İster Osmanlı İmparatorluğu olsun ister Türkiye Cumhuriyeti... Devletin bölünmez bütünlüğüne ve otoritesine karşı yapılan başkaldırılar, devirler ve liderler değişse de aynı değişmez kararlılıkla bastırılmıştır.
📚 Tarihi Kaynaklar:
Ferzende Kaya, "Mezopotamya Sürgünü" (Seyyid Haşim ve IV. Murad dönemi detayları)
TBMM Arşivi - Şark İstiklal Mahkemesi Tutanakları (1925 Şeyh Said Yargılaması)
Uğur Mumcu, "Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925"
Kayıg boyu, XI. yüzyılda, öteki Oğuz boyları gibi büyük kitleler halinde Anadolu'ya gelmiş ve küçük gruplar halinde ülkenin çeşitli bölgelerinde yerleşmiştir.
Bunu Anadolu'da yer adları haritası kanıtlamaktadır. Osman ailesinin ortaya çıktığı Sultan-Önü bölgesinde Kayı veya Kayı-ili adıyla köylere rastlıyoruz.
Hanedan kuran Türk boyları gibi, Osmanlılar Kayı damgasını, bir egemenlik sembolü olarak sikkelerinde ve önemli eşyada kullanmışlardır. Köprülü'ye göre Kayılar, "Osmanlı Devletinin ilk etnik çekirdeğini oluşturmuştur."
{Halil İnalcık, Osmanlı Beyliği'nin Kurucusu Osman Beg}
“Atatürkçü olmak dindar olmaya engel değildir. ‘Atatürk dini kaldırdı’ propagandası sadece bir siyasi araçtır, gerçek değildir.”
Prof. Dr. Halil İnalcık
Memlekette yabancı kalmamasının nedeni Varlık Vergisi değil de Balkanlar'daki etnik temizliği Anadolu'da da yapabilmek için, 13 yaşındaki kıza tecavüz edip ağzında el bombası patlatan orduları davul zurnayla karşılayıp, yardım ve yataklık edilmesi gibi tatsızlıklar olabilir mi.
Selçuklular Zamanında "Türkçülük" Propagandası:
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey zamanında, Selçuklu-Büveyhi çekişmesinin bir yansıması da kültürel alanda yaşanıyordu.
Zamanın önemli katibi el-Sabi, Büveyhilerin kökünün Sasani hükümdarı Behramgur'a ve Hz. Peygamber soyuna bağlayarak, Arapları yücelten bir eser kaleme almıştı. Bunun üzerine Tuğrul Bey ve veziri Amidülmülk, Türklerin soyunu yükseltmek adına İbn Hassul'den bir risale kaleme almasını istemiştir.
İbn Hassul, kaleme aldığı risalede şöyle diyordu:
"Bu kitabı yazmaktaki maksatlarımızdan biri Türklerin neseplerini, onların şanı büyük, saltanatı kahir büyük bir hükümdarın çocukları olduklarını göstermektir. Bu hükümdarın ve soyunun korkusundan İranşehir'de kaleler yapılmış, asırlar sonra onlar bu kalelere sahip olmuşlardır."
Osmanlı’nın aslında III. Roma olarak değerlendirilebileceğinin en açık göstergelerinden biri Bizans’ın son hanedanı Paleologos’lardan gelme (son imparator IX. Konstantin’in abisinin çocukları) iki ismin İstanbul’un fethi sonrası Müslüman olup Osmanlı’da en tepeye (vezir-i azam)+
Gel giti fazla olan, belirsizliği gizem zanneden, umursamamayı coolluk ile karıştıran, farklı olmak için sıradanlaştıkça sıradanlaşan, kendisini dev aynasında gören lakin kaypak hareketlerine kendisinin dahi anlam veremediğinin bilincine dahi varmayan şuursuz kişiler çok komik.
Kürtlere dair önemli bilgiler
Hala bu pislik içindeki feodal düzenin devamını istiyorlar. Adına da kürt sorunu diyorlar.
I. Dünya Savaşı'nın başında hem kasabalarda hem de kırsal kesimde yaşayan Ermeni çocuklarının çoğu okula gidiyordu ve Ermeni erkek çocuklarının hemen hepsi okuryazarken 1912'ye kadar tek bir Kürt bile okula kayıt olmamıştı.
Bir Rus konsolosunun belirttiği gibi Kürtlerin sağlık ve hijyen bilgileri o kadar ilkeldi ki, Kürt köylerinde çok az çocuk olurdu ve körlük yaygındı. Kürtlerde ebelik desteğinin olmayışı yüzünden yeni doğumlarda ölüm oranı yüzde idi. Geri kalan çocukların yüzde 30'u üç yaşına gelmeden çiçek, kızıl ve tifo yanında yılan ve böcek sokması nedeniyle ölüyordu.
Hrahoma o kadar yaygındı ki sağlıklı gözleri olan yetişkin bir Kürt ile nadiren karşılaşılırdı. Dolayısıyla Doğu Anadolu'nun geneli gittikçe zenginleşse de, Kürtlerin çoğunun sosyal ve ekonomik durumu herhangi bir iyileşme umudu olmaksızın kötüleşiyordu.
Aslında Kürtler mevcut gidişatın aleyhlerine işlediğinin ve durumun gittikçe de ağırlaştığının farkındaydılar.
Hıristiyan Ermenilerle Müslüman Kürtler arasındaki uçurum sadece din veya etnik kökenden kaynaklanmıyordu, yaşam şekillerinin ve varoluş tarzlarının çatışması da söz konusuydu. Kürtlerin çoğu göçebeyken Hıristiyanlar ise yerleşik köylülerdi.
İlişkileri genellikle karşılıklı çıkara dayalıydı. Bir taraf diğerinin bir işteki uzmanlığına bağımlıydı, fakat ilişki daima eşitlikten uzaktı. Daha kalabalık ve güçlü olan Kürtler, Ermenilerden zorla kışlık ikamet yerleri alır ve onları haraç ödemeye zorlar; bazen de Ermeni köylerini yağmalarlardı.
İmparatorlukların Çöküşü Osmanlı Rus Çatışması 1908-1918
Michael A. Reynolds Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Geçen paylaşılmıştı; gayrımüslimlere verilen hukuki ve ticari imtiyazlar özellikle de Islahat Fermanı'ndan sonra öyle avantajlı hâle geliyor ki İzmir'de 1830'da 30.000 (yani Türklerin 4'te 1'i civarı) olan Rum nüfus 1860'ta Türk nüfusu geçiyor. Türkler on yılı aşkın süren savaşlarda silahaltında mahvolurken, kendilerinin sırtlarını Avrupa devletlerine yaslamış beratlı tüccarları ise yedi kuşaklarına yetecek paralar kazanıyor. İkinci Dünya Savaşı nedeniyle, o da sadece bir kez "hesabın ödenmesi" istendiğinde de ne hikmetse beyefendiler için asrın trajedisi oldu. Bırak Varlık Vergisi için Türklerden self-shame vs. beklenmesini, Şükrü Saraçoğlu'nun heykeli dikilse az gelir.
Levent Ülgen, kurşun dökmenin bilimsel açıklamasını yapıyor:
🔶 Şöyle, tabii ki benim hurafelere bir inancım yok.
🔶 Ama bazı şeyler var ki zaten bin yıllık kadim inanışlar, ta Orta Asya'dan gelen.
🔶 Biz çünkü Türkler ilk çıkışımızda Tengristtik, Şamandırdık.
🔶 Yani bizim dinimiz, gerçek dinimiz oydu.
🔶 O yüzden de şamanizmde böyle bazı şeyler var, nazar gibi, kurşun dökmek gibi.
🔶 Şimdi bunun bilimsel bir açıklaması olmadan benim inanmam söz konusu değil.
🔶 Kurşun dökmenin bilimsel bir açıklaması var, benim inandığım, benim algıladığım.
🔶 Çünkü biz ODTÜ'de gama, beta ışınlarıyla deneyler yaparken önümüzde hep o Geiger ölçüm testleri, aletleri vardır.
🔶 Onlarla işte beta ışınını, gama ışınını, onların hızını, miktarlarını falan ölçeriz.
🔶 Yaparken hep önümüzde kurşun levhalar vardı.
🔶 O kurşun levhalar, yayılan o ışınların, zararlı ışınların bize gelmesini engellerlerdi.
🔶 Dolayısıyla kurşun da doğası, kimyasal yapısı olarak ortamdaki bu zararlı ışınları emen, absorbe eden bir metal.
🔶 O yüzden onun dökümü belli ki o dönemlerde, o ortamda atmosfere, havaya belli bir rahatlık getirdiği için kabul görmüş bir şey.
🔶 O yüzden kurşun döktürmek, dökülen ortama pozitif bir enerji yayar fikrine inanıyorum.
Vahdettinin içişleri bakanı konuşuyor
" Mustafa Kemalın adamları Kars’ı Ermenilerden geri aldık diye bayram ediyor, bre ahmaklar bu hareketiniz düeli muazzamayı daha çok kızdıracak, tutturmuşlar bir kuvayi milliye, bu kuvayi milliyeci haydutların işi gücü savaş. Siyasetten zerre kadar anladıkları yok. Ellerinde derme çatma bir ordu, dövüşüp duruyorlar. Hükümet ve halifemiz ölçüp biçmiş Sevr Antlaşması’nı uygun görmüş. Çocuk gibi yok ‘İzmir’i isteriz, Edirne’yi isteriz, hatta tam istiklal isteriz’ diye tutturmuşlar.”
Ali Kemal, Peyamı Sabah gazetesi 1920.