📍 Kahramanmaraş'ın Onikişubat ilçesindeki Direkli Mağarası’nda Epipaleolitik Dönem'e ait olduğu değerlendirilen çok sayıda süs boncuğu gün yüzüne çıkarıldı.
Kazı Başkanı ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cevdet Merih Erek, "Bu yıl sekiz plan karede çalıştık ve üçüncü arkeolojik seviyeden sekizinci seviyeye kadar ulaştık. Direkli Mağarası insanı, beslenme ve avcılığın yanı sıra süslenmeye de büyük önem vermiş. Taş, kemik ve deniz kabuklularından yapılmış çok sayıda boncuk ortaya çıktı. Boncukların çeşitliliği, ateşle işlenmesi ve kırmızı aşı boyasıyla renklendirilmesi, milattan önce 9 bin 500 ila 14 bin arasına tarihlenen dönemde insanların kendini süsleme ve farklı görünme eğilimini güçlü şekilde gösteriyor” dedi. Erek, kazılarda bulunan renkli boncukların Anadolu kültürünün tarihine önemli katkı verdiğini ifade ederek, "Anadolu'da yaylacılık, köy ve ova kültürlerinde hayvanların bile boyanıp süslenmesi, bu geleneğin ne kadar köklü olduğunu ortaya koymaktadır" dedi. Epipaleolitik Dönem'deki insanların süslenmeye büyük önem verdiğini vurgulayan Erek, şöyle devam etti: "Kazılarda ortaya çıkan veriler, Direkli Mağarası insanlarının yalnızca gündelik ihtiyaçlarını karşılamadıklarını, aynı zamanda sanatsal bir ifade olarak süslenmeye büyük önem verdiklerini göstermektedir. Boncuklar, kullanılan ham maddeler, üretim teknikleri ve ticaret yolları, bu insanların yaşam hikayesinin önemli parçalarını oluşturmaktadır." Kaynak: AA (25.09.2025)
Arap ülkeleri Balkanlarda birçok Türk-Osmanlı camisini bu şekilde "restore" etti. Cami bançesindeki mezarları yok ediyorlar, şirk kabul ettikleri motifleri siliyorlar ve Vahabi tarzında siyah ve beyaza boyuyorlar. Demek ki sıra TR'deki camilere geldi
Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen, İki kazma kürek, iki de ırgat gerek. Ancak, hadi gel yapalım şunu geri desen, Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”
M. Akif Ersoy
Selimiye Cami kubbesinin orijinal tarihi desenleri silinip kubbeye yeni bir tasarım uygulanacakmış.
Bu kararı verenlerin birkaç kişi olduğu söyleniyor.
SANAT tarihçileri, tarihçiler, ilahiyatçılar ve aydınlar haklı olarak isyan ediyorlar.
Tarihi keyfinize göre değiştiremezsiniz! Bu tarih soykırımına izin verilmemelidir. @zaferpartisi@RTErdogan@TCKulturTurizm
Selimiye Camii’nin restorasyonu ile ilgili tartışmaların özeti şu: “Biz bu memlekette senelerdir medeniyet satıyoruz, irfan satıyoruz, gönül insanlığı satıyoruz. Getirisi fena değil elhamdülillah. Mala davara faydası olmayan kitaplarımız yüz binler sattı, girip de konuşma yapmadığımız belediye, üniversite, muhafazakâr Youtube kanalı kalmadı. Devleti idare edenlerden ziyadesiyle ihtimam görüyoruz. Ama son bir ricamız var, şu şirin Selimiyeciğin kubbesinde de bir imzamız olsun istiyoruz.”
Hz. Peygamber, “İnsanın bir vadi dolu altını olsa, bir vadi daha ister; onun gözünü topraktan başka bir şey doyurmaz.” buyurmuştu. İşte o doyumsuzları, ihtirasını ve kibrini siyasal egemenliğin gözetiminde büyütüp besleyenlerin işi nerelere vardırdığını görüyoruz şimdi. “Yapabiliyoruz, çünkü muktediriz” diyenlerin hırsla parlayan gözlerine Selimiye Camii’nin kubbesi yansıyor ve ona sahip olmak için tarihi, kültürü, medeniyeti eğip bükmeye çoktan hazırlar.
Bu kişileri durdurabilecek kudretim yok maalesef. Çoğumuzun yok. Ama “çoğumuz” bir araya gelirse, en azından şu mesaj ulaşır kendilerine: “700 yıllık çınar ağacının gövdesine, 1700 yıllık Sumela Manastırı’nın duvarına çakısıyla adını kazıyan bir yarım akıllı ne kadar tarihe geçiyorsa, siz de ancak o kadar tarihe geçeceksiniz. Bu vatanın evlatlarına hediyelik ambalajlarda sunduğunuz medeniyete bir gün gerçekten kavuşursak şayet, onun kitabesinden ismi ilk silinenler siz olacaksınız.”
UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi uzun zamandır restorasyondaydı. Şimdi kubbedeki tezyinatın (kalemişi ve hatlar) tamamen kazınıp yerine yeni bir kubbe tezyinatı yapılması kararı tartışılıyor. Burada da grup işbirliği kokusu geliyor. Eski mevcut strüktür ile yeni arasındaki zevk farkını kim çıplak gözle baksa görür. Anlaşılan bu iş ya ehliyetsizce karar altına alınıyor yahut da takım kayırmasıyla.
Mimar Sinan imparatorluk coğrafyasına, imparatorluğun sanatına kendi üslûbunu ve merkezî Osmanlı havasını veren dâhidir. Lütfen herkes 16. asır Türk mimarisine, büyük ustanın en büyük eserine sahip çıkmayı öğrensin. Sinan’ın eserleri her kulun hatta her toplumun kendi tekeline alıp harcayacağı miras değil.
Edirne Selimiye Camii Kubbe Yazılan Restorasyonu: İhya mı, İmha mı?
Dünya kültür mirasının en önemli eserlerinden sayılan ve Mimar Sinan’ın yüksek sanat anlayışıyla Türk-Islam mimarisine damgasını vurmuş olan Edirne Selimiye Camii’nin kubbesine, çinilerine, taş ve mermerlere işlenmiş bulunan yazılar aslen 16. yüzyılın meşhur hattatı Ahmed Şemseddin Karahisari’nin (ö. 1566) talebesi Hattat Hasan Çelebi (5.1594) tarafindan yazılmıştır.
Bu kapsamda;
1. Edirne Selimiye Camii’ndeki Hasan Çelebi’ye ait Karahisari ekolündeki yazılar kesinlikle muhafaza edilmelidir.
2. Edirne Selimiye Camii’nin hiçbir yerine günümüz hattatlarından herhangi birisinin yazısı kesinlikle yazılmamalı, 450 yıllık bu tarihi mirasta, yaşayan bir hattatın imzasına yer verilmemelidir.
3. Tarihi camilerimizin dönemine ait yazıları konusunda uzman hattatlar ve hat sanatı akademisyenleri, restorasyon için oluşturulan bilim kurullarında yer almalı, bu konuda ayrıca danışma heyeti oluşturulmalıdır.
4. Selimiye Camii’ndeki yazılarda tespit edilen imlå hataları varsa bunlar tashih edilmeli ve âyetlerin yanlış yazılması sebebiyle çoğu zaman anlam bütünlüğünü bile ortadan kaldıran bu tür sehivleri de muhafaza etmeye yönelik aşırı korumacı bir tutumdan vazgeçilmelidir.
5. Hat ve tezyinat konulanında da birden fazla uzmandan teşekkül eden heyetler oluşturulmalı, bilim kurulundaki mimar, sanat tarihçi vs. branşlardaki uzmanlar yerine, doğrudan hat ve tezyinat uzmanı olan heyet üyelerinin ortak kanaatiyle hat ve tezyinata müdahale karan alınmalıdır. Hat veya tezyinat hususunda özel bir ihtisası olmayan bilim kurulu üyelerinin sadece kendi ihtisas alanlarıyla ilgili konulardaki görüşleri dikkate alınmalıdır. Kültürel varlıklarımızın korunması, gelecek nesillere aktarılması ‘aslımı bozmadan onarmak’ esasına bağlı kalınarak restore edilmektedir. Aslı bozularak yapılan restorasyon ihya edilecek eserin imha edilmesidir.
Konu hakkında yetkili mercileri Edime Selimiye Camii’nin aslının korunması için acil müdahaleye davet ediyor, üst kurul tarafından verilen kararın iptalini talep ediyoruz.
#SelimiyeyeDokunma
SELİMİYEYİ KAZIMAYA BAŞLADILAR…!!!
Elimizle engel olamıyorsak bile lütfen bunu paylaşarak, kamuoyu oluşturarak, sesimizi duyuralım ve bu yanlışı mutlaka durduralım, yürütmeyi durduralım. En Gür sesimizle #SelimiyeyeDokunma diyelim
#VakiflarGM#TCKulturTurizm
Selimiye Camii restorasyonu için planlanan değişikliklerden biri de kubbedeki hat zemininin rengi. Türk mavisinin siyahla değiştirilmesi, din yorumundaki değişimi gösteriyor.
Din anlayışı, metinden, mantıktan, kelamdan hatta muhakeme ve hitabetten daha çok güzel sanatlarla temsil edilir. Maviden siyaha geçiş, Türk din yorumundan vazgeçildiğini ve radikalizmin benimsendiğini gösteriyor.
Selimiye hepimizin, kimse kendi anlayışı, zevki, perspektifiyle hareket etsin diye yetkili kılınmıyor, o yerler içindeki bütün kültür katmanlarıyla ve koruma ilkelerinden gelen birikimle karar vericilere emanet ediliyor. Emanet almanın sorumluluğunu hissetmeli herkes.
Selimiye'de akıl almaz bir iş dönüyor. Elemanın biri çıkıp barok olarak gördüğü kubbe tezyinatını Selimiye'nin kubbesinden silip keyfince tasarladığı ve kendi imzasını da attığı tezyinatı Sinan dönemi diyerek uygulamak istiyor.
TÜRKİYE, Küçük Asya bütün zamanların en zengin mirasına sahiptir. En sonuncu dönem de Selçukî ve Osmanlılar dönemidir. Maalesef ehil olmayan restoratörler her işe karışıyor. Kimler ehil diyeceksiniz? Akademik unvan taşıyanların bile felaket işleri var. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Edirne Selimiye Camii ve Külliyesi uzun zamandır restorasyondaydı. Şimdi kubbedeki tezyinatın (kalemişi ve hatlar) tamamen kazınıp yerine yeni bir kubbe tezyinatı yapılması kararı tartışılıyor. Burada da grup işbirliği kokusu geliyor. Eski mevcut strüktür ile yeni arasındaki zevk farkını kim çıplak gözle baksa görür. Anlaşılan bu iş ya ehliyetsizce karar altına alınıyor yahut da takım kayırmasıyla. Bu yaklaşımı zamanında İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasında da gördük. Berbat bir bina yıkım tehlikesi de geçirdiği halde arkadaşlar tarafından “milli eser” olarak tescil edildi.
Nasıl futbolda milli hakeme güvenmeyip uluslararası hakem çağırıyorsak tehlike altındaki dünya mirası milli eserlerimizi ne diye aynı işleme tabii tutmalıyız. UNESCO ile ihtilaflı değerlendirme varsa 72 milletin uzman restoratörlerini bir araya getirirsiniz ona göre işler yürütülür. 3-5 kişiyle, hatırla teşekkül ettirilen anıtlar kurullarıyla çözülecek bir mesele olmadığı ortada.
Mimar Sinan imparatorluk coğrafyasına, imparatorluğun sanatına kendi üslûbunu ve merkezî Osmanlı havasını veren dâhidir. Lütfen herkes 16. asır Türk mimarisine, büyük ustanın en büyük eserine sahip çıkmayı öğrensin. Sinan’ın eserleri her kulun hatta her toplumun kendi tekeline alıp harcayacağı miras değil. Koca Sinan’ın örneğinin mevcut olmadığını dünya biliyor, söylüyor. Dedelerin büyük mirasına karşı bu uyuşuk halimizden kurtulalım. İşi yürütenlerin, yönetenlerin kontrolü, denetimi şart. Varşova yeniden inşa edilirken her gün referandum yapılıyordu ve insanlar ilgileniyordu. Biz neden uyuyoruz? Bu ilgisizlik uygarlık seviyemizi göstermez mi? #ilberortaylı
ICOMOS Türkiye Milli Komitesi, Dünya Miras Listesi’ndeki Edirne Selimiye Camii’nde devam eden restorasyon çalışmalarında yaşanan yeni bir gelişmeye ilişkin görüş bildirmek mecburiyetinde kalmıştır. Görüş metnine ulaşmak için lütfen biodaki linke tıklayın.
Nereye baksam kalitenin azaldığını görüyorum. Otelde yaptığım kahvaltı, eczanedeki ilaç, seyahatte ikram edilen sandviç, terzinin askısı, ramazan pidesinin unu vs.. Enflasyon sadece alım gücü ve ahlakı bozmadı, kaliteyi de düşürdü. Bu beladan en kısa sürede kurtulmamız gerekiyor.
Tüm zamanların en rezil olayı, “Bebek ölümleri” neredeyse görmezden geliniyor, youtube gazetecileri olmasa kulaklar sağır diller kilitli, kendi bebeklerini dert etmeyen bir kalabalık sus pus…
Gazeteci Cüneyt Özdemir:
“Bir çocuğun ederi 140 bin lira mı e be şerefsizler? Bebek öldürerek 150 bin TL çarpacak, akşam alem yapacak.
Bunun Türkiye’de yaşanması ve herkesin de ‘Evet ya çocuklar da ölmüş’ muamelesi çekmesi de başka bir duyarsızlık.”