KÖTÜLÜĞÜN SALYALARI ETRAFINI SARMIŞTI
Ekrem İmamoğlu Ramazan Gülten'e soruyor:
İBB bünyesine katılmadan önce bir tanışıklığımız, görüşmemiz oldu mu?
Ramazan Gülten: Olmadı Başkanım.
Ekrem İmamoğlu: Türkiye'nin en büyük kamu kurumlarından birinin teşkilat yapısı, örgüte döndürülüyor. Benden direk ya ada dolaylı imara dair benden herhangi bir talimat aldınız mı?
Ramazan Gülten: Hiçbir şey olmadı Başkınım.
Ekrem İmamoğlu: Dehşet verici görüntüleri görünce, utandım. Kamu adına utandım. Üsküdar'da Kuşkonmaz Camii en güzel yerdir. Ecdad o dönemin naifliği ile oraya o kadar güzel bir camii yapmış ki...
Etrafını sarmış yapıların arındırılması ile ilgili bir süreç işletirken... Kötülüğün salyaları ile her tarafı sarmış bir düzene sahipti.
Bir çay bahçesinin yakımını engellemek için 300 polis, camii görünmüyordu, nöbet tuttu. Dönemin Valisi bana cevap veremedi. 7-8 araç polis, toma belediyeye karşı bir kafeyi neden korur?
7 sene içinde tek bir noktayı sizin önünüze getirildi mi?
Ramazan Gülten: Hayır ama sizin adınızı kullanarak geldiler ama biz sizden gelmediğini bildiğimiz için gerekli cevabı verdik.
Ekrem İmamoğlu: İstanbul'un tarihinde böyle bir dönem yaşanmamıştır. Kamu alanlarına saygı ile hareket edilen böyle bir dönem yaşanmamıştır.
#ibbdavası
Fatoş Pınar Türker, savunmasının son kısmında tutukluluk ve cezaevi sürecinin en soğuk, en yıkıcı, en korkunç yanlarını anlattı. Salonda avukatlardan izleyicilere, tutuklulara kadar herkes ağladı. Bunu ilk defa yazıyorum ama lütfen sonuna kadar okuyun:
Türker, savunmasının sonunda önce gözaltındaki çıplak arama sürecini şu sözlerle anlattı:
“Vatan Emniyet’teyken arşiv odası gibi bir yere aldılar beni. Eldiven giyen bir polis üstünü çıkar dedi çıkardım. Sonrasında gidip gidemeyeceğimi sorduğumda, altımı da indirip çamaşırımı da indirmemi söyledi. Cinsel organını aç dedi, arkanı dön-eğil dedi. (Kadın izleyicilere dönerek) Utanan varsa çıkabilir ben utanmıyorum. İnsanların onurunu, gururunu kırmak için yapılıyormuş gibi geliyor. Yapan utansın, ben utanmıyorum”
Daha sonra, tutuklanıp Silivri’ye sevk edildikten sadece bir gün sonra infaz koruma memuru tarafından SEGBİS için çağrıldığını belirten Türker, şöyle devam etti:
Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun ya da dedi malını mülkünü de alacağım" dedi.
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyler... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. Bunu çok düşündüm çünkü şimdi Düzce'ye götürüldüm. Düzce'de insanın benim şeyim bozuldu... İnsan olarak öğrendiğim iyilik ve kötülük kavramı bozuldu. Çünkü iyi insan dediğimiz bir tarif var, bir de kötü insan dediğimiz bir tarif var; birbirine girdi bu. Çünkü Düzce'ye bir gittim, 40 metrekarede 25 kişiyiz, 16 kişilik. Koğuş arkadaşlarım; uyuşturucu satıcıları, cinayet, hırsız... Artık mesela bir Roman gördüğümde ben onun çadırcı mı, göçebe mi, arabacı mı olduğunu anlarım. Valla anlarım. Uyuşturucu mu satıyor, hırsız mı onu da anlarım. Hani böyle bir bilgi benim neyime yarayacak bilmiyorum ama... Ve o, hani bir kız getirdiler hamile, 5 aylık, 4 aylık. 1.5 yaşındaki kızını duvara vura vura öldürmüş. İddianamesini ben okudum. Ama diyor ki: "Eşime benziyordu." diyor. "Çok ağlıyordu." "Dayanamadım." diyor. "Ama benim içim" diyor, "çok ferah. 7'sini de yaptım, 40'ını da yaptım, mezarı da çok güzel." diyor. Hamile bir de. Devlet de gayet iyi bakıyor yani gerçekten hamile diye.
Ama ben o insanlarla birlikte kaldım. Mesela 1 yaşında, o Roman bir aile vardı 5 kişi; anneanne, iki kızı, iki torun filan, ailecek kalıyorlar uyuşturucudan. Ama annesi çok bakmak istemiyor, 1 yaşındaydı Afra da geldiğinde, daha yürümüyordu. Mesela ona bakıyordum. Ne yapayım? Onunla teselli ediyordum kendimi. Örgü ördüm, tuvalet temizledim. Çünkü tuvaletler taşıyor. Şey dedim ben de: "Çekilin" dedim, "madem 16 milyon için çalışıyoruz, hani burada da bari bu görevi ifa edelim. Ne yapalım?" Ama hani olduğu gibi anlatıyorum, bilmiyorum... Yani film gibi bu yaşananlar. Gözlerimi açıp şey denmesini bekliyorum, işim gereği tabii reklam çekimlerinin setinde filan da bulundum, birisi çıkacak şuradan: "Kestik! Selçuk Bey siz birazcık daha işte soru sorun, siz şey yapın. Ekrem Bey siz araya girmeyin, bir daha alıyoruz aynı planı." filan diyecekler diye umuyorum yani. Ama olmuyor. Tutukluyuz biz hakikaten.
Ben Medya A.Ş. Genel Müdürü olarak yargılanmaktan hiç gocunmuyorum. Elbette ki varsa bir hatamız, neyse ortaya çıksın. Bence yok, ben %100 beraat edeceğime, %90 bile değil, inanıyorum. Ama siz burada lütfen, rica ediyorum Medya A.Ş. Genel Müdürü Pınar'ı yargılayın. Ben anne olarak, benim çocuklarıma yazık günah değil mi? Bak geçen sene mezun oldu Nehir. Londra'ya gidemedik, o okuldan kabul olamadı. Benim kızım tüm dünyada yapılan sınavda %1'lik dilime girdi. Şu an dünyanın en iyi yapay zeka okulunda okuyor. Bak mezun oldu, ben göremedim. Orada benim güzel kızım. Babalarıyla... Diyor ki: "Anneciğim kepimi saklıyorum, sen eve geldiğinde havaya atacağım." Yani şu kadar, bacak kadar da onu ilkokula verdiğimde, mezun oldu, ben göremedim. Can sağlığı olsun. Ben kendim için yani rüşvet almadım, 15 aydır yatıyorum, bir şey çalıp çırpmadım, mal varlığıma tedbir kondu. Hakikaten, hakikaten çok mağdurum ama kendime dair, geleceğime dair bir şeyim, böyle bir yaşama sevincim, bir şeyim kalmadı.
Çok yorgunum. Anneme dedim ki, demesem iyiydi çünkü benim annem babam ablamı kaybetmişler, çok agresif bir lösemiden 9 ayda... Anneme dedim ki: "Keşke" dedim, "idam cezası olsa da kalemi kırsa, bitse bu iş." O kadar yorgunum, o kadar yorgunum ki kendime dair hiçbir beklentim, isteğim yok. Ama Sayın Hakim lütfen vicdanınıza sesleniyorum, Sayın Savcım sizin de. Yargılayın ama Pınar'ı yargılayın da anne Pınar'ı ne olur tahliye edin. Ev hapsi verin, ben çocuklarımla zaten el ele oturmak istiyorum. Teşekkür ederim.”
Bu vize meselesi çok büyük tekere çomak soktu. Yıllardır söylediğimiz "vizelerin kaldırılmasını AKP istemiyor"un bir komplo teorisi olmadığı ortaya çıktı. Sağmal inek gibi sağdığı, koyun gibi kırktığı beyaz yakalı gelirinden olmak istemiyorlarmış.
Türkiye’nin mevcut düzeninde mahkeme kararına sadece muhalefet uymak zorundadır. Mahkemeler sadece muhalefeti bağlamaktadır.
AYM’nin Can Atalay kararına Meclis, Tayfun Kahraman kararına alt mahkeme uymadı.
AİHM’in Demirtaş ve Kavala kararlarına da anayasa hükmüne rağmen uyulmuyor.
Mevcut Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta Başbakanlık olarak yapılıyordu, Danıştay inşaatı durdurma kararı aldı, o karara da uyulmadı.
İçişleri Bakanı muhtarlara “sen gece yık, mahkeme kararı arkandan gelsin” dedi.
Memlekette kaçak olduğu için mahkemelerin durdurma kararı verdiği kaç inşaat var, belirsiz. Ama durduramadıkları sayısız.
Üstelik mahkemelere bağımsızdır diyen hukukçu da kalmadı.
Örnekler saymakla bitmez.
Uyuşturucu testi "pozitif" çıkan sosyetenin ünlü ismi Kaan Kalyon, 2 aylık tutukluluğun ardından tahliye edildi.
Kaan Kalyon, Dilek İmamoğlu'nun kardeşi Ali Kaya ile aynı operasyonda gözaltına alınmıştı.
Uyuşturucu testi "negatif" çıkan Ali Kaya hala tutuklu bulunurken; testi "pozitif" çıkan Kaan Kalyon ise tahliye edildi.
https://t.co/HDDrwZhrd2
Asrın hukuksuzluğu yaşanıyor. Ülkem adına çok üzgünüm. Ama biz öyle büyük bir milletiz ki bu günleri de aşacağız.
Bilirkişi davasındaki konuşmamın tamamını linkten okuyabilirsiniz.
👇
https://t.co/8N04SQeGqH
Gözaltına alınan muhabirimiz İsmail Arı'dan kamuoyuna mesaj:
"Üç ay önceki bir video nedeniyle gözaltına alındım. Bayram ziyaretinden akşam alınıp 450 km kat edip Ankara'ya getirildim. Dosyama yeni tweetler ve eski videolarım eklenmeye devam ediyor. Sanıyorum ki tutuklanmam için dosya şişirilmek isteniyor. Zaten son bir yıldır beni tutuklamak için bahane arıyorlardı. Tek suçum bu ülkede gazetecilik yapmak. Gazetecilik suç değildir! Gazetecilerin yanında olun. Sevgiler..."
https://t.co/sguqE5IowK
Timur Soykan:
Türkiye’de yargı basamaklarını hızlı tırmanmak istiyorsanız CHP’liye çakıyorsunuz davayı. Tutukluyorsunuz, yargılıyorsunuz, hop Yargıtay’dasınız. Yetmedi mi Danıştay, yetmedi mi AYM, yetmedi mi Adalet Bakanı oluyorsunuz.
Türkiye’de artık hukuk kitaplarını okumak, çok iyi hukuk eğitimi almak, bilimsel makaleler yazmak, deneyimli olmak falan gerekmiyor. Siyasi davalarda haksız hukuksuz kararlar verirseniz, kariyer basamaklarında jet hızıyla yükselirsiniz.
Bir DHMİ daire başkanının evinden çıkanlar:
• 26 kilo külçe altın • 1 milyon 320 bin dolar • 121 bin euro
Üzerine kayıtlı 12 gayrimenkul.
Sadece bir banka hesabında 5 yılda 276 milyon TL para hareketi.
Bir memur maaşıyla bu servet nasıl oluşur? Bu paranın kaynağı nedir?
Sanırım bu sorular cevap bulmuş olmalı ki DHMİ’nin eski daire başkanı tahliye edildi.
Marmara Üniversitesi ile özdeşleşmiş, Sultanahmet’teki tarihi rektörlük binası, yeni atanan rektör tarafından “İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi”ne tahsis edildi. Rektörün göreve gelir gelmez yaptığı ilk icraat bu oldu. Öğrendiğime göre senatodaki öğretim üyelerinin itirazlarına rağmen bu karar hayata geçirildi.
Dün, gün içerisinde Tayfun’un apar topar hastaneye kaldırıldığını öğrendim.
Bugün kendisiyle telefonda 10 dakika görüşme şansım oldu ve yaşananları öğrendim.
MS hastası olan eşim Tayfun Kahraman, dün gündüz sayımına çıkarken dengesini sağlayamayıp, ayağını yere basamadığı için düşüyor ve başını yere çarpıyor. Hem başından, hem de elinden yaralanıyor. Alnında bir yarık, bir sürtmeye bağlı yara var, kafası şiş, eli şişmiş halde hastaneye götürülüyor. Bandaj ve pansuman yapılıp yeniden cezaevine gönderiliyor. Bugün ise devam eden şişme ve morarma nedeniyle eline atel takılıyor.
Tekrar hatırlatıyorum: Tayfun hakkında AYM tarafından yeniden yargılama kararı verilmiştir. Eşim hukuken masumdur. Kararın uygulanmaması nedeniyle şu an fiilen özgürlüğünden mahrumdur.
Yaşadıklarımız nedeniyle eşimin sağlığı tehlikeye giriyor, bunların hepsi belgelidir, hepsi AYM’ye yaptığımız ikinci başvuru dosyasında mevcuttur.
Bugün de Tayfun’un geçirdiği akut MS atağının tıbbi tüm sürecini heyet raporları ve epikriz belgeleri, MS atağı ile bağlantılı olarak dün yaşanan düşmeye bağlı yaralanması da dahil olmak üzere Anayasa Mahkemesi’ne ek beyan dilekçemiz ile sunduk.
Biz 4 yıldır yüreğimiz ağzımızda yaşıyoruz.
Her Allah’ın günü canımızdan can gidiyor.
Eşimin hastalığı cezaevi şartlarında her gün daha fazla ilerliyor.
Biricik evladımın babasına ve ailemize daha fazla eziyet etmeyin.
AYM'ye yaptığımız ikinci başvuruyu bir an önce gündeme alın.
Yasalara uyun, mahkeme kararlarına uyun, eşimi serbest bırakın.
Ekrem İmamoğlu’nun diploma davası öncesi CHP Beyoğlu İlçe Başkanımız Jandarma tarafından joplarla darp ediliyor!
Bu kabul edilemez. Silahsız, şiddetsiz bir insana bu denli sert müdahale kesinlikle kabul edilemez!
İBB soruşturması kapsamında el konulan şirketlerden 12'si açık hava reklamcılığı şirketiydi. Toplam 10 büyük şehirde 30 binden fazla reklam panosunun kontrolünün TMSF'ye geçtiği, o dönem haberlere de yansımıştı.
Makam odasında 135 bin Euro, 5 kg altın, 75 tam altın, 50 yarım altın, 1059 çeyrek altın, 23 adet hesap cüzdanı ve 40 adet gayri menkul tapusu çıkan ve rüşvet almaktan tutuklanan Akp’li Samsun Büyükşehir' eski İmardan sorumlu Daire Başkanı Bahattin Karakaş TAHLİYE edilmiş.
CHP İl Başkanı Özgür Çelik’in açıklamaları çok önemli. Özgür Çelik, Bayrampaşa Belediye Başkanı Hasan Mutlu’nun 10 gündür “AKP’ye geç yoksa sana operasyon yapılacak” dendiğini, hatta operasyondan 1 gün önce aranarak tehdit edilip “AKP’ye geç” vs dendiğini söylüyor. İnanılmaz.