Hahahaa… sıra bana geldi. :)
ZairYigit hesabıma Türkiye’den erişim kısıtlandı.
Biraz can yaktık, ne yalan söyleyeyim. :)
Önceki hesap yatıştaydı, bu hesap ayakta.
Mavi tık biraz bekler…
6 takipçiyle yeniden. 👇
Zair Yigit burada. @zairyigit
Kötülük akıl almaz sonsuz ve ebedi bir olgudur… Tek karşıtı 👇
Ve evrende, her bir evre kendine atıf edilen süre ve hacimle tarif edilir.
Gün geçer süre biter,
Çevresi azalır, etrafı kalabalıklaşır, kafası ağırlaşı ve hacmi düşer…
Seçilmişlerimizi hapse atıp belediyelerimize çöktüler, sokaktaki canlarımızı katlettiler, sosyal medya hesaplarımızı kapattılar, sınavla bir yerlere girebilme hakkımızı elimizden aldılar, doğamızı talan ettiler, yollara ve köprülere kadar neyimiz varsa sattılar…
Milli piyangondan yüz milyonda bir olan (oranı kafadan attım) zengin olabilme umudumuzu bile çaldılar.
Futbol izleme keyfimiz vardı, onun da içine ettiler.
Sıra geldi bankadaki paralarımıza çökmeye.
Kaldı mı bu ülkeye, bu ülkenin insanına yapmadıkları kötülük?
Böyle yalan olur mu yahu?
Danimarka’da ortalama maaşla 1369 litre mazot alınıyor. 1 litre mazot için 7 dk çalışılıyor.
Türkiye’de ortalama maaşla 540 litre mazot alınıyor. 1 litre mazot için 19 dk çalışılıyor
149₺ - 97₺ doğru değil
Türkiye Danimarka’ya göre 2,5 kat pahalı
2009 yılından beri aktif kullandığım X hesabım @yavuzdegirmenci tamamen keyfi nedenlerle engellendi.
36 bin takipçiden geriye 8 bin 900 civarı kaldı.
Yeni hesabım @yavuzdegirmenc_ elden ele iletirseniz zalim düzene karşı hakikat mücadelemize katkı sunmuş olursunuz. Tşkler.
@BarisOvgun@berkesen Ben X’e yazıp “mavi tık” aboneliğimi bu sansürden dolayı - erişime kapatılan hesabımda ilk aşamada iki ay iptal edeceğim, yeni hesabımda da mavi tık kullanmayacağım.
Türkiye’de yaklaşık 18 milyon kullanıcıya erişim varmış - %15’i mavi tıklı imiş. İlk adım buradan çıkabilir.
Ben yurtdışında yaşıyorum, vatandaşlık haklarım ve erişim imkanlarım dahilinde hakkım olan söz ve fikir yayma alanımı kullanmak istiyorum.
@zairyigit hesabım bu süreçte erişime kapatıldı.
7 Ekim’de beni temsilen oraya gidebilecek bir arkadaşımdan rica edeceğim.
Şimdi daha da netleşti, neden bir silsile halinde fikirlerimizin yayılmasının engellendiği ve neden budandığımız!
Oysa ki, küfür, hakaret ve kişilik haklarına saldırmadan aşırı bir özenle gerçekleştirmekte olduğumuz muhalefetimizden bile korkuyorsunuz! @gunaydingokhan
13 Eylül’den bu yana muhalif binlerce siteye ve sosyal medya hesabına erişim engeli kararı verildi.
Eskiden içerik çıkarılması ve erişim engeli verilmesine, bağımsız idari otorite niteliğindeki Bilgi Teknolojileri Kurumu (BTK) ve mahkemeler yetkili idi.
24 Temmuz’da çıkarılan yasa ile iktidar bloku, yetkiyi Siber Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı’na, denetlemeyi ise Sulh Ceza hakimliklerine (SCH) bıraktı. SGK Cımhurbaşkanlığı’na bağlı, SCH’nin yapısı malûm. Böylece bu düzenleme, açıkça, iktidarın muhalif sosyal medya mecralarını biçme amacına odaklandı, gerçekleşme de bu yönde oldu.
Yeni Parti yasa çıkarken muhalefetini yaptı, ancak iktidar çoğunluğu yasayı çıkardı. Bunun üzerine yasayı, yürürlüğünün durdurulması ve iptali amacıyla, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), Yeni Parti grubu olarak taşıdık.
Şimdi bir çağrı yapıyoruz: 7 Ekim 2026 Çarşamba günü saat 12:00’de, yasanın tüm mağdurlarını; gazetecileri, sanatçıları, aydınları, yaşama biçimi ve hakkı savunucularını, AYM önüne, toplumsal tepkiyi koyma ve örgütleme amacıyla, çağırıyoruz.
Sen yoksan bir eksiğiz..
Silah sevmem, şiddet sevmem…
Ama bu memleketin insanlarının hangi vicdan ile, hangi dertlerle yoğrulduğunu bilirim ve şahidim.
Yaşamımın her anında kısa bir film netliğinde ve anlatı özeninde olmasa da halkın derdi tam da böyle.
Filmin sonu linkte🔻
https://t.co/u2JgZC6pmx
Bugün gittim, bugün geri geldim. Yapacak bir şey yok. X'i kapatmazlar.
Geçen sene Eylül'de gitmiştim,bu sene Ekim'e kısmetmiş.
Özgür Özel'in kelamını iletmek büyük kabahat. 2 sene önce biri bana ileride bu şekil olacak demiş olsa patlamalı kahkaha atardım.Öyle bir dönemdeyiz.
@a_uraloglu Çile bitmiyor, dert bitmiyor, bekleyiş bitmiyor, hayat hiç yardımcı olmuyor, herkes bu hayatta bir son hakediyor!
Doğumdan mezara hizmet hakkımız!
Benim hakkımdan alın onlara verin. Denizcilerimizi ailelerine teslim edin.
#DokuzDenizciyeSesOl
Sığamıyorum…
On iki metrekare.
Bir sağa yürüyorum, bir sola. Eskiden başım dönerdi, şimdi dönmüyor.
Çünkü buradan baktığımda gördüğüm dört duvar değil, memleket.
Bir emekli, "onuru için" canına kıymış. Şişli'de gencecik bir çocuk hayatına son vermiş. Biri onurunu, öbürü geleceğini kaybettiğine yanan iki insan. İki kuşak, iki çaresizlik.
Tarihimizde görülmemiş ölçekte bir yolsuzlukla, fonlarla soyulmuş. Siyaset de bunun tam ortasında kalmış ama asıl soru sorulmamış. Bu sistem nasıl kurulmuş, nasıl ayakta kalmış? Üç beş isim gözden çıkarılmış, arınıyoruz denmiş. Sanki böyle hesap sorulurmuş gibi...
Bir milyondan fazla sosyal medya hesabı kapatılmış. Gazeteciler, sanatçılar… Herkes bir torbaya atılmış ve susturulmuş.
Bir de susturulmaya bile gerek kalmadan susanlar… Hepsi aynı cümleye sığınmış. “Ben yalnızca kentime hizmet peşindeyim…” Doğrusu, hizmet korkunun kılıfı olmuş.
Oysa “Başıma bir şey gelmesin” diye susan insan her gün biraz daha eksildiğinin farkına bile varmamış.
Önce seslerinden, sonra yüzlerinden, en sonunda da onları oraya taşıyan insanların güveninden olduklarının… Gençleri suskun, umutsuz, geleceksiz bıraktıklarının…
Susmayanlarsa tutsak. Onlarla birlikte milletin iradesi de.
Sandıktan çıkan umut, seçilmeyenlerin eline geçmiş. Onlar da o koltukları anasının ak sütü gibi helal saymış. Vekil olduklarını çoktan unutmuş, sırtlarını yasladıkları duvarların kendilerini o koltuklara sığdıracağına inanmış.
Ve hiçbir duvarın ardına sığmayan o umut: Barış…
Bu toprakların belki de en önemli eşiği. Yüz yıllık bir yaranın kapanabileceğine dair bir ihtimal.
Bu eşiği iç cephe, ortak gelecek sözleriyle oyalamak… Sakızcı Memo'yu duymamak… Kürt'ü yok sayıp Kürt adına konuşmak… Hâlâ barışa inanan insanların umudunu bir yönetme aracına dönüştürmek…
Bu memleket bu umutsuzluğa sığar mı? Görmüyor musunuz, onu taşıyanlar yorgun ama vazgeçmiş değil.
Şimdi Meclis açıldı. Bu milletin en yüce temsil evi kapılarını yeniden açtı.
Zamanımızın en önemli sürecinin raporu da orada duruyor.
Yedinci madde. İmzalar.
Vekillerin, bütün siyasi partilerin imzasıyla millete verilmiş bir söz…
O söz hâlâ orada duruyor.
Siyaset ise hâlâ eski ezberlerin, eski kavgaların içinde çıkış arıyor.
Oysa camın öbür yanında kendine yer arayan koca bir kuşak bekliyor.
Peki camın iki yanı nasıl buluşacak? Dar ve eskimiş siyasetin ötesine nasıl geçeceğiz?
Belki önce bu memleketin hiçbirimizin tek başına taşıyamayacağı kadar büyük, hiçbirimizin dışında kalamayacağı kadar ortak olduğunu kabul ederek. Bu düzenin ne kadar çürüdüğünü söylemek artık yetmiyor çünkü. Çürüyeni anlatmak kolay. Mesele, yerine ne koyacağımızda.
Herkesin sığabileceği bir siyaset lazım bize.
Sandıktan çıkan iradenin kapıda bekletilmediği, gençlerin camı kırmadan içeri girebildiği, barışın bir vaat değil ortak bir gelecek olduğu, korkunun değil çokluğun konuştuğu bir siyaset.
Bu artık hepimiz için demokratik bir düzeni birlikte kurma meselesi. Ama böyle bir düzen kolay kurulmaz. Herkesin kendi mahallesinden, kendi partisinden, kendi ezberinden dışarı çıkmasını ister. Bize anlatılan her hikâyeye razı olmayan, sessizliği sağduyu sanmayan bir cesaret ister…
Kendi alanından çıkmaya korkanlar hâlâ aynı soruyu soruyor. Bu ülkenin çocuklarından, ortak geleceğinden önce ben ne olacağım, partim ne olacak…
Bilsinler ki tarih, bu ülke nefesini tutmuş beklerken siz neredeydiniz diye soracak.
Çünkü bu dönem hiçbir hesaba sığmayacak kadar ağır bir yük.
Ali'nin onurunun, Batuhan'ın yarım kalan hayatının,evlatlarımızın hasretinin, Meclis'e gelemeyen Can Atalay'ın, haksız yere tutuklu yargılanan seçilmişlerin ve bürokratların, barışın umuduyla bekleyen Kürt'ün, ortak gelecek sözüyle kandırılıp kandırılmadığını soran milyonların, ailelerimizin, küçük çocuklarımızın ve gerçekten ORTAK GELECEĞİMİZİN yükü…
Bu yük Meclis'in, bütün siyasetin, hepimizin omzunda.
Ya bu yükü kaldıracağız ya da hep birlikte bu meydandadara çıkacağız.
“Vurduğunuz yer acıdı.”
Zulmünüz ve eziyetiniz canımızı yaktı.
Bu da geçecek, ama isimlerinizin anılmasının serbest olacağı günlerde gelecek, siz ettiğiniz her zulüm ile defalarca anılacaksınız!
2 Ekim gecesi, gece yarısı, Çorlu Karatepe Kuyu Tipi Cezaevi’nden yüzlerce kilometre uzaktaki Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne sevk edildim. Bana makul, hukuki ve somut tek bir gerekçe dahi sunulmadı. Bunun yerine yapılanın “rutin bir uygulama” olduğu söylendi.
İnsanları gece yarısı uykularından uyandırıp dakikalar içinde eşyalarını toplatarak yüzlerce kilometre uzağa götürmek ne zamandan beri rutin?
Haftanın dört günü aralıksız devam eden duruşmaların tam ortasında, savunma hakkını fiilen kullanılamaz hale getirecek şekilde başka bir şehre sevk edilmek ne zamandan beri rutin?
Adını doğru koyalım: Bu, rutin bir uygulama değil. Bu eziyettir, zulümdür.
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Yargılarken de, kapattığınız cezaevlerinde de adaletin değil, eziyetin ve zulmün peşinden gidiyorsunuz.
Av. Mehmet Pehlivan
Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi
Bu bir bedduadır!
Allah, ailelere uzanan bu zulmü yapanları aileleriyle sınasın!
Mehmet Pehlivan:
Sevk edilmeseydim, ayda yalnızca bir kez açık görüşte kavuşabildiğim kızımı görecektim. Sevkin özellikle gece yarısı, apar topar yapılmasının amacı bu muydu? Kızımı görmemi engellemek, canımı acıtmak mı istediniz?
Merakınızı gidereyim: Vurduğunuz yer acıdı.
Şimdi bi bu twit’i alıp, sıradan vatandaş olarak, eski AKP’li bakan olan, İBB burslusu, Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ismini de kullanarak paylaşım yaparsak, yine hesabımız erişime kapatılır mı?
Yoksa başka, daha önemli birisinin ismini mı kullanamıyoruz?
Fatma Betül Sayan Kaya, Bakanlıktan ayrıldıktan 2 ay sonra alınan Tekirdağ Süleymanpaşa Köseilyas’taki 971, 973, 974, 975 ve 1002 numaralı, toplam 66.400 m² büyüklüğündeki beş parselin anneniz Hatice Sayan’la mülkiyet ilişkisi var mı?
Aynı mahalledeki tarla ilanlarının metrekare fiyatları esas alındığında, bu toplam alan için yaklaşık 250–300 milyon TL’lik tahmini değerler var.
Bu araziler hangi bedelle, hangi finansman kaynaklarıyla alındı? Bugün kimin mülkiyetinde ve imar durumları nedir?
Ailelerin bekleyişine sessiz kalmayalım. 9 denizcimize ulaşılması için uzmanların uygulanabilir gördüğü bütün teknik seçenekler değerlendirilsin. #DokuzDenizciyeSesOl@UABakanligi@a_uraloglu