Her zamanın ve anın bir ruhu , mücadele biçimi ve tarzı vardır . Eğer sen bu gerçekleri bağlamından koparırsan yanlış bir yöne savrulursun. Mücadele ya ak yada kara değildir. Koşullar be şartlar , güç ve konjüktürel durum önemli. Her şeyi bildiğin gibi tek düze gitmiyor
Hepsi sahtekar ve işbirlikçi bir zihniyete mensuplar. Ulusal özden yoksun sokak soytarısı ve çok düşürülmüş kişilikler bu sahte kürd milliyetçi maskesini takıyorlar
Vay be Kürt milliyetçiliği ve İsrail-Kürt dostluğu propagandası yapanların arkasında ihvan(İHH) çıktı. Şimdi daha iyi anlaşılıyor değil mi, Kürt milliyetçiliği projesinin amacının Kürtlere bir soykırım tuzağı olduğu. Kürtleri İsrail dostu gösterip herkesi düşmanı yapma.
Uçum sözleri devlet aklının kendisidir. Devletin kürdlere reva gördüğü şey, uysal bir kürd. Yani devletin istediği
bir kürd. Baştan beri devlet sadece güvenlik eksenli bakıyordu. Bunu anlamak için kahin olmaya gerek yok.
Uçum, Yeni Vesayet Peşinde
(Aslında taziyeler ardından tartışmamız gerekiyor ama dikkat edilmesi gereken bir husus olduğu için paylaşma ihtiyacı duyuyorum… )
Mehmet Uçum’un değerlendirmesindeki en dikkat çekici husus kanunun ardından nasıl bir siyasal düzen tasavvur ettiğine ilişkin sarfettiği düşüncelerdir.
Silahlı çatışmanın sona ermesi ve PKK/KCK’nin örgütsel varlığının ortadan kalkmasıyla sınırlı bir hukuki çerçevenin ötesine geçilerek, Kürt siyasal alanının geleceğine ilişkin bir anlayış ortaya konulmaktadır.
Özellikle “demokratik siyaset üzerindeki gayrimeşru ve üstenci kadro vesayeti” ifadesi, bu bakımdan sıradan bir hukuk değerlendirmesi değildir. Burada Kürt siyasetinin nasıl olması gerektiğinden söz edilmektedir. Kimlerin hangi siyasal ilişki içinde bulunabileceği, hangi fikirlerin ve örgütlenme biçimlerinin kabul edilebilir olduğu konusunda yeni bir ölçü kurulmaktadır.
Daha da önemlisi, Uçum bu alanı yalnızca bugünün meselesi olarak görmüyor; “eski ya da yeni tarzda” oluşabilecek yapılara karşı da önceden bir çerçeve çiziyor. Böylece sürecin tamamlanmasından sonra Kürt siyasal alanının nasıl biçimleneceğine ilişkin dışarıdan belirlenmiş bir düzen fikri ortaya çıkıyor.
Bence asıl tehlike burada.
PKK’nin silahlı mücadeleyi sona erdirmesi veya örgütsel varlığını sonlandırması ile Kürt siyasetinin yeniden tanımlanması aynı şey değildir. Birincisi bir siyasal dönemin kapanmasıdır. İkincisi ise Kürtlerin siyasal temsil hakkına, kendi siyasal tercihlerini oluşturma ve ifade etme özgürlüğüne ilişkin bambaşka bir meseledir.
Üstelik Uçum’un bu yaklaşımı, kanunun açık hükümlerinin de ötesine taşmaktadır. Oysa TBMM Komisyonu’nun raporunda düzenlemelerin yorum yoluyla genişletilmeye elveri��li olmayacak biçimde açık ve anlaşılır olması gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Bu vurgu, kanunun yeni bir siyasal müdahale alanı yaratacak şekilde genişletilmesine karşı önemli bir sınırdır.
Burada sorulması gereken soru basittir:
PKK’nin sona ermesinden sonra Kürt siyasetinin nasıl olması gerektiğine kim karar verecek?
Kürtlerin kendisi mi?
Kürt toplumunun özgür siyasal iradesi ve demokratik kurumları mı?
Yoksa devlet adına konuşan Uçum gibi bir siyasal akıl mı?
Eğer amaç gerçekten demokratikleşme ise Kürt siyasetinin devlet tarafından yeniden biçimlendirilmesine ihtiyaç olmadığı gibi Kürt siyaseti kendi iradesiyle ve devlet vesayetinin altında kalmadan özgürce siyaset yapabilmesi güvence altına alınmalıdır.
Çünkü bir örgütün sona ermesi, onunla organik bağı olmayan milyonlarca insanın siyasal kimliğini ve temsil hakkını sona erdirmez.
Tam tersine, silahlı dönemin bitmesi Kürtlerin siyasal sözünün daha da özgürleşmesi için bir fırsat olmalıdır.
Bu nedenle bugün kanunun ardından Kürt siyasal alanına ne getirilmek istendiğini tartışmalıyız.
Asıl dikkat edilmesi gereken eşik budur.
Çünkü silahlı dönemin sona ermesinden sonra Kürt siyasetine yeni bir vesayet biçimi dayatılacaksa, ortada demokratikleşmeden değil, yalnızca vesayetin biçim değiştirmesinden söz edilebilir.
Emin olun Size insanlığı, belleklerini yaraladığınız bu çocuklar öğretecek!
Birlikte yaşamayı ve vicdanı, saldırıya uğrayan bu insanlar öğretecek.
Irkçılık, insanlıktan çıkmanın adıdır. Irkçı saldırıyı gerçekleştirenler bir an önce cezalandırılmalıdır!
Yıllardır bu devletin kürde karşı geliştirdiği nefretin sonucudur. Sen apları görüyorsun , ormanı görmezlikten geliyorsun. Bu devlet kürde karşı bu nefret dilini değiştirmediği müddetçe bu ırkçı faşist saldırılar hep olcak. zkürd halkı bu devletin neyine güvensin
Zonguldak’ın Alaplı ilçesine bağlı Bektaşlı köyünden gelen görüntüler insanın vicdanını yaralıyor. Cizre ve Silopi’den fındık toplamak, alın teriyle bir lokma ekmek kazanmak için yüzlerce kilometre yol gelen 70’ten fazla mevsimlik tarım işçisi ve ailesinin saldırıya uğraması asla kabul edilemez. Hele o kamyonetin kasasında korkudan ağlayan çocukların görüntülerini hiçbir anne, hiçbir baba görmezden gelemez. Bir başka görüntüde ise iki genç kız, gözyaşları içinde ellerindeki tepsileri başlarının üzerine kaldırarak gelebilecek taş ve sopalara karşı kendilerini korumaya çalışıyor. Bir genç kızın kendisini bir tepsiyle korumak zorunda kaldığı o sahne, yaşananların vahametini anlatmaya tek başına yetiyor.
Bu insanlar Zonguldak’a gezmeye gitmediler. Evlerine ekmek götürmek, kışlık odununu, kömürünü alabilmek, çocuklarının rızkını kazanabilmek için Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna gittiler. Ahmet Arif’in o güçlü sorusuyla, “Anadolu’yum ben, tanıyor musun?” İşte o kamyonetin kasasında korkuyla birbirine sarılan insanlar da Anadolu’nun çocuklarıdır. Türkiye Cumhuriyetinin asli vatandaşlarıdır. Cizreli, Silopili olmaları onları bu ülkenin herhangi bir başka şehrinde yaşayan insandan daha az yurttaş yapmaz.
Eğer insanların memleketleri ve kimlikleri nedeniyle hedef alındıkları tespit edilirse bunun adı ırkçılıktır ve bunun karşısında devlet bütün ağırlığıyla durmalıdır. Kim taş attıysa, kim sopa kaldırdıysa, kim insanları hedef gösterdiyse hukuk önünde hesabını vermelidir. İhmali bulunan kamu görevlileri varsa onlar hakkında da gerekli idari soruşturmalar yapılmalıdır. Ayrıca böylesine hassas bir dönemde olayın arkasında toplumsal barışı hedef alan herhangi bir örgütlü provokasyon bulunup bulunmadığı da bütün yönleriyle araştırılmalıdır.
Türkiye tam da bin yıllık kardeşlik hukukunu yeniden güçlendirmeye çalıştığı bir dönemden geçiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bu ülkede yaşayan herkesin kendisini eşit ve asli vatandaş olarak hissetmesine yönelik güçlü mesajlar verdiği bir süreçte, Türklerle Kürtler arasına yeniden nefret duvarları örmeye çalışan hiçbir anlayışa müsamaha gösterilemez. Üstelik Malazgirt Zaferi’nin yıldönümüne yaklaştığımız günlerde, yaklaşık bin yıldır aynı coğrafyada kader ortaklığı yapan insanların kardeşliğine taş atılmasına sessiz kalınamaz.
Biliyorum ki bu görüntülere Trabzonlu da, Rizeli de, Giresunlu da, Ordulu da, Samsunlu da karşı çıkacaktır. Birkaç kişinin yaptığını tüm Zonguldak insanına mal etmek de çok büyük bir haksızlık olur. Çünkü mesele Karadeniz ile Güneydoğu’nun, Türk ile Kürt’ün meselesi değildir. Mesele bu ülkenin ortak vicdanıyla ırkçılık arasındaki meseledir.
İlgili adli makamların failler konusunda süratle harekete geçeceğine inanıyorum. Çünkü sağduyu suçun üzerini örtmek değildir; kardeşlik de haksızlık karşısında susmak değildir. Kardeşlik, Cizreli bir çocuğun Zonguldak’ta korkudan ağladığını gördüğünde Trabzonlu bir babanın da Diyarbakırlı bir anne kadar yüreğinin sızlamasıdır.
Diyarbakır da bizim, Samsun da. Hakkâri de bizim, Zonguldak da. Trabzon da bizim, Bitlis de, Van da, İzmir de… Cizre de bizim, Silopi de. Bu ülke hepimizin. Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda ve bin yıllık tarihimizde birlikte yazılmış ortak bir kaderimiz var. Birkaç kişinin attığı taş, kaldırdığı sopa ya da körüklediği nefret bu kaderi değiştiremez.
O kamyonetin kasasında ağlayan çocuklara devletin ve toplumun vereceği cevap çok açık olmalıdır: Siz yalnız değilsiniz. Bu devlet sizin de devletiniz, bu vatan sizin de vatanınız. Bin yılda kurulan kardeşliğimiz birkaç kişinin nefretinden çok daha büyüktür. Kimsenin bu kardeşliğe kara çalmasına izin vermeden metanetli ve sağduyulu olacağız; ancak suça karışanların da hukuk önünde hesap vermesini sonuna kadar isteyeceğiz.
Senin gibi haramzade ve düşkünler ancak aleviliği kendine kalkan edip , alevileri kalt edenleri gidip önlerinde secde ediyorsun çakal. Öcalan alevilerinde , kürdlerinde ve bu sistemden dışlanan herkesin güvencesidir. ama senin kemalist kafan bunu anlamaz
Yeni değil ama not edelim:
Öcalan, kendisiyle görüşen heyete, “Yavuz, İdrisi Bitlisi ittifakıyla, Kürt mirlikleriyle Ortadoğu’yu nasıl kazandıysa, biz de öyle kazanacağız” demiş.
O ittifak öncesi ve sonrası en az 40 bin Alevi öldürüldü.
O ittifak, 19. yüzyılda Hamidiye Alayları şeklinde formatlandı. Bu defa gayrımüslimler ve yine Aleviler katledildi.
Aleviler, Öcalan’ın taşeronluğuna karşı uyanık olmalı.
Kendi öz dinamiği üzerinde uluslaşmasını ve toplumsallaşmasını tamamlamamış , sosyal ve siyasal dokusu domura uğratılmış olan kürd halkı , onun milli burjuvazisi yok ki kendi ulusal pazarına sahip çıksın. Bizdeki milliyetçilik çarpık , daha çok işbirlikçi temelde gelişmiş
@amed_rumet Rûmet, Ezilen halkın milliyetçiliği olmaz tespiti kesinlikle doğrudur.Çünkü daha kendisi olamamıştır. Kimliğini önce güvenceye alması gerekir.Ama bu ulusal demokratik birlik, örgütlü toplum mücadelesi ve direniş ile olur.
Kürdün milliyetçiliği teslimiyet temelinde işbirlikçidir.
Ezilen bir halkın milliyetçiliği olmaz. Biz inkar edilen , varlığı ortadan kaldırılmak istenen bir halkın , kimlik , dil ve varlık mücadelesini veren hiç bir kürd hareketi milliyetçilikle https://t.co/0jSoiBoTr8 hep bir savunma içine girerek aman ha bize milliyetçi demesinler
@NMehmet_Guler Okudum.. Bence doğru ve yerinde bir tespit.
PKK hiç bir zaman dar milliyetçi bir harekat olmadı. Milliyetçilik burjuvazinin, kapitalist sermayenin bir ideolojisidir. Toplum eksenli değil,çıkar ve devlet eksenlidir.
Sen ne kadar aşığılanmış , , çöpten öte tam bir lağ��m faresi durumuna gelmişsin. Karektersiz ve hiç bir siyasi , kürdi ahlakın kalmamış , tam bir katıksız hsin furumuna gelmişsin. Saye ber derîyê dijmina ní
L. Zana’nın,Kürdlerin Kürdü olması eskilerde kaldı.
Şimdilerde Apo’nıun ve Sömürgeci Türk Devleti’nin Kürdü haline geldi.
Kürdleri kullanmayı da iyi öğrenmiş.
Özellikle Kürdistan Federe Bölgesine ve liderlerine yamanması dayanılmaz bir hal.
Ciddiye almamak gerekir.
Bu boş tenekenin derdi başka. Birileri onun önüne nir kemik atmasını bekliyor.Bu şah��s kadar ilkesiz , cambaz görülmemiş , her ipte oynuyor , kıblesi belli değil , gerçeği az çok bellide , onun derdi para , çünkü
siyaseti tüccar mantığıyla yapıyor. Din onun maskesi .
Sevgili dostlar!
Yeni açtığım Kürtçe hesaba (#ff@Fehim_Kurdi) biraz destek olup ülkedeki dostlara da ulaşmasını sağlayın ki birbirimize olan desteğimizi daha da artırabilelim...
Sağ olun, var olun!
Ayrıca teşekkürler!
Sen niye böylesi ırkçı bir gazeteye röportaj veriyorsun , yok bilmem çarpıtmış , yanlış vermiş bunlar , senin yaptığın hatanın gerekçesi olamaz. Sizler herkes kendi başına buyruk olmuş . Ne söylem birliği var nede birbiriyle uyumlu bir çalışma
Kobani Tugayı komutanı Mahmoud Berxwedan Nûçe TV’ye yaptığı açıklamada “Türkiye Gazetesi’nde yayımlanan bize atfedilen o demeçleri kesin bir dille reddediyoruz; açıklamalarımız çarpıtılmış olup, söz konusu röportajdaki konuların özünden tamamen uzaktır” Bu tekzibe göre, Türkiye Gazetesi kamuoyunun hoşuna gidecek şekilde bir haber allamış pullamış.
Avrupa örgütü ve kadın komisyonu sorumlu. Hangi ölçüler esas alındı bunu ortaya koysunlar. İşte Kızıltepe belediye başkanı , Amed belediyesi her iki eş başkan kimler bunları halka sunup manupülasyon yaratıldı. İçimize sirayet edilmiş bir çete anlayışı var
Sadece bununla sınırlı değil. Öyle adaylar gösterilmiş ki bu halka ve onun bin bir emek ve bedelle yaratılan değerlere büyük bir saygısızlık ve karşıtlık konumu temsil eden bir zihniyet içimize sirayet etmiş
Yazıklar olsun sana. Bu çıkarcı, hiçbir değeri ilkesi olmayan pespaye kişilikleri aday gösterdiğimiz sürece bunlar başımıza gelecek. Umarım bu bizim için bir özeleştiri olur.
Senin kadar özüne halkına düşman olan bir unsur yok. Sırf laf olsun diye konuşma . Yarın bu halkın içine çıkacak yüzün olmayacak. Ne siyasi nede ulusal ahlak sende var. Bu hareket tüm değerlerine sahip çıkıyor ama sen bunu görmek istemiyorsun
HDP-Dem'in cezaevinde unuttuğu Demirtaş'ı Devlet Bahçeli düzenli olarak hatırlıyor, hal hatır soruyormuş. Dem parti seçmeni ciddi ciddi artık oylarını MHP'ye vermeyi düşünmeli.
Haklı kaygıları olan kürd cenahını , gidip faşist ırkçı kürd düşmanlarıyla aynılaştırmak çok etik değil. Kürd halkına ve onun değerlerine dair taşıtan kaygılar ve bu faşist rejimin kürdlere bir ali cengiz oyununteetipleyebikeceğinimdike getirenlere biraz daha olgun yaklaşılmak
İyip ve ZP gibi ultra faşist, Kürt düşmanı yapılarla “Kürt” görünümlü kimi marjinal çevreler, Kürt mücadelesinin savaş zemininden siyasal ve hukuki zemine taşınmasından duydukları rahatsızlıkta ortaklaşıyor. Peki, Kürt düşmanlarıyla “Kürt” görünümlü çevrelerin aynı noktada buluşması yalnızca tuhaf bir tesadüf mü?
Onların mahallesini zorlayan bir durum yok. Mevcut durumda iktidar cenahın istediği istikamette yürüyor . Devletin siyasetinde bir değişiklik yok. İçine konulan parantez net tasfiye
AKP’nin kalemşörü A. Selvi, kendisini süreç yanlısı gibi gösterirken birkaç kırıntı bilgiyi türlü farazilerle köpürtüp zehirli bir dille servis ediyor. Bir haftada yazdıklarını toplasan üç cümle etmez. Anlaşılan kendisine, “Sen kenarda otur, gereksiz şeyler yazıp bizim mahallenin gönlünü hoş tut” denilmiş.
mesele, yasanın iyi ya da kötü olması değildir. asıl mesele, bu düzenlemenin hangi tarihsel baglamda ortaya çıktıgı,neyi değiştirdiği, neyi değiştirmedigdir..