Kemal Bey üstüne alınmasın lütfen, bu kişisel bir mesele değil.
BirGün koltuk sevdalılarıyla, siyaset esnaflarıyla, rant müptelalarıyla, kurnaz işbirlikçilerle, medet umduğu kapılar yüzüne kapandıktan sonra kendi ikbali için ağız değiştiren hokkabazlarla eskiden beri hiç iyi anlaşamıyor.
Dün küfür yedikleriyle bugün kol kola girenleri, seçilemediği yere atanmayı içine sindirenleri, kendi evine hırsız gibi girenleri, zalimle kavga etmek yerine onu alt edenlere saldıracak kadar gözü dönen riyakâr muhalifleri hiç ama hiç sevemedi bu gazete...
BirGün tüm pirüpaklığıyla, güvenilirliğiyle ve tutarlılığıyla her zaman halkın onurlu mücadelesinin yanında oldu. Bu yüzden de sevildi, benimsendi. Patronsuz olmasına rağmen asla sahipsiz kalmadı.
Huyu kurusun, böyle bir gazete işte.
O nedenle Kemal Bey ve butlancı şürekâsı TGRT-TV 100’den gözünü ayırmasın. F. Uğur’u ve C. Küçük’ü pusula gibi takip etsin. Nasıl olsa “derin üzüntü” duyulacak tek şeyin kendi acıklı hikâyeleri olduğunu idrak edebilecek noktayı çoktan geçmişler.
AK Parti ve MHP’ye oy veren vicdanlı kardeşlerime sesleniyorum. Her fırsatta dinden ve vicdandan bahsedenler, mübarek Ramazan’ın bir İftar vaktinde 31 yıllık diplomamı iptal edip, aynı günün gecesinde bir sahur vaktinde gözaltına aldılar.
Göreve geldikten sonra İBB’ye 1200 müfettiş geldi, her işlemimiz didik didik edildi. Attığımız her adım, aldığımız her nefes yakından takip edildi. Yıllardır gelmeyen bütün müfettişler İBB’de kamp kurdu, İBB Meclisi bizi devamlı denetledi, bir grup medya her gün açık aradı. İhaleler dahil bütün iş ve işlemler anında basına yansıtıldı ve tüm detaylarıyla paylaşıldı.
Allah’a hamd olsun ki hepsinden tertemiz çıktık, hiçbir usulsüzlük bulunmadı.
Millet her şeyi gördü, bildi ve 3. kez 1 milyon oy farkıyla bizi seçti.
Her şey ondan sonra başladı.
Belediyeden iş alamamış bir grup ve onlarca suç kaydı olan bazı insanların şikayeti ile harekete geçildi. Bunlara gizli tanık iftiraları eklendi ve buradan aklın almayacağı bir suçlama oluşturuldu. Bir torba uydurdular içine akıllarına gelen her şeyi attılar.
Şimdi “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” misali hakkımızda yalan haber bombardımanıyla üste çıkmaya çalışıyorlar. Ciddi herhangi bir suç bulunamayınca insanları arayarak “gizli tanık”, “yalancı şahit” olmaya zorluyorlar. Yazık çok yazık.
Bizim Allah’a şükür veremeyeceğimiz bir hesabımız yok. Kumpas aklıyla hareket edenler eninde sonunda kaybeder ama bu arada olan güzel ülkemize oluyor.
Diplomam bir günde iptal ediliyor, kaç kuşaktır alın teriyle emekle biriktirdiğimiz tüm mal varlığımıza apar topar el konuluyor, haysiyet çiğneniyor.
Bir gün herkesin kapısını çalabilecek bu hukuksuzluğa evlatlarımız ve geleceğimiz için dur demeliyiz. Kendine ait olmayan koltuğu korumak adına her yolu mübah gören anlayışa dur demeliyiz. Ahlakı, hak ve hukuku korumanın partisi olmaz.
Ben bu ülkenin her görüşten insanının sağduyusuna güveniyorum. Herkesin milli iradeden yana olduğuna hiç şüphem yok. Haktan ve hukuktan nasibini almamış bir avuç insanın bu ülkeye yaşattığı zulmü artık durdurmamız gerekiyor. Seçimler gelir geçer, o parti gelir, bu parti gider ama kalıcı olan hakka ve hukuka olan güvenimizdir.
Herkes için, her zaman adalet.
Siyasete adım attığım ilk günden, Parti Meclisi’ne seçilmeme dek kimliğime, kişiliğime, kadın olmama ve ne yazık ki başörtüme saldıran ahlaksız bir zihniyete direniyorum.
Bu saygısız ve ahlaksız saldırıların arkasında, iktidarın emrinden çıkmayan, ruhu ve kalbi kirli bir yapı var, biliyorum.
Vicdanım çok rahat. Ne Sayın Ekrem İmamoğlu’yla ne de herhangi bir belediye ile en ufak bir ticari bağım olmamıştır. Belediye Başkanımız ve Cumhurbaşkanı Adayımızla güçlü bir gönül bağım ve siyasi mücadele ortaklığım vardır.
Mübarek Ramazan Bayramı’nın arifesinde bu iftirayı atarak, bana ve aileme bayramı zehir etmeye çalışan bu alçak operasyona boyun eğmeyeceğim! Ve açıkça söylüyorum: Bu saldırılara karşı susmayacağım…
Yıllardır bana yönelik tüm saldırılara karşı sustum. Elbette verecek cevabım olmadığından değil.
En başta ailem yıpranmasın diye dişimi sıktım. Artık yetti. Tedavisi devam eden babamın ahını aldınız, ben de sizden hesap sormazsam namerdim.
Ben sizin derdinizi biliyorum!
Başörtülü bir kadının özgürce siyaset yapabilmesinden rahatsızsınız. Benim gibi milyonlarca genç mütedeyyin kadının, haksızlık ve adaletsizliklerinize ortak olmayı reddetmesinden, inancımızı istismar etmeyin diyerek meydan okumasından rahatsızsınız.
Ben gücümü önce Allah’tan, sonra milletimizden, kadınlardan, partimden ve inandığım ahlaki değerlerden alıyorum. Sizinle hukuk önünde, siyaset arenasında ve bir gün mutlaka huzuru mahşerde hesaplaşacağım.
Şimdiye kadar bu konuları mahkemeye taşımamıştım, bundan sonra bu terbiyesizlerin hepsine tek tek dava açacağım.
Müfterilerden alacağım tazminatların her kuruşunu depremzede ailelere bağışlayacağım.
Ben başörtümü, bir avuç insan zenginlik içinde yaşasın diye değil, inancım gereği takıyorum.
Her görüşten ve yaşam tarzından kadınla, ortak dertlerde buluşuyor ve daha güzel bir Türkiye için mücadele ediyorum.
Zamanında beni “vitrin süsü” diyerek hedef gösterenler, sürekli diline doladıkları 28 Şubatçılardan daha beter bir zihniyeti temsil ediyor. Allah’a değil “bir kişiye” kulluk yapmamı istiyorsunuz. Yapmayacağım.
Haksızlığa susan dilsiz şeytanlardan olmayacağım.
Adaletsizliğe ve zalimliğe eyvallah etmeyeceğim.
Tescilli bir dolandırıcının uydurmalarını manşetlerine taşıyanların burnundan fitil fitil getireceğim.
Arsız, ahlaksız ve namertlere hakkımı iki cihanda da helal etmeyeceğim.
Ant olsun, bundan sonra sizin kirli zihniyetinizden güzel ülkemizi kurtarmak için daha çok çalışacağım.
Foto muhabiri Kemal Aslan 23 Mart gecesi Saraçhane'de, protestocuların ayakkabılarını bile geride bırakarak kaçmak zorunda kaldığı, orantısız polis müdahalesinin yeni görüntülerini yayınladı. (Sol Haber)
Senin bir yüzükle çıktığın bu yolda, yurt içinde, yurt dışında hesabını zerresi için bile veremeyeceğin tonla leken varken benim üç nesildir biriktirdiğim varlığıma, işime ve emeğime göz koyuyor; namusumuza, haysiyetimize söz ediyor, evlatlarımın geleceğini gasp ediyorsun. Bütün bunları bir avuç niteliksiz insanla yapıyorsun. Bu işin içinde olan herkes kirlidir.
Ben milletime söylemiştim ve uyarmıştım. Diplomama el koyan bu akıl, sizin malınıza, namusunuza, mülkünüze çöker ve her türlü gaspı, tecavüzü yapar. Milletçe bu kötülüğün karşısında olmalıyız. Milletime çağrımdır. Millet büyüktür.
Bir çağrım da yargı mensuplarına. Yüce Türk Yargısının namuslu, ahlaklı, milletine hizmet aşkı yaşayan on binlerce savcısına, hakimine haykırıyorum. Siz ayağa kalkmalı ve bu Türk yargısını perişan eden, bizi bütün dünyaya rezil eden, itibarımızı yerle bir eden bir avuç meslektaşınıza tedbir almalısınız. Yüce Türk Yargısına güveniyorum. Sessiz kalamazsınız, kalmamalısınız.
Son olarak AK Parti’de görev yapan ve iktidar ittifakı olan tüm siyasilere sesleniyorum. Bu olaylar partilerimizi, siyasi ideallerimizi aşmıştır. Artık süreç sizin aileleriniz başta olmak üzere milletimizi ilgilendirmektedir. Sesimizi çıkarmak günü gelmiştir.
Bu topraklarda “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diye bir söz olmaz, olmamalı. Herkesin “bana dokunmayan yılan dahi, bu topraklarda barınamaz” diyerek sesini yükseltmesini diliyorum.
Milletimiz büyüktür. Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.