Kardiyoloji doktoru Muhammed Keskin, Ece İrtem’in ölümünden sonra açıklanan ‘kalp krizi.’ tanısını yorumladı:
🔹 35 yaşında kalbi duran birindeki en sık sebep kalp krizi değildir.
🔹 Sosyal medyada, doktorların bile bu konuyla ilgili yanlış bilgilendirmelerde bulunduğunu görüyorum.
🔹 Genç oyuncunun kalp krizi geçirdiğine dair elimizde hiçbir kanıt yok.
🔹 Ani bir şekilde kalbi duran 35 yaşındaki birinde aklımıza gelmesi gereken ilk sebep kalp krizi değil, ritim bozukluğudur.
🔹 Sosyal medya dezenformasyonuna ve paniğe kapılmayın.
🔹 Lütfen sadece bu konuda yetkili isimleri dinleyin.
Evet, dün açıkladığımız gibi.
Öncelikle dün yine her zaman olduğu gibi aşıyı suçlayan grup(ki böyle alakası olmayan her şeyi aşıyla bağdaştırıp zaman geçince o konunun aksi kanıtlansa bile hafızalarında aşıyla ilişkili kalıyor.) yetmedi
Bugün de sanki hiç kimse alkol almıyıormuş veya alkol alması başkasını ilgilendirimiş gibi, depresyonla ve ağır alkol kullanımıyla mücadele eden genç bir kadını yargılıyorlar.
Bu genç ve zamnasız kayıptan dolayı çok üzgün olduğumu ve bir insanı bu şekilde yargılamaya hiç kimsenin olmadığını tekrar belirterek, yazmaya başlayım.
Çünkü dün de dediğim gibi, etkileşim meraklıları ve aşı karşıtları yüzünden konu fazlasıyla halk sağlığı sorunu haline geldi
Hanımefendi çok miktarda alkol aldığı doğum günü dönüşü antidepresanını alıp sarhoş halde yatırılmış, sabah ağzından gelen kötü sıvıyla bulunmuş.
Şimdi bu tabloda en önemli detay
Annesinin bahsettği o kötü sıvı
Alkol ile sedatif antidepresanlar hem solunumu hem de hava yolunu koruyan öğürme ve öksürük reflekslerini birbirini katlayarak baskılar, kişi bilinçsizken kustuğunda kusmuğu dışarı atamaz, geri solur ve ne yazık ki uykusunda aspirasyonla sessizce boğulur.
Nitekim antidepresan zehirlenmesine alkol gibi maddeler eklendiğinde koma ve yoğun bakım ihtiyacının belirgin arttığı da gösterilmiştir(1).
Diyelim aspirasyon olmadı ve kalp durdu, o zaman bile bu tabloda sorumlu belli
Çünkü alkolle birlikte QT aralığını uzatan antidepresanlar ölümcül aritmiyi tetikleyebilir.
Yani sebep dün aşı karşıtlarının ve etkileşim meraklılarının suçu yıkmaya çalıştığı, yıllar önce yapılmış bir aşı değil, olay gecesi maruz kalınan kombinasyon gibi duruyor.
Gördüğünüz gibi aşı karşıtları yine, annenin bizzat anlattığı yakın, somut ve aynı geceye ait nedeni, ağır alkolü, ağır antidepresanı ve sabahki aspirasyonu görmezden gelip ölümü, biyolojik penceresi enjeksiyondan günler sonra kapanan ve hem teorik hem pratikte bilimsel açıdan çoktan aklanmış bir mRNA aşısına yıkmayı seçtiler.
Gizli bir kötü adama o kadar ihtiyaçları var ki açık duran ölüm tablosunun önünden geçip uzaktaki hayaleti aramaya gittiler.
Çok üzgünüm, herkesin başına gelebilecek bilinçli olunması gereken bir durum
Tekrar söylüyorum, kimseyi yargılamak hiçbirinize düşmez.
Ne merhumu hadsizce yargılayıp kendisine ve ailesine saygısızlık yapın
Ne de konuyla hiçbir alakası olmayan aşılara 50000. kez yaptığınız gibi suç atıp milleti yanlış yönlendirmeyin.
Çok genç ve erken bir kayıp
Çok çok üzgünüm.
Sevenlerine ve ailesine başsağlığı ve sabırlar diliyorum.
Kimseye saygı duymadığı için yalanlar yayan bazı tiplemeler, hiçbir vefat edene de saygı duymadıklarından, etkileşim için aşıları gündeme getiriyor ve bir yandan vefat eden hanımefendinin anısına saygısızlık yaparken bir yandan da insanları korkutuyorlar.
Konu tekrar halk sağlığını ilgilendirdiği, burada oluşacak yanlış algı halkı yine yanlış yönlendireceği için bu açıklamayı yazıyorum.
Genç birinin kalp krizinden ölmesinin trajikliği üstünden mRNA aşısına yüklenip etkileşim kovalıyorlar.
Ancak bu baştan aşağı yanlışlarla dolu bir çıkarım.
Bir kere kalp krizi koroner damarın tıkanmasıdır, myokardit ise kalp kasının iltihabıdır, ikisi apayrı tablolardır ve aşıyla ilişkilendirilen tek ciddi yan etki kalp krizi değil, myokardittir.
O myokarditin profili de zaten oldukça bellidir.
En sık ikinci dozdan sonra, çoğunlukla ilk bir hafta içinde, ortalama iki gün civarında, genç erkeklerde görülür ve vakaların büyük kısmı taburculukta semptomları düzelmiş halde hafif seyreder (1).
Pencere günlerle ölçüldüğü için aşıdan aylar, hatta yıllar sonra ortaya çıkan bir kalp krizini aşıya bağlamak biyolojik olarak imkansızdır; mRNA birkaç günde parçalanır, hücrede birikmez, genetik koda karışmaz, koroner damara pıhtı atmaz, geride yıllar sonra tetikleyecek hiçbir şey bırakmaz.
Kırk iki milyondan fazla kişilik çalışma, myokardit riskinin genel olarak aşıdan değil virüsün kendisinden sonra daha yüksek olduğunu, aşıya bağlı olanın nadir ve mütevazı kaldığını gösteriyor (2).
Aşıya bağlı myokardit virüse bağlı olandan hem daha seyrek hem de tipik olarak daha hafif ve düzelir seyirliyken, virüsün yaptığı daha ağır ve daha ölümcüldür.
Hele damar tarafında, yani bugünkü atılan iftiralar özelinde ise durum zaten tümüyle aşının lehine.
Çünkü kırk sekiz milyon erişkinlik kayıt COVID enfeksiyonundan sonraki ilk hafta arteriyel trombozun, yani kalp krizi ve inmenin riskini yaklaşık yirmi kat, venöz pıhtınınkini otuz kattan fazla yükseltiyor (3), enfeksiyonu önleyen aşı da bu olaylardan dolaylı olarak korur, tersini yapmaz.
Ani kardiyak ölüme gelince, genç kişilerin ölüm kayıtları tek tek tarandığında mRNA aşısı ile ani kardiyak ölüm arasında bir ilişki bulunmamıştır (4).
Bunların üstüne, bu aşıların yalnızca ilk yılında on dört ile yirmi milyon arası ölümü önlediği hesaplanmıştır (5). Yani bu zırvacıların hakkında algı yaymak için fırsatını kolladığının aksine, mRNA aşılarıyla ilgili hesaplamanız gereken gerçek şey; aşının zarar verip vermediği değil, kaç hayat kurtardığı olmalıdır.
Genç oyuncunun kalbini durduran şey de otuzlu yaşlarda görülebilen erken koroner ateroskleroz, ailesel kolesterol yüksekliği vb. birçok gerçek sebep olabilir.
Kesin olan şey, yıllar önce yapılmış bir mRNA aşısının konuyla ilgisi olmadığı.
Diriye saygınız yok, bari vefat edene saygınız olsun
Zamansız bir acı kaybı, kendi rezil propagandanıza alet etmeyin.
Yazı içeriğindeki kaynakları yorumlarda paylaştım.
Psikolojiye göre insanlar uzun süre stres ve belirsizlik içinde yaşadıklarında, bedenleri gelişmek için değil, hayatta kalmak için uyum sağlar. Bu yüzden sürekli gergin, tetikte ve yorgun hissedebilirler. Çünkü sinir sistemleri bir sonraki kötü şeye hazırlıklı olmaya alışmıştır. Bu yüzden hayat sakinleşse bile zihin tam olarak dinlenemez.
Bugün sabahtan beri sözleşmeli Öğretmenlerimiz ve yanlarında annelerimiz ile Polisin sert müdahalesini Tv'lerden izledim.
- Bir öğretmen çocuğu olarak bu tablo karşısında son derece üzgünüm ...Yaşlı başlı annelerimiz bile itilip kakıldı.
Ters kelepçe takıldı Ögretmenlere.
Suçları ? kadrolu ögretmenler gibi haklara sakip olmak ,insanca yaşamak.
O polislere soruyorum ,sizin kardeşiniz,eşiniz,Anneniz yok mu ?.
D vitamini toksisitesi, BMJ Case Reports'tan:
Orta yaşlı erkek, aylar boyunca 50.000+ IU/gün takviye. Hiperkalsemi, böbrek hasarı eşiği, 6+ hafta tedavi.
Ne yazık ki tek vaka bu değil
Vaka zinciri büyüyor.
D vitamini güvenlik sınırını anlatacağım. 👇🧵
Muhteşem bir olay ya. Tüm ekibin ellerine sağlık.
Ne olduğunu anlamayanlar için olayı biraz açmak istiyorum.
Organ naklinde kan grubu ve doku uyumu önemlidir. Yani birine organ vereceğiniz zaman, uyumlu olması istenir.
Ayrıca öyle kafanıza göre birine organınızı veremezsiniz. Çünkü organ satışı yasaktır. Birine organı verebilmek için haklı bir sebebiniz olmalıdır. Bu bir akrabalık bağı olabilir, yılların dostluğu olabilir (ispat şartı ile). Yani etik kurulu "Ben bu kişiye organımı satmıyorum. Aramızda bir bağ var. Onun sağlığı için organımı bağışlıyorum." cümlesine ikna etmeniz gerekir. Bu nedenle yedi yabancı birine organınızı veremezsiniz. Çünkü arka planda bir satış olup olmadığını ispat etmek mümkün değildir.
Şimdi gelelim çapraz nakile.
Diyelim ki A kişisi ve B kişisi çok yakın. B kişisinin organ ihtiyacı var. A kişisi vermek istiyor ama uyum sağlanamıyor.
C kişisi ve D kişisi de çok yakın. D kişisinin de organa ihtiyacı var fakat C kişisi de onunla uyumsuz.
Fakat A kişisi D kişisine, C kişisi de B kişisine uyuyor. Bu durumda devlet diyor ki "Birbirlerinizin yakınına organlarınızı verebilirsiniz."
Bu durumda da satış olmadığından emin olunur. Çünkü herkes kendi yakınının sağlığı için organını veriyor.
Çapraz nakilde şöyle bir sıkıntı var; ameliyatlar aynı anda başlamalı. Yoksa birisi vazgeçerse zincir bozulur, mağduriyet olur. Mesela diyelim ki A kişisini ve D kişisini ameliyata aldınız. Ameliyat başarılı geçti ama C kişisi vazgeçti. Kolundan tutup zorla ameliyata sokamazsınız. Bu nedenle 4 ameliyatı da aynı anda başlatmanız gerekir.
Çapraz nakil olayı, uyum ihtimalini artırarak hastalar için büyük kolaylık sağlasa da uygulaması inanılmaz zor bir işlemdir. Tüm hastanenin bu işe entegre olması gerekir. Olayı yöneten bir kişi olsa da cerrahından ameliyathane hemşiresine, servis hemşiresinden hastane personeline kadar herkesin tecrübeli olması ve işini kusursuz yapması gerekir. Organ nakli dediğimiz konu zaten kendi başına çok kompleks bir işken, bu çapraz nakil olayı gerçekten muazzam bir şey.
Benim anlattığım 2'li çapraz nakildi. Yani 2 alıcı ve 2 verici var (aynı anda 4 ameliyat). Malatya bunun 7'lisini yapmıştı. Şimdi de 8'lisini yapmışlar. Gerçekten muhteşem bir olay. Başta Sezai Hoca olmak üzere tüm ekibi tebrik ederim. Elleri dert görmesin. Bu tarz öncü olayları ülkemizde daha çok görmek dileğiyle.
“Babamın bakımları için evimizi sattık”
◼️Devlet huzurevlerinde yer bulamayan ve bakıma muhtaç yakınları olan aileler, özel huzurevlerinin astronomik fiyatları karşısında çaresiz kalıyor.
❝Babam Alzheimer olunca devlette yeterli bakım yapılmaz dediler. Almadılar. Özel bir yere yatıralım dedik. Şimdinin fiyatıyla aylık 100 bin civarında bir para talep ettiler... Ankara'da Etlik'te bir evimiz vardı, çocukluğumun geçtiği. O evi sattık. Babam için sattık, feda olsun. Hadi bizim imkanımız vardı, dayandık ettik. Ya olmayanlar?❞
✍️Haber: Özkan Öztaş (@ozkan_oztas)
https://t.co/BhCuacLGwz
13 tavuk şirketine kayyım atanması kamuoyunda olumlu karşılanabilir; ancak mesele göründüğünden çok daha derin.
Serbest piyasanın gerçek anlamda rekabet ortamı yaratabilmesi ve kamu yararına kalitenin artıp fiyatların düşebilmesi için iki temel koşul zorunludur:
(1) Yargı bağımsızlığına dayanan bir hukuk devleti,
(2) Şirket yönetim kurullarında liyakatin esas alınması ve finans, yönetim ve sürdürülebilirlik bilimlerinin uzman yönetim danışmanları ve nitelikli yöneticiler aracılığıyla etkin biçimde uygulanması.
Tarım ve hayvancılık sektörü yüksek teknoloji ve sürdürülebilirlik yerine hâlâ emek yoğun üretimle artık ayakta duramıyor. Yüksek enflasyon ortamında çiftçiye maliyet altında fiyat dayatılıyor; üretim terk ediliyor. Ardından ithalat devreye giriyor ve siyasi bağlantılı tacirler bu boşluktan haksız kazanç sağlıyor. Vatandaş ise yüksek enflasyon ortamında eriyen satın alma gücüyle yaşam savaşı veriyor.
Şimdi tavuk şirketlerine kayyım haberi gündemde öne çıkarken asıl sorulması gereken soru şu: Bu zinciri kim kurdu, kim korudu? Bu şirketler suçlu ilan edilir ve piyasadan silinirse yerine kurulacak siyasi ilişkili şirketler için herhangi bir denetim gerçekleşecek mi yoksa halk nasıl olsa bunu da yer zihniyetiyle yapanın yanına kâr mı kalacak? Ayrıca, böyle bir haberler çoğalırken akıl sahibi hangi yabancı yatırımcı bu ülkeye gelir?
Beyaz et sektörüne operasyon olduğu ilk dakikalarda fiyatlar böyleydi.
Şuan 100 lira seviyelerine inmiş :))
Hep yazmıştık, para cezası bunları durdurmaz, kayyım lazım.
Darısı diğer kalemlerin başına.
Fahiş fiyat artışı nedeniyle beyaz et sektörüne operasyon yapılıyor.
Kırmızı et sektörüne operasyon yok.
Çok garip ülkeyiz gerçekten..
Dana etindeki artışlar çok daha yüksek
Serbest piyasanın son dönemlerini yaşıyoruz, maliyetler arttı diyenler,yarın sanayici esnaf toptancı yavaş yavaş yada duruma göre hızlı bir şekilde kamulaştırılacak bir sabah bir kalacaksınız şirketiniz, üç dört nesillik fabrikanız elinizden bir sebep bulunup alınılmış.
Babam yıllar önce malları alacaklar o noktaya geleceğiz demişti. Yok baba o kadar değil demiştim. Fakat o noktaya geliyoruz yarın basit bir vergi borcundan yada sigorta borcundan yada başka bir borç bahane edilip evler arabalar arsalar bankadaki hesaplar varlık fonuna aktarılabilinir…
Durum bu arkadaşlar…!!!
Kırmızı et piyasası tamamen ellerine geçmişti Dünya'nın en pahalı etini yiyoruz
Şimdi de ucuz kalmış beyaz et piyasasını zam bahanesiyle ele geçiriyorlar halbuki 1kg tavuk 120TL ete göre çok ucuz
Göreceksiniz 6 ay - 1 yıl sonra Tavuk etinde de Dünya'nın en pahalısı olacağız
Vatandaş uygun fiyata beyaz et alabilsin diye atılması gereken adımlar vardı.
Hepsini sıraladık. Kulak asmadınız.
Yanlışlarınızla hem koca bir sektörü hem de vatandaşı mağdur ettiniz.
Şimdi bu uygulamalarınızla;
Üretici zarar edecek, vatandaş beyaz eti daha pahalıya alacak.
Ve bugün, “Mülkiyet Hakkı”nı çiğneyen tavrınızla, çok daha büyük bir krize kapı aralıyorsunuz.
Haklıyı haksızı ayırmaya itirazımız yok.
Ancak;
Türk Devlet geleneğinde mülkiyet hakkına saygı esastır.
Siz kovboy değilsiniz, burası da Teksas değil !..
Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım:
"Sektör temsilcileri çok şaşkın. Bu 13 firmadan 7 tanesi İSO 500 listesinde yer alıyor, bu firmalar beyaz et sektörünün %80'ine hakim durumda.
Operasyonun sebebini kimse bilmiyor."
Fahiş fiyat diye TAVUKCULARA operasyon yapıldı...
Fahiş fiyata bakalım
Halka açık BANVİT:
Yılın ilk 3 ayında
7.890.170 bin liralık tavuk satmış
Satılan tavukların maliyeti: 8.106.811 liraymış
Sadece satılan mal maliyetinden -216 milyon 641 bin lira ZARAR etmiş.
Faaliyet giderleri eklenince ZARAR 870 milyon 472 liraya yükselmiş.
Fahiş fiyat gören yargımız acaba bilançoya bakmış mıdır?
Mesele tavuklar değil...
Mesele piyasada fiyatları polis-savcı-hakim ekseninde belirlemeye gittiğinizde başınıza gelecekleri bilmektir.
Fiyatlar daha da şişer.
Tıpkı Erdoğan'ın "Nass.. Poltikası" gibi... Bak şimdi faizler kaça yükseldi...
Anlayan için tabii
pek yazıp çizmiyordum hadi bugün birkaç cümle edeyim dedim yok abi siz anlamamakta ısrarcısınız ben yine işime bakayım en güzeli, çünkü artık otizm tezimi bitirme aşamasına geldim işim gücüm var valla uğraşamam, önce sanatçı hakları sonra otizme dair bu çalışmalar için ben 20 seneyi aşkın zamandır Ankara'ya gidip geliyorum, bu süreçte ben iktidarı-muhalefeti Tv ekranlarından izlemedim, bulduğum her deliğe girip çıktım, istisnasız hepsiyle görüştüm, sadece sevdiklerimle değil sevmediklerimle de konuştum onları da tanımaya siyaset biçimlerini anlamaya çalıştım, ruhlarını, kültürlerini, neyi neden yaptıklarını çözmek için kafa yordum, hangisinin bize hangisinin kendine çalıştığını gördüm, bana siyaset anlatmayın, siz kendinizi kandırmayın yeterli, siyaset duygusallık alanı değildir, siyaset ergen işi değildir, siyaset acımasızdır herkese göre değildir, kumpasçıdır, darbecidir, sırtından bıçaklanmak da vardır siyasette, sonra intikam da vardır, çocukça hayallerinizi gerçekleştirme alanı değil acımasız bir iktidar alanıdır siyaset, ha tabii siz yine istiyorsanız duymak istediklerinizi sabah akşam size ince ince işleyen kanaat önderleri, gazeteciler ve kasaba siyasetçilerine inanmaya devam edebilirsiniz, ben bu meselelere aklımla bakmayı tercih ediyorum kalbimle değil, sizinki de size kalmış, bana karışmayın yeterli çünkü bizim bizden sonra bu .ok çukurunda bırakıp gideceğimiz otizmli çocuklarımız var, çoğunuz bizim kadar delirmiş olamazsınız bu konularda
anne babamizin yaslaniyo olmasi gercegini ortaya cıkan hastalıklar ile idrak etmek cok üzücü.. babamin kemoterapisi bitti annemin bacaklari basladi simdi de o ameliyat olacakmis yaslilik gercekten zor