Sayın Hazine ve Maliye Bakanı,
Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6 ile tarihî düşük seviyeye gerilediğini söylüyor, bunu da bir başarı hikâyesi olarak anlatıyorsunuz.
Biz de millet adına soruyoruz:
Madem işsizlik bu kadar düştü;
Üniversite mezunu yüz binlerce evladımız neden aylarca, yıllarca iş arıyor?
Neden gençlerimiz diplomalarını duvara asıp valizlerini hazırlıyor?
Neden bu memleketin yetiştirdiği doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, akademisyenler geleceklerini kendi vatanlarında değil, ilk fırsatta başka ülkelerde arıyor?
Ve madem tablo bu kadar parlak…
Dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6 ise, atıl iş gücü neden yaklaşık yüzde 29?
Bu iki rakamdan hangisi milletin yaşadığı hayata daha yakındır?
İstatistik başka şeydir, hakikat başka şeydir.
Bir insan iş aramaktan vazgeçmişse, onu iş sahibi sayabilirsiniz; ama umut sahibi sayamazsınız.
Diplomasına uygun iş bulamayan bir gence “çalışıyor” diyebilirsiniz; fakat yıllarını, emeğini ve hayallerini kaybettiği gerçeğini rakamların arasına saklayamazsınız.
Bizim meselemiz yalnızca işsizlik değildir.
Bizim meselemiz, nitelikli insanın kıymet görmediği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.
Bizim meselemiz, alın terinin önüne referansın; liyakatin önüne kayırmacılık algısının geçmiş olmasıdır.
Bugün gençlerimiz, “Daha iyi nasıl yetişirim?” diye düşünmüyor.
“Bu ülkede bana sıra gelecek mi?” diye düşünüyor.
İşte asıl tehlike budur.
Bir devletin en büyük hazinesi petrolü değildir.
Altını değildir.
Dövizi değildir.
Bir devletin en büyük serveti, yetişmiş insanıdır.
Siz yetişmiş insanınızı kaybediyorsanız, aslında yarınınızı kaybediyorsunuz demektir.
Ekonomi yalnızca tabloların düzelmesi değildir.
Ekonomi; gençlerin bavul hazırlamadığı, annelerin evlatlarını başka ülkelere uğurlarken gözyaşı dökmediği, diplomanın değer gördüğü, emeğin karşılığını bulduğu, liyakatin istisna değil kural olduğu bir memleket kurabilmektir.
Rakamlarla algı oluşturabilirsiniz.
Ama evladına iş bulamayan bir babanın mahcubiyetini…
Diplomasıyla işsiz dolaşan bir gencin sessizliğini…
Ve umutlarını başka ülkelere emanet etmek zorunda kalan bir neslin kalp kırıklığını hiçbir istatistik örtemez.
Esnafın sesi, memleketimizin sesidir…
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Ankara Kızılay ve İzmir Caddesi İş İnsanları Derneği üyelerini genel merkezimizde ağırladı.
Esnafımızın karşı karşıya olduğu ekonomik zorluklar, artan maliyetler, vergi yükü ve iş dünyasının beklentilerinin ele alındığı görüşmeye STK İlişkileri Başkanımız Sayın Hayati Çetin de eşlik etti.
Genel Başkanımız, esnafımızın görüş ve taleplerini dinleyerek sorularını yanıtladıktan sonra Anahtar Parti’nin ekonomi vizyonu, çözüm önerileri ve yürüttüğü çalışmalar hakkında da değerlendirmelerde bulundu.
Türkiye’nin sorunu sadece enflasyon değildir.
En büyük sorunlardan biri de, son on yılda gelir dağılımının hızla bozulmuş olmasıdır.
Bugün milyonlarca vatandaşımızın millî gelirden aldığı pay azalırken, devletin imkânlarını kullanan ayrıcalıklı küçük bir kesim servetine servet kattı.
Bir ülkede ekonomi büyüyor ama refah toplumun geneline yayılmıyorsa, büyüyen ekonomi değil; büyüyen adaletsizliktir.
Esnaf yüksek faizle kredi bulmaya çalıştı.
Çiftçi üretmek için finansmana ulaşamadı.
Yandaş olmayan sanayici yatırım maliyetleri altında ezildi.
İşçi, memur ve emekli enflasyon karşısında alım gücünü kaybetti.
Ama aynı dönemde bazı ayrıcalıklı şirketlere, “yatırım yapacaklar” denilerek yıllık %8,5 gibi son derece düşük maliyetli krediler sağlandı.
Bu kaynakların önemli bir bölümü üretime değil; dövize, altına, gayrimenkule ve rant alanlarına yöneldi. Üretim yerine servet büyüdü, toplum değil belirli yandaş çevreler kazandı.
Peki bunun bedelini kim ödedi?
Millet ödedi.
Vergileriyle ödedi.
Yüksek enflasyonla ödedi.
Hayat pahalılığıyla ödedi.
Bozulan gelir dağılımının en önemli nedenlerinden biri, kamu kaynaklarının adil değil ayrıcalıklı şekilde dağıtılmasıdır.
Bizim meselemiz insanların zengin olması değildir.
Bizim meselemiz, alın teriyle değil ayrıcalıkla oluşturulan zenginlik düzenidir.
Biz; kamu kaynaklarını belli çevrelerin değil, milletin refahı için kullanacağız.
Vergide adaleti sağlayacağız.
Gelir dağılımını düzelteceğiz.
Çalışanın, üretenin ve emeklinin millî gelirden aldığı payı artıracağız.
Çünkü güçlü ekonomi; ayrıcalıkla değil adaletle kurulur.
Rant değil üretim…
İmtiyaz değil fırsat eşitliği…
Bir avuç kişi değil, 86 milyon kazanacak.
Rotamız millet: Durağımız Bursa…
Partimiz “Rotamız Millet” sloganıyla ülkemizi karış karış gezmeye devam ediyor… Genel Başkan Yardımcılarımızın Türkiye’nin 81 ilinde milletimizle, basın mensuplarıyla bir araya geleceği programlar kapsamında Çevre, Şehircilik, Afet ve Su Politikaları Başkanımız Sayın Emine Küçükali, Bursa’da hemşehrilerimizle buluştu. Esnafımızı ziyaret etti, vatandaşlarımızın talep ve beklentilerini dinledi, basın mensuplarının Anahtar Parti’ye dair soruları yanıtladı, çözüm önerilerini paylaştı.
Milletimizin derdiyle dertlenmek, beklentilerini doğrudan kendilerinden dinlemek ve çözüm yollarını birlikte konuşmak için yaz boyu Türkiye’nin dört bir yanında olmaya devam edeceğiz.
Dinliyor, not alıyor, yarının Türkiye’sini birlikte inşa ediyoruz...
Millet önce belediyeyi emanet eder.
Devleti değil!
Yerel seçimler, güvenin ilk adımıdır.
Verilen kredi doğru kullanılamazsa ahlaki üstünlük de milletin güveni de kaybedilir.
Biz büyük değiliz!
Büyük olan devletimiz, milletimiz ve bu toprakların imkânlarıdır.
Türkiye’nin kaynakları doğru yönetilse bu ülke yalnızca kendine değil dünyaya da umut olur.
Biz bu büyük milletin hizmetkârı olmaya talibiz..
Artık iktidara böyle dememiz lazım: Mazeret iktidarı...
Çünkü bizim hükûmetin hep mazereti var. Bunlardan önce mazeret sanki literatürde yoktu. Sanki Türkler belayla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti savaşla ilk defa bunların döneminde karşı karşıya kaldı…
Anayasa’ya bakıyorsunuz yönetilemiyor. Terörsüz Türkiye’ye bakıyorsunuz yönetilemiyor. Memleket yönetilemiyor!..
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
İktidarın söylediğiyle yaptığı arasındaki mesafe artık ekonomi politikasıyla izah edilemeyecek kadar açılmıştır.
Diyorsunuz ki:
“2027’de enflasyonu %15’e indireceğiz, 2028’de tek haneyi göreceğiz.”
Peki Hazine ne yapıyor?
Son dört ayda ortalama 22 ay vadeli borçlanmaya yıllık %41,4 faiz ödüyor. Daha geçen hafta, yaklaşık 20 ay vadeli borçlanmayı %42 faizle yapıyor.
Şimdi milletimizin huzurunda soruyoruz:
Madem iki yıl sonra enflasyon %15 olacak; devlet, iki yıl vadeli borcuna bugün neden %42 faiz ödüyor?
Millet sizin hedeflerinize inansın istiyorsunuz da, piyasa neden inanmıyor?
Daha mühimi; Hazine neden inanmıyor?
İşçiye, memura, emekliye gelince önlerine enflasyon hedefini koyuyor, “Fedakârlık edeceksiniz.” diyorsunuz.
Ama borçlanmaya gelince kesenin ağzını açıyor, hedeflediğiniz enflasyonun neredeyse üç katı faize razı oluyorsunuz.
Millete %15’lik hesabı anlatıp, paraya %42’lik hesabı ödeyemezsiniz!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Merhum Erbakan Hoca'nın sözüyle söyleyelim:
“Sizi gidi faizciler sizi!”
Üstelik bu faizi hükûmet kendi cebinden ödemiyor.
Bu faturayı vergisini veren vatandaş ödüyor.
Üreten sanayici, toprağını eken çiftçi, kepengini açan esnaf ödüyor.
İşçi ödüyor, memur ödüyor, emekli ödüyor.
Ekonomi güvenle yönetilir. Güven de sözle değil, tutarlılıkla kurulur.
Bugün hükûmet ne söylerse söylesin, rakamların söylediği başka bir şey vardır:
Hükûmetin ilan ettiği enflasyon hedefine, millet bir yana, kendi Hazinesi bile inanmıyor!
NATO'nun güney kanadını Türkiye koruyor.
Ama Türkiye'nin sınırındaki terör tehdidi görmezden geliniyor.
Sınırımızı tehlikeye atanlara silah verip sonra Türkiye'den güvenlik için destek istemek...
Bu bir müttefiklik değil; çifte standarttır!..
Devleti ahbap çavuş ilişkileriyle yönetirseniz, günün sonunda devletin ciddiyetini de milletin güvenini de kaybedersiniz.
Denetimle ahbap olsaydınız bunlar olmazdı.
Liyakatle ahbap olsaydınız memleket böyle olmazdı.
Hesap verebilirlikle ahbap olsaydınız bunlar yaşanmazdı.
Adaletle, hukukla, devlet ciddiyetiyle ahbap olsaydınız milletin iyilik yapma duygusu bugün böylesine örselenmezdi.
24 yıldır elinizde bu memleketi yönetme imkânı var.
Keşke eşle, dostla, yakınla değil; liyakatle ahbap olsaydınız.
Keşke sadakatle değil; adaletle ahbap olsaydınız.
Keşke keyfîlikle değil; devlet terbiyesiyle ahbap olsaydınız.
O zaman bugün memleketin kurumlarını, milletin güvenini yeniden nasıl ayağa kaldıracağımızı konuşmak zorunda kalmazdık.
“Verin yetkiyi, görün etkiyi” dediler!..
Yetki verildi... Peki etki nerede?
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına bu sorunun muhasebesini yaparak hazırlandık biz...
Çünkü doğru gelecek, doğru muhasebeyle kurulur!
Vakit azaldı…
Hiçbir çocuk aç, hiçbir veli kaygılı, hiçbir öğretmen çaresiz yeni döneme başlamamalıdır.
Bir eğitim sistemi; yalnızca müfredatıyla değil, çocuklarına sunduğu imkânlarla değerlendirilir. Açlıkla mücadele eden, güvenlik endişesi yaşayan ya da temiz olmayan ortamlarda eğitim görmek zorunda kalan bir çocuktan başarı beklenemez.
Bu nedenle yeni eğitim-öğretim yılına girerken önceliğimiz nettir: Her öğrencimize bir öğün ücretsiz ve sağlıklı yemek, her okulumuza güvenli ve temiz bir eğitim ortamı sağlamak.
Eğitimde fırsat eşitliği; yalnızca aynı sırada oturmak değil, her çocuğun eşit koşullarda öğrenebilmesini sağlamaktır. Açlık, hijyen eksikliği ve güvenlik kaygısı hiçbir çocuğun eğitim hakkının önüne geçmemelidir.
Çocuklarımızın gündemi açlık, hijyen ya da güvenlik kaygısı değil; bilgi, bilim, sanat ve başarı olmalıdır. Sosyal devlet, en güçlü iradesini çocuklarının yanında gösterir.
Yeni eğitim yılına sayılı günler kala çağrımız nettir: Çocuklarımız okula eksiklerle değil, umutla başlamalıdır.
#EğitimdeFırsatEşitliği #GüvenliOkul
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Habertürk Ankara Temsilcisi Sayın Nasuhi Güngör’ün canlı yayın konuğu olacaktır.
🗓 27 Temmuz 2026 Pazartesi
🕕 18.00
📺 Habertürk