Her bayramda her anmada ülkeyi kurtaran insanları savunmak zorunda kalmak cidden çok utanç verici. Adam senin sülalene, sana, çocuklarına, yaşamın ve özgürlüğün için hayatını ortaya koyarak toprak ve ülke kazandırıyor. Sen bir onursuz ve şeref yoksunu olarak saldırıp duruyosun ama bundan ben utanıyorum. Kansızlar.
Gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Neden bazı "İslamcı" çevreler, Atatürk'e duyduğumuz sevgiyi, saygıyı sürekli "tapınma" olarak nitelendirme ihtiyacı hissediyorlar? Biz hiçbir zaman, "Atatürk'e dokunmak peygambere dokunmak gibidir." demedik. Anıtkabir'e gidip çul çaput bağlayıp, "Ey Ulu Gazi, bana iş ver, aşk ver, ev ver." diyerek Atatürk'ü dua nesnesi hâline getirmedik; sadece tarihî bir önderi, bir kurucu aklı, bir uygarlık idealini temsil ettiği için saygıyla andık.
Ancak görünen o ki, bazı kesimler için "saygı" kavramı ya "itaat"tir ya da "tapınma"... Çünkü kendi liderlik algıları bu iki uçtan birine sıkışmış durumda... Liderlerini eleştirilemez, hatasız ve adeta metafizik bir otorite olarak gördüklerinden, rasyonel bir saygı biçimini kavramakta zorlanıyorlar. Dolayısıyla, Atatürk'e duyulan "bilinçli" saygıyı ancak kendi kategorileriyle, yani "kutsallık" üzerinden yorumlayabiliyorlar. Onlar için birine saygı duymak, o kişiyi kutsallaştırmak anlamına geliyor. Çünkü kendi liderlik algıları, rasyonel sevgi ile sorgusuz bağlılık arasındaki farkı ayırt edemiyor.
Hatta o kadar ileri gidiyorlar ki, "Biz yalnızca Allah'a iman ederiz, tek liderimiz Hz. Muhammed'dir." diyorlar; ama ilginçtir, bu cümleleri kurarken bile Atatürk'le bir karşılaştırma yapma ihtiyacı hissediyorlar. Yani kendi bilinçaltılarında Atatürk'ü, Peygamberle kıyaslanabilecek bir figür olarak konumlandırıyorlar. Oysa biz hiçbir zaman böyle bir kıyasın tarafı olmadık.
Çünkü birinin alanı imandır; diğerinin alanı ise akıl...
Çünkü biri dinin, diğeri ise ulusal bilincinin temsilcisidir.
Çünkü biri kalbe seslenir, diğeri akla...
Çünkü biri inancı biçimlendirir, diğeri millet olma iradesini...
Atatürk'e yönelen sevgi, bir tür "putperestlik" değil; akla, bilime, özgürlüğe ve çağdaşlaşmaya duyulan minnettarlığın sembolik bir ifadesidir. Kaldı ki, eğer bu değerlere yönelmek bir "tapınma" sayılıyorsa, keşke bu toplum biraz daha o "puta" eğilebilseydi. Çünkü o putun adı, aydınlanmadır.
Sonuçta mesele şudur:
Bizim saygımız bilinçten, onların bağlılığı koşullanmışlıktan doğuyor. Mesele Atatürk'ü kutsallaştırmak değil, onun temsil ettiği akıl ve ilerleme mirasına sahip çıkmaktır. Bizim için Atatürk, bir inancın değil, bir bilincin sembolüdür. Onu korumak, bir putu savunmak değil; aklın, özgürlüğün ve çağdaş bir yaşam idealinin hâlâ bu topraklarda karşılık bulabilmesini sağlamaktır. Çünkü mesele kişi değil, fikirdir ve fikirler bilinçle yaşar.
Atatürk'e duyulan sevgi, geçmişe değil, geleceğe yöneliktir. Biz onu değil, onun açtığı yolu savunuyoruz. Çünkü Atatürk, bir heykel değil; bir yön, bir ufuktur... Tapınmaya değil, düşünmeye çağırır.
Ve belki de aramızdaki en büyük fark, tam olarak buradadır:
Biz, onun gösterdiği yolda yürürken diz çökmeyi değil, başımızı dik tutmayı öğrendik. 🇹🇷🇹🇷🇹🇷
#MustafaKemalAtatürk
#TarihinKıskandığıLider
#10Kasım #10Kasımoo
Sayın ÖZDİL'in Konuşması...
Türkiye’yi, adında adalet olan bir parti yönetiyor 23 yıldır; ama Türkiye’de hukuk adına tirajı komik örnekler yaşanmaya devam ediyor.
Bakın bununa ilgili çarpıcı bir örnek var. Emekli Astsubaylarım… Emekli Astsubaylarım… Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği, bugün hem kuruluş yıl dönümleri hem de Astsubaylar Günü vesilesiyle—evet, bugün Astsubaylar Günü—saat 11’de Anıtkabir’de buluşacaklar. İki yıldır mitinglerle, çalıştaylarla ve basın duyurularıyla haykırdıkları şikâyetlerini, taleplerini bu defa Atatürk’ün huzurunda bir kez daha dile getirecekler Emekli Astsubaylar.
Ne istiyor Emekli Astsubaylar ? Aslına bakarsanız maaşlarına zam istemiyorlar; maaşlarında adalet istiyorlar. Bakın, zam farklı bir şeydir; adalet ve hakkaniyet farklıdır. Çünkü gerçekten çok ağır haksızlığa u��ruyorlar. Mesela Emekli Albaylar, en alt düzeydeki muvazzaf Subay olan Teğmenlerin maaşından daha fazla emekli maaşı alıyor. Doğrusu da bu zaten. Ama Emekli Kıdemli Başçavuşlar, şu an görev yapan en alt düzey Astsubay Çavuşun ancak yarısı kadar maaş alıyor. Hatta tezkere bırakan Uzman Çavuşların maaşı bile Emekli Astsubayların maaşını geçmiş durumda.
Bakın, yanlış anlaşılmasın; özellikle altını çiziyorlar, dertlerini anlatmaya çalışıyorlar. Emekli Astsubaylar “Emekli Subaylar niye bu kadar maaş alıyor?” demiyorlar. “Uzman Çavuşlar niye bu kadar maaş alıyor?” da demiyorlar; böyle bir itirazları yok. Tam tersine, “Daha fazlasını hak ediyorlar; daha fazlasını alsınlar” diyorlar. Hiyerarşik yapının bozulmasını istemiyorlar; “Subaylarla aynı statüde olalım” falan demiyorlar—kesinlikle böyle bir talepleri yok. Ama duygusal isyanları şu: “Emekli Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor kardeşim?” Bunu soruyorlar; devlete ve topluma bunu duyurmaya çalışıyorlar. Mitingleri bu yüzden yapıyorlar; çalıştayları bu yüzden yapıyorlar; basın duyurularını bu yüzden yapıyorlar. İşte bugün Anıtkabir’e de bunun için gidiyorlar.
Emekli Albayların maaşı kabaca görevdeki Teğmen maaşı kadar; hatta ��steğmen maaşına yakın. Emekli Kıdemli Başçavuşlar da aynı oransal talepte bulunuyor: “Görevdeki Astsubay Çavuş kadar maaş almak istiyorlar; hepsi bu.” Subaylarımız, Teğmenlikten Albaylığa kadar çeşitli vesilelerle altı defa görev ve makam tazminatı alabiliyorlar. Çok güzel; helal-i hoş olsun, kimsenin itirazı yok. O tazminatlar kazanılmış hak olduğu için emekli olduklarında maaşlarına da yansıyor. Ama Astsubaylara görevdeyken bile tazminat verilmiyor ya dolayısı ile emekli maaşlarına yansıtılmıyor. Bu adalet mi?
Bakınız, altını özellikle çiziyorlar: “Subaylar almasın” demiyorlar; tam tersine “Daha fazlasını alsınlar.” Ama “Astsubaylara niye haksızlık yapılıyor?” diye soruyorlar. Hazin bir kıyaslama: Farz edelim, bir şehrin Valisi güvenlik konusunda toplantı yapıyor; İlçe Jandarma Komutanlarının tamamı toplantıya katılıyor. Subay olan İlçe Jandarma Komutanları bu toplantıya katıldığı için tazminat alıyor; Astsubay olan komutanlar alamıyor. Halbuki makam, yetki, sorumluluk aynı. Makam da yetki de sorumluluk da aynıyken Subaylara tazminat verilip Astsubaylara verilmemesi nedir?
Eğitim statüsü açısından bir başka trajikomik kıyaslama: Türkiye’nin hâli… NATO standartlarının çok üzerinde eğitim alan—Türk Hava Kuvvetleri’nde 30 yıl görev yapmış—F-16 savaş uçaklarının bakım teknisyeni Astsubaylar düşünün. NATO standartlarının çok üzerinde eğitimleri var ama sahip oldukları belgeler sivil havacılık kurumlarında geçerli kabul edilmiyor. Buna mukabil, herhangi bir üniversitede dört yıllık fakülte okuyan herkes sivil havacılıkta uçak bakım teknisyeni olabiliyor. Böyle saçmalık olur mu? diyorsunuz değil mi duyar gibiyim. Astsubaylar, işte böyle saçmalıkların daniskasını yaşıyor. “30 yıl F-16 bakım teknisyeni olmaz” diyorlar; “dört yıl okuyorsun, senden şahane olur” diyorlar. Nedir ya? Astsubaylar olmasa savaş uçakları uçamaz, tanklar yürümez, donanma yüzemez; radarda anca “babayı” görürsün; mühimmatı hazır vaziyette tutamazsın. Türk ordusunun omurgasıdır Astsubaylar. Ama sivil hayatta kaportacı muamelesi bile göremiyorlar; olur mu böyle şey?
Yıllardır bu özlük haklarının teslim edileceğine dair sözler veriliyor; artık bu sözlerin tutulmasını istiyorlar. Şu an Millî Savunma Bakanı olan Yaşar Güler, Genelkurmay İkinci Başkanı iken bu meseleyle ilgili röportaj vermiş ve “Emekli Astsubayların tazminat taleplerini haklı buluyoruz ama bunun muhatabı biz değiliz” demişti; yani hükümeti adres göstermişti. Haklıydı; bu işin muhatabı hükümet. Bu açıklamayı yaptığı sırada Hulusi Akar Genelkurmay Başkanıydı. E şimdi, Yaşar Güler adres gösterdiği hükümette Millî Savunma Bakanı değil mi kardeşim? Bu işin muhatabı kendisi değil mi? Bu işin kendisinden önceki muhatabı Hulusi Akar değil miydi? Niye hiç seslerini çıkarmıyorlar? “Bu işin muhatabı hükümet” diyordun; işte hükümetsin.
Bakın, şu an Dışişleri Bakanı olan Hakan Fidan… Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı’na atandığı dönemde—Sözcü Gazetesi’ndeydim o zaman da—bir yazı yazdım. Hakan Fidan’ın özgeçmişinden bahsederken “Başçavuş” dedim. “Abi, vay sen misin bunu diyen!” Yandaş medya ve iktidar trolleri tarafından anında linç kampanyası başladı. Öyle böyle değil; fotokopi gibi aynı merkezden çıktığı bariz olan hakaret cümlelerini servis ettiler. “Astsubay düşmanı” olduğumu söylediler. Hakan Fidan’a “Başçavuş” diyerek Astsubaylara hakaret ettiğimi iddia ettiler. Yandaş televizyonlarda saatlerce benim aleyhimde program yaptılar; ekranda hedef tahtasına montajlanmış fotoğraflarımı yayınladılar. “Astsubaylara küfür etti” dediler; “vatan haini” olduğumu söylediler; vatandaşlıktan atılmam gerektiğini bile söylediler. Ev adresimi, evimin giriş-çıkış görüntülerini, drone görüntülerini; otomobilimi ve plakasını yayınladılar. Beni, alışkın oldukları “dengesi bozuk” tiplere benzetip korkacağımı sanarak mermi fotoğrafları yolladılar. Benim bu konularda doğuştan biraz “arıza” olduğumu bilmiyorlar tabii; “tırsarım belki” diye e-posta adresime tabanca fotoğrafları gönderdiler.
Bu çirkin kampanyayla Astsubay derneklerini maalesef harekete geçirdiler; bazı şehit ailelerini de aleyhimde konuşturdular. Çünkü gidip diyorlar ki: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; ne diyorsunuz?” “Oğlum, bu büyük terbiyesizlik” dersin… Adamın çocuğu mesela Astsubay; şehit olmuş. Ona mikrofon uzatıyorlar: “Yılmaz Özdil, Astsubaylara küfür etti; vatan haini dedi.” Şehit ailesi de “Bu Yılmaz Özdil şerefsiz herhalde” diyor. Bu kadar korkunç işler yaptılar.
Emekli Astsubaylar kışkırtıldı; hakkımda Türkiye’nin dört bir yanında savcılıklara suç duyurularında bulunuldu. İstanbul’dan Adana’ya, Erzurum’dan Trabzon’a, Bursa’dan Malatya’ya; hatta benim İzmir’imden ve askerliğimi yaptığım Isparta’dan… Sağanak gibi suç duyuruları yaptılar; hapis cezaları istediler. Türkiye’yi sevmek gerçekten zordur; meslek hayatım boyunca memleketi sevmenin bedelini ödemek zorunda kaldım. Bu da öyle bir şey. “Hamama giren terler” misali; alışığız. Bütün bu suç duyuruları İstanbul’da tek merkezde toplandı. Neticede savcılıktan çağırdılar; “hay hay” deyip derhal gittim. Savcı beyin karşısına oturdum, çay ikram etti; sağ olsun. Önündeki kalın dosyaya baktı: “MİT Müsteşarına ‘Başçavuş’ demişsiniz.” “Evet efendim.” “Niye ‘Başçavuş’ dediniz?” diye sordu. “Efendim, kendisi Emekli Başçavuş” dedim. “Amiral mi diyim?” Savcı bey g��lmekten çayını üstüne döktü. Neredeyse Cumhuriyet Savcısını çayla boğarak öldürmekten suç alacaktım. Elbette takipsizlik kararı verildi.
Şimdi bakıyoruz: Emekli Astsubay Hakan Fidan—tıpkı Yaşar Güler gibi—hükûmette yer almasına, “sarayın bakanı” olmasına rağmen, Emekli Astsubayların haklı talepleri konusunda niye ağzını açıp tek kelime etmedi? İktidar güdümündeki Astsubay kampanyasını yürüten; hakkımdaki karalama kampanyasını yürüten; yalanlarla, iftiralarla köpürtmeye çalışan “tetikçi medya”ya bakıyoruz: Emekli Astsubayların uğradığı bu ağır maddi haksızlık hakkında tek satır yazmıyorlar, tek kelime etmiyorlar. Emekli Astsubaylar miting yapıyor, çalıştay yapıyor; işte bugün olduğu gibi Anıtkabir’e topluca ziyarette bulunuyorlar. Sorunlarını dile getirip farkındalık yaratmaya, seslerini duyurmaya çalışıyorlar; “sayın haysiyetsiz medyamız” ise duymazdan, görmezden geliyor.
Şüphesiz emeklilerimizin hepsi darda; her meslekten Emeklinin maaşı bugün insan onurunun altında. Ama Emekli Astsubaylar eşitler arasında birinciliği hak ediyor. Çünkü Emekli Astsubay dediğimiz insanlar, bizler güvende olalım diye Türk Silahlı Kuvvetlerine ömürlerini veriyorlar. Bizim kahramanlarımız onlar. Özellikle terör bölgelerinde kelle koltukta görev yaptılar; devleti ve milleti koruyabilmek için hayatlarını ortaya koydular; Şehit olmayı, Gazi olmayı göze aldılar. Yurt içinde veya yurt dışında; eksi 40 derecede karda tipide, 50 derecede güneşte; şarapnel gibi yağan sağanak altında; kuş uçmaz, kervan geçmez dağlarda; haritada yerini bile bilmediğimiz ücralarda vuruştular, çarpıştılar. Hem kendi hayatlarını hem ailelerini hiçe saydılar; yüksek riskli görevlerin bedelini aileleriyle birlikte ödediler. Çoğu kirada; kendilerine reva görülen bu emekli maaşıyla geçinmeleri mümkün değil. Terörle mücadelenin bir türevi gibi bugün ekonomik terörle mücadele ediyorlar; hayat pahalılığı içinde yaşam mücadelesi veriyorlar; yoksulluk sınırının altında yaşıyorlar. Mecburen ek işlerde çalışıyorlar; madalyalı kahramanlarımız Astsubaylar, AVM’lerde ve otellerde güvenlik görevlisi olarak çalışıyor.
Bakın, bu konuyu burada anlatabilmem için derneğin duyurularından beni düzenli haberdar eden—varlığıyla onur duyduğum—bir arkadaşım var: Mehmet Görmüş. Emekli Kıdemli Başçavuş. Ağrı’da, Tunceli’de, Van’da, Hakkâri’de, Kıbrıs’ta görev yaptı; özel harekât operasyonlarında defalarca çatışmaya girdi. Neticede 25 yıllık görev süresinin sonunda emekli oldu; çocukları için ek işlerde çalışmaya devam ediyor. Emekli olduktan sonra çocuklarının birbirinden şahane üniversitelerden mezun olmalarını sağladı; hâlâ çalışıyor. Çalışmak elbette ayıp değildir; namusuyla ekmek parası kazanılan her iş kutsaldır. Ama yahu, bu insanlar bizim kahramanlarımız; bu vatanın yurtsever evlatları. Bütün ömürleri tehlike içinde, namlunun ucunda geçti; emekli olduktan sonra bile gün yüzü göremiyorlar.
Ve bugün saat 11’de Anıtkabir’e gidiyorlar. İmkânı olan herkesi oraya davet ediyorlar. Bizzat gelemeyenler bile manen, ruhen; Türk halkının Aslanlı Yol’da onlarla birlikte yürümesini rica ediyorum. Anıtkabir’e birlikte gitmek istiyorlar; kalabalığın içinde yalnız olmadıklarını hissetmek istiyorlar. Eğer gerçekten milletsek, kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Kuru kalabalık olmadığımızı göstermemiz gerek. Yahu, terörist başına bile “umut hakkı” tanınan bu ülkede; geleceğe dair umutla bakabilmeleri için—aileleri, çocukları için—bir ömür boyu fedakârlıklarına karşılık bir nebze olsun teşekkür edebilmek adına Emekli Astsubaylarımızın yanında olmamız gerek. Bugün saat 11, Anıtkabir’deyiz. Bizzat oraya giderek veya ruhen, manen, sosyal medyada destekleyerek Emekli Astsubaylarımızın yanında olmalıyız.
Abonelerim arasında çekiliş yapacağım. Mail adresimi not edin lütfen: [email protected]. Emekli Astsubaylarımızın bugünkü Anıtkabir’deki buluşmasına katılan ve katıldığına dair bana fotoğraf gönderen dört talihli izleyicime, sevgili arkadaşım Korcan Karar’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı Anıtkabir konulu fotoğraf sergisinden birer olağanüstü fotoğraf hediye edeceğim. Korcan fotoğrafları sizin için imzalayacak; ben de çerçeveletip göndereceğim. Korcan’ın 27 Ekim’de İzmir’de açacağı bu sergi hakikaten muazzam—yani muazzam. Onu günü geldiğinde hem görsel olarak hem de bilgilerle detaylı anlatacağım. Korcan, Anıtkabir’de olağanüstü bir iş yaptı; onun sergisi… Dört talihli izleyicime işte Korcan’ın Anıtkabir sergisinden birer fotoğraf hediye edeceğim; Korcan imzalı.
Cümleten sağlıklı, huzurlu; namuslu ve yurtsever insanların daima dayanışma hâlinde olacağı bir hafta sonu dilerim.
#17EkimDünyaAstsubaylarGünü
@nevzatyuksel2 @TuncbilekN @AstsubayBurada @karahoroz2 @_ozgedemir_ @zaferkirabal75 @esra3570 @Asbinisiyatif @Efe_Turk09 @NECM75188306 @ozkangucluer45 @ZARGANA72 @kozan_fati38955 @CaferDemir1989 @baksu7058 @sabo1956 @OsmanKosa @temadankara @Astsubay_1978 #gramaltın
Organize kötülük... kollektif körlük... toplumsal şizofreni... kitlesel depresyon... ictimai çürüme... kökten kuruma... örgütlü cehalet... sosyal uyuşma... toplu hipnoz... hepten yıkım... tümden çöküş...
10 yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili olarak görev yapıyorum. Bu sürede hep “Bu vatanın evlatları” dedim; polisin de, askerin de hakkını savunmayı onurum bildim.
Polis intiharlarını, mobbingi, angaryayı, fazla mesaileri, maaş promosyonlarını defalarca gündeme taşıdım.
Sendikal haklarınız için mücadele ettim.
İnsan onuruna yaraşır bir çalışma hayatınız olsun diye gece gündüz çabaladım.
Size hep “kardeşim” diye seslendim.
Çünkü sizinle aramda bir bağ, bir vicdan ortaklığı vardı.
Mecliste de, genel merkezde de sizin sesiniz olmaya gayret ettim.
Ama bugün, susturulmak istenen vicdanın, ezilmek istenen hukukun sesi olma zorunluluğuyla konuşuyorum.
Ve belki de ilk kez…
Tüm polis teşkilatına “kardeşim” diyemiyorum.
Çünkü o kardeşlik hukukunu bozanlar oldu.
Kafasına diz çöktüğünüz genç sizin kardeşinizdi.
Yüzüne gaz sıktığınız çocuk bu ülkenin geleceğiydi.
“Emir aldım” diyerek vicdanınızı susturamazsınız.
Ama bir gerçeği de göz ardı edemem:
Bu ülkede en çok intihar eden meslek grubu polisler…
Ağır bir stresin altındasınız.
Düzensiz mesailer, ekonomik kaygılar, amir baskısı, iktidarın otoriter yükü… Hepsi omuzlarınıza bindirilmiş.
Ve çoğunuz bu mesleği, işsizliğin soğuk yüzünden kaçmak için seçtiniz.
Bugün görev başında olan binlerce polis, kendi çocuğu huzurla uyuyabilsin diye, başka çocukların güvenliği için nöbet tutuyor.
Bu tabloyu görmeden, birkaç kişinin hukuk dışı davranışını tüm teşkilata mal etmek ne adil olur ne de vicdani.
Sevgili gençler…
Özgürlük ve adalet talebiyle sokaklara çıkan pırıl pırıl genç kardeşlerim…
Karşınızdaki polis sizin düşmanınız değil.
O da sizin gibi bu ülkenin evladı, dar gelirli ailelerin çocuğu — bunu her zaman gözetin.
Ama şunu unutmayın:
Sizler bu ülkenin vicdanısınız, umudusunuz.
Korkuya karşı cesareti, baskıya karşı onuru temsil ediyorsunuz.
Kalbinizde bir kin yok; sadece özgürlük hayali var.
Ve bu hayal, bir gün hepimizi özgürleştirecek.
Benim oğlum da sizin yaşınızda…
Ve ben bir baba olarak biliyorum:
Her gaz fişeği, her cop darbesi sadece bir genci değil, bir annenin yüreğini, bir babanın umudunu da hedef alıyor.
Polis kardeşim…
Senin annen de “evladım sağ salim dönsün” diye dua ediyor.
Ama bugün bir başka annenin evladı senin copunun altında çırpınıyor.
Bir öğrencinin parmağını kırmak, gözünü gazla yakmak görev değil; bu, vicdanın sarsılmasıdır.
Genç kardeşim…
Senin haykırışını duyuyoruz.
Sen adalet istiyorsun, özgürlük istiyorsun.
Ve bunu barışçıl yollarla talep ettiğin sürece sonuna kadar haklısın.
Senin mücadelen sadece bugünü değil, yarının daha adil bir Türkiye’sini inşa edecek.
Buradan İçişleri Bakanı’na ve Emniyet Müdürlerine sesleniyorum:
Verdiğiniz her hukuksuz talimatın, göz yumduğunuz her orantısız müdahalenin hesabını bugün olmasa da yarın, bağımsız yargı önünde mutlaka vereceksiniz.
Hiçbir makam, hiçbir unvan sizi bu sorumluluktan kurtaramaz.
Bu ülkenin çocuklarına şiddetle boyun eğdireceğinizi sanıyorsanız, büyük bir yanılgı içindesiniz.
Anayasa’yı çiğneyen, hukuku ayaklar altına alan emirlerin altında imzası olan herkes, günü geldiğinde adalet önünde hesap verecektir.
Unutmayın: iktidarın gücü hukuk kuralları ile sınırlıdır ve hukukun hafızası da sonsuzdur.
Ve o gün geldiğinde, ne bir kalkan sizi korur, ne de ardına sığındığınız emir zinciri.
Polis de, öğrenci de…
Atatürk’ün “Benim bütün ümidim gençliktedir” dediği gençliktir.
Birbirinize düşman değil, omuz omuza yürüyen kardeşler olmanız gerekir.
Çünkü zulümle yükselen her duvar, bir gün hepimizin üstüne yıkılır.
Ya bugün vicdanla durursunuz…
Ya da yarın tarih sizi ‘zalim’ diye yazar.
Tercih sizin.
Atatürk’ün yapay zekayla yapılmış ve kendisini playboy gibi gösteren şu saçma videoları paylaşmazsanız sevinirim.
Elinde rakı bardağı, bir Don Juan gülümsemesi, dizi karakteri gibi… Ayıptır! Utanın!!
"Nardugan Kut'lu gelsin.
Ayaz ata el versin.
Akça ağaç göğe değsin.
Gün geceye galip gelsin."
TÜRK'ün ve tüm Türk Dünyasının
☀️❄️#NarduganBayramı❄️☀️
🇹🇷Kut'lu Olsun🇹🇷
Bolluk ve berekete vesile olsun.
#NarDugan#NarTugan#21AralıkEnUzunGece
Bakan olunca ilk işi T.C.’yi kaldırmaktı
“Cumhurbaşkanı yerine başkan seçersek, sağlık sistemindeki felaketler sonlanır” diyen, Yenidoğan Çetesi skandalında hastanesi kapatılan AKP’li eski Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu kimdir?
DUBAİ değil ,
Yerli ve Milli Truffe Çikolata…
LÖSEMİLİ ÇOCUKLARIMIZIN ANNELERİNDEN SAF KAKAODAN yaptıkları katkısız ( doğal lezzet )
LSV dükkanda satılıyor.
Geliri de Lösemili çocuklarımızın parasız tedavilerine aktarılıyor .
* Bir kez deneyin,
bayılacak ve bırakamayacaksınız.
YUNAN MİLLİ MARŞININ ASLINDA TÜRK SOYKIRIMINA ÖVGÜ ŞİİRİ OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
Yunan Ulusal Marşı: Irkçılığın ve Türk Düşmanlığının Nirvana’sı
Köpekler azalıyorlardı, Ve Allah diye bağırıyorlardı Allah!
Fakat Hıristiyanların dudakları daha doğruydu. Ateş diye bağırıyorlardı Ateş!
Bugün mesleğimin bana bir cilvesi midir bilinmez, radarıma ülkelerin ulusal marşları takıldı. Şöyle bir araştırayım dedim ve beni hayretlere düşüren bazı sonuçları sizlerle de paylaşmak istedim.