Kartalkaya’nın ardından kalan acının tarifi yok. Evladını, eşini, annesini, babasını, kardeşini kaybeden aileler ne yazık ki bir de adaletin peşinde nöbet tutmak zorunda.
Bugün Anıtpark’ta, 78 kaybın yasını ve adalet talebini aylardır omuzlarında taşıyan aileleri ziyaret ettik.
Söyledikleri çok açık, çok haklı. Sorumluluğu bulunan herkes yargı önüne çıkmalı. Hiç kimse makamının, unvanının, izin süreçlerinin ardında kalmamalı.
Kaybettiklerini geri getirmek mümkün değil. Ama geride kalanlara eksiksiz bir adalet borcumuz var. Bir daha hiçbir ailenin aynı acıyla sınanmaması için de bu borcu yerine getirmek zorundayız.
Yanlarındayız.
30 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 04.06.2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla, Türk Medeni Kanunu’nun yoksulluk nafakasını düzenleyen 175. maddesindeki “süresiz olarak” ibaresi iptal edilmiştir. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girecek olması, yapılacak düzenlemenin sorumluluğunu yasama organının önüne koymaktadır.
Bu süreçte temel kaygımız, yapılacak düzenlemenin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşen kadınların yaşam güvencesini zayıflatmasıdır. Nafaka meselesi, kadın-erkek eşitliği ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin gündelik yaşamda nasıl karşılık bulduğuyla doğrudan ilgilidir.
Kararın gerekçesinde, somut olayın koşullarının değerlendirilmesi ve süresiz nafakayı gerektiren hallerin açık ölçütlerle düzenlenmesi gerekliliğine işaret edilmektedir. Bu nedenle karar, nafakanın “beş yıl” veya “evlilik süresinin yarısı” gibi katı formüllerle sınırlandırılmasının gerekçesi yapılamaz.
Toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü nedeniyle yıllarca çocukların bakımını ve ev içi emeği üstlenen, eğitiminden, mesleğinden veya çalışma hayatından uzaklaşan kadınların ekonomik kaybı yalnızca evliliğin süresi üzerinden hesaplanamaz. Karşılıksız bakım emeği ve ev içi emek gerçek bir emektir; boşanmayla birlikte ekonomik sonuçları ortadan kalkmaz.
Yapılacak düzenleme, kadının yaşını, sağlık durumunu, bakım sorumluluklarını, çalışma yaşamından uzak kaldığı süreyi ve gerçek istihdam olanaklarını dikkate almalı; yoksulluğun devam ettiği koşullarda nafaka hakkını güvence altına almalıdır. Çünkü eşitlik, herkese aynı süreyi uygulamak değil, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı farklı koşulları gözetmektir.
Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendiren sosyal politikalar, erişilebilir kreşler, kamusal bakım hizmetleri ve güvenceli istihdam olanakları sağlanmadan nafaka hakkının daraltılması, eşitsizliğin ekonomik sonuçlarını bir kez daha kadınlara yükleyecektir.
Yasama organını, kadınların karşılıksız bakım emeğini, evlilik içindeki eşitsiz iş bölümünü ve boşanma sonrasında karşılaştıkları ekonomik gerçekleri gözeten, somut olayın bütün koşullarını esas alan bir düzenleme yapmaya çağırıyoruz.
Çünkü eşitlik, eşitsiz koşulları aynı kabul etmek değil, o eşitsizliği ortadan kaldıracak güvenceleri yaratmaktır.
🚨 MHK Operasyonunda evrakta sahtecilik iddialarına ilişkin soruşturmada Yunus Yıldırım gözaltına alındı!
Yunus Yıldırım, Beşiktaş'ın Alanyaspor karşısında 1-0 mağlup olduğu karşılaşmada maçın gözlemcisi olup maçın hakemi Adnan Deniz Kayatepe'ye tam not vermişti!
Deniz Göktaş’ın duruşmasını takip etmek üzere @avkemalbinici ile birlikte bugün Çağlayan Adliyesi’ndeydik.
Deniz, akıl ve hiciv dolu, kendine hayran bırakan savunmasıyla aslında çok basit bir gerçeği yeniden hatırlattı. Mizahın ve haliyle sanatın doğasında abartı, eleştiri, ironi ve rahatsız etmek vardır. Bunları ceza hukukunun konusu haline getirmek, ifade özgürlüğünün sınırlarını daraltmaktır.
Deniz’in özgürlüğüne kavuşması elbette sevindirici. Ancak bir komedyenin sahnede kurduğu cümleler nedeniyle aylarca tutuklu kalmasının ardından hakkında mahkumiyet kararı verilmiş olması, ifade özgürlüğü açısından ciddi bir endişe kaynağıdır.
Deniz’in özgürlüğüne kavuşmasına seviniyoruz.
Şimdi olması gereken, ifade özgürlüğünün de özgür kalmasıdır.
Dünyanın en güzel ve en zengin dili olan Türkçemizin bayramı kutlu olsun.
Türk dilini yücelten, bizlere kazandıran ve bugünü Türk Dil Bayramı olarak kutlamamıza vesile olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anıyorum.
Türk Dil Bayramımız kutlu olsun.
Çok üzgünüm…
Ankara’da emeklilerimizin geçim sıkıntılarını ve hak taleplerini dile getirdiği eylem sırasında bir emeklimizin yaşamına son vermesi sözün bittiği yerdir.
Hiçbir insanın çaresizliği, hayatından vazgeçecek kadar büyümemeli.
Emekli polis memuru Ali Şekeroğlu’na Allah’tan rahmet; ailesine, yakınlarına ve sevenlerine sabır diliyorum.
Sevgili Hemşehrilerim,
Siyasette bazı kararlar vardır; öfkeyle alınmaz, kırgınlıkla açıklanmaz. Uzun uzun düşünülür, vicdanla tartılır, sorumluluğu üstlenilir ve sonunda Türk milletinin huzurunda açıkça ifade edilir.
Bugün aldığım karar da böyle bir karardır.
19 Mart’la başlayan ve sonrasında mutlak butlan tartışmaları da dahil olmak üzere pek çok hukuki ve siyasi tartışmayla devam eden süreç, Türkiye’de siyaseti hepimizin üzülerek takip ettiği bir noktaya getirmiştir.
Bu süreç boyunca ne düşündüğümü, neye itiraz ettiğimi ve nasıl bir yol önerdiğimi açıkça ifade ettim. Bugün bunları uzun uzun tekrar etmeyeceğim. Dün ne söylediysem bugün de aynı noktadayım. Düşüncelerimde değişen bir şey yok.
Ancak bazı hususların altını çizmek zorundayım.
Benim partililikten anladığım; taşıdığınız kimliğin hakkını vermek, size güvenen insanların başını öne eğdirmemek, temsil ettiğiniz siyasi yapıya millet nezdinde itibar kazandırmak ve aldığınız sorumluluğu layıkıyla yerine getirmektir.
Ben bugüne kadar Cumhuriyet Halk Partisi’ni küçük düşürecek, ona oy veren insanların mahcup olmasına neden olacak hiçbir davranışın içinde olmadım.
Tam tersine; Ankara’da belediyeciliğin ayrım yapmadan, şeffaf, hesap verebilir ve halkın parasını yine halk için kullanarak nasıl yapılabileceğini göstermeye çalıştık.
Bunu yalnızca ben söylemiyorum.
Ankara’da bize verilen büyük destek, Türkiye genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları ve farklı siyasi görüşlerden vatandaşlarımızın ortaya koyduğu teveccüh bunun en açık göstergesidir.
Eğer Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı olarak seçilmişsem; görev yaptığım süre boyunca partimin adına leke getirmemiş, Türkiye çapında örnek gösterilen işlere imza atmış ve bana oy veren insanların göğsünü kabartmışsam, temsil sorumluluğumu yerine getirdiğime inanıyorum.
Üzerime düşen sorumluluğu dün de taşıdım, bugün de taşıyorum.
Kendimi hiçbir zaman siyasi partilerin üzerinde görmedim. Böyle bir iddiayı hadsizlik sayarım.
Ancak belediye başkanlığı görevimin bana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır:
Siyasetin tavanında birlik sağlanamadığında, millet isterse tabanda o birliği sağlayabilir.
Biz bunu Ankara’da başardık.
Farklı siyasi görüşlerden milyonlarca insan aynı iradenin etrafında buluştu. Kimseye nereden geldiğini, hangi partiye oy verdiğini sormadık. Hiç kimseyi siyasi kimliği nedeniyle diğerinden ayırmadık.
Çünkü bizim için herkes eşittir.
Her zaman şunu söyledim:
Türkiye’de demokratik yollarla bir iktidar değişikliği olacaksa, bunun yolu muhalefetin birbirini tüketmesinden değil; ortak ilkelerde yan yana gelebilmesinden geçmektedir.
Bu nedenle aylardır yaşanan tartışmaların, özellikle de mutlak butlan üzerinden yürütülen sürecin Cumhuriyet Halk Partisi’nde derin bir ayrışmaya yol açabileceğini ve bunun yalnızca CHP’ye değil, Türkiye’de demokratik siyaset umuduna zarar vereceğini defalarca ifade ettim.
Daha önce, parti içinde şahsımla veya izlediğim tutumla ilgili bir rahatsızlık varsa bunun gereğini yapacağımı söylemiştim.
Ve bugün yapılan bazı açıklamalar nedeniyle; Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğimden ayrılıyor, siyasi yoluma bağımsız olarak devam ettiğimi kamuoyunun takdirine sunuyorum.
Ben dün beraber yürüdüğüm hiçbir arkadaşımı bugün siyasi tercihi nedeniyle yok saymayacağım.
Üç dönem CHP çatısı altında birlikte seçime girdiğim, mücadele ettiğim, seçim çalışmalarında yanımda duran, bana inanan, emeğini ve gönlünü ortaya koyan herkese ömrüm boyunca teşekkür borçlu olacağım.
Bir başka konuda da tavrım son derece açıktır.
Vatandaşlarımızın siyasete ve siyasetçiye güveni çok yara aldı. Bunun sorumluluğunu seçmende değil, kendimizde aramak zorundayız.
İnsanlar sandığa giderken yalnızca bir isme değil, bir siyasi iradeye de oy verir.
Bu nedenle seçmenin iradesini yok saymayı, onun oyuyla elde edilen makamları seçmenin onay vermediği siyasi adreslere taşımayı doğru bulmadım, bugün de bulmuyorum.
Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur.
+++
Geçmiş olsun Manisa, Turgutlu.
Turgutlu’da İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yakınında yaşanan saldırıyı üzüntüyle karşılıyoruz.
Okullarda şiddete hayır. Öğrencilerin, öğretmenlerin ve eğitim emekçilerinin güvenliği eğitim hakkının temel koşuludur.
TMMOB Ankara İKK
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir okulda yaşanan saldırı hepimizi bir kez daha derinden üzdü.
Okul dediğimiz yer, evlatlarımızı gönül rahatlığıyla emanet ettiğimiz, onların geleceğe hazırlandığı yerdir. Çocuklarımızın olduğu bir yerde şiddetin gölgesi dahi olmamalı.
Yaralanan evlatlarımıza acil şifalar diliyor, ailelerine ve tüm eğitim camiamıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Göçmen bir ailenin çocuğu Elif Eralp. Bugün Berlin eyalet seçimlerinde Sol Parti’yi birinci sıraya taşıdı.
Kadınların ve azınlıkların siyasetteki varlığı, eşit yurttaşlık ve çoğulcu demokrasi adına mükemmel bir hikâye.
Üstelik “nefrete karşı sevgi ve adalet” diyerek kazandı seçimi…
Gurur duydum 👏🏻
Tebrikler @ElifEralpBerlin
Kamuoyuna Duyuru
Beşiktaş Kulübü olarak sporda adaletin, şeffaflığın ve eşitliğin sağlanması yolunda her zaman lafla değil, somut ve kararlı adımlarla hareket ettik.
Dün oynanan müsabakada, kırmızı kart görerek oyundan ihraç edilmiş bir teknik direktörün açıklamalarının maç devam ederken canlı yayında adeta savunulurcasına aktarılması, yayıncı kuruluşun (beIN Sports) tarafsızlık ilkesini nasıl ayaklar altına aldığını bir kez daha açıkça göstermiştir. Yayıncılık ilkelerini ve sportif rekabetin dürüstlüğünü zedeleyen bu tutuma; pozisyonların ekrana ve VAR odasına yansıtılmasında sergilenen seçici ve manipülatif yaklaşımlara karşı duruşumuz sadece sosyal medya mesajlarından ibaret değildir.
Nitekim Kulübümüz, yayıncı kuruluş hakkında geçen hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na resmî suç duyurusunda bulunarak Türk sporu adına tarihi ve somut bir hukuki süreç başlatmıştır.
Son günlerde yaşanan gelişmeler ve diğer kulüplerin de benzer şikayetleri dile getirmeye başlaması, attığımız bu hukuki adımın ne kadar haklı ve zamanında olduğunu bir kez daha net bir şekilde gözler önüne sermiştir.
Sporda adalet ve tarafsız yayıncılık talebinde samimi olan tüm Türk spor kamuoyunu ve kulüpleri, temennilerle yetinmek yerine başlatmış olduğumuz bu somut hukuki mücadelenin arkasında durmaya ve takipçisi olmaya davet ediyoruz.
Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunarız.
Beşiktaş JK
GÖZÜMÜZ ÜZERİNİZDE!
TFF ve MHK’ya açık ikaz!
Yarın akşam Süper Lig’in iki formda takımı Beşiktaş ve Amedspor karşı karşıya gelecek. Önümüzdeki rakibimizin puan kaybetmesiyle birlikte bu maç, Beşiktaş adına çok büyük önem arz etmektedir.
Durum böyleyken Beşiktaş’ın daha önce de bu tip maçları olmuş ve bariz hakem hataları nedeniyle önemli maçları kaybedilmiştir.
Şimdiden uyarıyoruz: Yarın akşam olası böyle bir senaryoda yaşanacaklardan Beşiktaş taraftarı sorumlu değildir.
Buradan maçın hakemi Ali Şansalan’a sesleniyoruz:
Adil ol, adil yönet. İyi olan kazansın!
Saygılarımızla.