"Şeker Portakalı" romanında, babasından yediği acımasız bir dayağın ardından Zeze, tek sırdaşı Portuga'ya babasını öldüreceğini söyler.
Portuga dehşete düşüp bunu nasıl yapacağını sorduğunda, o küçük çocuktan şu sarsıcı cevabı alır:
"Öldürmek, Buck Jons'un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil, onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek...
Ve bir gün büsbütün ölecek.."
Bu sahnedeki gerçeklik, insan bağlarının nasıl koptuğuna dair net bir yüzleşmedir.
Birini hayatınızdan çıkarmak için fiziksel bir eyleme, gürültülü kavgalara veya büyük vedalara ihtiyacınız yoktur.
Kalbinizdeki o sessiz mahkemede birine duyduğunuz sevgiyi ve inancı geri çektiğiniz an, o kişi sizin için zaten ölmüştür…
İyi geceler..
Şaşırtıcı bir şey öğrendim: Üzüntü veya imtihan anlarında gelen uyku, acımızı hafifletmek için Allah'ın bir lütfudur.
“Sonra o kederin ardından üzerinize içinizden bir kısmını bürüyen bir güven ve uyku indirdi.”
Âl-i İmrân / 154
@kiyisiiz Rabbim merhametiyle kuşatsın inşallah. Geçecek bu günler merak etmeyin. 40 günden sonra biraz daha iyi oluyor. İnsan alışıyor. Elinizi neye atsanız işiniz rast gelsin.
Sonucu ömür boyu kullanacağın her yere yanında taşımak zorunda kalacağın ilaçlar her ay kontroller. Yapılanın karşılığını her şeye gücü yeter Rabbimden görün.
turns out women get more autoimmune diseases from suppressed anger and trauma.. so basically every time you don't flip a table, your immune system takes a hit. moral of the story? throw the fuckin chair girl. it's preventative medicine
Ben bir kez hocama “hocam beni üzen hiç kimseden ahım çıkmadı, acaba ben Allahın sevdiği kulu değil miyim” demiştim o da bazılarını Allah özellikle ahirete bırakır demek ki bu dünyada yaşayacağı hiçbir şey senin acına denk gelmiyor demişti. İçim çok rahat. Karmaya da inanmıyorum.