Kamuoyuna Duyurulur!
Maalesef fırsat buldukça insafsız bir şekilde çimento fiyatlarına fahiş zamlar yaparak inşaat maliyetlerini, dolayısıyla konut maliyetlerini artıran; konuta erişmekte zorlanan vatandaşlarımızı yüksek kiralara mahkûm eden, özellikle Ankara’daki bir avuç çimento üreticisinin çimento ve beton ürünlerine yaptığı yüksek oranlı zamları, müteahhitlik sektörü temsilcileri olarak kabul etmiyor, şiddetle kınıyoruz.
Ne oldu da peş peşe bu zamları yapma gereği duydunuz?
Her fırsatta maliyetlerinizin ortalama %50’sinin enerji giderlerinden oluştuğunu sizler ifade ediyordunuz.
Deprem risk kuşağı altında bulunan ülkemizde kentsel dönüşüm, bu fırsatçı zamlarla daha da zora girecektir.
Yine kamu müteahhitlerimiz açısından da artan bu fahiş fiyatlarla mevcut işlerin tamamlanması hayli güçleşecektir.
Elbette iş insanları olarak emeğinizin, yatırımınızın, sermayenizin ve enflasyon oranında kazanç sağlamanıza karşı değiliz. Ancak bunun ticaret ahlakına ve serbest piyasa kurallarına uygun, makul bir sınırı olmalıdır.
Ülkemizin batı bölgelerinde Bolu, Isparta, Afyonkarahisar, Manisa, İzmir gibi birçok ilimizde çimento ton fiyatları ortalama 2.500 TL civarındayken, Ankara’da ton fiyatının 4.400 TL’ye, yani yaklaşık iki katına çıkması yalnızca maliyet artışıyla izah edilemez.
Maliyet girdileri bellidir. Bu bölgelere göre Ankara’da hangi maliyet girdileri bu denli yüksektir ki, aynı girdilere rağmen fiyat farkını iki katına çıkardınız? Bu durumu kabul etmiyor ve kınıyoruz.
Zira çimento sektörü olarak son bir yıldır borsaya bildirdiğiniz yüksek kârlılık oranları da sektörün mevcut tablosunu açıkça ortaya koymaktadır.
Sektörün en büyük çatı kuruluşu olarak Sayın Cumhurbaşkanımıza çağrımız; enflasyonla mücadele kapsamında bu konuya müdahil olmaları ve fahiş fiyat artışlarına dur demeleridir.
İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu olarak, özellikle Ankara’daki üyelerimizden gelen yoğun şikâyetler üzerine bu konuya kayıtsız kalmayacağımızı; sorumlu bir sivil toplum kuruluşu olarak her daim sektörün, vatandaşımızın ve kamunun hukukunu kamu yararı doğrultusunda korumaya devam edeceğimizi saygıyla kamuoyuna arz ederiz.
@RTErdogan@omerbolatTR@murat_kurum@RHisarciklioglu@RekabetKurumu
@cbsbb@_cevdetyilmaz@murat_kurum@RHisarciklioglu@TURKAMUT
Kıymetli Başkanım @TelliogluTahir
Beton ve çimento sektöründe yaşanan fahiş fiyat artışlarını cesaretle gündeme taşıyarak sektörümüzün ve vatandaşlarımızın sesi olduğunuz için Türkiye Kamu Müteahhitleri @TURKAMUT ve şahsim teşekkür ediyoruz.
Özellikle Ankara’da oluşan yüksek fiyat politikalarının konut maliyetlerini artırdığı, kentsel dönüşümü zorlaştırdığı ve kamu projelerini olumsuz etkilediği artık açıkça görülmektedir.
Sektör adına ortaya koyduğunuz bu duruşun sonuna kadar destekçisiyiz.
Zormuş. Her gün kakltığında yeniden, her dostunu gördüğünde bir kez daha hatırlıyor insan acısını ama sevenlerinin duasıyla, desteğiyle insanın yükü hafifliyor ve nasıl gıpta edilecek bir hayat yaşadığını, bıraktığı hatıraları, bir yıl olmasına rağmen her gün her gece dua edenlerinin varlığını bilince insan teselli oluyor. Rabbim merhum babamın mekanını cennet, makamını Âli eylesin. Bizlere onun bıraktığı izleri takip etmeyi nasip etsin. Onun hatıralarını, dostlarını ve sevenlerini incitecek işlerden bizleri alıkoysun. Seneyi devriyesinde edilen duaları yapılan niyazları kabul etsin. Arayan, soran, dua eden, mesaj atan hatırasını ayakta tutan herkese şükranlarımı arz ediyorum.
Her federasyon çeşitliliği ifade eder zannımca..! Belki bundan sonraki süreçte tüm hizmet sektörlerini ayrı ayrı temsil eden federasyonlar da oluşur diye düşünüyorum..!
Bingöl Tanıtım Günlerinin son gününde (pazar) Genç ve Solhan ilçelerimizin programlarına katıldık. Kıymetli hemşehrilerimizle bir araya gelerek hasbihal ettik.
Acaba böyle tanıtım günlerinde ilimizin sevilen sayılan şahsiyetlerinin hayat hikayeleri de ele alınsa fikri geldi aklıma.
Böylelikle geçmişimizi yad etme imkanımız olsa yahut geçmişte yaşanan bazı tarihi meselelerle ilgili anlatımlar olsa iyi olmaz mı?
Balımız, kavurmamız var çokta güzeller ama tarihimiz yokmu? Tarihi şahsiyetlerimiz yok mu? Bingölün efsane insanları, hala duyduğumuzda yüzümüzü güldüren veya üzerinden yıllar geçmesine rağmen bizi hüzünlendiren hikayelerimiz yok mu? Sadece balımızla kavurmamızla kadayıfımızla nasıl bir toplum bilinci oluşturacağız! Tarihi ve kültürel bir yönü olmayan, insanı, insanımızı anlamadığımız, anlatmadığımız bir tanıtımla birbirimizi nasıl tanıyacağız veya Bingöllü olmayanlar Bingöl’ü nasıl tanıyacaklar?
Ben memleketimin gıda ürünlerinden önce insanıyla, insanlığıyla övünüyorum. Kültürümüzle, kimliğimizle tarihimizle kendimi o toprakların bir parçası hissediyorum. Bingöl insanının yaşdıklarıya yahut yaşayamadıklarıyla oluşan bir toplumsal hafıza değil mi bizim kader birliğimiz. Böyle bir duygudaşlık hissedilmedikten sonra ha Bingöl tanıtım günleri ha balı, kavurması kadayıfı güzel olan başka bir ilin tanıtım günleri ne farkı var? Buna cevaben denebilirki bütün iller böyle yapıyor, o zaman gelin biz bundan sonraki yıllarda ortaya koyacağımız yeni bir perspektifle; insanımızı, tarihimizi, kültürümüzü ve kimliğimizi ele alan yeni bir tanıtım yapalım, farkımızı ortaya koyalım.
Bütün bu düşüncelerimi de yapılan işi eleştirmek için değil sadece samimi hissiyatımı ifade edebilmek için yazdığımı belirterek bütün bu organizasyonda emeği geçen en başta İstanbul dernekleri Federasyonlarıyla (neden bu kadar çok federasyonumuzun olduğu da ayrı bir tartışma konusu) kamu kurum ve kuruluşları ile sivil toplum örgütlerine ve bilhassa esnaflarımıza şükranlarımı arz ediyorum.
Dünyada yaşanan gelişmeler de bu tabloyu beslemiştir.
Türkiye’nin son altı yılda maruz kaldığı dolar operasyonlarıyla başlayan süreç; Ukrayna–Rusya Savaşı ile küresel bir krize dönüşmüş, ardından Çin’de organize edilen pandemi süreci ile üçüncü dünya savaşının şifrelerini taşıyan bir evreye girmiştir. Bunun ardından Türkiye’nin yaşadığı doğal afetler ve ekonomik zorluklar, toplumun çok geniş kesimlerini olumsuz etkilemiştir.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’de yeni bir siyaset sosyolojisi ortaya çıkarmıştır:
Toplumda tepki, öfke ve kimi zaman salt “karşıtlık” üzerine kurulu bir zemin oluşmuştur.
Bu zeminde, mevcut yönetime duyulan tepki, çoğu zaman doğruluk veya yanlışlığa bakılmaksızın “karşı olma” refleksi üzerinden şekillenmektedir.
Ne acıdır ki, bu olup bitenleri Cumhur İttifakı görmesi gerektiği biçimde görememekte; bu nedenle sorun alanı giderek genişlemektedir.
Çare şudur:
Cumhur ittifakı, dünyadaki gelişmeleri Türkiye’nin bekası odaklı doğru okurken, diğer taraftan ortaya çıkan yeni eko-politik değişimi ve varlık–akıl ilişkisindeki büyük dönüşümü de doğru analiz etmek zorundadır. Bu değişimin doğurduğu yeni sosyolojiye hitap edecek bir dil üretme konusunda parti, maalesef dalga boyunun altında kalmıştır. Üzülerek görüyoruz ki AK Parti bu dalga boyunu doğru okuyamadığı gibi bu dalgayı aşabilecek yeni bir dil üretme noktasında milletten alabildiğine uzağa düşme riski büyüyor .
Beraberinde milletin de AK Parti’yi aşarak doğrudan sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan ile bağ kurduğunu, geçtiğimiz yıl ifade ettiğimiz bu bağın da parti açısından sosyolojik olarak ciddi erime riskleri taşıdığı görülmeli.
Bugün Türkiye’nin, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğine her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.
Ve sokak da bunu görmekte, toplumun çok büyük kesimi basiret ve feraset ile son derece akıllı bir siyaset okuması yapıyor. Sayın Erdoğan’ı bütün bu gelişmeleri aşarak bu ülkenin tarihsel geçişi başarması noktasında destekliyor. Çünkü toplumsal erozyon çok ciddi riskler taşımaktadır.
Eğer Cumhuriyet Halk Partisi üyesi olmak, İngiltere’nin vilayeti olan Kanada’da mülteci kabul edilmek için yeter şart olarak görülüyorsa, Türkiye’nin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişinde masada olan Londra’nın, bugün Türkiye’den tasfiye edildiğini düşündüğü açıktır. Bu durum, en az bir buçuk asırlık yeni bir sosyolojik zeminin hazırlamak odaklı bir plan ve programın üzerinde şekillenmektedir.
Bu zemini doğru okumak ve bu zemin üzerinden yürütülen yeni iktidar hazırlığını görmek mecburiyetindeyiz.
Güne Merhaba
Türkiye’nin derinleşen sosyal ekonomik ve sosyo-kültürel krizi üzerine.
Türkiye’de anlaşılması gereken asıl mesele, milletin devletle bağının bir başka ifadeyle “bağının”zayıflamasıyla birlikte, siyasete olan güvensizliğin giderek yükseliyor olmasıdır.
Kimse farkında olmasa da, derinleşme hızı çok yüksek bir siyasal krizi aşamasındayız , aleni biçimde kendini ifade etmese de, ortada çok ciddi bir sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel kriz olarak varlığını sürdürmektedir.
Bu krizi besleyen ana damarlardan biri, “kutsal ve kuralsız para kazanma” anlayışıdır.
Hangi düşünceden, yaşam biçiminden veya inançtan olursa olsun; kamuda, siyasette ya da yerelde ele geçirdiği güç noktalarını kendi ve çevresindeki dar grupların çıkar alanına dönüştüren bir “çökmüş ve çürümüş ve çürüten ahlaksızlık modeli” yaygınlaşmıştır.
Bunun adı, kutsal ve kuralsız yaşam; bir diğer ifadeyle bedevi cehalet ve de modelidir.
Beraberinde dijital ve yapay zekâ devriminin, özellikle bu alanlarda etkin olan küresel güçlerin insana ve doğaya karşı açtıkları savaşta ahlaki çürümeyi tetikleyici, kutsal ve kuralsız para kazanmayı kazandırmayı özneleştiren,baskıcı ve totaliter modellemeleri, toplumda ahlaki değerlerin neredeyse yok olma noktasına gelmesine yol açmıştır ve ve üzücü olan siyaset bu dalga boyunun artık çok gerisinde kalmaktadır,bir anlamda farklı siyaset türleri bu dalgaboyunu üzerine çıkacak bir akıl üretmekte maalesef yeterli kalmamaktadır
Bugün, bütün medeniyet değerlerimizin tasfiye olma aşamasına gelmesiyle derin bir sosyo-kültürel kriz yaşanmaktadır.
Bu derinleşen kriz karşısında üzülerek ifade ediyorum ki medeniyet değerleri üzerinden konuşan toplumun bütün kesimlerindeki sivil yapılar beraberinde akademi dünyası beraberinde kendilerini entellektüel olarak kabul eden merkezler derin bir sessizlik içinde ve sanki Siyasal muhafazakârlığın iktidar ve gücü her şeyin sonu artık bundan sonra olabilecek bir şey yok noktasında ciddi bir vehametin içerisindeler.
Siyasal muhafazakar iktidar toplumun bütün kesimlerinin ciddi anlamda önünü açtı ancak üzülerek ifade edeyim ki iktidar ve güç ilişkisi yukarıda ifade ettiğim adreslerde sanki varılacak son noktaymış gibi kabul edildiği için yaşanan bütün bu kriz modellemeler karşısında okuyan anlayan ve çözüm üreten bir modeli inşa etmekte aynı heyecanı aynı gayreti göremiyoruz
Dün vali emniyet müdürü milletvekili bakan ile merhabalaşmaktan imkansız ve de uzak olan çevrelerin bugün evlatlarının bu makamlarda olması ve beraberinde devletin bütün kesimlerinde Anadolu ile barışık olması bir son nokta değildi aslında bir yeniden varoluş noktasıydı,
oysa bugün geldiğimiz noktada sanki bütün mesele bitmiş gibi düşünenler,
Gerek Siyasal muhafazakarlık güç ilişkisinde insan kaynağının bıraktığı boşlukların faturasının İslam’a ve Müslümanlığa çıkarılmış olmasından ortaya çıkan problemlerin geldiği çürümüşlük noktası,diğer taraftan yapay zeka devrimi ve dijitalizmin üzerinden ülkemize yönelik kültürel soykırım saldırıları karşısında herhalde herkesin bir kez daha oturup düşünmesi gerekmez mi?
Azerbaycan dönüşü Gürcistan’da düşen C-130 askeri kargo uçağında şehit düşen kahraman Mehmetçiklerimize Allah’tan rahmet diliyorum.
Milletimizin başı sağ olsun. 🇹🇷
Algoritma mı yoksa hesabımı şikayet eden pççç ler mi inanın bilmiyorum ama sizlerin de bana sürekli ilettiği gibi artık hesabım görünmüyor.
Bende bizden olan hiç bir hesabı göremiyorum..
Bu paylaşımımı görenler ses verebilir mi?
Bunların algoritmalarını alıp başlarına çalmak artık bir zarurettir…Bunun için bize ait ve global bir marka hedefleyen milli ve yerli platformları desteklemek en birincil vazifemiz olmalı…
Algoritma mı başka bir şey mi inanın bilmiyorum ama sizlerin de bana sürekli ilettiği gibi artık hesabım görünmüyor. Sanki kendi kendime konuşuyorum. Bunu ancak sizlerin yardımıyla ve desteğiyle aşabilirim. Nokta, virgül, çiçek, içinizden ne geliyorsa 🌸