Her defasında “doğal felaket”, “siyasi istismar konusu yapılmasın” saçmalığı…
Doğa hareketlidir, doğada yaşam var. Sağanak, tipi, fırtına, kasırga, deprem, bunlar olacak.
Akılla, bilimle, planlamayla, toplumun çıkarlarını merkeze koyarak bu gerçeklere uyum sağlanabilir ve doğanın hareketleri “felaket” olmaktan çıkarılır.
Ormanları yok ediyoruz.
Su yollarını değiştirmeye kalkıyoruz.
Yaşam alanlarını topraksızlaştırıyoruz.
Dağları traşlıyor, deliyor, hatta sıfırlıyoruz.
Altyapı sorunları olan yerlere avm’ler, plazalar dikiyoruz.
Kentlerimiz bir kaos içinde büyümeye devam ediyor.
Sonra “hiç bu kadar yağmamıştı!”
Yağmur arada böyle şiddetli yağacak elbette.
Her defasında “felaket”!
Karadeniz’de yol, beton, olur olmaz yere HES kondurma sevdasından dolayı her yıl yaşananlar da “doğal felaket” öyle mi?
Piyasanın insafına bırakılan bu ülkede geçtiğimiz Şubat’ta koskoca bir dağ üzerindeki ağaçlarla, bütün heybetiyle otobana yürüdü. O da “doğal felaket”!
Geçmiş olsun İstanbul; “yapay felaket”ten tez kurtulmak dileğiyle…
Deniz Göktaş savunmasını tamamladı. Uzun uzun alkışlandı.
“Ömrümden 3 ay çalındı. Sigarayı bıraktım. Ömrümün sonuna o 3 ayı ekleyeceğim. Hayatımda en özgür ve en kalabalık hissettiğim 3 aydı. 300 kitap hediye geldi. Huzurla uyudum. Suçlamaları kabul etmiyorum, beraatimi talep ediyorum.”
Deniz Göktaş savunma yapıyor.
“Bu hafta hücremden gördüğüm kadarıyla bir emekli polis memuru intihar etti. Aynı hafta bir Akp başkan yardımcısı fon vurgununa dahil olduğu iddiaları sebebiyle görevden affını istedi. Erdoğan’ın en yakın ekibine seçtiği bir isim, sıradan vatandaşın hakkına girdiği iddiaları nedeniyle affını istiyor. Bakın istifa etmiyor, özeleştiri vermiyor. Halkın parası oraya gitti iddiası var ama o yine yukardan af istiyor. Bu ancak otoriter bir liderin ülkesinde olabilir, ‘utangaç iktidar’ ifadesinin hala geçerli olduğunu düşünüyorum”
Yeni Yüzyılda Cumhuriyet Olacaksa;
TKP İLE GÖREV BAŞINA!
Türkiye Komünist Partisi tam 106 yaşında, ülkemizi esir alan karanlığı defetmek için mücadele ediyor!
Sesimizin ulaştığı her emekçiyi, yurtseveri ve cumhuriyetçiyi safları sıklaştırmaya, Türkiye Komünist Partisi'nde örgütlenmeye davet ediyoruz.
Yaşasın TKP!
Yaşasın Sosyalist Cumhuriyet!
Bir saatlik haber taramasında tek güne sığmış yüzlerce “şiddet” unsurlu olayla karşılaşıyorsunuz. Her yerde kamera, görüntüler akıyor. Ölenler, ağır yaralananlar. Çürüme, kan döküyor umarsızca. Ha, Deniz Göktaş için 11 yıl isteniyormuş. Hakaret etmiş diyorlar!!!
📢soL Haber’i hep birlikte güçlendirme çağrısı: Hedef eylül ayında bin yeni abone
Sözümüzün arkasındayız.
Okurlarımızın da abone olarak bu mücadeleye omuz vermelerini istiyoruz.👇
https://t.co/T4mHqZJjPu
Yıldızlar SSS Holding’e peşkeş çekilen maden işletmelerinde çalışan yüzlerce işçi aylardır maaşlarını almak için Ankara’nın göbeğinde direniyor.
Bu direnişe gözünü kapatan, patrona hesap sormayı aklının ucundan bile geçirmeyen iktidar, ilk günden itibaren işçilere eziyet ediyor.
Bu açık işçi düşmanı saldırı bugün yeni bir aşamaya taşındı ve işçilerin örgütlü olduğu Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu tutuklandı.
İktidarın bu hukuksuz adımları derhal sonlanmalı, tutuklanan sendikacılar serbest bırakılmalı, işçilerin talepleri karşılanarak holdinglere peşkeş çekilen madenlerin tamamı devletleştirilmeli.
Genişletilmiş Cumhur İttifakı cenahı "çözüm" sürecine ve yeni anayasa dayatmasına karşı oluşan her türlü toplumsal direnci "dış kaynaklı ve maksatlı" diyerek yaftalama telaşına düştü.
ABD ve İngiltere öncülüğünde uluslararası sermayenin, Orta Doğu'yu yeni ticaret, enerji, lojistik ve üretim ağları üzerinden yeniden yapılandırması ve bölge ülkelerini etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalamaya girişmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye'deki adımların, İran'ı çevreleme veya İsrail'in bölgesel güvenliğini sağlama gibi daha geniş ve yıkıcı senaryolar için bir pazarlık aracı hâline gelmesi, NATO'ya verilen tavizler, ABD'ye teslimiyet "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Barış ve demokrasi gibi kavramların arkasına saklanarak Türkiye ve bölge ülkelerdeki emekçilerin, çok uluslu tekellerin kâr hırsı uğruna ucuz, güvencesiz, en ağır koşulların dayatıldığı bir iş gücü deposuna dönüştürülmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Eşitlikçi, laik bir toplumsal düzende Cumhuriyet'in yurttaşları olarak onurla yaşamak yerine, mezhepçi ve Yeni Osmanlıcı bir zeminde güya kardeşlik masalları anlatılması ve Türkiye'nin altına dinamit döşenmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz, laik ve bağımsız Türkiye mücadelesini baltalayacak; bizzat sorunun kaynağı olan emperyalist, kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda yürütülen, ayrışmayı derinleştirecek her türlü süreç "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Sahte bir "yerli ve milli" söyleminin ardına gizlenerek ülkenin kaynaklarını, geleceğini, bağımsızlık ve egemenliğini emperyalizmin planlarına bağlayan "dış kaynaklı ve maksatlı" süreçlerin karşısında yükselen haklı itirazı yaftalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir!
Türkiye Barolar Birliği, Deniz Göktaş'a ters kelepçe uygulaması ve gözaltı görüntülerinin paylaşılmasının, "hukuka aykırı" olduğunu belirterek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Ankara'da NATO protestosunda gözaltına alınan TKP üyelerinin gözaltı süresi uzatıldı
Kızılay'a yürüyüşleri sırasında polisin saldırısı sonucu gözaltına alınan 139 TKP üyesinin gözaltı süresi savcılık tarafından bir gün uzatıldı. Parti avukatları karara itiraz ettiklerini duyurdu.
https://t.co/zg7R24SQnv
Türkiye'nin onurlu, yurtsever, devrimci insanlarını ayağa kalkmaya davet ediyoruz.
Aşağılanmayı ve kirli savaş pazarlıklarının parçası olmayı kabul etmeyelim.
Kahrolsun emperyalizm kahrolsun NATO!
https://t.co/Hfy2VJIcqP
Ankara’da “Bağımsız Türkiye” için NATO’yu protesto eden TKP üyelerine dönük polis şiddetinde yedi arkadaşımız kafalarından ağır darbe almış, bazı arkadaşlarımızın kol ve göğüs kafeslerinde kırıklar oluşmuş, bir arkadaşımız kalp krizi şüphesiyle anjiyoya alınmıştır.
Yaralanan ve gözaltına alınan yoldaşlarımızın durumlarını yakından takip ediyoruz. Gözaltılar derhal serbest bırakılsın!
Bizimkiler o şiirleri boşuna yazmıyor, 555K sadece o gün için yazılmadı.
Şiir şöyle bitiyor.
“…Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz.”
Deniz Göktaş, sen aklınla kalbinle bu ülkenin gençlerine örneksin. Girilir çıkılır; bu ülkenin hapishaneleri de aydının yurdudur. İstemesek de öyle. Düşün bir ara Aziz Nesin o kadar sık karakola çağrılır ki karakollar ikinci adresi olur. Hatta bir gittiğinde polislerin Marko Paşa okuyup güldüğünü görür. Bu ülkede politik mizah, despot Abdülhamit'in adını kullanamazken çirkin burnu üzerinden siyasi mesaj vererek gelişti. Dünden bugüne mizahın geleneği bu. Sen bu tarihin parçası oldun. Seninle gurur duyuyoruz @idgoktas