Cumhuriyetin Kadın Hakları Her Kadın İçin mi, Yoksa Yalnızca Belirli Kadınlar İçin mi?
En temel hakkımız olan eğitim ve kamuda görünürlük, bazı gazete manşetlerinde "Cumhuriyet karşıtlığı" olarak sunulduysa ve bu şekilde suçlandıysak en çok bugün konuşmalıyız değil mi?
Özellikle sosyoloji bölümü okuyan kardeşlerim!
Mutlaka Toplumsal Cinsiyet Sosyolojisi dersine gireceksiniz.
Üniversitelerin Sosyoloji bölümlerinde kadın hakları anlatılır. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e ve nihayetinde günümüze kadar kadınların verdiği mücadeleler, kadın direnişleri ve elde edilen kazanımlar akademisyenler tarafından tek tek sıralanır.
Ancak nedense 1997-2005 yılları arasına gelindiğinde tarih susar!
Başlı başına bir ders olarak ele alınması gereken bu dönem ya hiç konuşulmaz ya da şöyle bir üzerinden geçilir.
Başörtülü kadınların üniversite kapılarından çevrildiği, eğitim ve çalışma haklarının ellerinden alındığı, kamusal alandan dışlandığı yıllar görmezden gelinir.
Soruyorum:
Başörtülü kadın, kadın hakları tarihinin neresindedir? Yoksa kadın hakları yalnızca belli bir dünya görüşüne sahip kadınlar için mi geçerlidir?
Kadın özgürlüğünü anlatırken başörtülü kadının uğradığı haksızlığı yok saymak, bilimsel tarafsızlık değil, düpedüz ideolojik seçiciliktir.
Çünkü hâlâ tek yönlü bir anlatım vardır, ne yazık ki!
Yani hâlâ atılan naralar yine kendileri içindir, bizim için değil!
Burada çok güçlü bir tarihsel ve siyasal çelişki yok mu mesela?
Cumhuriyet'in kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanıması, kadınların siyasal eşitliği açısından önemli bir kazanım olarak görülüyor değil mi?
1934'te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınırken, 1998'de başörtülü öğrencilerin derslere alınmamasını öngören uygulamalar yürürlüğe konulmuştur.
Bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz?
Peki bir kadının sandıkta yurttaş olarak eşit kabul edilmesi, fakat başörtüsü nedeniyle üniversite kapısında veya kamu kurumunda dışlanması nasıl açıklanabilir?
Burada çok güçlü bir tarihsel ve siyasal çelişki vardır.
Bir tarafta kadınların siyasal haklarını tanıyan Cumhuriyet anlayışı, diğer tarafta aynı ülkenin başörtülü kadınlarını eğitimden ve kamusal yaşamdan dışlayan uygulamalar!
Kadınların özgürleşmesi Cumhuriyet'in kazanımı olarak anlatılırken, başörtülü kadınların eğitim ve çalışma hakkı taleplerinin Cumhuriyet karşıtlığı şeklinde değerlendirilmesi nasıl bir çelişkidir?
Bir kadın sandık başında eşit yurttaş kabul edilirken üniversite kapısında neden eşit yurttaş sayılmamıştır?
Cumhuriyet'in kadınlara kazandırdığı haklardan söz edilecekse, aynı Cumhuriyet tarihi içerisinde kadınların yaşadığı hak ihlalleri de konuşulmalıdır.
Çünkü kadın hakları tarihi yalnızca kazanımların değil, kaybedilen ve ellerinden alınan hakların da tarihidir.
Kadın haklarını savunuyorsanız başörtülü kadını da o tarihe yazacaksınız!
Çünkü kadın hakları yalnızca belirli bir hayat tarzını benimseyen kadınların haklarından ibaret değildir.
Kadının özgürlüğü, onun hangi kıyafeti giydiğine, hangi inancı taşıdığına veya hangi dünya görüşünü benimsediğine göre değişemez.
Eğer değişiyorsa orada evrensel bir kadın hakları savunusundan değil, ideolojik tercihlere göre şekillenen bir hak anlayışından söz ediyoruz demektir.
Üstelik burada çok büyük bir sosyolojik gerçek daha var!
Sürekli ataerkillik üzerinden eleştirilen erkekler, o yıllarda kadınlarla omuz omuza durmuş, onların eğitim hakkı ve kamusal alanda var olabilmesi için mücadele etmiştir.
İşte size toplumsal cinsiyetin, dinin ve siyasetin kesiştiği kocaman bir sosyolojik mesele!
Burada çok büyük bir kesişimsellik vardır.
Başörtülü kadınların yaşadığı ayrımcılık yalnızca kadın olmalarıyla değil, aynı zamanda dinî kimlikleriyle ve siyasal iktidar ilişkileriyle bağlantılıdır.
Dolayısıyla bu mücadeleyi yalnızca kadın-erkek karşıtlığı üzerinden açıklamak mümkün değildir.
Çünkü bu süreçte kadınların karşısında duran erkekler olduğu gibi, kadınlarla omuz omuza mücadele eden erkekler de vardır.
Peki neden bu dayanışma derslerde anlatılmıyor?
Kur'an mushaflarını saman balyaları altına saklayan dedelerime sorun siz 29 Ekim'i..
Elifba cüzünü jandarma dipçiğinden korumak için gizlice ahırda öğrenen çocuklara sorun.
18 yıl boyunca bir "Allah u ekber!" nidasının hasretiyle kavrulan ahaliye sorun siz 29 Ekim'i.
Ayağına çarık alacak parası yokken, çoluk çocuğunun rızkını Frenk şapkasına veren gariban köylüye sorun 29 Ekim'i.
Gelininin namusuna tasallut eden kansız sarhoş komutanın leşini yere serdiği için,
Adı isyancı hânesine yazılan ve üzerlerine vatan haini gibi ordu gönderilen Tatari Badiklere sorun siz 29 Ekim'i..
Harpte Moskof'un, Yunan'ın kaburgasını kırdığı süngü;
Sulhta İslâm şeairini terk etmediği için dönüp kendi bağrına saplanan gazilere sorun siz 29 Ekim'i.
'Efendileri' viskili balolarda lüks ve şatafat içinde dans ederken,
Yalın ayak ekmek karnesi sırasına giren fukaraya sorun.
Düşmana ölüm yağdıran Hamidiye'nin bir Frenk paçavrası uğruna dönüp kendi topraklarını top mermisiyle dövdüğü o kara günün omuz çökerten hayal kırıklığına sorun siz 29 Ekim'i..
Merhum Necmettin Erbakan Hoca:
“Eğer ki çocuklarınıza; helali, haramı, dünyayı ve ahireti öğretmezseniz istediğiniz kadar okutun.
Asla adam edemezsiniz!”
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "İster piyasa manipülasyonuyla, ister borsa oyunlarıyla, ister belediyelerde yaşandığı gibi apaçık yolsuzluk yaparak olsun.
Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur, devleti bulur.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan, şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz."
Müslümanların gayretini, asırlık emeğini menfaat aracı yapanlar, haram yoldan servet edinenler, dışarıdan saldıran düşmandan daha tehlikelidir. Çünkü onlar, kanser gibi İslam cemiyetini içeriden çürütür.
Borsa manipülasyonu yalnızca vatandaşın cebinden çalmak değildir. Aynı zamanda piyasalara olan güveni yok ederek memleket ekonomisine kalıcı zarar vermektir. Muazzam bir suç, akıl almaz bir ihanet. İstifa yetmez. Başsavcılıkça soruşturma başlatıldığını duymak istiyoruz.
Günde uyuduğu 3 saatlik uykuyla Memleketi için Dünya ile savaşan bu Adama Hainlik yapan kim var ise Allah Belasını versin.!!
@RTErdogan
Seninleyiz Reis☝🏻
Ak Partili bir milletvekilinin adı fon iddiasıyla anıldı, iddia daha ispatlanmadı, henüz bir açıklama gelmedi ama AK Parti tabanı ayağa kalktı.
"Doğruysa istifa etsin" diyor.
Sahip çıkan tek kişi yok.
Ama dönüp bir de muhalefete baktığımız zaman durum öyle mi?
İddianameler ortada, tutuklamalar ortada, itirafçılar, para kuleleri, rüşvet çarkları, belediye başkanları bir bir içeri alınıyor..
Ama ne oluyor?
Muhalefet yönetimi o hırsızlıkları savunmak için seferber oluyor!
Genel başkanları mahkeme basıyor, tabanları sokaklarda "hırsız bizim hırsızımız" demedikleri kalıyor.
İşte aradaki fark budur:
Bir tarafta yolsuzluk iddiası karşısında bile istifa isteyen, harama prim vermeyen bir vicdan,
Diğer tarafta yolsuzluğu, hırsızlığı ideoloji haline getirip savunan, soygunu meşrulaştıran bir zihniyet var!
Birinde kul hakkına karşı öfke,
Diğerinde hırsıza karşı omuz omuza verme!
Millet bu farkı görüyor!
Bugün bir kez daha söylüyorum:
Kendisini seçilmiş zanneden, kendisini diğer tüm insanlardan üstün gören; insafı, vicdanı, ahlakı, ilkesi olmayan işgalci siyonist zihniyetin maskesini indirmekte kararlıyız.
Ne yaparlarsa yapsınlar geri adım atmayacağız.