Ceketini hiç sevmezdi.
"Çıkarmak istiyorum, sevmediğim hâlde bana siyaset için giydirdiler." derdi.
Çıkardı, gitti..
Üzerinde hücum yeleğiyle, askerlerinin en önünde..
"Jilet gibi ütülü ceketler sizin olsun, bana kan ve toza bulanmış şehadet gömleğini verin." dercesine;
Ceketini, kendisini cihad meydanında yapayalnız bırakan tüm miskin kravatlı/ceketlilerin hantal suratlarına çarpıp gitti.
Bir ceket uğruna kamburu çıkanlardan olmadan;
Cekete tamah etmeden,
Ceketlilerden pervâ etmeden izzetiyle, şerefiyle;
Bu kirli dünyadan çekti gitti..
Bu çirkef dünyaya eyvallahı olmadan;
Ceketsiz, minnetsiz, tavizsiz gitti..
Neresinden düzelteyim;
Hz. Âişe Sıffin Savaşı'na hiç katılmadı.
Cemel Savaşı'nda da ordu içine hiç çıkmadı, askerler arasına hiç karışmadı.
Devesinin hevdecinin mahfesi, yani perdesi ardında konuşma yaptı.
Askerler sesini duydular, ama perde çekili olduğu için yüzünü görmediler.
Ayrıca ordu komutanı Hz. Âişe değil;
Hz. Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvâm (ra) gibi sahabilerdi.
Hz. Âişe arka planda çadırında yeğeni Abdullah bin Zübeyr'e emirlerini iletiyordu.
Yeğeni de ona namahrem değil.
O ordunun "mü'minlerin annesi" olan Hz. Âişe'ye;
Yani annelerine, peygamberlerinin eşine hâşa nefisleri mi kabaracaktı ki Hz. Âişe perde ardından yüzünü onlara göstermedi?
İçlerinde sahabilerin de olduğu Cemel ordusu hâşa annelerine yan gözle bakacak kadar kansız mıydı ki, Hz. Âişe perdeyi kaldırıp onların arasına karışmadı?
Bu ümmetin fasığı, ayyaşı, berduşu bile anneleri olan Ezvâc-ı tahirata hâşa pis bakıştan ar eder, kanı donar insanın peygamber eşine edepsizliğe.
Buna rağmen niye kendisine "Ey anneciğim" diyen, dünyanın en iffetli nesli sahabe erkeklerinin arasına karışmadı, perdenin ardından çıkmadı?
Çünkü İslâm mahremiyeti sadece cinselliğe indirgemez.
Kendisine karşı cinsel bir temayül aklının ucundan geçmeyecek olan karşı cinsle arasındaki sınırı yine de muhafaza eder.
Tam da bu yüzden Efendimiz, mescidinde kadın-erkek eğitimini ayırdı.
Kadınlar erkeklerden ayrı bir suffada; Suffe'tu-n Nisaiyye'de eğitim aldı.
Bir arada değillerdi.
İnsan fıtratına en uygun olan tarzı, fıtratın yaratıcısının kutlu elçisinden daha iyi biliyor olamazsınız.
Madem ki camiler İslâm'ın mabedidir, o zaman orada İslâm'ın sözü geçer.
İslâm'ın sözü de sizden ya da benden değil,
Efendimiz'den öğrenilir (sav).
Ve Efendimiz bunu böyle yapmadı.
Kadın-erkek konferans verdirmedi.
Onun sözünün üzerine söz söylemek ümmet olmanın edebine mugayirdir.
Hele ki onun emaneti olan mescidlerde..
Bakın; niyetiniz iyi, güzel olabilir.
Ama camiler İslâm'ın mabedleridir ve orada İslâm'ın sözü geçer.
İslâm peygamberi, kadın-erkek eğitimini ayırmıştır.
Ashab-ı suffa ile Suffe'tu-n Nisaiyye olarak.
Laik bir ülkenin sekülerize edilmiş Müslümanları olabilirsiniz,
Ama müsaade edin İslâm ahkâmı en azından cami avlusundan içeri girebilsin.
Hiç olmazsa İslâm peygamberinin sünneti, İslâm mabedlerinde çiğnenmesin.
Bu kadarını söylemeye de Müslümanlar olarak hakkımız olsun, değil mi?
Diyelim ki; erkek doktor bulamadınız,
İnternet çağında online eğitim de aklınıza gelmedi,
O zaman bu peygamber sünnetine aykırı görüntüyü hiç olmazsa peygamber emaneti camilerde vermeyin.
Ümmet olmanın edebi gereği.
Camilerin omzunda taşıdıkları İslâmî ilkeselliğin izzetine "hürmet" gereği.
Biz, dedelerinin jandarma süngüsünden korumak için gömdükleri sararmış kitapların toprak tozunu temizlemek için üflerken,
Boğazına Yeşil Kemalizmin tortusu kaçmış,
Ciğerleri dede kanı solumaktan islenmiş bir nesiliz..
Müslümanların elinde 6 mushaf varken İslâm'ı doruklarında yaşadılar.
Bugün elimizdeki 6 milyar mushafla İslâm'ı yaşamadığımız kadar tartışıyorsak;
Demek ki eksikliğimiz "mushaf bilgisi" değil, mushafı yaşama bilinci.
Yaşamak için okumuyoruz artık, bilmek için okuyoruz.
İlim araçtan amaca döneli beri, kalmadı bereketi..
1400 yıllık ilmî literatür bize uzaydan asteroidlerle fırlatılmadı.
Anadolu'nun bereketi ve manevî mimarı medreselerin pâk sırtında bize taşındı.
Bugün medreselerde eksiklik varsa, faturasını 100 yıl önce medreselere azı dişlerini geçirmiş kanlı despot ideolojiye kesin.
Ensesine rejimin pençesi geçirildiği hâlde 15 asırlık mirası omuzlarından indirmemek için canavar ideolojilerle boğuşmayı göze alan,
Kan kaybıyla vazifesini anca bu kadar yapabilen medreseleri tahkir ederken pek bi aslan kesilen efelenmeleriniz,
Onların tertemiz potansiyeline kirli tırnaklarıyla tasallut eden,
Nefesini kesmek için boynuna postal dayayan malum kızıl ideolojiye gelince fare gibi pusuyorsa;
Medreseleri sigaya çekecek kamet sizde yok demektir.
Hem medreselerin omzunda taşıdığı nimete ekmek banacaksın, medreselerin taşıdığı kümülatif birikimin sırtına basarak PR basamaklarını tırmanacaksın;
Sonra da yediğin, kendisinden beslendiğin kaba dönüp tüküreceksin.
İlmin izzeti bu nankörlüğü kaldırmaz.
Medreseler "hatasıyla sevabıyla" kırmızı çizgimiz.
Eksiği varsa buyrun düzeltin; düzeltmeye, daha iyisini yapmaya kalibreniz yetmiyorsa da edebinizle susun, size sunduğu yüzyıllık hazinenin hatrına vefalı olun.
İlmin iffeti, fikrin haysiyeti şunu gerektirir;
Medreselere tüküreceksen, medreselerin omzunda taşınan ilmî mirası kullanmayı terk edeceksin.
Ya babanın sana verdiklerine vefâlı ol, eksiği varsa edeplice düzelt.
Ya da çiğ ve yavan nankörlük yapacaksan da,
"Babanın verdikleri olmadan, babanın mirasını kullanmadan" kendi başına kaç meteliksin, boyunun ölçüsünü al.
Yok öyle hem babanın mirasına baykuş gibi tüneyip,
Onun mirası üzerinden yükselip, burnun bulutlara değince dönüp seni yükselten mirasa tükürmek.
Medreseleri bu topraklardan çekersen;
Bereketini çekersin, 1400 yıllık devâsa ilmî havzayla bağını kesersin.
Kim bilerek veya bilmeyerek buna hizmet ediyorsa, büyük vebal altındadır.
Elinizi taşın altına koyun, medreselerin ihya ve tamirine çalışın.
Tahkir, tahfif ve tezyifine değil.
@Sampiyon_61_ Cevazdan değil, ideal olandan bahsediyoruz.
"İdeal olan budur." demek, ideal olanı yapamayan bir Müslümanı hedef göstermek değildir.
Bunun ayrımına varın önce.
Varamıyorsanız da başka Müslümanlara "yazıklar olsun" diyecek konumda olmadığınızı bilin.
Tesettürlü eş seçmek, kızına tesettür yolculuğunda rol model seçmektir.
Namazlı eş seçmek, oğluna namazgâhta emsal baba figürü seçmektir.
Sadece kendinize yoldaş seçmiyorsunuz,
Neslinizin dünya ve ahiretini imar edecek bir mimar seçiyorsunuz.
Hassasiyet istiyor o yüzden.
"Salt" anlamını yükleyen sizsiniz.
Paylaşımda bu anlamı veren bi ibare yok.
"Elmanın tadı güzeldir." cümlesinden,
"Sadece elma güzeldir, elmadan başka güzel yoktur." diye "salt elma" anlamı çıkarmak bu.
"Tesettürlü eş seçmek" ibaresinden "Sadece tesettürü kriter alın." anlamı çıkmaz.
@sadenes_ "O zaman herşey tamamdır." anlamı çıkmıyor yazdıklarımdan.
"Vazifemizi yapalım." anlamı çıkıyor.
Sonucun nasıl olacağı bizim uhdemizde değil.
Biz sonuçtan değil, vazifemizi yapıp yapmadığımızdan sorumluyuz.
Sonucun hüsran olma ihtimali vazife ihmalinin bahanesi olamaz.
Eviniz kilitliyken de hırsız girebilir.
Bu, evinizi kilitleme gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.
Kızınızın ileride tesettürü tercih etmeme ihtimali de, sizin bu konuda ona rol model sunma vazifenizi ortadan kaldırmıyor.
İmamın ateist oğlu gibi örneklerin, evladınızı İslâmî terbiye ile yetiştirme sorumluluğunu omuzlarınızdan indirmediği gibi.
@sadenes_ Eviniz kilitliyken de hırsız girebilir.
Bu, evinizi kilitleme gerekliliğini ortadan kaldırmıyor.
Kızınızın ileride tesettürü tercih etmeme ihtimali de, sizin bu konuda ona rol model sunma vazifenizi ortadan kaldırmıyor.
Asıl gerçeklikten uzak olan; bunun ayrımına varamamanız.
Hem ahlâklı hem tesettürlü kızlar var kardeşler.
Çevrenizde yoksa belki de çevrenizi veya pencerenizi değiştirmeniz gerekiyordur.
Bir de kadınla erkeği horoz gibi dövüştüren Twitter toksisitesini fazla solumayın,
Dışarıda reelde daha nezih ve nefis bi hava var.
Erkek benim için babam demek, eşim-oğlum demek, kardeşim demek.
Beni can parçam olan bu erkeklerle hasım etmek isteyen her ideolojiyi paçavra gibi buruşturup atmam lazım.
Kadın da Müslüman erkek için annesi demek, eşi-kızı demek, bacısı demek.
O hassasiyetle üzerine titreyin kadın gibi bir cins-i latifin.
Onca hır-gürün kavga-dalaşın bundan başka bi reçetesi yok.
Kendisi akademinin çorak arazisinde münbit vahâ gibi değerli hocalarımızdan.
Kitaplarını okuyun,okutturun.
Rabbim ayaklarını Ehli sünnet menhecinde sabit kılsın.
Yanınızdayız hocam, kimse Müslüman bir toplumda Müslümanların kıymetlilerine bu densizliği edemez.
@yavuz_koktas
Sokaklar löp et sarkan kasap reyonuna dönüşmüşken,
Yarı çıplak dişi Tarzanların ülkeyi gavuristan bitki örtüsüne çevirmesinden rahatsız olan sadece Yavuz hoca değil.
Hepimize mi soruşturma açacaksınız?!
Eğer biz de Müslüman ülkeysek Yavuz hocaya "bize rağmen" dokunamazsınız!
Kendinize gelin.
Eğer soruşturma açmaya çok meraklıysanız ülkenin ahlakî dokusunu ifsad eden LGBT propagandacısı akademisyen kılıklılara açın o soruşturmayı!
@RTEUniversite
Hz. Abdullah'ın hâşa fahişelere gittiğini konuşarak peygamberin pâk neslini 'akademik nötrlük' kılıfıyla tartışmaya açan hadis inkarcısı Prof.Mehmet Azimli'ye kimse dokunmadı onca tepkiye rağmen.
Hz. Meryem'in iffetini diline dolayan Cihat Kısa yerinden kımıldatılmadı infial koptuğu hâlde.
Şimdi kendi hâlinde "gayet haklı" bir şahsî kanaat belirtti diye ülkede bir avuç kalmış nadide hadis müdafii hocalarımızdan biri ceberrutça sindirilmeye çalışılıyor.
Müslüman kamuoyu olarak buna izin verirsek bize de yazıklar olsun!
İlk videoda Tawassul Lisesi'nde laboratuvar dersinde kız öğrenciler.
Diğer videoda Kabil'in Bagrami bölgesinde lise okuyan kız öğrenciler var.
Bi sonraki video da Kabil Kız Lisesi öğrencileri.
Sondaki videoda da Ümmü'l Mü'minin Âişe (ra) mektebinde bilgisayar/bilişim dersi alan kız öğrenciler.
Tabi ki bizdeki gibi adım başı üniversite ve her bölüm/fakülte yok henüz, ki bu da çok doğal.
Yarım asırlık korkunç vahşî bir işgalin yıkıcı etkisinden henüz kurtulamamış mazlum bir coğrafyadan bahsediyoruz, bellerini doğrultmaları elbet zaman alır.
Afgan yetkililer kadın üniversitelerinin akademik kadro, altyapı ve bütçe eksikliklerinin giderilmesi için zamana ihtiyaçları olduğunu ve bu durumun "kalıcı olmadığını" söyledikleri hâlde kopardılar bu yaygarayı.
Şu an bu eksikliklerin okus pokusla bir anda giderilememesinin faturasını yarım asır işgale direnen mücahitlere kestiler de,
Kadınları 50 yıl boyunca topraklarında cirit atan necis sapıkların tecavüzünün korkusuyla dışarı çıkmaya korkar hâle getiren haydutları hiç konuşmadılar.
"Tavuklara özgürlük!" isteyen tilki tıynetli işgalci eşkıyaların propagandasına ebleh gibi atladılar.
Yarım asırlık istiladan kurtulalı henüz 10 yıl bile olmamış bir gariban kimsesiz toplumun bugünden yarına sihirli değnekle bu imkânlara erişmesini beklediler.
Şu an her bölüm olmayabilir;
Ama kadın polis, kadın sağlıkçı, kadın öğretmen, kadın girişimci ve bilişimciler çalışma hayatında aktifler.
Elbette ki İslâmî ölçüler dahilinde.
Bu yalan kampanyasında karın ağrıları da bu zaten;
Kızlarla iç içe dip dibe olma heveslerini kursaklarında bırakan mahremiyet hassasiyeti bu bozuk niyetlileri çıldırtan.
Afganistan'da ilaç üreten kadınlar.
Peki niye kadınlar çalışmıyor kuyruklu yalanını atıyorlar?
Çünkü kadınların erkeklerle iç içe, dip dibe olmaması sapık zihinlerini hazımsızlıktan kıvrandırıyor.
Kadının hemcinsleri arasında çalışması-okuması iğrenç dürtülerini kaşıyor.
Lise de, üniversite de var kızların okuduğu.
İlk fotoğraf;
Laghman'da Sağlık Bilimleri'nden mezun olan 200 kız öğrencinin töreninden.
Talebeler Stomatoloji, Eczacılık, Anesteziyoloji ve Ebelik gibi farklı bölümlerden mezunlar.
Diğer fotoğrafta Hewad Üniversitesi'nden mezun olan toplumda 193 kız ve erkek öğrencinin töreni.
Sonraki fotoğraf Benawa Üniversitesi'nden, Mühendislik ve Bilgisayar Bilimleri.
Diğer görsel Nangarhar Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nde ebe bölümünden mezun olan kız öğrenciler.