Terörsüz Türkiye hedefi, bu coğrafyada ister PKK üzerinden ister başka bir güç aracılığıyla olsun
Kürt kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e teslim etmemek odaklıdır.
“Terörsüz Türkiye” hedefi ise, İsrail’in kuzeye doğru ilerleyişini ve PKK’yı ile Suriye’deki uzantısı SDG’yi bir kara birliği olarak müttefik hâline getirme çabasını tasfiye etmektir.
Zaten Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü bozacak SDG kaynaklı herhangi bir kalkışmaya izin vermeyeceğini; Suriye devleti ile yaptığı anlaşmalar ve bölgedeki askeri gücünü artırmasıyla açıkça ortaya koymaktadır.
Eğer SDG, Suriye’de ülkenin parçalanmasına ve İsrail’in işini kolaylaştırmaya yönelik adımlar atarsa, bunun en net cevabını Türk devletiyle birlikte Suriye devletinden alacaktır tasfiye edileceklerdir.
Öte yandan Özgür Özel’in geçtiğimiz günlerde dile getirdiği “İngiltere’nin çıkarlarını en çok CHP korur” söylemi, bize Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ve muhtemelen bundan sonra daha da sertleşecek operasyonların Telaviv-Berlin hattında Avrupa'da bir merkez tarafından organize edildiğini açıkca göstermektedir.
Son derece dikkatli olmalıyız; çünkü bütün savaşların akıl merkezi olan Avrupa'da bir merkez, doğrudan savaşa girmeden herkesi birbirine düşürerek ve kurdukları İsrail’i çatıştırarak kendi gücünü pekiştirmeye çalışmaktadır.
Aynı akıl ısrarla Türkiye’yi Orta Doğu’dan koparmaya ve Rusya ile çatıştıracak bir zemin hazırlamaya da tüm gücüyle çalışmaktadır.
Kadim Türk devlet aklı ise bunu çok önceden gördüğü için, Sayın Bahçeli üzerinden dile getirdiği “terörsüz Türkiye” çıkışıyla; Türkiye’nin yaşadığı çok katmanlı mücadele sürecinde, Asya’nın yükselişini ıskalamadan; Batı’nın gerileyişini dikkatle izleyerek kendi çıkarları doğrultusunda bu coğrafyada kadim ittifakı — yani Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ittifakını — güncelleyecektir.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir perspektifle, bu büyük akıl pratik adımlarıyla bunu adım adım gerçekleştirecektir.
@TBMMresmi@tcbestepe@Akparti@MHP_Bilgi@odatv@diyadinosman@ufukcoskunn@NedretErsanel@ibrahimkaragul@Yildiraycicek9
Bir deli yürek daha göçüp gitti…
EROL ÇEPNİ KARDEŞİMİZ HAKKA YÜRÜDÜ
Vefa mektebinin kapısına kilit vurulduğu, menfaatin sadakatin önüne geçtiği zamanlarda; durduğu yerde dimdik duran, doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, hak ve hakikat mücadelesinden bir adım geri atmayan yiğitlerden biriydi Erol Çepni kardeşimiz.
İstanbul Avcılar’da bıraktığı izler, verdiği emekler onun en büyük şahididir.
Sözünü esirgemeyen, haksızlık karşısında susmayan, kimseye eyvallah etmeyen bir dava ve vefa insanıydı.
Yaşadığı sağlık imtihanlarının ardından bugün Hakk’a yürüdü. Bu fani dünyadan göçüp gitti ama geride duruşuyla, mücadelesiyle ve vefasıyla hatırlanacak bir isim bıraktı.
Vefa mektebinin kapısına kilit vuranlar da şunu unutmasın: Erol Çepni’yi bulan Azrail, bir gün mutlaka onları da bulacaktır.
Çünkü bu dünyada baki olan ne makamdır ne servettir ne de güç… Baki olan; Hakk’ın huzuruna hangi yüzle çıkacağımız ve geride nasıl bir iz bırakacağımızdır.
Rabbim Erol Çepni kardeşimize rahmet eylesin. Mekânı cennet, makamı âli olsun. Ailesine, sevenlerine ve dava arkadaşlarına sabr-ı cemil ihsan eylesin.
Allah rahmet eylesin
Ruhu şad, mekânı cennet olsun.
Bu dava, yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir siyasi aidiyet değil; yıllarını, emeğini, duasını, vaktini ve gönlünü bu yürüyüşe adamış insanların ortak idealidir. Bu yüzden Ak Parti’ye gönül vermiş, sahada emek harcamış, sandıkta sahip çıkmış, liderine yapılan haksızlıklara karşı duruş göstermiş insanların bazı konularda kaygılarını, eleştirilerini veya hassasiyetlerini dile getirmesi; bir kopuş, muhalefet ya da kötü niyet olarak görülmemelidir. Aksine samimi eleştiri, davaya zarar vermek için değil; davanın ruhunu, milletin hassasiyetini ve gönül bağını korumak için yapılır.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, gönül veren insanları dinlemek, anlamak ve kırmadan cevap verebilmektir. Bir meseleye farklı açıdan bakan, bazı uygulamalardan rahatsızlık duyan veya “bu bizi milletimiz nezdinde zayıflatır” diye ikazda bulunan insanları ağır sıfatlarla, incitici yakıştırmalarla ya da dışlayıcı bir dille karşılamak doğru değildir. Bu insanlar yıllardır aynı sofranın, aynı mücadelenin, aynı davanın insanlarıdır. Eleştiri getiren herkesi karşı cephede görmek, samimi kaygıları görmezden gelmek ve gönül kırıklıklarını büyütmek, en çok da bu davanın birlik ruhuna zarar verir.
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bizim için bir liderden öte, bu milletin son çeyrek asrına damga vurmuş, Türkiye’ye özgüven kazandırmış, mazlum coğrafyalara umut olmuş büyük bir dava adamıdır. Tam da bu yüzden, onun açtığı büyük Türkiye yürüyüşünde görev alan, söz söyleyen, temsil makamında bulunan herkesin daha kuşatıcı, daha dikkatli ve daha gönül alıcı bir üslup kullanması gerekir. Çünkü bu hareketin gücü sadece teşkilatlardan değil; evinde dua eden anneden, sandık başında bekleyen gençten, sahada dil döken gönüllüden, hiçbir beklentisi olmadan yanında duran milyonlardan gelir.
Bizim derdimiz kavga çıkarmak, birilerini hedef almak ya da kırgınlık üretmek değildir. Derdimiz; bu davanın mayasında bulunan iman, ahlak, adalet, istişare, kardeşlik ve millet hassasiyetini diri tutmaktır. Eleştiriyi düşmanlık gibi değil, bir kardeş uyarısı gibi okuyabilirsek; kaygıları bastırmak yerine dinleyebilirsek; gönül veren insanları dışlamak yerine kucaklayabilirsek, bu yürüyüş çok daha güçlü devam eder. Çünkü sadakat, her şeyi sorgusuz alkışlamak değil; doğru bildiğini edep, nezaket ve samimiyetle söyleyebilmektir.
Bugün bize düşen, birbirimizi yaftalamak değil; ortak davamızın ruhunu yeniden güçlendirmektir. Bu milletin değerlerini, ailesini, gençliğini, inancını, ahlakını ve medeniyet iddiasını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Biz farklı düşünebiliriz, bazı konularda farklı hassasiyetler taşıyabiliriz; fakat aynı büyük Türkiye idealine gönül vermiş insanlar olarak birbirimizi ötekileştirmeden, kırmadan, dışlamadan konuşabilmeyi başarmak zorundayız. Çünkü bu dava, gönül kırarak değil; gönül alarak büyür. @abuyukgumus@AKGMTeskilat@Akparti@RTErdogan@avyusufibis
#AkpartiGönülHareketi
#LiderimizRecepTayyipErdoğan
#DevletimeGüveniyorum
#AkpartiBenimSevdam
#AkpartiHalkHareketi
Metin Külünk @mkulunk Başkanımız #Şanlıurfa'mızı çok iyi biliyor.
Adam çarşı esnafı gibi Haşimiyeden girip Bahçelievlere esnafı dinleye dinleye gidiyor.
Şanlıurfa'yı yine Metin Başkan kadar Sayın Cumhurbaşkanına rapor edecek kimse yok diye düşünüyorum😊
İda Madra Jeoparkı meselesi, sıradan bir çevre ya da turizm projesi gibi görülüp geçilecek bir konu değildir. Çünkü bu proje yaklaşık 17 bin km²’lik çok geniş bir alanı kapsamakta; Balıkesir’in tamamını, Çanakkale’de Ayvacık ve Ezine’yi, İzmir’de ise Bergama’yı içine almaktadır. Üstelik hedef, UNESCO sertifikası almak ve sonrasında bölgenin yönetimini UNESCO kriterlerine göre şekillendirmektir. Böylesine geniş coğrafi kapsamı olan, uluslararası boyut taşıyan ve uzun vadeli sonuçlar doğurma ihtimali bulunan bir projeye elbette dikkatle bakmak gerekir.
Burada dikkat çeken hususlardan biri, jeopark projesinin süresinin uzatılması talebi ile Yunanistan’ın 21 Temmuz 2025 tarihinde yaklaşık 27 bin 500 km²’lik deniz parkı ilanının aynı döneme denk gelmesidir. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da söz konusu deniz parkı ilanını, Ege sorunları çerçevesinde kabul etmediğini açık biçimde ortaya koymuştur. Bu tarih çakışmasının tesadüf mü olduğu, yoksa ayrıca değerlendirilmesi gereken bir yön mü taşıdığı elbette sorgulanabilir. Burada peşin hüküm vermekten değil, dikkatli davranmaktan söz ediyoruz.
Ayrıca bu projede görev alan bazı isimlerin, uluslararası temasları ve kurumsal geçmişleri bakımından kamu denetimine açık yönler taşıdığı kanaatindeyim. Özellikle geçmişte farklı tartışmaların odağında yer almış kurumlarda görev yapmış ya da çeşitli yapılara yakınlığı kamuoyunda zaman zaman konuşulmuş akademik geçmişlerin, böylesine hassas projelerde daha fazla şeffaflık içinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Böylesine hassas coğrafi ve stratejik sonuçlar doğurma ihtimali bulunan projelerde, görev alan kişilerin hangi kurumsal çerçevede hareket ettiği, hangi temasları hangi amaçla yürüttüğü ve sürecin hangi denetim mekanizmalarına tabi olduğu açık biçimde ortaya konulmalıdır. Mesele kişileri hedef göstermek değil; böylesine önemli bir projede şeffaflığın tam olarak sağlanıp sağlanmadığını sorgulamaktır.
Benim kanaatim şudur: Bu meseleye ya tamamen masum bir çevre projesi gözüyle bakmak ya da hiçbir somut veri ortaya koymadan ağır ithamlarda bulunmak doğru değildir. Doğru olan; bu projeyi, koordinatlarını, kapsamını, uluslararası bağlantılarını, hangi kurumlarla nasıl temas kurulduğunu, hangi haritaların esas alındığını ve hangi yetki-sorumluluk çerçevesinde yürütüldüğünü açık biçimde ortaya koymaktır. Özellikle Ege, kıyı alanları, uluslararası statü ve kültürel-jeolojik miras gibi başlıklarda çalışan projelerde devletimizin ilgili kurumlarının tam bilgi sahibi olması ve sürecin milli hassasiyetler bakımından dikkatle izlenmesi hayati önemdedir.
Hiç kimse, kamuoyunun dikkatini çeken bu tür soruların sorulmasından rahatsız olmamalıdır. Eğer her şey açık, sağlıklı ve devletimizin menfaatlerine uygun şekilde yürüyorsa, bu soruların cevabı da net ve şeffaf biçimde verilmelidir. Çünkü mesele herhangi bir kişi meselesi değil; böylesine geniş bir coğrafyada yürütülen uluslararası bağlantılı bir projenin, ülkemizin hassasiyetleriyle tam uyum içinde yürütülüp yürütülmediğinin anlaşılması meselesidir.
Bu sebeple yapılması gereken şey slogan üretmek ya da peşin hüküm vermek değil; dikkatli olmak, soruları doğru sormak ve özellikle kamu yararı, milli hassasiyet ve idari şeffaflık bakımından bu sürecin her yönüyle izlenmesini istemektir. Tereddüt varsa giderilmelidir, şüphe varsa açıklığa kavuşturulmalıdır, kamuoyunu rahatsız eden yönler varsa bunlar da açık biçimde cevaplandırılmalıdır. Böylesine önemli konularda ihtiyat, çoğu zaman en doğru tutumdur. @RTErdogan@tcbestepe@HakanFidan@TC_Disisleri@belginuygur10@MustafaCanbey@ismailok_
Ramazan notları:8
FETÖ’nün KODLARI VE DİYANET İŞLERİNİN SORUMLULUKLARI
Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkan hurafeler ve batıl inançlar elbette kabul edilebilir değildir.
Üzülerek ifade etmek gerekir ki Kur’an gerçekliğini ve Kur’an sosyolojisini doğru okuyamayan akıllar, farklı alanlarda bâtınî ve profil merkezli yaklaşımlarla yaratılış hakikatinin farkında olmadan hareket etmeyi günümüzde de sürdürmektedir. Geçmişin yanlışlarını meşrulaştırmak mümkün değildir.
Gelenekle bağın koparılmasının en ağır bedellerinden biri şudur: Cumhuriyet, maalesef Diyanet’in dolduramadığı alan üzerinden, bol miktarda hurafe ve batıl inancın filizlenmesine zemin hazırlamıştır.
Oysa olması gereken, Mehmet Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi; gelenekle bağları koparmak yerine, geleneğin zaaflarını ve arızalarını ayıklayan, safiyetini muhafaza eden bir ıslahat stratejisi izleyerek süreci yeni zamana cevap verecek bir modele dönüştürmekti.
Bugüne gelecek olursak; yapılması gereken açıktır.
15 Temmuz’un üzerinden dokuz yıl geçtikten sonra bir kez daha ifade etmek gerekir ki din ve din odaklı alan asla ihmal edilmemelidir, bu alanda boşluk bırakılmamalıdır. Büyük hedeflere yürüyen Türk devleti, şapkasını önüne koymalı; 15 Temmuz kalkışmasını, FETÖ’yü ve benzeri yapıları bütün boyutlarıyla masaya yatırarak, din alanında bırakılan boşlukların nasıl sonuçlar doğurduğunu açık yüreklilikle görmelidir. Dini alan, yeni zamana cevap verecek şekilde yeniden düşünülmeli ve yeniden yapılandırılmalıdır.
Tarihin her safhasında; İmam Mâturîdî’nin akıl merkezli itikadî temelleri, Ahmet Yesevî geleneğinin ahlâk ve irfanı, İmam-ı Âzam’ın hayatın bütün alanlarına cevap üreten aklı ve dili merkeze alınmalıdır. Yapay zekâ ve dijital devrime anlam katacak yeni bir model; Mâturîdî ve İmam-ı Âzam’ın akıl ve zekâ odaklı yaklaşımını esas alan bir zemin üzerinde mutlaka konuşulmalıdır.
Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına; FETÖ ve benzeri yapıların akıl dışı, irrasyonel, sürekli Mesih, ve mucize kehanet beklentisi üzerine inşa edilmiş; yalan rüyalarla ve menkıbeleri bağlamından kopararak kendilerine mal eden anlayışlarla girilmemelidir. Kur’an’ın, tıpkı papaz ve rahip geleneğinde olduğu gibi, bir zümrenin kendi konumunu meşrulaştıran bir araca dönüştürülmesine asla izin verilmemelidir.
Türkiye’de laiklik kavramının arkasına sığınarak kendine ayrı bir dünya kuran seküler çevrelerle; din psikolojisi ve din sosyolojisini istismar eden bütün yapılar açısından üzerinde mutabık kalınması gereken temel ilke şudur:
Din ve dini alan, emperyalizmin Türkiye’de operasyon çekebileceği bir zemin hâline asla getirilmemelidir.
Bu noktada Türkiye’deki bütün cemaatler, sızmalara karşı son derece dikkatli olmak ve kendilerini bu çerçevede yeniden gözden geçirmek mecburiyetindedir.
Toplumun büyük bir kesiminin yoksulluğu, çaresizliği ve moral motivasyon eksikliği üzerinden; “el ele verir, talkını kendi yutar, salkımı başkasına yedirir” anlayışıyla saltanat süren bir cemaat modeli ne İslam’ın emridir, ne Kur’an’ın buyruğudur, ne de Hazreti Peygamber’in pratiğidir.
Hazreti Peygamber, evinde hiçbir şey olmadığı hâlde gelen misafirini incitmemek için “Onu misafir edecek kim var?” diyerek sahabeye emanet ederken sergilediği estetik zarafetle bize bir ölçü koymuştur. Bu ölçü anlatılırken; diğer tarafta sofralarında sayısı dahi hesaplanamayacak çeşitlilikle oturup, kapitalizmin öngördüğü zengin şımarıklığını yaşayan yapıların ne Hazreti Peygamber’e uygun bir cemaat ne de ona uygun bir tarikat anlayışı oluşturması mümkündür.
Dolayısıyla hepimiz ama hepimiz kendimizi yeniden gözden geçirmek zorundayız.
UYGULAMA BİÇİMİ ÖNERİSİ
Pilot Köy Seçimi ve Analiz
Her ilde en az 3 pilot köy belirlenir.
Köyün ana geçim kaynağı tespit edilir.
Yerel ekonomik harita çıkarılır.
Uzman Havuzu Oluşturulması
İl bazlı ziraat, orman, su ürünleri, veteriner ve ilgili mühendislerden gönüllü/yarı zamanlı eğitim kadrosu oluşturulur.
Üniversitelerle iş birliği protokolü yapılır.
Müfredat Entegrasyonu
Haftada 2–4 saat uygulamalı üretim dersi eklenir.
Tarla, sera, hayvancılık alanı, atölye gibi uygulama alanları oluşturulur.
Dersler teorik + saha uygulamalı yürütülür.
Üretim Atölyeleri ve Öğrenci Projeleri
Okul bahçelerinde uygulama parselleri kurulması
Öğrenci kooperatif modeli
Ürün geliştirme ve pazarlama eğitimi
Yıl sonu üretim sergileri
Performans ve Yaygınlaştırma
Verimlilik artışı ölçülür.
Göç oranı ve öğrenci devam durumu analiz edilir.
Başarılı model 5 yıl içinde ülke geneline yayılır.
GİRİŞ
Kırsal bölgelerde eğitim ile üretim arasındaki kopukluk, hem genç nüfusun köyden göçüne hem de yerel ekonomik potansiyelin yeterince değerlendirilememesine yol açmaktadır. Mevcut eğitim sistemi, yerel üretim dinamiklerini yeterince dikkate almamaktadır.
Bu politika önerisi, köylerin ana geçim kaynağına göre şekillenen, üretimle entegre bir eğitim modeli geliştirmeyi amaçlamaktadır.
MODELİN TEMEL PRENSİBİ
Her köyün ekonomik yapısı farklıdır. Bu nedenle eğitim modeli de yerel üretim karakterine göre esnek ve uygulamalı olmalıdır.
Örnek:
Tarım köylerinde → Ziraat mühendisleri
Orman köylerinde → Orman mühendisleri
Balıkçılık bölgelerinde → Su ürünleri mühendisleri
Hayvancılık bölgelerinde → Veteriner hekimler
Tekstil üretim alanlarında → Tekstil mühendisleri
Bu uzmanlar müfredat kapsamında hem teorik derslere hem de uygulamalı saha çalışmalarına katılır.
STRATEJİK AMAÇLAR
Eğitim ile üretimi entegre etmek
Yerel kalkınmayı hızlandırmak
Kırsal göçü azaltmak
Gençlerin erken yaşta meslek bilinci kazanmasını sağlamak
Bilimsel yöntemlerle verimlilik artışı sağlamak
BEKLENEN SONUÇLAR
Nitelikli kırsal insan kaynağı
Bilinçli üretim kültürü
Ramazan Notları 6
KÖY TEMELLİ ÜRETİM ODAKLI EĞİTİM MODELİ
Köylerin ana geçim kaynağına göre mesleki uzmanlıkların doğrudan eğitim sürecine entegre edilmesi gerekmektedir. Tarım ağırlıklı bir köyde ziraat mühendisleri; orman köylerinde orman mühendisleri; kıyı ve göl havzalarında su ürünleri mühendisleri; hayvancılığın yoğun olduğu bölgelerde veteriner hekimler; tekstil üretiminin bulunduğu yerlerde ise tekstil mühendisleri müfredat kapsamında öğrencilere hem teorik hem de uygulamalı dersler verebilir.
Bu model, eğitimi hayatın içinden kopuk bir yapı olmaktan çıkararak yerel üretimle bütünleştirir. Öğrenci yalnızca kitaplardan öğrenen değil; üretim sürecini yerinde gören, deneyimleyen ve uygulayan birey hâline gelir. Böylece köyün ekonomik potansiyeli bilimsel yöntemlerle geliştirilir, gençler kendi bölgelerinde nitelikli üretim yapma kabiliyeti kazanır, göç azalır, yerel kalkınma güçlenir ve meslekler erken yaşta tanınarak bilinçli tercihler yapılır.
Bu sistem aynı zamanda üniversite–köy iş birliği modeliyle yürütülebilir. Mühendisler haftalık veya aylık programlarla köy okullarında ders verebilir; uygulamalı atölyeler ve saha çalışmaları düzenleyebilir. Öğrenciler tarım parsellerinde, seralarda, hayvancılık işletmelerinde veya küçük üretim atölyelerinde uygulama yaparak öğrenme sürecine aktif biçimde katılır.
Sonuç olarak bu yaklaşım yalnızca mesleki bir eğitim modeli değil, aynı zamanda yerel kalkınma stratejisidir. Eğitim ile üretimi aynı zeminde buluşturan bu anlayış, köyleri pasif tüketim alanları olmaktan çıkarıp üretim merkezlerine dönüştürebilecek güçlü bir yapısal dönüşüm sunmaktadır.
@tcbestepe@rte@tcmeb@Yusuf__Tekin@iletisim
🔴 Bir Avuç İnsan Platformu olarak Akın Gürlek savcımıza destek olmak için yarın Cuma ⏰️ 14.30 da Çağlayan Adliyesinde basın açıklamamız olacaktır❗️
🇹🇷🤲❤️
(Şeyma Subaşı #uyuşturucu#Persembe Aleyna Tilki Vaad Edilmiş Gelecek Ela Rumeysa Cebeci Venezuela
Bugün çalışma mekanımızda AK Parti İstanbul İl Başkan Yardımcısı ve Teşkilat Başkanı @halimaksu
kardeşimiz ile birlikte
Ömer Karahan,
Sedat Ayyıldız,
Rıdvan Buran ve Uğur Buyar kardeşlerimiz
misafirimiz oldular.
Şeref verdiler.
Nezaketin ve zarafetin mücadele insanına ne kadar yakıştığını hem yaşayarak hem de yaşatarak ortaya koydular.
Ülkemizin tarihi açısından son derece kritik bir dönemde,
Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye’mizin yürüttüğü büyük mücadeleye yürekten inanmış; zamanlarını bu ideal uğrunda anlamlandırma gayreti taşıyan kardeşlerimizin emekleri için kendilerine gönülden teşekkür ediyoruz.
AK Parti, kuruluşundan itibaren sandıktan mahalleye, mahalleden ilçeye ve ile kadar İstanbul’un her noktasında akıl teri ve alın teri döken tüm kardeşlerimizin omuzlarında yükselmiştir.
Bu vesileyle bir kez daha hepsine şükranlarımızı sunuyoruz.
İnanıyoruz ki, İl Başkanımız @abdullahozdemir Bey’in başkanlığındaki İstanbul il kadroları; samimiyeti, vefayı, değerlerimize sadakati ve bu değerlerin teşkilat hayatında vücut bulmasını esas alan bir disiplin duygusunu merkezine alarak, bu zorlu dönemde omuz omuza verilecek çabayla Türkiye’mizin önündeki engeller birer birer aşılacaktır.
Yükselen Türkiye, hiç tereddütsüz bu coğrafyada barışın, huzurun, ekonomik kalkınmışlığın, bireysel ve toplumsal refahın; aynı zamanda bir medeniyet paradigmasının akıl, fikir ve pratik gücü olacaktır.
Kardeşlerimize ziyaretlerinden dolayı tekrar teşekkür ediyor; İstanbul’un her köşesinde sandıktan başlayarak 25 yıldır ve öncesinde bu mücadeleye omuz veren, hiçbir hesap gütmeden görevlerini en güzel şekilde ifa etmiş ve etmeye devam eden tüm teşkilat mensubu kardeşlerimizi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz.
O hâlde,
Sayın Cumhurbaşkanımıza karşı eleştirel bakış ötesi kin ve öfke besleyen muhalif vatandaşlarımıza sesleniyorum:
Lütfen durup düşünelim hep birlikte.
Bu ülke hepimizin.
Terörsüz Türkiye hedefi, bu coğrafyada ister PKK üzerinden ister başka bir güç aracılığıyla olsun
Kürt kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e teslim etmemek odaklıdır.
“Terörsüz Türkiye” hedefi ise, İsrail’in kuzeye doğru ilerleyişini ve PKK’yı ile Suriye’deki uzantısı SDG’yi bir kara birliği olarak müttefik hâline getirme çabasını tasfiye etmektir.
Zaten Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü bozacak SDG kaynaklı herhangi bir kalkışmaya izin vermeyeceğini; Suriye devleti ile yaptığı anlaşmalar ve bölgedeki askeri gücünü artırmasıyla açıkça ortaya koymaktadır.
Eğer SDG, Suriye’de ülkenin parçalanmasına ve İsrail’in işini kolaylaştırmaya yönelik adımlar atarsa, bunun en net cevabını Türk devletiyle birlikte Suriye devletinden alacaktır tasfiye edileceklerdir.
Öte yandan Özgür Özel’in geçtiğimiz günlerde dile getirdiği “İngiltere’nin çıkarlarını en çok CHP korur” söylemi, bize Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ve muhtemelen bundan sonra daha da sertleşecek operasyonların Telaviv-Berlin hattında Avrupa'da bir merkez tarafından organize edildiğini açıkca göstermektedir.
Son derece dikkatli olmalıyız; çünkü bütün savaşların akıl merkezi olan Avrupa'da bir merkez, doğrudan savaşa girmeden herkesi birbirine düşürerek ve kurdukları İsrail’i çatıştırarak kendi gücünü pekiştirmeye çalışmaktadır.
Aynı akıl ısrarla Türkiye’yi Orta Doğu’dan koparmaya ve Rusya ile çatıştıracak bir zemin hazırlamaya da tüm gücüyle çalışmaktadır.
Kadim Türk devlet aklı ise bunu çok önceden gördüğü için, Sayın Bahçeli üzerinden dile getirdiği “terörsüz Türkiye” çıkışıyla; Türkiye’nin yaşadığı çok katmanlı mücadele sürecinde, Asya’nın yükselişini ıskalamadan; Batı’nın gerileyişini dikkatle izleyerek kendi çıkarları doğrultusunda bu coğrafyada kadim ittifakı — yani Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ittifakını — güncelleyecektir.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir perspektifle, bu büyük akıl pratik adımlarıyla bunu adım adım gerçekleştirecektir.
@TBMMresmi@tcbestepe@Akparti@MHP_Bilgi@odatv@diyadinosman@ufukcoskunn@NedretErsanel@ibrahimkaragul@Yildiraycicek9
Terörsüz Türkiye hedefi, bu coğrafyada ister PKK üzerinden ister başka bir güç aracılığıyla olsun
Kürt kardeşlerimizi Siyonist İsrail’e teslim etmemek odaklıdır.
“Terörsüz Türkiye” hedefi ise, İsrail’in kuzeye doğru ilerleyişini ve PKK’yı ile Suriye’deki uzantısı SDG’yi bir kara birliği olarak müttefik hâline getirme çabasını tasfiye etmektir.
Zaten Türkiye, Suriye’nin bütünlüğünü bozacak SDG kaynaklı herhangi bir kalkışmaya izin vermeyeceğini; Suriye devleti ile yaptığı anlaşmalar ve bölgedeki askeri gücünü artırmasıyla açıkça ortaya koymaktadır.
Eğer SDG, Suriye’de ülkenin parçalanmasına ve İsrail’in işini kolaylaştırmaya yönelik adımlar atarsa, bunun en net cevabını Türk devletiyle birlikte Suriye devletinden alacaktır tasfiye edileceklerdir.
Öte yandan Özgür Özel’in geçtiğimiz günlerde dile getirdiği “İngiltere’nin çıkarlarını en çok CHP korur” söylemi, bize Türkiye’nin karşı karşıya olduğu ve muhtemelen bundan sonra daha da sertleşecek operasyonların Telaviv-Berlin hattında Avrupa'da bir merkez tarafından organize edildiğini açıkca göstermektedir.
Son derece dikkatli olmalıyız; çünkü bütün savaşların akıl merkezi olan Avrupa'da bir merkez, doğrudan savaşa girmeden herkesi birbirine düşürerek ve kurdukları İsrail’i çatıştırarak kendi gücünü pekiştirmeye çalışmaktadır.
Aynı akıl ısrarla Türkiye’yi Orta Doğu’dan koparmaya ve Rusya ile çatıştıracak bir zemin hazırlamaya da tüm gücüyle çalışmaktadır.
Kadim Türk devlet aklı ise bunu çok önceden gördüğü için, Sayın Bahçeli üzerinden dile getirdiği “terörsüz Türkiye” çıkışıyla; Türkiye’nin yaşadığı çok katmanlı mücadele sürecinde, Asya’nın yükselişini ıskalamadan; Batı’nın gerileyişini dikkatle izleyerek kendi çıkarları doğrultusunda bu coğrafyada kadim ittifakı — yani Türklerin, Kürtlerin ve Arapların ittifakını — güncelleyecektir.
Balkanlar’dan Kafkasya’ya kadar uzanan geniş bir perspektifle, bu büyük akıl pratik adımlarıyla bunu adım adım gerçekleştirecektir.
@TBMMresmi@tcbestepe@Akparti@MHP_Bilgi@odatv@diyadinosman@ufukcoskunn@NedretErsanel@ibrahimkaragul@Yildiraycicek9
Sayın Metin Külünk’ün bu uyarısı, yalnızca bir eleştiri değil; toplumun her kesimi için derin bir muhasebe çağrısıdır.
Bugün en büyük meselelerden biri; imanın sembolüne sahip çıkarken özünü ihmal eden bir anlayışın toplumun bir kesiminde yerleşik hale gelmesidir. Güç, makam ve şöhretin cazibesine kapılan bazı çevrelerin, Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkma duygusunu yitirmesi, büyük bir yozlaşmanın kapısını aralamaktadır.
Oysa Allah’ın sevgisini kaybetmekten korkan insan;
‣ Adaletsizlikten, yalancılıktan ve zulümden uzak durur,
‣ Kul hakkına, emanete ve hazineye titizlikle sahip çıkar.
Bugün bu değerlerin zedelenmesi, toplumun ruhunu besleyen yitik bir duygunun kaybolduğunu gösteriyor. Bu da tarih boyunca bozgunculukla anılan sapkın anlayışların izinden gitmek anlamına gelir ki; benzemek, kaybetmektir.
Biz, başkalarına benzeyerek değil; öz değerlerimize sarılarak medeniyet kurmuş bir milletiz.
DİKKAT
HEMDE ÇOK DİKKAT
Millet ve devlet 15 Temmuz sonrası neyi bekledi!?
Millet ve Devlet
15 Temmuz’da FETÖ’nün işgal girişimine karşı çıkarken; şehitler verirken, gaziler verirken, sokakta uykusuz kalırken, kulağı tetikte uyurken sonrasında bir beklenti içindeydi.
Milleti ve devleti tehdit eden,
II. Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye’yi kontrol altında tutan ve tutmak isteyen yapının adı;GLADYO’nun
inşa ettiği yapının adı FETÖCÜKemalizm idi.
Sonrasında ise kendi aralarındaki güç mücadelesi ile FETÖCÜKemalizm kenara itildi ve Gladyo’nun FETÖ’sü ana unsur olarak devleti kontrol altına almak istedi ta ki MİT KRİZİ İLE AÇIK MÜCADELE BAŞLAYANA DEK Her yere ama her yere sızdılar ve gücü kontrol ettiler ya da gücü kontrol edenleri kontrol ettiler ve bütün süreçleri yönettiler yönetenleri yönlendirmek için merkezde durdular.
Ancak 15 Temmuz’da İşgal Girişimi başarısız olunca,
Millet ve devlet siyasetten,
2000’li yılların başından itibaren açık etkinleşmeye başlayan ve de hukuk hak kural kutsal tanımayan FETÖ’den Türkiye’nin doğrudan yapılanmalarından arındırılması isteniyordu.
İstenen ve beklenen buydu.
Evet, istenen ve beklenenin önemli bir kısmı yerine gelirken; üzülerek ifade etmeliyim ki, özellikle siyasette FETÖ arınması yapılmadığı gibi, siyasetteki yerelde ve Ankara’da koruyanların korudukları ve kolladıkları FETÖ unsurları B ve C kadrolarıyla birlikte yeniden harekete geçtiler.
Ve şunu unutmayalım: Fırsat bulurlarsa, aynı işgal girişimini tekrar denerler. Hem mülki idare üzerinden, hem iç güvenlik bürokrasisi üzerinden, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinden…
Ancak, Türk devletinin kadim sahiplerinin gücü karşısında bu fırsatı bulamadıkları için deneyecekleri yol, tipik sokak kalkışmaları, sosyal kaos, güvensizlik , ailenin çökertilmesi ve ekonomik kaos olacaktır.
Ve zaten şu anda alanda bütün bunların hepsini gerçekleştirmek için ama dışardan ittifak halinde bu saldırıları yapıyorlar.
Amaç, toplumun moral ve motivasyonunu bozmak olacaktır.
O halde siyasete düşen bir gerçek vardır: Bir kez daha Türkiye’de derhal, ama derhal Sayın CB’na bağlı FETÖ ile Mücadele Koordinasyon Kurulu kurulmalıdır.
Bu kurul, bakanlıkların üzerinde olacak, siyasetin asla müdahale edemeyeceği bir yapıda olmalıdır.
Hiç kimse “Bu benim arkadaşım, bu benim akrabam, bu benim dostum” diyememelidir.
Aynı zamanda FETÖ’nün felsefi temelleri doğru okunmalı, bu Evanjelik yapının aklı deşifre edilmelidir. Bunun için:
📌Milli Eğitim Bakanlığı’nda ders konusu haline getirilmeli,
📌İlahiyat fakültelerinde ders olarak okutulmalı,
📌Diyanet İşleri Başkanlığı bu konuda özel çalışmalar yapmalıdır.
Bir taraftan bu yapılırken, diğer taraftan da kamu yönetiminde sızmış unsurlar temizlenmeli, atılıp da tekrar geri gelenler defalarca gözden geçirilmelidir.
Bu süreç, bir-iki yıllık değil, en az çeyrek asırlık bir mücadele planı çerçevesinde yönetilmelidir.
“ACİL” koduyla Turuncu Devrim ve Zelenski butonuna basıldı!
Kim bastı butonlara:
Londra Telaviv Berlin
Fetö FetöcüKemalizm CHP’nin TEPE YÖNETİMİ ALİSİZ ALEVİLER
George Soros tarafından fonlanan “SOL ÖRGÜTLERİN” BİR KANADI.
“Ben size taarruzu emretmiyorum; ölmeyi emrediyorum.
Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde, yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir.”
“Ordular!
İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
BU COĞRAFYA, ZAFER KUŞAĞIDIR!
Şehadeti şeref bilen,
“Biz ölünce zafer kazanırız!” diyen bir kuşağız.
Biz; halkın yazdığı destanı, halkın iradesini yücelten zaferler tarihiyiz.
Düşmanın gücünden korkup, halkın özgürlük savaşına destek vermek yerine güçlü olanın hizmetine girenler;
ya darbeci oldular,
ya da halkın değerleriyle alay eden, kendine yabancılaşmış hainlere dönüştüler.
Ama biz her Zafer Günü’nde sözümüzü yüksek sesle söyleriz:
Biz, Zafer Kuşağı’yız!
Ölümü şeref biliriz.
Milli iradeye ve milletin değerlerine uzanan elleri kırarız!
Zafer Kuşağı’na selam olsun!
Zafer Bayramlarında yüce milletimizin iradesine selam olsun!
Bu toprakların her karışını canıyla, kanıyla vatan yapan tüm şehit ve gazilerimize sonsuz minnet ve selam olsun!
Ve unutulmasın:
Bugün, o kutlu emrin izinde yürüyen Zafer Kuşağı, vatanı her yönüyle korumaya and içmiştir.
Ve bir kez daha ama bir kez daha çok ama çok zorlu kararlar verileceği bir zamanın şahidi ve zamanın da bize şahitlik edeceği vakitlerdeyiz
İLLA BİRLİK
İLLA BİRLİK
İLLA BİRLİK