🔴 Gençler gerçekten iş beğenmiyor mu?
Prof. Dr. Behçet Yalın Özkara, hazırladığı iki farklı özgeçmişle 3 ay boyunca yüzlerce iş ilanına başvurdu.
📌 1. Aday: Marmara Üniversitesi Makine Mühendisliği mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
📌 2. Aday: Ankara Üniversitesi İşletme mezunu, iki yaz stajı, B1 seviyesinde İngilizce, bilgisayar programları sertifikaları.
Araştırma kapsamında;
• 1. aday için 162,
• 2. aday için ise 147 farklı iş ilanına başvuru yapıldı.
Toplam 309 başvurunun hiçbirine geri dönüş yapılmadı. Geri dönüş sayısı: 0 (sıfır).
İnstagram hesabımız saldırı altında!
Milletin sesini susturmaya çalışan butlancılara karşı mücadelemizi büyütmek için takip, beğeni ve paylaşımlarınızla destek olabilirsiniz.
https://t.co/cbOwES2R9g
Siyaset Bilimci Edgar Şar:
-Macaristan'da bir önceki seçimde insanlar çok umutlandı ama hayal kırıklığı o kadar büyük oldu. Bu son seçimde ise anketlere rağmen insanlar umutlu değildi. Çünkü yeniden hayal kırıklığı yaşamak istemiyorlardı.
-Türkiye'de de bu psikoloji anketlerde görülemeyecek bir öfke yaratıyor olabilir.
-İnsanların durumla başa çıkma mekanizması yaratırken tepki verecekleri günü beklediklerini düşünüyorum. O da en nihayetinde sandığın geleceği gün.
-Bundan 1,5 yıl önce "CHP'nin ülkeyi iyi yöneteceğine dair seçmeni ikna etmesi lazım" diyorduk. Ama şimdi öyle total bir savaş var ki, seçmenin beklentisinin o olduğundan artık şüpheliyim.
-Bence CHP için başarı ölçütü artık direnmesi ve hayatta kalmasıdır.
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Herkes doğal olarak yüzme bilmekle yat sahibi olmanın ne ilgisi var diyor, haklılar. Ama bir husus daha var. “AKP dönemi zenginliği” tam da böyle bir şey zaten, tam olarak zevk alamayacağın, keyfini sürmeyi bilmediğin şeylere sahip olmak istemek.
Siyasi kimliğinden bağımsız, zengin insanların “bizim de çocuklarımız zorluk çekiyor” pozu kesmesi beni çok rahatsız ediyor.
Senin çocuğun o işten keyif bile alır, çünkü kafasında babasının milyoner olduğu fikri var. İstediği zaman bırakır gider. O özgüven ona yetiyor psikolojik güç olarak. Halkın ise böyle seçimi yok. Seçeneği olmayan bir çocuğun 14 yaşında çalıştırılması istismardır, oyun oynayıp spor yapması gezmesi eğlenmesi lazım. Çocuklara hayatın gerçeklerini öğretmek yerine hayatın gerçeklerini değiştirmek için çalışın, daha faydalı olursunuz.
Takıntılı, kindar ve bağnaz. Kemalizm ‘ölü bir ideoloji’ diyerek kendini iyi hissediyor. Yazık, başka bir ifade de kullanılabilir de, kinini körüklemeyeyim🙄
Cumhuriyet fikri, bir dogma değil; her kuşağın yeniden yorumlaması gereken bir vicdan sözleşmesi.
Bugün insanlar Atatürk’e ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerine halâ bağlılarsa ve yeniden sarılıyorlarsa, bu bir adalet, özgürlük ve eşitlik arayışıdır.
Mevcut düzene sadece bu kini ve düşmanlığı nedeniyle sesi çıkmıyor. Bir de ekmeğinin peşinde ne yapsın başka...
Ali Bey, bizi sal, gözünü seveyim.
Bin tane derdimiz var.
Sizin komplekslerini, egonuz, hasedinizle uğraşamayız.
Reisçi olacaksanız saray orada.
Muhalif olacaksanız, medyan burada.
Size verilen Cumhuriyetçi oylarını insanlar zaten helal etmiyor.
O oylarla haksız yere oturduğunuz koltuklarda ne isterseniz onu yapın.
Ama bizi salın.
Gazhane, süt yardımı, kreşler, kent lokantası, artıma tesisleri, talebe yurtları, Habitat, müzeler, kütüphaneler, Mecidiyeköy ve Eminönü meydanları, uzatılan metro ve tramvay hatları, gece saatinde kesintisiz ulaşım, liyakatli kadrolar, kadın istihdamı...
10 saniyede bu kadarını yazabildim.
İnsaf diyorum sadece. Ne diyeyim:(
Kayyum darbesiyle gasp edilmeye çalışılan CHP İstanbul İl Başkanlığımızın önüne 8 Eylül'de yığılan polis barikatlarının, görüntülerle sabit olduğu üzere, plakasız araçlarla taşındığı ortaya çıktı.
Ancak skandal bununla bitmiyor. Bu araçların içinde onlarca yabancı uyruklu kişinin bulunduğu ve emniyet görevlileriyle birlikte hareket ettiği görüntülerde açıkça görülüyor.
Bu akıl almaz duruma sessiz kalmayacağız! İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'ya soruyorum:
1- CHP İstanbul İl Başkanlığı önüne polis barikatı getiren plakasız araçlar kime/ hangi kuruma aittir?
2- Bu araçların plakasız olmasının gerekçesi nedir?
3- Polis barikatlarını taşıyan plakasız araçların kullanımına kim veya hangi kurum tarafından izin verilmiştir?
4- Söz konusu araçlarda bulunan onlarca yabancı uyruklu kişi kimlerdir?
5- Bu kişiler, Türkiye’de hangi statüyle bulunmaktadır?
6- Bu kişiler, sığınmacı mıdır? Yasadışı göçmen midir?
7- Bu kişiler, yabancı uyruklu öğrenci midir?
8- Bu kişiler, ikamet izni ve/veya çalışma izniyle ülkemizde bulunan yabancılar mıdır?
9- Bu kişiler arasında geçici koruma altında bulunan kişiler var mıdır?
10- Bu kişiler hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün görevlendirmesi bulunmakta mıdır?
11- Bu şahıslar taşeron işçi ise güvenlik soruşturmaları yapılmış mıdır? Hangi sıfatla çalıştırılmaktadır? Şirket işçisi ise neden polis gözetiminde taşınmaktadır?
12- Plakasız araçların kamu düzeni ve güvenliği açısından oluşturduğu riskler hakkında Bakanlığınızca herhangi bir soruşturma veya inceleme başlatılmış mıdır?
Devletin saygınlığı ve milletimizin güvenliği ayaklar altına alınamaz. Konunun takipçisi olacağız.
Parti içinde bir kutuplaşma yok. Eğer olsaydı, kurultay sürecinde hizipler arasında kıyasıya bir mücadele ve bununla bağlantılı bir kavga yaşanırdı. Bugün olan ise 2023 kurultayını kaybeden küçük bir grubun, taban ve delege desteği olmadan AKP yargısına sırtını dayayarak CHP’ye çökme girişimidir. Cumhuriyet tarihinde hiçbir siyasi partinin il binası bu şekilde polis ablukasına alınmamıştı.
Partide iki grup arasında bir “kardeş kavgası” olduğu görüşünü bir süredir iktidar medyası işliyor. Bununla neyi amaçladıklarını sanırım herkes anlamıştır.
Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı olarak dayanışma sorumluluğuyla; İstanbul Milletvekili olarak görev bilinciyle; ama en önemlisi ülkemizin darbe zihniyetiyle yönetilmesine karşı direnmek üzere bir yurttaş kimliğimle ben de heyetimizle birlikte CHP İstanbul İl Başkanlığı binasına geçiyorum.
Darbelere, kayyumlara, Saray’ın sopası haline dönüştürülmüş hukuksuz yargıya karşı her zaman dayanışacağız.
Hep birlikte direnip beraber kazanacağız.
’’ Barışa neden karşısınız’’
‘’Barışın adına bile tahammül edemiyorlar…” ,
Şimdi piyasaya sürülen yeni “Yetmez Ama Evetçilerin” ezberi bu!
Daha önce biz “FETÖ devleti ele geçiriyor, Cumhuriyet’le hesaplaşıyor” dediğimizde
“Ağzını çalkala, Hocaefendi’ye böyle denmez” diyenler, bugün de aynı özgüvenle bize “Barışa karşısınız” diyorlar.
Dün teröristler ile gizli kapaklı pazarlık olmaz dediğimizde ‘’faşist ‘’ diyenler
Sonra ne oldu?
Hendekler kazıldı, şehirler yakıldı, yüzlerce vatan evladı şehit oldu.
Hayır efendiler!
Bu ülkenin her vatanseveri silahların sustuğu, gençlerin şehit olmadığı bir Türkiye ister.
Ama sizin “barış” dediğiniz şey, hesapsızca teslimiyet, Cumhuriyetle yeni bir hesaplaşma ve suskunluk düzenidir.
“Kandırıldık, Allah affetsin” demeyin diye halk uyarıyor!
Dün “bebek katili” dediğinize,
Dün “DEM = PKK” diyerek suçladıklarınıza,
Bugün “kurucu irade”, “sayın” diyorsanız,
Bu dönüşümün açıklamasını yapacaksınız.
Süreç nedir, kim ne konuştu, hangi mutabakat yapıldı, bilmiyoruz.
Ama halktan koşulsuz, sorgusuz destek isteniyor.
40 bin kişinin katilleriyle ilgili tek bir yargılama yapılmadan ,tek bir eleştiri bile getirmeden,televizyon programlarında teröristlere methiyeler düzülüyor.Milletin onuruyla, hafızasıyla alay ediliyor.
Kusura bakmayın.
Ama 40 bin şehit vermiş, 15 Temmuz’u ve hendek savaşların�� yaşamış bir millete, aynı senaryoları bir kez daha şeffaflık olmadan anlatamazsınız!
Özgür Özel Üzerine Gecikmiş Bir Tahlil: Kamusal alanda gözyaşı dökenler değil, nefret kusanlar alkışlanıyor. Böyle bir dönemde, gözyaşına sahip çıkan bir lider figürü, sadece siyaseten değil, ahlaken de güçlüdür.
https://t.co/wLO8RkTQuw
Belli ki tüm kabineye “Çıkın ortalara, 19 Mart Darbesini unutturmak için kendi alanlarınızda saçmalayabildiğiniz kadar saçmalayın” talimatı gitmiş.
Not: AKP’nin ilk yirmi yıllık iktidarında yirmi bin köy ilkokulu kapatıldı.