Cihat Yaycı'dan #AhmetTürk'e..
"Ahmet Türk şöyle diyor:
“Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim!”
Cihat Yaycı;
"Ahmet Türk kim mi? 👇
“Devletin inkâr ettiği değil, devletin en üst makamlarına taşıdığı bir siyasetçi.”
“Milletvekilliğinden belediye başkanlığına kadar devletin bütün demokratik imkânlarından yararlanmış, buna rağmen devleti ‘inkâr’ ile suçlayan bir siyaset figürü.”
“Feodal düzenin içinden gelen, geniş toprak sahibi bir aileye mensup olmasına rağmen mağduriyet siyaseti yapan bir aktör.”
“Cumhuriyet’in sağladığı siyasî imkânlarla yükselmiş, fakat Cumhuriyet’in kurucu kimliğiyle sürekli hesaplaşmış bir siyasetçi.”
“Devletin dışladığı değil; devletin Meclis’te temsil ettirdiği, belediye yönetimi emanet ettiği bir isim.”
“Türkiye Cumhuriyeti’nin sunduğu imkânlardan azami ölçüde yararlanmış, fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin millî kimliğini tartışmaya açmayı sürdüren bir siyasetçi.”
🇹🇷 “Öncelikle açıkça ifade etmek gerekir ki Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde ‘Kürdistan’ adında bir devlet, özerk bölge veya hukukî statü bulunmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milleti bölünmez bir bütündür.
🇹🇷 Bu ülkenin vatandaşlığının adı Türk vatandaşlığıdır. Türk vatandaşlığı; etnik kökeni ne olursa olsun herkesi eşit kabul eden anayasal bir aidiyettir.
🇹🇷 ‘Kimliğim yok’ demek de, ‘dilim yok’ demek de gerçekle bağdaşmamaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nde milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış, siyaset üretmiş ve büyük servet sahibi olmuş bir kişinin ‘yok sayıldığını’ iddia etmesi inandırıcı değildir.
🇹🇷 Eğer bir insan devletin sunduğu tüm siyasî haklardan yararlanmış, en üst düzey görevlerde bulunmuş ve ekonomik varlık edinmişse, ortada inkâr edilen bir kimlik değil; demokratik sistemin sağladığı imkânlardan yararlanmış bir vatandaşlık gerçeği vardır.
🇹🇷 Eleştiri başka şeydir, devleti ve milletin birliğini tartışmaya açmak başka şeydir. Türkiye Cumhuriyeti, bütün vatandaşlarına eşit fırsatlar sunmuş; karşılığında ise sadakat ve ortak gelecek bilinci beklemiştir.
🇹🇷 Bu topraklarda hak iddia etmenin temeli etnik ayrılık değil; ortak vatan, ortak tarih ve ortak vatandaşlık şuurudur. Ayrıştıran değil birleştiren bir dil, milletimizin geleceği için esastır.
🇹🇷 Sorun kardeşlik eksikliği değildir. Bu şahıs ve bunun gibilerin amacı ; ortak vatandaşlık değil, etnik kimliğin siyasallaştırılarak ayrı bir siyasî statü ve egemenlik alanı talebine dönüştürülmesidir.
🇹🇷 Kardeşlik söylemi üzerinden yürütülen bu sinsi yaklaşımın hedefi ; Türk Milleti ve Türk Vatandaşı tanımının değiştirilmesi ve hemen akabinde de, devletin üniter devlet yapısının aşındırılması ve etnik temelde yeni bir siyasî düzen kurulmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin buna rıza göstermesi düşünülemez.
🇹🇷 Türkiye’nin ihtiyacı geçmişin ayrılıkçı söylemleri değil; güçlü devlet, güçlü millet ve millî birliktir.”
@turkdegs
SOSYAL MEDYADA YAZDIĞIM YAZILARA ALERJİ DUYAN BİR KESİM; SÜREKLİ OLARAK AĞZA ALINMAYACAK HAKARETLERLE BİRLİKTE “SEN KİMSİN, PARTİN, ETİN, BUDUN NE Kİ MUHALEFET EDİYORSUN” DİYE SALDIRMAYA DEVAM EDİYOR!..
BU TROLLERE BİR KEZ DAHA DİYORUM Kİ:
Ben,
Askeri okulları ve askeri hastaneleri kim kapattıysa,
Milli bayramları kim sabote ettiyse,
T.C. ibarelerini kim söktürdüyse,
Andımızı kim yasaklattırdıysa,
İstiklal Marşı okunurken ayağa kalkmayanlara kim sessiz kaldıysa,
Türk bayrağını paçavraların yanına kim astırdıysa,
TSK’ya kim kumpas kurduysa,
Çeşitli bahanelerle TSK’nın kozmik odalarına girenlere kim göz yumduysa,
Şehide kelle, askere tane, birkaç Mehmet için meclisi toplayamayız kim dediyse,
Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını, "Babalar gibi satarız" diyerek kim sattıysa,
Atatürk’e hakaret edene, resmini devlet dairelerinde ters asana, büst ve heykellerini parçalayana kim sessiz kaldıysa,
Keşke Yunan kazansaydı diyen hainin sözlerine sessiz kalıp ölünce tabutuna kim omuz verdiyse,
Cumhuriyet kapatılması gereken bir parantezdir diyenlere kim ses çıkarmadıysa,
Rahip Brunson'u ABD baskısına boyun eğip kim serbest bıraktıysa,
Atatürk'ün karşı olduğu nifak yuvası Ruhban okulunu açma sözünü vererek Ekümeniklik söylemlerine kim karşı çıkmıyorsa,
Teröristleri sınırda devlet töreniyle kim karşılattıysa,
Diyarbakır meydanında megri megri diyerek ölen teröristler için kim ağıt yakıp gözyaşı döktüyse,
Terör örgütlerine taviz verip açılım adı altında masaya kim oturduysa,
TBMM'de terörle barış komisyonu kurup DEM grup toplantısında PKK sloganı atanlara kim sessiz kaldıysa,
Şehitlerin ahını alarak gözü yaşlı yakınları ile öksüz ve yetim evlatlarının boynunu kim büktüyse,
Lozan Barış Antlaşması'na, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne, 1924 kurucu Anayasa'ya ve mevcut anayasanın değiştirilmesi dahi teklif edilemez maddelerine kim karşıysa,
Her seferinde bebek katiline sayın, terör yuvasına Kandil, teröristin tutulduğu hücreye İmralı diyerek teröre kim sempati atfediyorsa,
FETÖ’yü devlete kim taşıdıysa,
Sözde Türkçe olimpiyatlarında kim göz yaşı döktüyse,
Sınırlardaki mayınları temizleyip orantısız bir şekilde milyonlarca sığınmacıya sınırları açarak demografik yapıyı kim tahrip ettiyse,
Halkın %98'ini yoksulluk ve açlık sınırının altındaki bir yaşama kim mahkum ettiyse,
Ülkemizden batıya rekor seviyede beyin ve sermaye göçüne kim neden olduysa,
2017 yılında parlamentoyu, demokrasiyi ve Cumhuriyeti by-pass ederek ülkeyi kim bu garabet düzene sürüklediyse,
Tüm bunları kim görmezden geliyorsa tamamına karşı olan öz be öz vatan evladıyım...
Partimiz küçük olsa da içi Vatan ve Atatürk sevgisi dolu olan yüreğimiz sizlerin büyük dediğiniz çoğu partideki yüreklerden çok daha büyüktür..!
Dr. Vecdet Öz
80 yaşındaki bir insanı, en temel haklarını kullanabilmek için akıllı telefon kullanmaya mecbur bırakan bir ülke modern değildir.
O, kendisini inşa eden insanlara sırtını dönmüş bir ülkedir.
2026’da her hak bir uygulamaya, her hizmet bir şifreye, her ihtiyaç ise ekrana bakarak ilerleyen soğuk bir prosedüre dönüştü.
Bir yaşlıyı elinde telefonla izleyin.
Bir zamanlar taş kıran o eller şimdi doğru tuşa basmakta zorlanıyor.
Savaş görmüş gözler artık ekrandaki küçücük yazıları okuyamıyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Onları sessizce yalnız bırakıyoruz.
Bir cihazın karşısında pes etmelerini izliyoruz.
Bu bize gerçekten insani geliyor mu?
Bizi büyüten insanlara böyle davranmak doğru mu?
Doktor randevusu için torununu arıyor.
Emekli maaşı işlemi için oğlunu bekliyor.
Fatura ödemek için komşusunun kapısını çalıyor.
Bir tahlil sonucunu anlamak için birinden yardım istemek zorunda kalıyor.
Çünkü günlük hayat artık onların hiç öğrenemediği bir dili konuşuyor.
Peki torun işteyse?
Çocuklar başka şehirdeyse?
Evde sadece sessizlik varsa?
İşte o zaman hak da ortadan kayboluyor.
Tren gişesi yok artık.
Uygulama var.
Market kasası insan değil.
Makine var.
Kimlik bile elektronik oldu.
Ama onu aktif etmek için gereken dijital doğrulama sistemi yine aynı ekrandan geçiyor.
Yani zaten zorlanan bir insanın önüne yeni bir engel daha konuyor.
Günlük yaşamın içindeki insan temasını tek tek sildiler.
Sonra da bunu bize gülümseyerek anlattılar:
“Bu sizin için bir kolaylık.”
Kimin için kolaylık?
Bir masanın arkasında oturup bu sistemleri tasarlayanlar kendilerini yenilik dahisi sanıyor.
Ama çoğu, babasını bir devlet dairesine götürmemiş insanlar.
Çoğu, annesinin bir gün sessizce:
“Ben artık hiçbir işe yaramıyorum galiba…”
dediğini duymamış insanlar.
O cümle, bizi büyüten bir ağızdan çıktığında, her yasadan daha ağır olmalı.
Ama kimse duymuyor.
Ve bu sırada binlerce yaşlı insan sağlık hakkından, emeklilik işlemlerinden, vatandaş gibi hissedebilme onurundan vazgeçiyor.
Çünkü önlerine dijital bir kapı koyuldu.
Ve onlar o kapıyı açamıyor.
Bizden önce gelenleri geride bırakmak ilerleme değildir.
Teknoloji destek olmak için vardı.İnsanların sağlık, saygınlık ve temel haklara ulaşabilmek için geçmek zorunda olduğu bir sınav olsun diye değil.
Ama sistem başka bir şeyi seçti:
İnsanlığı değil verimliliği…
İnsanı değil algoritmayı…
Ve en çok dinlenmesi gereken insanlar şimdi sessizce bir köşede kaldı.
Bir şifreyi hatırlayamadıkları için.
Bir gün sıra bize de gelecek.
Bir gün biz de geride kalacağız.
Ve o zaman şunu geç fark edeceğiz:
Hiçbir uygulama, uzatılmış bir insan eli kadar değerli değildir.
Bahar Meir
Antalya'da avrupalılar lüks otellerde kalıyor, Türkler pansiyon arıyor.
Kapadokya'da avrupalılar balona biniyor, Türkler seyrediyor.
Fethiye'de avrupalılar yamaç paraşütü ile eğleniyor, Türkler ucuz otel arıyor.
Türkler de dizilerde dünyayı fethediyor.
Etnik kimlik başka,
anayasal kimlik başkadır.
Bu ülkede 25 sene önce birisinin etnik kökenini dile getirmek ayıp sayılırdı. Avrupa'da da ayıp sayılır.
Çünkü herkes kanun önünde "anayasal kimliğiyle" eşittir.
Bunun haricinde ayrıcalık beklemenin adı = bölücülüktür.
Tavuk üreticisi, Murat Ağırel’e konuştu:
“5,6 dolara ithal edilen eti 22 dolara satanlara ses çıkarmayanlar, dünyada 5,7 dolar olan tavuk etini 2,7 dolara satan tavukçulara neden çöküyor?”
Doğru. Ahmet Türk gibi toprak ağaları Kürtlerin gerçek sorunudur.
İşte “Kürt sorunu” budur!
6 dönem milletvekilliği yap, yedi sülalen sefahat içinde yaşasın; tatillerin bol güneşli, sofraların oğlaklı olsun ama yine de “Ben yokum!”, de!
Kürtleri kullanan, Kürt kimliğini istismar eden asıl bu gibi kişilerdir. Asırlar boyu sımsıkı sarıldıkları ağalıkları, ayrıcalıklarını kaybetmemek için sığındıkları bölücülük tehditleri olmasa, tek başlarına kahvede pişpirik atmaktan öteye geçemeyecek kişiler TBMM’de, kürsülerde, mikrofonların önünde kolayca yer bulabildi bu ülkede.
Türk’ün sorunu ise sömürgeciler ve onların bu topraklardaki ileri karakolları, aparatları; “cehalette ve ihanette” ısrar ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni içeriden zayıflatsın diye biçimlendirip makamlara yerleştirdikleri…
Bölücülerin, teröristlerin, BOP’çuların, “siyasal İslamcılık” adı altında çalışan Amerikancıların, yeşil kapitalistlerin, tarikatçı örümcek beyinlerin baş edemedikleri tam da bu: Türk ulusunun direnci.
Mustafa Kemal’in ruhuyla canlanan bu direnişi kırmaya çalışıyorlar. Hepsinin ortak özelliği Mustafa Kemal, Cumhuriyet ve Lozan karşıtlığı.
Hepsi birden çalışıyor ama başaramıyorlar; başaramayacaklar da…
📢 Çiğdem Bayraktar Ör:
⭕ “Doğru. Ahmet Türk gibi toprak ağaları Kürtlerin gerçek sorunudur.
İşte “Kürt sorunu” budur!
6 dönem milletvekilliği yap, yedi sülalen sefahat içinde yaşasın; tatillerin bol güneşli, sofraların oğlaklı olsun ama yine de “Ben yokum!”, de!
⭕ Kürtleri kullanan, Kürt kimliğini istismar eden asıl bu gibi kişilerdir. Asırlar boyu sımsıkı sarıldıkları ağalıkları, ayrıcalıklarını kaybetmemek için sığındıkları bölücülük tehditleri olmasa, tek başlarına kahvede pişpirik atmaktan öteye geçemeyecek kişiler TBMM’de, kürsülerde, mikrofonların önünde kolayca yer bulabildi bu ülkede.
⭕ Türk’ün sorunu ise sömürgeciler ve onların bu topraklardaki ileri karakolları, aparatları; “cehalette ve ihanette” ısrar ederek Türkiye Cumhuriyeti’ni içeriden zayıflatsın diye biçimlendirip makamlara yerleştirdikleri…
⭕ Bölücülerin, teröristlerin, BOP’çuların, “siyasal İslamcılık” adı altında çalışan Amerikancıların, yeşil kapitalistlerin, tarikatçı örümcek beyinlerin baş edemedikleri tam da bu: Türk ulusunun direnci.
⭕ Mustafa Kemal’in ruhuyla canlanan bu direnişi kırmaya çalışıyorlar. Hepsinin ortak özelliği Mustafa Kemal, Cumhuriyet ve Lozan karşıtlığı.
⭕ Hepsi birden çalışıyor ama başaramıyorlar; başaramayacaklar da…”
Türkiye’nin içinde bulunduğu derin problemlerin tam yansıması:
Muğla’nın Menteşe ilçesinde görevi başında uğradığı silahlı saldırı sonucu şehit olan, Polis Memuru Tayfun Baş…
Yine bir kadına şiddet vakası..
Yine bir dağılan aile problemi…
Sonuç: astsubay olduğu söylenen eşin hem kendi eşini hem de bir başka güvenlik görevlisini vurması..
Ne acı değil mi?
Maddi anlamda hergün daha da zor geçinen astsubaylar kendi özlük hakları, emeklilik hakları için feryat ederken iktidar duymuyor ama bu sağırlık hergün daha büyük facialara sebep oluyor..
Sonra da yetkililer görevi başında şehit olan polise Allah’tan rahmet; ailesine ve yakınlarına da sabır diliyor.. Geçiyor.. Bir sonraki faciya kadar!!!
Duyun artık astsubaylarımızın, emeklilerimizin, öğretmenlerimizin, madencilerimizin, kısacası bu Milletin çığlıklarını duyun..
Böyle ihbar alıp giden polislere en azından çelik yelek giydirin..
Kadınlar için çocuklar için koruyucu tedbirleri daha ciddiye alın…
Kısaca artık birşeyler yapın!!!
Yada yapacakların önünü açın..
Milletimizin başı sağ olsun; şehidimizin ruhu şad, mekanı cennet olsun🇹🇷
Evet ortada bir sorun var; senin gibi HAİN’lere rahat batması sorunu var…
Kürdistan neresi???!!!!
Kimliğin olmadığı, dilin olmadığı için 6 dönem şerefli TBMM’de vekillik yaptın sonra da Belediye Başkanı oldun dimi!!!!
Yazıklar olsun sana da; seni böyle konuşturanlara da…
Türk Milleti’nin ödediği vergilerle boğazından geçen her lokma da sana haram olsun…
Ahmet Türk, Mardin için "Kürdistan" diyor.
Peki neden?
Çünkü orada Kürtler yaşıyor.
O halde aynı mantıkla soralım:
Mardin'de Araplar yaşamadı mı?
Süryaniler yaşamadı mı?
Türkler yaşamadı mı?
Ermeniler yaşamadı mı?
Mardin ne zamandan beri tek bir etnik grubun tapulu malı oldu?
İşin ilginç tarafı şu:
"Türk toprağı" ifadesine itiraz ediyorlar.
Ama burada bilinçli bir kavram oyunu var.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kullandığı "Türk" tanımı etnik değil, siyasidir.
Anayasal vatandaşlık tanımıdır.
Yani "Türk toprağı" denildiğinde kastedilen şey, Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Nasıl ki Fransız toprağı Fransa'nın egemenlik alanıysa,
nasıl ki Alman toprağı Almanya'nın egemenlik alanıysa,
Türk toprağı da Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır.
Fakat "Kürdistan toprağı" dendiğinde durum değişiyor.
Orada artık anayasal vatandaşlık değil,
belirli bir etnik kimlik adına siyasi egemenlik iddiası başlıyor.
Aradaki fark budur.
Birisi devlet egemenliğini tarif ediyor.
Diğeri etnik egemenlik talep ediyor.
Üstelik tarih de bu iddiayı desteklemiyor.
Mardin hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Diyarbakır hiçbir zaman yalnızca Kürtlerin yaşadığı bir şehir olmadı.
Bu şehirler yüzyıllar boyunca birçok halkın ortak yurdu oldu.
Dolayısıyla mesele Kürtlerin varlığı değil.
Kimse Kürtlerin bu coğrafyanın parçası olduğunu inkâr etmiyor.
Mesele, ortak tarihe sahip şehirleri tek bir etnik kimliğin mülkü gibi göstermeye çalışmak.
Ahmet Türk'ün yaptığı tam olarak budur.
Mardin Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Diyarbakır Kürtlerin de tarihidir.
Ama sadece Kürtlerin değildir.
Ve bugün her ikisi de Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı içindedir.
Tarih ortak olabilir.
Kültür ortak olabilir.
Hatıralar ortak olabilir.
Ama egemenlik tektir.
O da Türkiye Cumhuriyeti'nindir.
"İyi ama siz de İstanbul'a Türk şehri diyorsunuz."
Hayır.
Yine aynı kavram oyunu yapılıyor.
İstanbul'un bugün Türkiye'ye ait olmasının sebebi İstanbul'da yalnızca Türklerin yaşaması değildir.
İstanbul'un Türkiye'ye ait olmasının sebebi, Türk milletinin bu topraklar üzerindeki egemenliğini tarih boyunca kurmuş, korumuş ve uluslararası hukukla tescil ettirmiş olmasıdır.
Egemenlik böyle oluşur.
Nüfus sayımıyla değil.
Etnik aidiyetle değil.
Siyasi güçle, devletle ve hukukla oluşur.
Bugün İstanbul'da Türkler kadar Kürtler de vardır.
Lazlar vardır.
Çerkesler vardır.
Boşnaklar vardır.
Arnavutlar vardır.
Araplar vardır.
Ama kimse çıkıp "İstanbul artık Kürt şehridir" demez.
Neden?
Çünkü egemenlik başka şeydir, nüfus başka şeydir.
Üstelik Türkiye Cumhuriyeti bu meseleyi daha kuruluşunda çözmüştür.
Anayasa etnik köken saymamıştır.
Kan bağı saymamıştır.
Irk saymamıştır.
Vatandaşlık bağı esas alınmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür denmiştir.
Yani burada "Türk" kavramı etnik bir üstünlük iddiası değil, siyasi ve hukuki bir vatandaşlık tanımıdır.
Dolayısıyla Mardin'in Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Diyarbakır'ın Türkiye toprağı olması için herkesin etnik olarak Türk olması gerekmez.
Nasıl ki Fransa'da yaşayan herkes etnik Fransız değildir ama Fransa Fransız Cumhuriyeti'nin egemenlik alanıdır;
nasıl ki Amerika'da yaşayan herkes Anglo-Sakson değildir ama Amerika Birleşik Devletleri'nin egemenlik alanıdır;
aynı şekilde Türkiye Cumhuriyeti'nin egemenlik alanı da etnik homojenlik üzerine değil, vatandaşlık ve egemenlik üzerine kuruludur.
İşte Kürtçü siyasetin bir türlü kabul etmek istemediği nokta budur.
"Kürdistan toprağı" dediğiniz anda vatandaşlıktan çıkıp etnisiteye giriyorsunuz.
Türkiye Cumhuriyeti ise tam tersine etnisiteden çıkıp vatandaşlığa geçmiştir.
Bu yüzden "Türk toprağı" ile "Kürdistan toprağı" aynı şey değildir.
Birisi anayasal egemenliği ifade eder.
Diğeri etnik egemenlik talebini ifade eder.
Aradaki fark tam olarak budur.
Ahmet Türk, “Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum ama kimliğim yok, dilim yok. İşte Kürt sorunu benim.” diyor.
Oysa toprağın Türkiye’de.
Vatan Türkiye'dir.
Kimliğin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığıdır.
Milletvekilliği yaptın, belediye başkanlığı yaptın.
“Kürdüm” diyorsun; bunu söylemene de kimse engel olmuyor.
Dilini konuşuyorsun; buna karşı da bir yasak yok.
Sorun Kürtler değildir.
Sorun, gerçekleri inkâr ederek sürekli mağduriyet siyaseti üretmeye çalışan anlayıştır.
Sorun, terör örgütünün gölgesinde siyaset yapmaktır.
Sorun, etnik vesayet üzerinden siyasi alan oluşturmaya çalışmaktır.
Bugün Kürt vatandaşların en büyük sorunlarından biri de, onların iradesini bu anlayış üzerinden temsil ettiğini iddia eden siyaset tarzıdır.
Unutulmamalıdır ki;
Vatan Türkiye’dir.
Devlet; ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.
Etnik, dil, mezhep ayrımı olmadan hepimiz vatandaşlık bağıyla Türk milletiyiz. Kanun önünde eşitiz.
Kamuda ve eğitimde dil Türkçedir.
Bütün bunlara; ülkeye, vatana, millete karşı vicdani bir bağın da mı yok?
Sorunun kaynağı tarihle, milletle, vatanla bağı inkar etmektir.
#özelhaber Konya’nın Bozkır ilçesinde faaliyet yürüten Bozkır İmam Hatip Mezunları Derneği’ne (BİMDER) ait erkek öğrenci yurdunda bir öğrenciye yönelik uygulanan şiddet kamuoyunda büyük tepki topladı. Cumhuriyet, yurtta kalan bir erkek öğrencinin savunmasız halde darbedildiğini kanıtlayan skandal görüntülere ulaştı
Cumhuriyet’in ulaştığı skandal görüntülerle ilgili yetkililer harekete geçerek adli ve idari soruşturma başlattı
https://t.co/Jf2G5HGAT8
Sayın Bakan,
Ben bir astsubay çocuğuyum. Okul servislerinde babalarının rütbesine göre oturtulan çocukların ne hissettiğini yaşayarak öğrendim.
Siz de bir sivil memur çocuğusunuz.
O yüzden, bu ayrımın ne kadar derinden yaraladığını, en iyi siz ve ben anlarız.
Bugün Türk Silahlı Kuvvetleri’nde, operasyona omuz omuza giden, aynı ateşin ortasında kalan kahramanlarımız, iş orduevine gelince kapıda ayrılıyor.
Uzman çavuş kapıdan çevriliyor, uzman jandarma kapıdan çevriliyor, sivil memur içeri alınmıyor.
Bu hangi vicdana, hangi adalet duygusuna sığar?
Cephede ayrım yoksa, sosyal hayatta da olmayacak!
Merasim Sokak’ta şehit verdiğimiz sivil memurlarımız, bugün orduevine geldiğinde kapıda bırakılıyor.
Bu insanlara verilmesi gereken özlük hakları ve statüler, analarının ak sütü gibi helaldir ve gecikmeden verilmelidir!
Bir emekli astsubayla karşılaşıyorum…
Bana diyor ki: “Bir iş insanının korumasıyım.”
Bir diğeri: “Şimdi özel sektörde güvenlik müdürüyüm.”
Vatan savunmasına ömrünü vermiş, ailesini şehir şehir sürüklemiş, çocuğu arkadaş edinememiş, doğumuna bile yetişememiş…
Bu insanları, çocuklarının mürüvvetini göreceği yaşta sefalet ve zorunlu çalışmaya mahkûm etmek Milli Savunma Bakanlığı’nın ayıbıdır.
“Hazineden para çıkmıyor” bahanesine sığınılamaz!
Uzman Çavuşların Kadro Sorunu:
Bugün kamuda sözleşmeli işçiye kadro verilirken,
-40 derecede nöbet tutan, canını ortaya koyan uzman çavuş sözleşme yenileme stresiyle yaşıyor.
Gelecek kaygısıyla, belirsizlikle baş başa bırakılamaz!
Bu ayıp temizlenecek!
Askerî Liseler:
Osmanlı’dan bu yana savaşta bile kapanmamış Kuleli’yi, Deniz Lisesi’ni kapatmak hataydı.
Kurum aidiyeti erken yaşta başlar.
Bu okullar yeniden açılmalıdır!
TSK’nın bağışıklık sistemi liyakattir.
Kariyer uzmanlığı adı altında, generallerin yapacağı görevlere siyasi saiklerle özel kalem müdürleri atamak
kurumu siyasallaştırmaktır, orduya ihanettir!
Biz bu ordunun şerefli mensuplarının sesi olmaya devam edeceğiz!
Çünkü bu mesele, yalnızca bir statü meselesi değil; bu mesele, adalet meselesidir, onur meselesidir, Cumhuriyet’in askerine saygı meselesidir!
13 tavuk firmasına kayyum atandı.
Oysa;
Türkiye'de tavuk fiyatları dünya ortalamasının çok altında.
Ama
Türkiye'de et fiyatları dünya ortalamasının çok üzerinde!
Millete pahalı et yediren "malum ithalat zincirine!" değil de, ucuz tavuk yediren firmalara operasyon yapıldı.
Neden?
Bu sorunun cevabını biliyorsanız, Türkiye'deki 24 yıllık siyasetin şifresini de çözdünüz demektir!
Milli Savunma Komisyonu'nunda TSK personelimizin sorunları ile ilgili dile getirdiğim hususlar👇
➡️ Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük hakları; astsubay ve binbaşıların tazminat mağduriyetleri devam etmektedir.
➡️ Gazi sayılmayan kahramanlarımızın durumu hâlâ çözüm bekliyor!
➡️ Askeri sağlık sistemi alarm verirken; hekim açığı yasaklarla değil, haklar iyileştirilerek çözülebilir.
Kahramanlarımızın hak arayışının yüce Meclis'te sesi olmaya kararlılıkla devam edeceğiz.