🇹🇷 Türk Milli Takımlarının son büyük turnuva karnesi:
🥈Kadın Voleybol: Dünya 2.
📍Erkek Voleybol: Dünya 6.
🥈Erkek Basketbol: Avrupa 2.
📍Kadın Basketbol: Avrupa 7.
Erkek Futbol: Dünya 47.
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Dün 20 yıllık dostumu kaybettim. Bu yazdıklarımı belki bir kediyle büyümüş biri anlamaz ama yazmak istiyorum. Bize geldiğinde 1 haftalıktı. Ben 8 yaşındaydım, ablam 11, diğer ablam 14. Anne kediler bazen zayıf olan yavruyu ölüme terk eder. Bal da annesi tarafından terk edilmiş bir haftalık küçücük bir bebekti. Onu sahiplendik. Daha yemek yemeyi bile bilmiyordu. Bizim kedimiz diye demiyorum, onu tanıyan herkes onun farklı bir kedi olduğunu düşünürdü. Ömrü boyunca tek bir kediyi bile sevmedi. Hiçbir kediye ayak uyduramadı. Ama un kurabiyesine, peynirli çiziviç’e ve hıriseye/keşkeğe bayılırdı. Midesine çok düşkündü. Hayatıma giren herkesin onunla illa bir anısı olmuştur. Hayatı, yaşamayı çok seviyordu. Ve hayatına ne çok zorluk sığdırdı. Kanser oldu, atlattı. Ülser oldu, atlattı. Zehirlendi, atlattı. Deprem oldu, günler sonra enkazdan çıktı. Hep tutundu hayata. Gerçek bir savaşçıydı. Depremden 4 gün sonra evimizin enkazında, benim penceremin önünde bizi beklerken bulmuştuk. O günden sonra bize üç yıl bir ay daha verdi. 19 yıl 9 ay yaşadı. Son 1.5 ayımı ona adadım. Bebek gibi baktım ona. Bizim için yaşamaya çalıştığını biliyordum. Dün ellerini tutarken son nefesini verdi. Çocukluğumdan kalan son şeyi, en yakın arkadaşımı kaybetmiş oldum. Bu yılın başında bağırsak problemleri yaşamaya başlamıştı. Onun için her şeyi denedik. Kök hücre tedavisi bile uygulandı ama bağırsakları bir türlü düzelememişti. Son çare olarak ölüm riski çok yüksek olan ameliyatı seçtik. Ameliyat olmasa o gün ölecekti. Ameliyattan da uyandı. Hatta yürümeye başlamıştı. Bağırsakları iyileşmişti ama yaşlı vücudu sürece yenik düştü. Ameliyattan sonra 21 gün dayandı. Son gününde ona “gitmen gerekiyorsa git her şey için teşekkür ederim” demiştim, aslında bu konuşmayı ona geçen ay ameliyatından önce de yapmıştım ama o her zamanki gibi hayata tutunmuştu. Son bir buçuk aydır geceleri saat 3’te ve sabah 5’te onu kontrol ediyordum. Gece kontrol ettim, yerini değiştirmiş, oturuyordu, içim rahatlamıştı. Sabah 8:30-9:30 arası da ilaç saatiydi. Bu süreçte doğru düzgün uyuduğumu bile hatırlamıyorum. Sabah ilaçları ablam verecek diye erken uyanmadım. Bal kötüleşmiş, veterinerin öğleye doğru eve gelmesiyle uyandım. O sırada ne olduğunu hala anlayamamıştım. Meğer Bal’ın son dakikalarıymış. Sabah verilen ilacını kustu. Nefesi yavaşladı. Elini tuttum, öptüm. Ve orada hayatımdan göçüp gitti. 27 yıllık hayatımın 20 yılı. Sadece dayanılmaz ağrın olursa git dedim yürüyemezsen ben seni istediğin yere götürürüm, yemek yiyemezsen ben sana yediririm dedim. 1.5 ay boyunca gücünün tükendiği an onu ben gezdirdim evde ve bahçede. 1 ay şırıngayla besledim ve su içirdim. Temizliğine düşkün diye 3-4 saatte bir onu ben temizledim. Veterinere gittiğinde çok stres oluyor diye iğne vurmayı, serum takmayı, çiş yaptırmayı öğrendim. Elimden geleni yaptım ama yetmedi.
Bal, 8 yaşındaki bir çocuğun oyun arkadaşı olduğun için, zorbalanan bir ergenin en iyi arkadaşı olduğu için, ve sonra 27 yaşında genç bir adamın dostu olduğun için sana teşekkür ederim. Anlaşmamıza uyup elinden gelenin en iyisini yaptığın için, yaşamaya çalıştığın için teşekkür ederim güzel kızım. Bize koşulsuz ve dürüst sevgiyi öğrettin. Hayatım boyunca kalbimde olacaksın. Zor olsa da yokluğuna alışacağım. Yine de hayatım boyunca en mutlu anımda da en mutsuz anımda da gözlerim seni arayacak. Seni tonlarca un kurabiyesi kadar seviyorum. İyi ki tanıştık, dopdolu 20 yıl geçirdik birlikte. Seni çok özleyeceğim. Her zaman benimlesin. Huzurla uyu Ballı kruvasanım 🖤♾️🍯
Rusya’yı ezeriz, Amerika’yı düzeriz, İsrail’i düdükleriz Nameleriyle Savaş Çığırtkanlığı Yapanlar iyi okuyun
Bu gördüğünüz tesis Rusların Proton Nükleer Füze Üretim Merkezi…
Her 4 füze bir uydu fırlatıcısına bağlanarak uzay boşluğuna gönderiliyor ve orada sabitleniyor…
Kuzey kutbundaki denemelerde her nükleer füzenin düştüğü bölgedeki 100 kilometrekarelik alana yaklaşık 3.000 derecelik bir ısı yaydığı görüldü.
Bu Nükleer Proton Füzelerinden sadece Rusya’da yok, Amerika, İngiltere, İsrail, Çin ve Japonya’nın da var.
Hindistan ve Kuzey Kore’de göndermek üzere…
Örneğin İsrail’in S-10 Füzeleri koordinatlar verilip Türkiye’nin başkentine gönderildiğinde önce atmosfere girmesi bekleniyor,
sonra arkasındaki itiş gücünü sağlayan ateşleyici aparat ayrılıyor ve elektrikli motoruyla hedefine gidiyor.
Bu sayede ısıya duyarlı havada imha eden anti-füze hava savunma sistemleri nükleer füzeyi görmüyor, yalıtkan alaşımlı dış kaplaması sayesinde ise radarda tespit edilemiyor…
Bu füzelerden 4 tanesi Türkiye’yi haritadan silmek için yeterli!
Bakın sadece şu gördüğünüz alanda bile bu Nükleer Proton Füzelerinden 10 tane var… Yeni dünya savaşı artık yüz sene öncesinde olduğu gibi topla, tankla, tüfekle yada askerle olmayacak.
Çanakkale’de olduğu gibi iman gücü de bir işe yaramayacak!
Bakın bir buçuk milyar nüfuslu İslam ülkelerinin tam ortasında yer alan ve her 7,5milyonluk İsrail’e neden dokunamadığımızı anlıyor musunuz şimdi?…
Çünkü o küçücük İsrail farklı kategorilerde tam 51 defa Nobel Bilim Ödülü almıştır,
peki ya islam ülkeleri? sıfır 0,00!..
Hadi dobra dobra konuşalım,
Bizde Tubitak’ın Bilim Dalındaki Birincilik Ödülünü İmam Hatiplilerin hazırladığı
”Kapağı açılınca içinde ışık yanan ekmek sepeti projesi” kazandı,
şimdi biz bu kafayla bu adamlara kafa tutabilir miyiz arkadaşlar?
İşte yeni bir dünya savaşında, siz tekbir getirene kadar nereden geldiğini dahi göremeyeceğiniz bu füzeler kafanıza yiyor olacaksınız.
Ve bu savaşları dinsel eğitim alan ülkeler değil, bilimsel eğitim alan ülkeler kazanacak.
Bundan zerre kadar şüpheniz olmasın.
YARADAN ,
kâinatta bulunan canlı cansız ne varsa bütün evreni matematik, fizik, kimya ve biyoloji bilimi ile yaratmış, düzenlemiş ve yönetiyor.
Dünyayı da bu temel bilimlerde güçlü olan ülkeler yönetiyor.
DÜNYAYI YÖNETMEK İSTİYORSAN YAPACAĞIN TEK Şey.
👇👇👇👇
Matematik hayattır.
Matematik akıl, zekâ ve mantıktır.
Matematik felsefedir.
Matematik imandır.
Çünkü aklı olmayanın dini olmaz.
Gelişmişliğin ölçüsü matematik ve fen liseleridir.
Çünkü bilgisayar, yapay zekâ ve geleceğin dünyası matematik ve algoritmadır.
Kalkınmanın, ileri gitmenin, zengin olmanın bir tek ölçüsü vardır.
Bilgi, bilim ve teknoloji üretmek, üretmeyen her ülke sömürgedir.
Son olarak,
Bilimden uzak durduğun sürece
Seni ne devrimciliğin, ne solculuğun,
ne Müslümanlığın, ne Türklüğün,
nede milliyetçiliğin kurtarır.
EXO fanlığını bırakalı 6 sene oldu. Çooook az haberim oluyor onlardan. Bugün OT9'u rüyamda gördüm. Lay'e 12 yıldır biasımsın diyip Sehun'a çocuğumun adı Sehun falan diyorum kdldlfldd sonra birden manifest gelip herkesin önüne geçiyor deliriyoruz jxldlxşdöf
🧵 KAN TAHLİLİ DEĞERLERİNİN ANLAMLARI
RBC, WBC, HGB, AST, ALT, GGT, PLT, MCHC, NEUT, MONO, EO…
📌Bu değerler yükselmiş ya da düşmüş olabilir.
Ama ne anlama geliyorlar?
İşte her bireyin bilmesi gereken basit ama etkili bir rehber 👇
FLOOD
Atatürk'ün Boyu 1.74,
Kilosu ise 75 civarıydı...
42 numara ayakkabı giyiyordu...
Ayakkabıları genelde siyah rugandı
Atatürk’ün TC kimlik numarası; 10000000146.
Aslında bu, birinci sıradaki TC kimlik numarası.
Sondaki 46, güvenlik amacıyla, sistem tarafından otomatik konulmuş.
Atatürk’ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı. Kahveyi de çok seviyordu.
Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu.
Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu.
Lacivert rengi sevmezdi.
Bu nedenle dolabında lacivertte yer yoktu.
Kılık kıyafet konusunda çok titiz ve zevk sahibiydi. Çocukları çok severdi.
Fikriye içinde unutamadığı en büyük aşk ve üzüntüsüydü. Onun ölümü onu çok üzmüştü.
Rumeli türkülerini çok sever, zaman zaman mırıldanırdı.
Selanik türküsü onu çok duygulandırırdı. Protokolü sevmez gizlice köşkten kaçıp halkın içine karışmayı çok severdi.
Yalakalar ve boş konuşanları hiç sevmez ve hemen uzaklaştırırdı.
Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı.
Atatürk Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış.
Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış.
Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor.
Atatürk spor yapmayı çok severdi.
Düzenli ata biner, yüzer ve bilardo oynardı.
Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Yüzlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu.
Atatürk 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var.
Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı.
Gecede 2-3 saat uyurdu. Uyumayı zaman kaybı olarak görürdü.
Atatürk isminde bir çiçek vardı. Rivayete göre, Atatürk çok seviyor diye bu ismi koymuşlar.
Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitki bilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi.
Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre Atatürk, doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi. Ardından girdiği komada 30 saat kaldı.
10 Kasım günü ise maalesef hayatını kaybetti.
Atatürk'ü sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz...