205 yıl önce bugün, 5 Ekim 1821’de Tripoliçe isyancı Grek başıbozukların eline geçti.
Şehrin düşmesiyle birlikte Mora İsyanı’nın en kanlı katliamlarından biri başladı.
Müslümanlar ve Yahudi ahali büyük bir katliama uğradı. Evler yağmalandı. Mahalleler boşaltıldı.
Yunan millî anlatısı bu günü bir kahramanlık hikâyesi olarak sunsa da Tripoliçe Katliamı, çarpık Yunan bağımsızlık mitinin en vahşi ve karanlıkta kalan sayfalarından biridir.
Binlerce sivilin kanı o gün Mora toprağına karıştı. Ve bu soykırım hâlâ yeterince konuşulmuyor.
Tripoliçe katliamında vefat eden Müslümanları rahmetle anıyorum.
Not: Tripoliçe’nin düşüşü bazı kaynaklarda 23 Eylül 1821 olarak geçer. Bu, Jülyen (eski) Takvim tarihidir; Gregoryen (şimdi kullandığımız) takvimde karşılığı 5 Ekim 1821��dir.
#TarihteBugün #Tarih #Osmanlı
🚨Osmanlı tarihini çok araştırdım.
Ama şu 6.5 dakikanın
verdiği hazzı hiçbirinde bulamadım
Elin yabancısı
Osmanlıyı öyle bir anlatmış ki
İzledikten sonra
"Zulüm 1453'te başladı" diyenleri
Silkeleyesi geliyor insanın
Mutlaka izleyin..
Tam arşivlik..👇
Yer işaretlerine ekleyelim mümkünse
🇹🇷Mutlaka Paylaşalım🇹🇷
Sadece Merakımdan Soruyorum:
Cumhurbaşkanımız @RTErdogan Sosyolog Berrin Yağlıoğlu Gibi Gelenekçi, Feminist Olmayan, Aile Bütünlüğüne İnanan Bu Toprakların İnsanı Dururken @MahinurOzdemir Yurt Dışında Okumuş, Bu Topraklara Yabancı, Özünden Uzaklaşmış, Kadınları Tır Şöförü Olarak Görecek Kadar Basit Projeleri Olan, Ülke Nufüsünu Azaltan veya Fatma Zehra Sayan Kaya Gibi Haramzade Yada Yerine Düşünülen Prof. Dr. Hülya Terzioğlu Gibi Dibine Kadar Feminist, İslamda Feminizmi Savunan Gonca Kuriş'in Devamı Olan, KADEM Denen Aileye Düşmanı Dernek Çıkışlı İnsanları Tercih Ediyor?
Kadınlarda; Bakan, Vekil, Yada Genel Başkan Yardımcısı Olmak İçin İlla @kademorgtr Çıkışı mı Olmak Gerekiyor?
Bir Vatandaş Olarak Bunların Taşıdığı Prof, Doçent Ünvanları Zerre Umrumda Değil.
Siyonistlerin Kurduğu Mor Çatı Derneği İle Paralel Çalışan Bu Dernek Aile Bitirdi.
Biz Sizin Ferasetinize Güveniyoruz. Dış Siyasette Uçuyorsak, İşlerinizi Duygusal Yapmamanız Kaynaklı Ama İçerde Olunca Duygusal Davranıyorsunuz.
Çevrenize Danışman Diye Alıp Proflar Bu Ülkenin Gerçekleri İle Uzaktan Yakından Alakaları Yok...
🚨İbrahim Karagül:
▪️Eğer İsrail; İran’dan sonra Türkiye’yi hedef yapmayı planlıyorsa... ABD ile birlikte Türkiye’ye saldırmayı düşünüyorsa...
1- Önce Ege’de adaları işgal ederiz.
2- Sonra Batı Trakya’yı kurtarır hatta tüm Yunanistan’ı işgal ederiz.
3- Sonra Kıbrıs’ın tamamını alırız. Çünkü onlar İsrail’in tetikçisi oldu.
▪️En sonunda da 'asıl cephe' başlar.
1- İsrail’i işgal ederiz. Açık söylüyorum işgal ederiz.
2- Tel Aviv’i yok eder, Kudüs’ü kurtarırız.
3- Milyonları İsrail’e akıtır, taş üstünde taş bırakmayız.
▪️Tarihe bakın hele. Ne örnekler var.
▪️Hiçbir güç bu coğrafyada Türkiye’den habersiz harita çizemez. Bu bin yıldır böyle.
▪️Sadece yüz yıl ara verdik ve o süre bitti.
▪️Döndük... Herkes hesabını buna göre yapsın!
(Yer işaretlerine ekleyelim)
KUDÜS BİZİM KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR 🇵🇸
839 yıl önce bugün Selâhaddîn-i Eyyûbî, 88 yıllık hasreti bitirdi; Kudüs’ü yeniden hürriyetine kavuşturdu.
Hıttîn’de zulmün karşısına imanla dikilen Selâhaddîn Eyyûbî; Kudüs’e intikamla değil, adalet ve merhametle girdi. Yalnızca bir şehri fethetmedi; bütün bir ümmete “Kudüs yeniden hür olabilir” hakikatini gösterdi.
Dün Kudüs’ün ebediyen esaret altında kalacağını sananlar yanıldı. Bugünkü işgali kalıcı sananlar da yanılacaktır.
Şam’ın, Halep’in, Karabağ’ın özgürlüğünü gördüğümüz gibi Allah’ın izniyle Kudüs’ün de özgürlüğünü göreceğiz.
Zulüm bâki değildir. İşgal ebedî değildir. Kudüs sahipsiz hiç değildir!
Kudüs Fatihi Selâhaddîn-i Eyyûbî’yi rahmet, minnet ve dualarla yâd ediyorum.
Sadece beş ay gibi kısa bir sürede 'milyarder' olmak! İki milyarlık bir servete kavuşmak!
Böylesi bir servete böylesi kısa bir sürede kavuşanın aklı bunu nasıl alır yahu? İşte bunun adına tamahkârlık diyoruz. Aç gözlülük! Ve hatta gözü dönmüşlük!
Parayı iade etmiş! Tabii ki lütfetmemiş! Ama yetmez!
Birileri hoplayıp zıplayacaktır. Hiç dert değil. İstedikleri kadar zıplasınlar! Bu hadise Ak Parti'ye, Erdoğan'a, iktidara çekilmiş bir büyük operasyondur. Kimse yanlış anlamasın; Fatma Betül Sayan Kaya ve varsa diğerlerini masum kılmaz. Tam tersi vurgunculuğun yanına bir de ihanet suçunu ekler.
Aslında daha fazlasını da söyleyebilirim lakin şu aşamada sınırlı tutmak daha elzem. Gelelim şimdi asıl meseleye. Başka kimler var bilmiyoruz, var mı peki? Özgür Özel ve avenesine bakılırsa var! Peki!
Bu foncular bir şekilde içeri sızmışlar. Aç gözlüleri tek tek tespit edip tuzağı kurmuşlar. Onlar da düşm��ş! İşin özeti bu!
Özgür Özel ve şürekası ne diyor? Başka isimler de var! Varsa nereden buldun? Hadi diyelim buldun, niçin açıklamıyorsun? Niçin faş etmiyorsun? Demezler mi adama 'hayırdır, şantaj mı yapıyorsun' diye?
Şürekası da aynı dili kullanıyor, gazetecisi de. Diyorlar ki başka isimler de var! Açıklayın o halde ne bekliyorsunuz?
'Pazarlık masası kurmaya çalışıyorlar'!
Sal benim hırsızımızı, ben de seninkini faş etmeyeyim!
Fatma Betül Sayan Kaya gibi bir ismi patlatıp akılları sıra Erdoğan'ı köşeye sıkıştıracaklarını düşündüler. Ama olmadı! Şimdi ne yapıyorlar? 'Varan 2, varan 3, varan4... var' diyorlar.
Şöyle diyor Özgür Özel!
'Erdoğan ya bu bataklığı kurutmak için bizimle birlikte çalışacaksın ya da bataklıkta boğulacaksın'.
'Sizinle çalışmak' tan kastı, muradı nedir acep?
Neyse.
Erdoğan ne cevap verdi peki?
'Her kim milletin hakkına, hukukuna, malına, mülküne el uzatırsa karşısında bizi bulur. Kimse bizi başkalarıyla karıştırmasın'.
Yani Ak Partili de olsa, yanımdaki yamacımdaki ikinci, üçüncü adamda olsa fark etmez.
Başka!
'Kimse bizi milyarlarca liralık yolsuzlukları savunmak için meydan meydan, şehir şehir dolaşanlarla mukayese etmesin. Biz onlara benzemeyiz'.
Silivri'dekinin hayallerini suya düşüren açıklama bunlar.
Toplumun da beklentisi bu yönde.
Bir de hızla mağduriyetlerin giderilip, piyasaların toparlanması, emeklinin, işçinin yüzünün güldürülmesi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'a gelirsek. Yapacak bir şey yok. O yine yorulacak. Onun da kaderi, imtihanı bu.
Kuran gerçekten muhteşem, olağanüstü ve eşi benzeri olmayan bir kitap.. Halen insanlar nasıl oluyor da iman etmezler..? Şu ayetlere bir bakar mısınız;
اِذَا السَّمَٓاءُ انْفَطَرَتْ
Gök yarıldığı zaman.. (İnfitar Suresi, 1)
Göğün yarılması demek, tüm dünyada oksijenin anında yok olması demektir. Allahu Ekber.. Peki oksijen yok olursa ne olur..?
1 - Oksijenin yok olması demek, aynı zamanda beraberinde yer kabuğunun patlaması demektir. Yer kabuğu patlayınca, doğal olarak yeryüzündeki tüm denizler, nehirler ve okyanuslar bir anda patlayacaktır. Allah buyurdu ki;
وَاِذَا الْبِحَارُ فُجِّرَتْۙ
Denizler patladığı vakit.. (İnfitar Suresi, 3)
2 - Su H²O dur. Yani diğer bir deyişle su, oksijen ve hidrojenin birleşimidir. Oksijenin yok olması demek bir anda sadece Hidrojen gazının kalması demektir. Peki sadece Hidrojen gazı kalırsa ne olacak..? Elbetteki denizler bir anda ateşe dönüşecektir. Zira oksijenin yok olmasıyla beraber Ozon da yok olacağı için, patlamalardan kaynaklı ateş, atmosferin üst katmanlarına doğru yükselen Hidrojen gazıyla birleştiğinde, tüm okyanuslar, denizler, nehirler ve hatta en ufak su birikintisinin yerini dahi bir anda ateş alacaktır. Çünkü Hidrojen yanıcıdır. Allah buyurdu ki;
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْۙ
Denizler ateşlendigi vakit..
(Tekvir Suresi, 6)
3 - Oksijenin yok olması demek dağların anında toz zerreleri haline gelmesi demektir. Dağları oluşturan devasa granit, bazalt ve kireç taşı kütleleri kimyasal bağlarını kaybedip bir anda mikroskobik silisyum, alüminyum ve demir tozlarına dönüşür. Sadece dağlar değil, dağların üzerinde durduğu yer kabuğu da (lithosfer) %46.6 oranında oksijenden oluşur. Oksijen yok olduğu anda, dağlar toza dönüşür. Allah buyurdu ki;
وَاِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
Dağlar toz haline geldiği vakit.. (Murselat Suresi, 10)
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّٖي نَسْفاً
Sana dağlar soruyorlar. De ki Rabbim onları unufak toz haline getirip savuracak. Böylece yeryüzü dümdüz ve bomboş bırakacak.
(Taha Suresi, 106)
4 - Oksijen yok olduğu vakit; dağı oluşturan tüm o toz ve atomik kalıntılar, artık birbirine tutunamadığı için akışkan bir sıvı gibi davranmaya başlar (akışkanlaşma). Yüksek zirveler saniyeler içinde çevreye doğru akarak yayılır. Kilometrelerce yükseklikteki dağlar, devasa toz dalgaları halinde etrafa doğru sarkarak yayılır. Kısacası dağlar yürüyen bir adam gibi kilometrelerce gider. Allah buyurdu ki;
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْۙ
Dağlar yürütüldüğü vakit..
(Tekvir Suresi, 3)
Daha sabaha kadar yazarım.. Bu ayetleri 1400 sene önce bilim noktasındaki en uzman şahıs da yazamazdı. Çünkü hiç kimsenin bu hususlarda hiçbir malumatı yoktu. Şimdi bu kitabı, okuma yazmayı bilmeyen bir adam Peygamberlik ilan etti ve sonra da yazdı öyle mi..? Ömrü boyunca şaka dahi olsa tek bir yalan söylememiş ve müşriklerin dahi Emin dediği adam.. Anamız babamız feda olsun o muhteşem Peygambere..
Allahım sen ne büyüksün. Senden başka ilah yoktur ve Muhammed (sav) senin kulun ve Peygamberindir.
Bir düşünün…
40.000 insan öldürülüyor.
Ve ardından onların mezarları başında dua edecek bir nesil bile kalmıyor.
Tripoliçe’de olan tam da buydu.
Kadınlar, çocuklar, yaşlılar…
On binlerce Türk vahşice katledildi.
Öyle büyük bir felaketti ki, Yunan millî marşının dizelerinde bile geride “ AĞLAYACAK BİR GÖZ, ANLATACAK BİR AĞIZ ” kalmayacağından söz ediliyordu.
Bugün üzerinden 205 yıl geçti.
Ama hâlâ onların adına bir anma günü yok.
Onları hatırlayan biz olalım.
Onların ardından bir Fatiha okuyan biz olalım.
Unutulmalarına izin vermeyen biz olalım.
23 Eylül, Tripoliçe ve Mora’da katledilen Türkler için resmî Ulusal Anma Günü ilan edilsin.
Eğer sen de onların unutulmaması gerektiğine inanıyorsan, bir imza ver.
Çünkü bazen bir imza sadece bir imza değildir.
205 yıl önce susturulan bir insanın ardından,
“Sen unutulmadın.” demektir.
✍️ Kampanyaya destek ol:
https://t.co/igCUidqf2X
1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
@eafyoncu İvedilikle yaşanan bu katliamların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Tarih ders kitaplarına alınması gerekmektedir. Bilinmediği için birçok vatandaş şuursuzca yunan adalarında tatil yapmaktadır. Bu zalimliğin yeni nesillere öğretilmesi tarihi bir borçtur. @Yusuf__Tekin@tcmeb
1821'deki Yunan isyanında Mora’da büyük bir Türk soykırımı yapılıp, onbinlerce Türk, kadın ve çocuk ayırt edilmeden acımasızca katledildi. Mora'da soykırıma uğrayan Mora Türkleri'ni rahmetle anıyorum.
Bu katliamlar 1821'den 1974'e kadar farklı coğrafyalarda devam etmiştir. Yunanistan’ın tarih boyunca katlettiği Türkler ve akraba topluluklar için ülkemizin en fazla ziyaret edilen yerlerine (Sultanahmet, Ankara, Antalya, İzmir, Konya...) vakit kaybetmeden Yunan katliam ve mezalim anıtları dikmeliyiz. Mora Türkleri Katliamı, Teselya Türkleri Katliamı, Adalar Denizi (Ege) Türkleri Katliamı, Girit Türkleri Katliamı, Balkan Savaşları Katliamı, Batı Trakya Türkleri Katliamı, Trakya İşgali Katliamı, Anadolu İşgali Katliamı anıtlarının önemli sanatkârlarımıza yaptırılıp, bir an önce dikilmesi katledilen onbinlerce masum Müslüman'ın anısını yaşatacaktır.
https://t.co/cWJn1R15uL
🚨Malezya başbakanı, Erdoğan ve Türkiye hakkında konuştu.
Bakın elin oğlu taa ordan Erdoğan'ın ne kadar büyük bir vizyona sahip olduğunu anlatıyor.
İyi dinleyin ve anlamaya çalışın
🔹️Yer işaretlerine ekleyelim mümkünse ve Paylaşalım.
"Mora'daki soykırım ancak öldürecek başka Türk kalmadığında sona erdi."
Yunanlar tarafından Türklere yönelik gerçekleştirilen Tripoliçe Katliamı - 23 Eylül 1821.
ŞİMDİ ŞU SORUYU SORMADAN EDEMİYORUZ:
Bütün bu piyasa manipülasyonları ve fon dolandırıcılıkları olup biterken, bu usulsüzlükleri zamanında görüp müdahale etmekle görevli kamu yöneticileri neyle meşguldü?
Borsa İstanbul’un internet sitesine baktım ve son derece ürkütücü bir manzarayla karşılaştım.
Temel görevi makul fiyatın tescili ve ilanı olan Borsa İstanbul; yaklaşık bir buçuk yıl boyunca hisse senedi fiyatı onlarca, hatta yüz kattan fazla artan ve dolayısıyla borsa değeri âdeta uçan şirketlere, “Siz ne yaptınız? Yeni bir maden mi buldunuz? Yeni bir formül geliştirip dünyaya mı satıyorsunuz?” gibi son derece makul soruları sormamış; âdeta olup biteni kenardan izlemiştir.
Balon gibi şişirilmiş fiyatları tescil ederek manipülatif değer artışlarını mümkün kılmıştır.
Bu denli gerçek ötesi fiyat artışları karşısında şirketleri ilave değerleme yaptırmaya davet etseydi ve bu işlemler tamamlanıncaya kadar söz konusu hisseleri gözaltı pazarına alsaydı, bütün bunların ve bu dolandırıcılıkların gerçekleştirilmesi mümkün olmayacaktı.
Devlet adına bu hesapsız kitapsız işlemlerin gözetimini ve gerektiğinde denetimini yapması gerekenlerin Borsa İstanbul’un Yönetim Kurulunda yer aldığını görmek, hayretimizi ve kuşkularımızı daha da artırmaktadır.
Bütün bunlar olup biterken piyasa gelişmelerini Sayın Cumhurbaşkanımıza rapor etmesi gereken danışmanların da yine Borsa İstanbul yönetimlerinde bulunduğunu görmek, üzüntümüzü katlamaktadır.
Şimdi, görevlerini yerine getirmeyen bu yöneticilerin derhâl görevlerinden aflarını istemelerini ve Sayın Cumhurbaşkanımızın elini rahatlatmalarını bekliyoruz.
Sorumluluk bilinci, zamanında gereğini yapmaktır.
Takipçisi olacağız.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@trxhaber@nurtugbaaktay@yeniakit@erkmacit@tolqahanerdoqan@medreyata@ErdemErkul@ulkucuhareketr@NiluferSabuncu@ilay_aksoy@EdaviyeN98764@Zekeriya_Say@15TemmuzCephesi@NejatOzonay
💢 Fatih Sultan Mehmed’in karşısına çıkan Uzun Hasan, Doğu Anadolu dağlarından ansızın belirmiş sıradan bir aşiret reisi miydi, yoksa İstanbul’u alarak çağ kapatan Koca Fatih’i Anadolu ve İran coğrafyasında dize getirmeye ant içmiş büyük bir imparator mu ?
Çoğu kimse 1473 Otlukbeli Meydan Muharebesi’ni tek bir cümleye sıkıştırıp “Fatih geldi, Uzun Hasan’ı ezdi geçti” der. Oysa tarih bu kadar ucuz ve yüzeysel okunamaz.
Diyarbekir’den yükselen bu Türkmen hükümdarı; Karakoyunluları haritadan silmiş, Timurlu imparatorunu esir alıp idama göndermiş, Fırat’tan Ceyhun’a kadar uzanan Tebriz merkezli devasa bir imparatorluk kurmuştu.
Peki kimdi bu Uzun Hasan ve 1473’te Otlukbeli’nde iki Türk devleti karşı karşıya geldiğinde gerçekte ne yaşandı ?
Teşkilât-ı Mahsusa’nın son başkanı Hüsamettin Ertürk’ün hatıralarında, Siyon Protokollerine atfedilen çarpıcı bir bölüm var;
Genç neslin ahlâkını bozmak,
Aileyi zayıflatmak,
Sanatı şehvete indirgemek,
Ve insanları düşünmekten uzaklaştırmak...
[��ki Devrin Perde Arkası, s. 48-49]