Bilgi Üniversitesi farklı ve özgün bir vizyonla, bir akademisyenler grubunun öncülüğünde sol liberal kültürün baskın karakteriyle kurulmuştu. İlk kurulduğu yer olan Kuştepe’de mahallede yerleşik Roman halkın öğrencilerle kucaklaşması bakımından da bilinen kalıpları yıkıyordu; okulda konuşulan, konuşturulan konular bakımından da. Üniversitelerde baş örtüsü yasaklandığında talimatlara uymayıp öğrencilere kapısını açmış, yine bir kapatma tehdidiyle dizginlenmişti. Santral’e taşındığında bir festivaller cennetine dönüşmüş, bu kez de üniversitelerde bira ve içki yasağı konusunu ülke gündemine taşımıştı. İçinde müzesi, üniversiteye ait resim koleksiyonu olan bir üniversiteydi.
Kanımca bir “vaha” gibiydi.
Elden ele değişen yönetim ve sahipler onu ilk vizyonundan kopardı; idari bakımdan çürüttü. Yıllardır içeriden, dışarıdan her türlü baskı ve bozgunculuğa karşı karakteri ve kurum kültürüyle, akademisyenlerinin aidiyeti ve sorumluluk duygusuyla ayakta kalmaya çalışıyordu.
Onu kapatarak yok etmek yerine yeniden ayağa kaldırmak; ona bir nefes verip yeniden diriltmek ülkemiz için bir kazanç olurdu. Tıpkı öncekiler gibi onun öğrencileri ve akademisyenleri de farklı kurumlara dağıtılacak. Bir şekilde zaman içerisinde kriz çözülecek. Önceki tecrübelerde görüldüğü üzere bu dosya da ilk andaki tepkiselliğin zamanla yok oluşuyla kapanacak.
Ancak, bir daha Türkiye’de böyle bir vizyon hayata geçirilebilir mi bilemiyorum. Ben de kuruluşundan itibaren 10 yıl bu kuruma emek vermiş bir akademisyen olarak eski Üniversiteme reva görülen bu muamele karşısında çok üzgünüm.
Bilgi Üniversitesi kapatılmamalıydı; aksine yeniden yaşama döndürülmesi için nefes verilmeliydi. Çok ama çok yazık oldu😔
Bizim toplumun vicdansızlığını, caniliğini fazla hafife alıyoruz. 3 kuruş fazla kazanmak için hayvanlara yapılan bu işk*ncenin bir bedeli olmalı. Yetkililer bunu görmüyor mu?
Zeytincilik Kanunu Madde 20'ye göre zeytinliklerin çevresinde maden ocağı açılamaz, işletilemez. Buna rağmen Akbelen Ormanı'ndaki 45 bin zeytin ağacı maden açma faaliyetleri yüzünden toz altında kalıyor.
#ZeytincilikKanununuUygula@ibrahimyumakli
Katıl: https://t.co/m16BKDe2pq
@NevaCiftcioglu@fatihaltayli Neva hanım kuduz aşısı ile covid aşısını karşılaştırmaları inanılır gibi değil,sağlığımızın altını nasıl oyuyorlar bilim adı altında,iyi ki sizin gibi bilim insanları var🙏🏻
@gonca_vuslateri Kötülük öyle pompalanıyor ki televizyon programlarında,dizilerde,yalan dolan normalize ediliyor medyada,sonuç bu işte kokuşmuş vicdansız insanlardan oluşan bir toplum
MANİFESTO GİBİ TARİHİ BİR İSTİFA AÇIKLAMASI:
Üniversitelerin bilimden uzaklaştığını belirterek İTÜ Maden Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Görür, akademisyenliği ve başında bulunduğu Marmara Denizi’nde süren deprem araştırmalarını bırakma kararı almış.
Prof. Görür ; İTÜ’nün artık eskisi gibi olmadığını, bir bilim insanının taşıması gereken evrensel ölçütlerin tehdit olarak görüldüğünü söyleyen Görür, “İTÜ, inanılmayacak ölçüde geriye düşen öğretim üyesi profiliyle inanılmayacak düzeyde fukaralaşan üniversiteye dönüştü.
Genel olarak üniversitelerde insanlar uluslararası standartlardaki başarıları ile, araştırmaları ile algılanmıyor. Bizden mi bizden değil mi, hangi toplululuğa, hangi düşünceye aidiyeti var gibi saçma sapan bir yolun içine girildi. Eğer belirli bir düşüncenin insanı değilseniz sizi görmezlikten geliyorlar. Öyle olunca da gerçek bilim adamları küstürülüyor. İnsanlar artık kendi üniversitelerine aidiyetlerini yitirdiler” demiş.
Görür, öğrencinin de bu kokuşmuş üniversite düzeni içinde daha kolay nasıl mezun olacağına baktığını, birçoğunun neredeyse hiç çalışmadan diploma aldığını vurguladı.
Görür, “Bunları dekanlığa, rektörlüğe yazdım. Ben işi ciddiye aldığım için öğrenci açısından da hedef haline geldim. ‘Naci Hoca’nın dersinden geçersen üniversite bitmiştir’ gibi bir algı oluşmuş. Halbuki zor bir hoca değilim. Ben sınav kâğıtlarını ciddi ciddi okursam kimse geçemiyor.
Bunun ürküntüsü ile ben de standardımı düşürdüm, buna rağmen unvanım bu. Düşünün artık üniversite ne hale gelmiş” yorumunu yapmış. Görür bunun yanısıra İTÜ’de evrensel bilim kriterlerinin tehdit olarak görülüp içinin boşaltıldığına dikkat çeken Görür, “Bu değerler ne kadar sulandırılırsa profesör, doçent olmak, kadro almak daha kolay oluyor. İşin bu hale gelişinde siyasetin büyük etkisi var. Üniversiteler siyasallaştı. Her dönemde bu oldu ama benim asistanlığımdan, yani 1971’den bu yana hiçbir dönemde bu son 10 senedeki gibi üniversiteler siyasallaşmadı” diye konuşmuş.
Türkiye’de üniversitelerin durumunun hiç de iç açıcı olmadığını, evrensel ölçütlerde bilim üretilmediğini, araştırma yapılmadığını söyleyen Görür, eğitimin kalitesinin de buna bağlı olarak düştüğünü vurguladı. İTÜ’deki durumun da aynı olduğunu ifade eden Görür, “Üniversitenin yetkili organlarına da bildirdim. Gördüm ki bunu kimse dert edinmiyor. Siyasi iktidar artan üniversite sayısı ile övünüyor” diye belirtmiş.
Prof. Görür, Türkiye’de bilim insanı profilinin fukaralaştırıldığını vurgulayarak şunları söylemmiş “Dünyada bir bilim adamı akademik basamakta yükseltilecekse yayınlarına, aldığı atıflara, yazdığı kitaplara, dünya bilim camiası ile ne kadar iç içe olduğuna bakılır. Bizde ise kesinlikle öyle değil.
Eğer uluslararası bilimsel kriterlere uyuyorsan tehdit olarak bakıyorlar. Belki kolayca bileğini büküp harcayamıyorlar ama seni yok saymaya çalışıyorlar. Çünkü o tür ölçütler üniversitedeki insanları rahatsız ediyor. O ölçütlerin gelmesi demek onların değersizleşmesi demek. İşlerinin zorlaşacağını, belirli akademik basamaklara tırmanamayacaklarını düşünüyorlar. Onun için o değerleri bırakıp yeni yeni eften püften değerler üretip kendilerine değer biçiyorlar.”...
Depremle ilgili Marmara Denizi’nde yaptıkları çalışmalar nedeniyle de hedef haline geldiklerini söyleyen Görür şöyle devam etmiş:
“Türkiye’de deprem araştırmaları fazla yapılmıyordu. Uluslararası kaynaklar, projeler bulup biz yaptık. İTÜ’de deprem araştırmaları yapılıyor, kurumsal desteği var gibi anlaşılıyor ama öyle değil. Biz fazla etkin oluyoruz diye üniversitemiz rahatsız. Laboratuvarımızı elimizden almaya bile çalıştılar.
Üretmeyeceksin, çalışmayacaksın.
Üretirsen fark yaratıyorsun. O farkı yarattığın zaman da rahatsız oluyorlar. O fark oluşmasın diyorlar. Marmara’yı dünyanın en iyi bilinen denizi haline getirdik. Bunun için sürekli yurtdışından gemiler getirdik, araştırmalar yaptık, aletler yerleştirdik, bizzat çalıştık...
@drozcanyucel Hocam ben sağlıkçıyım,covid de geçirdim,aşı sonrası dolaşım problemim oldu,sürekli bir halsizlik,eklemlerde çalışmama, hacamat bana çok iyi geldi.Ben 1.5 sene olmadım sonra zorunlu 2 aşı oldum,sağlıkçıyım.
Çöpü bırakanlara sordum’Bakırköy Belediyesi öyle dedi’diyorlar.Burası İncirli caddesi ,güzelim banklar yeni yapıldı,hala kaldırımları https://t.co/uPSacnXSr9ğer çöplere destek olsun diye yapmışlar#İstanbulBüyükŞehirBelediyesi#BakırköyBelediyesi#sesimiziduyanvarmı!