Carl Jung, insan yalnızlıktan keyif almaya başladığında, bir başkasını ihtiyaç değil de sadece keyif için hayatında istediğinde, o zaman gerçek aşk ona gelebilir diyor. Çünkü birbirine muhtaç olanlar değil, birbirini özgürce seçenler gerçek temas kurabilir. Bir sığınak değil, bir gökyüzü olsun aşk hepimiz için.
Hayatınızdaki erkeğin önüne çekici bir kadın çıksa ve dese ki “benim ev hemen şurada, gidelim mi?” eğer güvenlik kaygısı yoksa, hiçbir erkek bunu reddetmez. Bakın tekrar ediyorum, bunu reddedecek erkek yok. Erkeklerin içsel değil, duruma göre şekillenen ahlak anlayışları vardır. Yani sizin haberiniz olmadığı sürece, yaptığı şeyin ahlaksızlık olduğunu düşünmüyor. Bunlardan boşuna sadakat bekliyorsunuz. Tüm bu suçları da bu yüzden işliyorlar zaten çünkü yakalanmayacaklarını zannediyorlar ve yakalanmadıkları sürece, kimsenin haberi olmadığı sürece davranışlarında bir problem görmüyorlar. Ahlak anlayışlarının temeli tamamen buna dayalı çünkü kadınlardaki gibi empati ve vicdan ile destekli değil. Ve bu canlı türüne bunun aksini anlatmaya çalışıyorsunuz ama anlamıyorlar çünkü aşağı tür olarak gördükleri kadınlardan “akıl almaya” beyinleri tamamen kapalı. Yine de anlatmaya uğraşıyorum işte.
şükrettikçe bahşeden, düştükçe kaldıran, af diledikçe bağışlayan, her şeye rağmen tebessüm etmeyi nasip eden ve etrafımı güzel insanlarla saran Rabbe hamd olsun.
İnsan, kimseye kendini kanıtlama ihtiyacını kaybettiğinde gerçek yolculuğu başlar. Çünkü o andan sonra attığı her adım başkalarının gözünde büyümek için olmaz. Kendi hakikatine yaklaşmak için olur. Alkışın hükmü biter, kıyasın sesi susar. İnsan ilk kez nereye varacağını değil, kim olduğunu düşünmeye başlar. Özgürlük de tam burada doğar.