insan elindekinin kıymetini keşke elindeyken bilse… keşke elindekini çiçek açtırmayı… elindekini sulamayı doğru zamanda doğru ölçüde yapabilse ona toprak olabilse..çiçeğim çoğalsın diye farklı çiçeklere koşacağına elindeki tek kök çiçeği soldurmak yerine gürleştirebilse…
birisine aylarca bağımlı kalmak…. takıntılı kalmak…. unutamamak….. vazgecememek…. bilemiyorum altan…… korkunç şeyler…… böyle hayat mı geçer max 2 günden sonra next budur yani. dünyaya acı çekmek için gönderilmedik. üstelik genç iken… kaldı ki bu acının bir kazancı da yok
İnsanın bu hayatta en çok deneyimlendiği duygu “yanılmaktır.” Etrafındaki kimseleri düzelterek huzuru yakalayacağını sanarak yanılır. Sınırsız sevginin ve güvenin muhabbeti pekiştireceğini zannederken yanılır. Her konuda hassas ve nazik olursa incinmeyeceğini sanarken yanılır. Çok çabalarsa olacağını varsayarken yanılır. Düştüğü durumun içinden bir daha çıkamayacağını sanarken yanılır. Emek verdiği her şeyin yeşereceğini zannederken yanılır. İnsan yanıla yanıla öğrenir yaşamı, yontularak değişir bakışı.
Her şeyin elinde olmadığını, tedbirin üstünde bir de takdirin olduğunu, bazı toprakların çorak olduğunu, vazgeçmenin ve bırakmanın bazen elzem olduğunu, hallerin değişebileceğini insana bir şekilde bu yolun sahibi öğretir.
sevdiğiniz birisine sitem etmek kadar normal bir şey yok. kime yanıp yakılacaksınız? kime gönlünüzün kırgınlığını arz edeceksiniz? kalbi sizden fersah fersah uzak olana mı? insan ancak sesinin yankı bulacağını umduğu bir kapının eşiğinde döker içini. ellere sitem edilmez. sitem dediğin; karşı tarafa biçilen değerin, koparılmak istenmeyen o ince bağın göstergesidir. incindiğini söylemek "bende hâlâ yerin var ve bu yerin hatrı büyük" demektir aslında. gözden çıkarılan birine kırılınmaz bile; insan sadece kıymet bildiğinin ihmaline darılır.