Amerikalı bir kişi gerçekleri sorguladı!
▪️Müslümanlar, ABD hükümetini kara para aklayarak satın almadı. Bunu İsrailliler yaptı.
▪️Epstein'i Müslümanlar değil, İsrailliler yönetti.
▪️O halde neden Müslümanlardan korkuyoruz ve savaşıyoruz?
Serdar Tuncer: "Gazze'deki yaşananlara kızdığımız için bazı ürünleri boykot ediyoruz. Siz dediniz ki; 'Bu çok Müslümanca bir şey değil, boykot...'"
Sâdettin Ökten: "Ben boykot etmiyorum. Başka bir şey..."
Serdar Tuncer: "Ne o efendim?"
Sâdettin Ökte: "Müstağni kalıyorum. Boykot İngilizce bir kelime. B-O-Y-C-O-T-T. Ben boykot etmiyorum. Boykotta şu var; 'Ben onu istiyorum ama şu şu sebepten almıyorum.' Hayır, ben onu istemiyorum. Ben ondan müstağniyim."
Algoritma ve X tamamen Siyonizm ve ateizmin emrinde arkadaşlar. Birbirimize destek olalım. Sevdiğimiz beğendiğimiz iyi, faydalı hesap ve tweetleri RT etmede cimri davranmayalım. Güzel şeyleri daha görünür hale getirelim. Gerekirse birbirimize dm yoluyla haber verelim lütfen.
🎬 Gelin size Hollywood filmlerinde kamera ne zaman Meksika’ya, 'Ortadoğu’ya', Güney Asya’ya ya da Afrika’ya dönse ekranın neden aniden tozlu bir sarı tona büründüğünü anlatayım:
Sinema literatüründe "Yellow Filter" (Sarı Filtre) olarak bilinen bu uygulama, aslında sadece sanatsal bir tercih değil, modern bir oryantalizm ve sömürgeci bakış açısıdır. Breaking Bad ve Traffic’te Meksika’yı, Extraction ve Slumdog Millionaire’de Hindistan’ı, Black Hawk Down’da Afrika’yı ya da pek çok ajan filminde İstanbul’u ve “Ortadoğu’yu” sanki üzerine sarı bir sis çökmüş gibi görmemiz tesadüf değildir.
Bu görsel manipülasyon, Edward Said’in bahsettiği "Öteki"ni inşa etme sürecinin en kestirme yoludur: Batı dünyası parlak ve "soğuk mavi" tonlarla rasyonelliğin, ilerlemenin ve medeniyetin merkezi olarak sunulurken; "Küresel Güney" olarak adlandırılan ve tarih boyunca sömürgeciliğe maruz kalmış coğrafyalar sarı filtreyle boğularak "kaotik, tehlikeli ve durağan" birer suç mahalline indirgenir.
Bu durum, kolonyalizmin kurduğu o üstenci görsel hiyerarşiyi her karede yeniden üretir. Sarı ton; kuraklığı, fakirliği ve "eskiyi" sembolize ederek izleyiciye bu bölgelerin modern zamana ait olmadığı ve "ıslah edilmesi gereken, kirli bir geçmişte takılı kaldığı" mesajını bilinçaltından fısıldar.
Hikaye anlatma biçimi olarak bu filtreyi seçmek, o coğrafyanın gerçek renklerini ve modern dokusunu yok edip Batılı izleyicinin zihnindeki stereotipleri beslemektir. Sonuçta sinematografi, burada bir sanat dalı olmaktan çıkıp dünyayı "medeni merkez" ve "egzotik/vahşi çevre" olarak ikiye bölen politik bir araca, yani sömürgeci zihniyetin görsel bir mührüne dönüşür.
Siz kendinizi ne sanıyorsunuz?
Az önce bir Burger King şubesinde durumu olmayan bir anne kız için makine üzerinden yemek siparişi ettim. Fişi aileye verdim.
Kendi yemeğimin siparişini de ödedikten sonra beraber sıraya girdik. Benim için bir tepsi hazırlanırken aile için hazırlanmadı. Sebebini sorduğumda ise 'onlar restoranda yiyemez, onlara paket hazırlayabiliriz' cevabını aldım.
Bu rezalet üzerine yöneticiyi çağırdım. Ben yiyebiliyorken bu aile neden restorana alınmıyor diye sorduğum da yüksek bir sesle 'kurallarımız var öyle herkesi içeri alamayız' cevabını aldım.
Diğer müşterilerin de tepki göstermesi üzerine en sonunda aileye servis yapıldı. Durumu haberleştireceğimi söylediğimde ise yönetici benimle konuşmak istedi. Tek kelime özür dilemeden haklılığını savundu.
Daha önce bu şubeye hiç girmeyen, hiçbir vukuatı olmayan, sadece FAKİR oldukları için bu muameleye maruz kalan ailenin iletişim bilgilerini aldım ve yemekleri bitene kadar restorandan ayrılmadım.
Küçücük bir kızın yüzüne 'sen burda oturup yemek yiyemezsin' diyecek kadar aşağılık olan bu zihniyeti sizlerin takdirine bırakıyorum.
Nafiz Deniz Seçer, köy köy gezerek gönüllü olarak zeytin fidanı dikiyor 🌱
13 yıl içinde Türkiye'nin dört bir yanındaki atıl arazilere on binlerce fidan dikti, yüz binlerce tohumu toprakla buluşturdu. 🌱
Hedefleri 1 milyon zeytin ağacı 🌿
“Ben dağlardayım, ellerim toprakta... Sen de bir fidan sahiplenerek ya da bu mücadeleyi çevrene yayarak yanımda olabilirsin. Hatta sadece burada paylaşmakla kalma; komşuna anlat, iş yerindeki arkadaşlarına söyle, arkadaşlarını etiketle…bu topraklara nasıl can verdiğimizi herkese duyur!”
Nafiz Deniz Seçer
emeğine yüreğine sağlık 🙏
Prof. Dr. Erhan Afyoncu:
“Pek çok Yahudi malı yiyeceği boykot ediyoruz, peki bilimsel endekslerin çoğunun İsraille bağlantılı olduğunu biliyor muyuz?
Yahudi tarihçiler öyle bir hava estirir ki, sanki Filistin bölgesinde asırlardır sadece onlar varmış, dünyanın en büyük imparatorluklarını onlar kurmuş ve de başka biri yokmuş!
Filistin'de son 3.000 yılda İsrailoğulları, Babil, Pers, Roma, Bizans ve Araplar var.
878'de Orta Doğu'ya yeni bir aktör geliyor: Türkler...
Filistin ve Kudüs'te toplam Türk hakimiyeti 850 yıl, Roma 686 yıl ve Yahudi hakimiyeti 515 yıl sürüyor.
Yani bırakın birinciliği, ikinci sırada bile Yahudiler yok.”
130 years ago, Jews & Muslims exchanged gifts on Passover.
Jewish & Muslim kids played together in the same courtyards
Jews, Muslims & Christians lived & shopped together & merged their holidays together.
And then Zionism destroyed it all.
source: https://t.co/cWOxDrpIk2
Bu Bir İhbar ve Suç Duyurusudur!
Türkiye vatandaşı olup soykırım ordusunda görev alan Siyonistler yargılanmalıdır.
Türk vatandaşlıkları iptal edilmelidir, çok sevdiği işgalci çetelerle birlikte cehennemin dibine kadar yolları var!!
Ülkemde, bizden görünüp te, İsrail yandaşlığı yapan Siyonistleri istemiyorum !!!
Türkiye’de bir Yiyecek ve İçecek Bakanlığı kurulup, gerçekten vatandaşın sağlığını düşünen bir kadro ve etkin izleme ve analiz teknikleriyle, bütün üretici, aracı ve satıcı bileşenlere tam manasıyla egemen olana kadar paketlenmiş yiyecekler ve içecekler almak doğru değil. Fiyat bir problem ama asıl problem çocuklarımızın ve bizim sağlığımız.
Boğaziçi Üniversitesi'nde bir firma var...
8-10 yıldır falan ilaç geliştiriyoruz diyorlar...
Kendi sayfalarında bakanla yanyana verdikleri pozu paylaşıp HAMLE desteği aldıklarını duyurmuşlar.
HAMLE desteği son derece nadir verilen ve minimum 30 milyon TL ile başlayıp 1 milyar TL'ye kadar destek alabileceğiniz bir program...
Yüce devletimiz HAMLE desteğini kime ihsan buyurduğunu bildirmiyor.
Çünkü gizli...
Bana ihsan buyurmadığını biliyorum. Çünkü başvurduk ve reddettiler.
Uluslararası bir firma ile birlikte geçen yıl 400 milyon TL üzeri bir bütçe ile başvurduk.
Firma, 25 ülkeye hali hazırda yapay kemik ihraç ediyor. Benim firmam da aynı biçimde yüksek sayılabilecek hacimlerde ciro gerçekleştiriyor. Mikroakışkan cihaz ve biyolojik hammadde üretiyoruz.
Her türlü denetimi falan on bin defa geçirdik.
Sadece başvuru masrafları bizim için 500 bin TL üzeri oldu.
Bizim proje'nin BAŞTAN REDDEDİLECEĞİ BELLİ OLDUĞU için ilgili birim bizim projeyi gayet yakından tanıdığımız Hacettepe menşeili bir akademik çeteye yollamak istedi.
Anladığım kadarıyla bu arkadaşlara ben daha önce bir reaksiyon vermediğim için cürret buldular.
Beni kendilerinin dengi falan sandılar herhalde...
Maalesef insanları ezmediğiniz zaman ayağınız olmadığını zannediyorlar.
Bu sefer bunun bir bedeli olacağını ilettim. Sanıyorum hep beraber Show Haber'e düşmeyelim diye bu grubu bizden çektiler.
Ama sonuç değişmedi.
Hiçbir biçimde projenin neden reddedildiğine dair bir bilgilendirme almadık. Sorduğum zaman kaf dağının arkasında kimsenin görmediği, duymadığı, bilmediği bir ofis olduğunu, oradan almamız gerektiği söylendi.
Yani yüce Türk devletimiz, uluslararası biyoteknoloji ihracatı gerçekleştiren, hali hazırda istihdam üreten, ciro yapan ve fabrika kurup ölçek büyütmek için destek isteyen %100 Türk iki firma yerine...
Henüz pazara çıkmasına en az 10 yıl bulunan ve en fazla %5 ihtimalle pazara çıkabilecek tamamen teorik bir ürünü desteklemeyi tercih etmiş.
Kaldı ki ürün oranını bilmediğimiz ölçüde yabancı yatırımcı içeriyor. Yani "keriz" gibi bir avrupa firmasının ar&ge masrafı da Türk devletine ödettiriliyor olabilir.
Firma başarısız olsa Türk devletinin parası çöp olacak. Başarılı olsa ve yabancıya exit yapılsa bu sefer Türk devleti "gerzek" gibi yıllarca yabancı bir firmanın ar&ge masrafını desteklemiş olacak.
Benim beş kuruş desteğe ihtiyacım olmadığının altını çizerim. İhtiyacım olduğu zaman zaten alamadık.
İstenirse bana verilen bütün destekleri anında geri verebilirim. Bir aylık cirom daha fazladır.
Benim öfkem, kendi bileğimizin hakkı ile ne kadar çabalarsak çabalayalım kendi devletimiz bizleri bir türlü SAKLI SEÇİLMİŞLER'e tercih etmiyor.
Kimse kendini kandırmasın...
Meritokrasi yerine Aristokrasi tercih edildikçe bu ülkede ne bilim ilerler ne teknoloji...
İngiliz siyasetçi George Galloway, her koşulda İsrail'i destekleyen Piers Morgan'ı susturdu:
"Siz, Piers Morgan, rejimlerini beğenmediğiniz için dünya nüfusunun sekizde yedisinin geçerli sayılamayacağına karar verme hakkını ne zaman elde ettiniz?"
CNN'in haberine göre, ABD, Tomahawk kara saldırı füzeleri ve SM-3 önleme füzeleri de dahil olmak üzere önemli füze stoklarında kıtlıkla karşı karşıya.
Harekâtın 4. gününde!?
Demek kendine kadarmış. Ama en az 10 ülkeyi korumak zorunda.
koruyamıyor…
Katie Hinde anne sütü üzerinde çalıştığını sanıyordu.
Ancak ortaya çıkardığı şey bir konuşmaydı.
2008 yılında, evrimsel antropolog Katie Hinde, Kaliforniya'daki bir primat araştırma laboratuvarında rhesus makak annelerinden alınan anne sütünü analiz ediyordu. Yüzlerce örneği ve binlerce veri noktası vardı. Her şey sıradan görünüyordu—ta ki bir örüntü ortadan kalkmayı reddedene kadar.
Oğlan çocuklarını büyüten anneler, yağ ve protein açısından daha zengin süt üretiyordu.
Kız çocuklarını büyüten anneler ise farklı besin dengelerine sahip daha büyük hacimli süt üretiyordu.
Bu tutarlıydı. Tekrarlanabilirdi. Ve bilimsel fikir birliği için son derece rahatsız ediciydi.
Meslektaşları hata, gürültü, istatistiksel tesadüf olduğunu öne sürdüler.
Ama Katie verilere güvendi.
Ve veriler radikal bir fikre işaret ediyordu.
Süt sadece besin değil.
Bilgidir.
On yıllarca biyoloji, anne sütünü basit bir yakıt olarak ele aldı. Kalori girişi, büyüme çıkışı. Ama eğer süt sadece kalori olsaydı, bebeğin cinsiyetine bağlı olarak neden değişirdi?
Katie araştırmaya devam etti.
250'den fazla anne ve 700'den fazla örnekleme etkinliği boyunca, hikaye daha da karmaşıklaştı. Daha genç, ilk kez anne olan kadınların sütü daha az kalori içeriyordu ancak stres hormonu olan kortizol seviyeleri önemli ölçüde daha yüksekti.
Bu sütü içen bebekler daha hızlı büyüdü.
Ayrıca daha uyanık, daha temkinli ve daha endişeliydiler.
Süt sadece vücutları geliştirmiyordu.
Davranışları da şekillendiriyordu.
Sonra her şeyi değiştiren keşif geldi.
Bebek emzirirken, mikroskobik miktarda tükürük memeye geri akar. Bu tükürük, bebeğin bağışıklık sistemi hakkında biyolojik sinyaller taşır. Bebek hastalanıyorsa, annenin vücudu bunu algılar.
Saatler içinde süt değişir.
Beyaz kan hücreleri artar.
Makrofajlar çoğalır.
Hedefli antikorlar ortaya çıkar.
Bebek iyileştiğinde, süt başlangıç seviyesine döner.
Bu bir tesadüf değildi.
Bu bir karşılıklı etkileşimdi.
Milyonlarca yıl boyunca rafine edilmiş biyolojik bir diyalog. Görünmezdi—ta ki birileri dinlemeyi düşünene kadar.
Katie mevcut araştırmaları incelerken rahatsız edici bir şey fark etti. Ereksiyon bozukluğu üzerine yapılan bilimsel çalışmaların sayısı, anne sütü bileşimi üzerine yapılan çalışmaların iki katıydı.
Her insanın tükettiği ilk besin.
Türümüzü şekillendiren madde.
Büyük ölçüde göz ardı edilmiş.
Bu yüzden cesur bir şey yaptı.
Kasıtlı olarak kışkırtıcı bir isimle bir blog başlattı: Memeliler Süt Emer.
Patladı. İlk yılında bir milyondan fazla okuyucu. Ebeveynler. Doktorlar. Bilim insanları. Araştırmaların atladığı soruları soran insanlar.
Keşifler gelmeye devam etti.
Süt günün saatine göre değişir.
Ön süt, arka sütten farklıdır.
İnsan sütü, bebeklerin sindiremediği 200'den fazla oligosakkarit içerir—çünkü bunlar faydalı bağırsak bakterilerini beslemek için vardır.
Her annenin sütü biyolojik olarak benzersizdir.
2017'de Katie bu çalışmayı TED sahnesine taşıdı. 2020 yılında Netflix'in "Bebekler" dizisiyle küresel bir izleyici kitlesine ulaştı. Bugün, Arizona Eyalet Üniversitesi Karşılaştırmalı Emzirme Laboratuvarı'nda, tıbbın bebek gelişimi, yenidoğan bakımı, mama tasarımı ve halk sağlığı konusundaki anlayışını yeniden şekillendirmeye devam ediyor.
Etkileri şaşırtıcı.
Süt, 200 milyon yıldan fazla bir süredir evrim geçiriyor; dinozorların Dünya'da yaşadığı zamandan daha uzun bir süre. Bir zamanlar basit bir besin olarak gördüğümüz şey, biyolojinin şimdiye kadar ürettiği en karmaşık iletişim sistemlerinden biri.
Katie Hinde sadece sütü incelemedi.
Beslenmenin zeka olduğunu ortaya koydu.
Daha konuşmadan önce kim olduğumuzu şekillendiren canlı, duyarlı bir sistem.
Bütün bunlar, bir bilim insanının hikayenin yarısının "ölçüm hatası" olduğunu kabul etmeyi reddetmesi sayesinde oldu.
Bazen en büyük devrimler, herkesin görmezden geldiği şeyleri dinlemekle başlar.