Ömer Koç, Anıtkabir Özel Defteri'ne şunları da yazabilirdi:
12 Eylül'de dedesinin idamların hızlandırılması için cuntacılara mektup yazdığını
12 Eylül'ün Türk-İslam sentezinden gayet memnun olduklarını
Özal'la birlikte işçilerin haklarını, sosyal devleti, kamu kaynaklarını talan ettiklerini
2002'de Erdoğan'ın iktidara gelmesini sağladıklarını, karşılığında 2003'te TÜPRAŞ'a çöktüklerini
TESEV'i kurarak Fethullahçılar ile AKP'nin rejim değişikliği için platform sağladıklarını
Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin başına geçmesinde bile parmakları olduğunu...
Geçen yıl iki büyük şirketlerinde kar patlaması yaşarken binde 1 vergi verdiklerini, o sırada işçilerin yüzde 17 vergi ödediğini, vs. vs.
“- Biz ki Osmanlı sosyalistleriyiz.. Bizim iki amalımız (emelimiz) vardır. Biri sınıfı zalimiyeyi hak vermeye icbar etmek, ötekisi sınıfı mazlumiyeyi istihsal hakkına muktedir kılmak..”-Osman Nevres[Hasan Tahsin]
ODTÜ'deki Provokasyonun Başlangıcı
Faşist grup henüz bayrak açılmamışken, yukarıdan aşağıdaki öğrencilere ve sahneye küfürler etmeye, bira ve soda şişesi fırlatmaya başlıyor.
ODTÜ öğrencileri de saldırıya karşı koyunca faşistler dev bir bayrak açıyor ve bayrağa saldırı yalanını hemen servis ediyorlar.
“Bugün emperyalizm çok daha akıllı yöntemler kullanmaktadır; özellikle işbirlikçileri ile ülkeyi gerici bir parlamentarizmle yönetmekte, böylece ezilen halk kitlelerinden kendisini gizleyerek sömürü mekanizmasını rahatlıkla sürdürebilmektedir.”
- Mahir Çayan
ODTÜ'deki olaylarda öğrencilerin müdahale ettiği grup sanırım Zafer Partisi ve etkisi altındaki küçük gruplar.
Hükümet ile PKK arasındaki Amerikan barışı sürecinde, sürece sağdan gelen itirazlara ve üniversitelerde ülkücülerden doğacağını bekledikleri boşluğa oynamaya çalışmaları doğal.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde daha da çok öne çıkmaya çalışacaklar.
Ancak, bu ülkede MHP var olduğu sürece alternatifinin gerçek bir siyasi güce dönüşmesi çok zor hatta neredeyse imkansız.
Üstelik, AKP'ye karşı olup aynı anda 'yüce Türk devletine' inanmak gibi bir tutum içerisindeler ve bu tutumu da devlet aygıtı ile iktidar paydaşlarının hiç olmadığı kadar birleştiği Cumhur İttifakı döneminde yapmaları da sahip oldukları yapısal çelişkiyi derinleştiriyor.
Yani herkese PKK'lı diyerek, dev Türk bayrağıyla gezip, kendilerine yapılanı bayrağa yapılmış gibi göstererek ani sıçrama planları vs bunların hiçbiri işe yaramaz.
Öte yandan, Milliyetçi Kongre Derneği vb. diğer gruplar bu durumu 'devlete başkaldıran, isyancı Türk' temasıyla, yeni teorik açılımlarla aşmaya çalışsa da (seküler milliyetçilik vs) bir çeşit düşünce kulübü olmanın ötesine geçemediler çünkü ülkücülük/milliyetçilik/Türkçülük bileşenini kavramsal düzlemde parçalamaya çalıştılar, elbette nefesleri kesildi, nihayetinde İYİ Parti'ye tam entegrasyonu tercih ettiler.
Bütün bunlar MHP'nin gücünden ziyade, MHP eliyle ülkenin milliyetçi/muhafazakar dokusuna vurulan CIA aşısının sonucu. Bu aşı, toplumun önemli bir kısmının genetiğini siyaseten devletten ayrı nefes alamayacak, en kritik anlarda yine 'devletine' dönecek şekilde düzenledi.
"Devletin vardır bir bildiği", "Yapıyorsa bir planı vardır", "Bu devleti yöneten akıl..." ve benzeri çıkarımlar, 'MHP'siz milliyetçilik' girişimlerinin hepsini tarihe gömdü.
Tam olarak bu nedenle, MHP'nin gücü azalsa da bu güç benzerlerine gitmiyor. Ya daha güçlüsüne, ya da sistem dışına transfer oluyor.
Bu gençlerin de dillerinde Atatürk var ama zihinlerinde Mustafa Kemal davranışı yok.
Umarım o gençler, bugünkü olaylarda en başta neden diğer öğrencilerin kendilerine sahip çıkmamalarından başlayarak bazı şeyleri sorgulamaya başlarlar.
Olayın kötülüğünü, vehametini şöyle anlatayım:
Valinin oğlu t*cavüz etmiş, öldürmüş;
Valinin koruması da gömmüş.
Alenin yaşadığı acı tarifsiz.
Sim kartı, emekli bilişimci “polise” verip şifreyi kırdırmışlar. Mesajları da silmişler.
Sonra?
Askeri, dalgıçları, ambulansı, personeli…
devletin imkanlarını kendi pisliklerini örtmek için kul-lan-mış-lar.
Dönemin Jandarma Komutanı, Başsavcısı, İl Sağlık Müdürü hepsi hesap vermeli. Periferde çalışan herkes bilir ki, vali hepsini etkiler.
Devletin, senin, benim, yetimin, emeklinin emeğini, vergisini, kendi pisliklerini örtmek için kullanmışlar!!
Çünkü düşmanınızla değil de onun kötü temsilleriyle kavga ediyorsunuz, gerçek radikal bir eleştiri geliştiremiyorsunuz. Gerçek eleştiri, temsillerle değil bizzat düşmanının kendisiyle mücadele eder ve onun en iyi temsilini muhatap alıp reddeder, bu mücadeledir hakiki olan.
melih gökçek yaşlandı diye seviniyoruz, oğlu çıkıyor başımıza. nihat hatipoğlu yaşlandı diye seviniyoruz, oğlu çıkıyor başımıza. allah daha büyük felaketlerden korusun.
@leylacbitiren Bilgiç deniyor bunlara leylacım, bir performanstır bunlar için bilgi ve statü gibi dışsal bir güç için kullanılır. Entelektüel bilgiyle içkin bir bağ kurabilen kişi, bilge ise bilgi ile yaşamı pratiği yani etiği birleştirebilendir de
“Artık ne zengin olmak isterler ne de yoksul.
Her ikisi de çok zahmetlidir.
Kim yönetmek ister? Kim itaat etmek ister?
Her ikisi de çok zahmetlidir.
Artık kimse çoban olmak istemez, kimse sürü olmak istemez.
Herkes aynıdır, herkes birdir;
farklı düşünen tımarhaneye gider. “